Etiket: 1994

Yıl

  • MALICE MIZER | VICIOUS | 01.94

    Müziği sanatsal bir ifade olarak yüceltmek istiyoruz.

    Şu sıralar Kantō müzik sahnesinde yeni bir fırtına estiren MALICE MIZER. Kuruluşlarının birinci yıl dönümü konserini tüm biletleri tüketerek büyük bir başarıyla geride bıraktılar. Şimdilerde ise Kantō’nun genç gruplarını bir araya getirerek “Trajedinin Ziyafeti” adlı etkinliği düzenliyor ve hep birlikte Kantō müzik sahnesini hareketlendirmeye çalışıyorlar. Kuşkusuz, bundan böyle sahnenin tam ortasında fırtınalar estirecek olanlar onlar.

    Fotoğraf: KAZUYA SEKIYAMA
    Metin/Kopya: TOMONORI NAGASAWA

    Fotoğrafta soldan: KOZI, MANA, TETSU, YU-KI, 右狂

    𒀸 Öncelikle grubun nasıl kurulduğunu soralım.

    MANA: 92 yılının ağustos ayında ben ve KOZI olarak kurduk. Biz ikimiz de dahil olmak üzere, tüm üyeler aslında birbirimizi önceden tanıyorduk. Üstelik gruplarımız da aynı dönemde dağıldığı için, birlikte müzik yapalım derken şimdiki üyeler de doğal olarak bir araya geldi.

    𒀸 O hâlde sound açısından da, en başta “şunu yapalım” diye belirli bir amaçla bir araya gelmekten ziyade, birlikte çaldıkça nasıl bir müzikal çizgi oluşturacağınızın yavaş yavaş şekillendiğini mi söyleyebiliriz?

    MANA: Hayır, daha ilk başta ikimiz bir araya geldiğimiz andan itibaren yönümüz kesin olarak belliydi. Bu, Avrupai bir imajdı. Hem sound hem de görsel açıdan diğer gruplarda olmayan bir özgünlüğe sahip bir grup yapmak istiyorduk.

    𒀸 Anladım. Yani en başından beri hem sound’u hem de görselliği önemsemeyi düşünüyordunuz.

    MANA: Evet. Biz oldukça fazla bölüm ve değişim içeren şarkılar yapıyoruz ama vokallerin kolay dinlenebilir olmasına ve fazla niş/uzman işi bir hâle gelmemesine dikkat ediyoruz. Her şeyden önce kendi özgünlüğümüzü ortaya koymak istiyoruz. İşte bu yüzden, daha en başından, ortalıkta gördüğümüz yalnızca makyaj yapan gruplardan farklı, kendine has bir kimliği olan özel bir grup imajını güçlü bir şekilde yaratmayı hedefliyorduk.

    𒀸 O hâlde, başından beri ne yapmak istediğiniz aşağı yukarı belli olduğuna göre, müzik yapmak sizin için daha kolay olmuştur, değil mi?

    TETSU: Nasıl bir sound’a ulaşmak istediğimiz belli olduğu için, ilk zamanlarda becerilerimiz hedeflediğimiz müzikal sonuca yetişemediğinden oldukça zorlandık. Ama bir yıldan fazla zaman geçtikten sonra, artık nihayet istediğimiz şekle girmeye başladı.

    MANA: Bugüne kadar pek çok grup ortaya çıktı ama biz onların ötesine geçecek, özel bir özgünlük ortaya koymak istiyoruz. Bu yüzden yalnızca müziği değil, sanatın her alanını grubun içine katıp, bunları daha üst bir düzeye taşıyarak somut bir biçime dönüştürebilsek iyi olur diye düşünüyorum.

    𒀸 Peki, bunu biraz somutlaştırırsak tam olarak ne gibi şeylerden söz ediyoruz?

    MANA: Bir anlık görüntü demek belki daha doğru… Sahneye çıkıp yalnızca müzik çalmakla kalmayıp, müzikal ya da opera gibi, sahneyi izlerken grubun imajını zihinde canlandıracak görsel bir şey sunmak istiyorum.

    YU-KI: Konserlerde de yalnızca sahneye çıkıp müzik çalıp geri dönmek istemiyoruz. Tiyatral unsurları performansın içine dahil edip görsel bir etki yaratarak, MALICE MIZER’ın sahip olduğu atmosferi daha belirgin bir şekilde aktarmak istiyoruz. Bu yüzden bundan sonra da MALICE MIZER’ı görsel, işitsel ve müzikal olmak üzere her açıdan ifade edebilmek istiyoruz.

    𒀸 Yani grup olarak yalnızca müziği değil, tiyatral ve görsel unsurlar gibi pek çok şeyi de kullanarak MALICE MIZER’ı bütünsel bir sanat olarak ifade etmek istiyorsunuz, öyle mi?

    TETSU: Ama sonuçta merkezde olan şey müziğin kendisi. Dolayısıyla temelde belirleyici olan müzik, ama görsel açıdan da neredeyse aynı düzeyde kendimizi ifade edebilmek istiyoruz. Yani sahnede bir filmden alınmış tek bir sahneyi andıran bir atmosfer yaratabilirsek, bunun ideal olduğunu düşünüyorum.

    𒀸 Şarkıların içinde de bir hikâyesellik var, değil mi?

    MANA: Şarkıları bir hikâye üzerine düşünerek yazıyorum. Bu yüzden canlı performansı izleyip yalnızca o anın tadını çıkarmakla kalmayıp, sahnemizle tekrar tekrar karşılaştıkça kendi hislerimizin daha derin taraflarının da ortaya çıkacağını düşünüyorum. Bu yüzden yalnızca bir kez izlediğinizde ne kadar iyi olduğunu anlamak zor olabilir ama derinlemesine tanıdıkça oldukça ilginç olduğunu göreceksiniz. Tıpkı çiğnedikçe tadının daha çok ortaya çıkması gibi.

    𒀸 Peki, bu tiyatral unsurlar bundan sonra daha da ön plana çıkarılacak mı?

    MANA: Daha doğrusu, şu anda sadece böyle bir ifade biçiminin en uygunu olduğunu düşünüyorum. Zamanla ise farklı ifade biçimlerine de yönelmek istiyorum.

    𒀸 Ama MALICE MIZER’ın kuruluşunun üzerinden henüz yaklaşık bir yıl geçmiş olmasına rağmen, seyirci açısından da performans açısından da oldukça kendine özgü bir duruş oluşturmaya başladığı söylenebilir, değil mi?

    TETSU: Gerçekten de biz de kendi gelişimimizi artık hissedebiliyoruz.

    𒀸 Konserin akışını da oldukça ayrıntılı düşünüp hazırlıyorsunuz, değil mi?

    MANA: Şarkıları hikâyesel bir bütün oluşturacak şekilde sıralıyoruz. İşte bu yüzden seyircinin yalnızca terleyip eğlendiği bir konser değil, kalbine dokunan o burukluğu hissetmesini; yani bir film izleyip duygulandığında yaşadığına benzer hisleri verebilen konserler yapmak istiyoruz.

    𒀸 Elbette tek bir şarkının içinde bile çeşitli dramatik unsurlar var; üstelik sözleriniz de kesinlikle doğrudan değil, değil mi?

    TETSU: Hayır, aslında kelimelerin kendisini doğrudan kullanıyoruz ama anlamları derin. Bu yüzden doğrudan ifadeleri bir araya getiriyoruz; insan şarkıyı bir kez dinlediğinde sözleri aklında tutabiliyor ama o sözlerin birbirleriyle olan bağlantısını anlamaya çalıştığında, altında oldukça derin bir anlam olduğunu fark ediyor. Biz de böyle bir hikâyeselliğe sahip sözler yazmaya özen gösteriyoruz. Bu da yine konserlerdeki hikâyesel yapıya bağlanıyor.

    𒀸 Örneğin, şarkı sözlerinde de belirli bir estetik anlayış gözetiyor musunuz?

    TETSU: Hayır, öyle bir şey yok. Çünkü bunu aramaya başladığınızda iş haç, kilise, siyahlar ve benzeri klişelere dönüşüyor. Tam tersine, ben böyle şeylerden hoşlanmıyorum. Bunun yerine, insanın içindeki sevinci, öfkeyi, hüznü ve neşeyi; kısacası tüm duyguları ifade etmek istiyorum.

    𒀸 Yoksa MALICE MIZER, grubun kendisini başlı başına bir sanat olarak mı görüyor?

    MANA: Daha doğrusu, biz müziği çok seviyoruz. Yarattığımız müzikle bizi dinleyen insanları duygulandırmak istiyoruz. Bu yüzden yalnızca eğlendiren bir şey değil; şarkıyı dinlerken gözyaşlarının kendiliğinden dökülmesini sağlayacak, dinleyenlere “Bu his de ne böyle?” diye düşündürecek, müziği insanın kalbine güçlü bir şekilde kazıyan bir grup olmayı hedefliyoruz.

    Üstelik, eğlenmek güzel bir duygu ama o anla sınırlı kalıyor, sonrasında geriye pek bir şey bırakmıyor, değil mi? Oysa insanın kalbine işleyen yaralar, hüzün ve duygulanma uzun süre kalıcı oluyor. Aslında ben de müzik dinlerken böyle bir duygu yaşadığım için, aynı hissi herkese aktarmak istedim ve bu yüzden grup kurup müzik yapmaya başladım.

    𒀸 Anladım. O hâlde son olarak, 1994 yılı için hedeflerinizden bahseder misiniz?

    右狂: Yalnızca bizim ortaya koyabileceğimiz özgünlüğü daha da geliştirirken, müzik sahnesinde büyük bir devrim yaratmak istiyoruz.

    TETSU: Her şeyden önce, bir yıldır yaptığımız çalışmalar kendimize olan güvenimizi artırdı. Bu yüzden bundan sonraki çalışmalarımızın bize daha da fazla güven vermesi ve yeni hayallerimizi gerçekleştirebilmek için elimizden geleni yapacağız.

    Ayrıca, Tokyo’nun grup sahnesini hep birlikte canlandırma düşüncesiyle, MALICE MIZER’ın düzenlediği “Trajedinin Ziyafeti” adlı etkinliği kasım ayında başlattık. Bir sonraki etkinlik 22 Ocak’ta Shinjuku Loft’ta yapılacak, o yüzden hepinizi bekliyoruz.

    PROFİL

    92 yılının ağustos ayında kurulan MALICE MIZER. Üyeleri TETSU (Tetsu – Vo), MANA (Mana – G), KOZI (Kozi – G), YU-KI (Yu-Ki – B) ve 右狂 (Ukyo – Dr) olmak üzere beş kişiden oluşuyor.

    Şu anda “BRAIN TRASH” adlı derleme CD’de bir şarkıyla yer alıyorlar.

    Bundan sonraki konser programları ise şöyle: 29 Aralık, Osaka Muse Hall; 30 Aralık, Yokohama Monster; 22 Ocak, Shinjuku Loft – “İkinci Gece: Trajedinin Ziyafeti”.

    Kaynak: Vicious
    Yayın Yılı: 01.1994
    Orijinal Dil: Japonca
    Çeviri/Scan: Pluto Blackfish

    İlk Çeviri Yayınlama: 29.09.2026

    Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.

  • ISSAY&TAKASHI  | PATi PATi | 11.94

    ISSAY × TAKASHI 

    Zamanın Akışına Bırak 

    21 Eylül’de yayımlanan ISSAY’in ilk solo albümü FLOWERS, farklı
    müzisyenleri bir araya getiren özel bir çalışma. Albümdeki “Toki no Sugiyuku Mama ni” (Zamanın Akışına Bırak)
    adlı parçada DIE IN CRIES basçısı TAKASHI de konuk müzisyen
    olarak yer alıyor. 

    Bu söyleşi de, tıpkı şarkının adı gibi, zamanın akışına kendini
    bırakıyor; bir konudan diğerine geçerken sohbet hiç tükenmiyor… 

    Metin: Yuki Sugie
    Fotoğraf: Seiichi Inoue 
     

    𒀸 İlk ne zaman tanıştınız? 

    TAKASHI: İlk kez bir etkinlikte birlikte sahne almıştık sanırım,
    değil mi? 

    ISSAY: Yok, aslında ondan da önce ben DIE IN CRIES’in konserine
    gitmiştim. Konserden sonraki kutlamaya da uğramıştım ama o
    zaman gruptan yalnızca KYO’yu tanıyordum. 

    TAKASHI: Bizim gerçekten ilk kez oturup konuşmamız ise kayıt
    öncesindeki toplantıda oldu galiba. 

    𒀸 TAKASHI-san bu kez FLOWERS albümündeki “Toki no 
    Sugiyuku Mama ni” parçasında çalıyor. ISSAY-san, bu şarkıda
    özellikle onun basını istemenizin nedeni neydi? 

    ISSAY: TAKASHI’nin basında, New Wave sonrasının etkisini yaşamış
    bir müzisyenin duyarlılığı var bence. Ne kadar sert müzik yaparsa
    yapsın, çaldığında hep ince ve hassas bir taraf hissediliyor. Ben de
    bu parçada özellikle sertlikten çok, Avrupa rock’ının o melankolik
    ruhunu katmasını istedim. Bu yüzden onu aradım. 

    𒀸 Teklifi nasıl yaptınız? 

    ISSAY: Telefonu açıp doğrudan ben aradım. (lol) 

    𒀸 Peki siz ne dediniz, TAKASHI-san? 

    TAKASHI: “Tabii ki, memnuniyetle.” dedim. (lol) 

    𒀸 Şarkıyı ilk dinlediğinizde aklınızdan nasıl bir bas partisi
    geçiyordu? 

    TAKASHI: Açıkçası ilk anda ne yapacağımı pek bilmiyordum. (lol) 
    Önce sadece akor yürüyüşünü ezberledim. Sonra düşündüm ki bu
    parça öyle nota yağdırarak çalınacak bir şey değil. Daha çok 
    fretless bas kullanıp, notaların arasındaki boşlukları hissettiren bir
    yorum yapmak daha doğru olur. İlk kafamdaki fikir aşağı yukarı
    buydu. Tabii sonra hep birlikte çalmaya başlayınca yeni fikirler de
    gelişti. 

    ISSAY: Bu parça gerçekten zordu. Çünkü orijinali zaten çok güçlü
    bir şarkı. Asıl mesele onu bozmak değil, ona yeni bir kimlik
    kazandırmaktı. Davulcu Toyama bile epey kafa yordu. 

    TAKASHI: Evet. Gerçekten çok düşündük. 

    ISSAY: Başta prodüktörümüz Keiichi Suzuki’nin çizdiği genel bir yön
    vardı. Ama albümün temel fikri şuydu: Her davet ettiğimiz
    müzisyen, en çok kendisine benzeyen tarafını getirsin. Dolayısıyla
    herkes stüdyoya girene kadar ortaya nasıl bir şey çıkacağını biz de
    tam olarak bilmiyorduk. 

    TAKASHI: Bu kayıtların en ilginç kısmı ise “referans parçası”ydı. (lol) 

    ISSAY: Aynen. (lol) Hava inanılmaz güzeldi. Keiichi-san son derece
    ciddi bir ifadeyle, “Şimdi ‘Toki no Sugiyuku Mama ni’ toplantısına
    başlıyoruz.” dedi. Normalde böyle resmî konuşmaz. Ben de
    “Hayırdır?” diye düşünmeye başladım. Sonra, “Önce referans
    parçayı dinleyelim. Bugünkü masmavi gökyüzüne çok yakışacak bir
    eser.” dedi. Hepimiz merakla bekliyoruz. Bir anda David Bowie’nin 
    “Warszawa” parçası çalmaya başladı. (lol) Bir anda hepimizin morali
    çöktü. 

    TAKASHI: Üstelik küllüğün içinde tütsü yanıyordu. (lol) 
    Herkes sessizce oturmuş dinliyor… 

    ISSAY: Ortam tam anlamıyla gizemliydi. Parça biter bitmez 
    Toyama’nın söylediği ilk cümle hâlâ aklımdadır. 
    “Şey… ama bunda davul yok.” (lol) 

    TAKASHI: Referans güzel de… Biz bununla tam olarak ne
    yapacağız? (lol) 

    ISSAY: Sonra KEN de, “Galiba gitar da yoktu…” dedi. Çünkü
    gerçekten sadece klavye vardı. Meğer Keiichi-san’ın kastettiği şey
    düzenleme değil, parçanın atmosferiymiş. Yani tamamen duygu ve
    nüans açısından bir referans. (lol) 

    TAKASHI: Ama kabul etmek gerekir ki… En azından ruh hâlimiz
    tamamen Avrupa’ya dönmüştü. (lol) 

    ISSAY: Sonra hep birlikte oturup konuştuk. En sonunda da şu karara
    vardık: “Bu parçayı yapacaksak önce kendimizi Avrupalı gibi
    hissetmeliyiz.” Hatta işi şakaya vurup, “Herkes kandaki Alman
    oranını mümkün olduğunca yükseltsin.” demeye başladık. (lol) 

    𒀸 Kayıtlar başladığında süreç nasıl ilerledi? 

    TAKASHI: Oldukça serbestti. Neredeyse jam session yapar gibi
    ilerledik. 

    ISSAY: Bir kez ortak atmosferi yakalayınca gerisi çok hızlı geldi. 

    TAKASHI: Kendi grubumdan oldukça farklı bir deneyimdi. Sürekli
    birbirimizi dinliyorduk. “Bakalım şimdi ne yapacak?” diye merak
    ederek çalmak çok keyifliydi. 

    ISSAY: Bu kayıtlar sayesinde bir şeyi yeniden fark ettim. 
    TAKASHI’nin bas tonu gerçekten inanılmaz güzel. O gün tesadüfen
    HAL de stüdyodaydı. Sürekli, “Bu nasıl ses ya? Hangi ekipmanı
    kullanıyorsun? Ben de aynısından istiyorum.” deyip duruyordu. (lol) 

    TAKASHI: Ben ise HAL orada olduğu için baştan sona gergindim.
    (lol) 

    ISSAY: Ama sonuçta ortaya gerçekten ilginç bir kayıt çıktı. 
    Parça ağır bir atmosfere sahip olmasına rağmen aynı zamanda
    olağanüstü şeffaf duyuluyor. 

    TAKASHI’nin bası da hayal ettiğimden bile daha iyi oturdu. Üstelik
    albümün akışı içinde de çok önemli bir yerde duruyor. Bence
    albümün gerçek anlamda dinleyiciyi içine çekmeye başladığı bölüm
    tam burası. “Dinleyeni tam kalbinden vuracağız.” diye 
    düşünüyordum. (lol) 

    𒀸 Gerçekten öyle. (lol) Hazır konu açılmışken şunu da sorayım…
    TAKASHI-san, sizce kanınızdaki “Alman oranı” doğal olarak yüksek
    mi? 

    TAKASHI: (lol) Bilmiyorum doğrusu. Ama gençken dinlediğim
    müzisyenler arasında öyle isimler vardı. O yüzden dolaylı da olsa
    onların etkisini almışımdır diye düşünüyorum. 

    ISSAY: Sonuçta New Wave dediğimiz akımın kökleri de Avrupa’ya
    dayanıyor. 

    TAKASHI: Ben aslında New Wave’den çok New Romantic 
    tarafındaydım. İlk dinlediğim grup Duran Duran’dı. Gerçi aynı
    dönemde Iron Maiden’ı da çok seviyordum. (lol) Hatta metal
    gruplarında da çalmışlığım var. 

    𒀸 ISSAY-san’ın metal dinlediğini hayal etmek biraz zor… 

    ISSAY: Hiç dinlemem. (lol) Hard rock da pek dinlediğim
    söylenemez. Gerçi Iggy Pop’u hard rock sayarsan, o
    başka. (lol) Benim New Wave dediğim zaman aklıma gelen
    isimler daha çok Gary Numan ya da Ultravox oluyor. 

    𒀸 Peki TAKASHI-san… Duran Duran dinlediğiniz dönemde
    gerçekten New Romantic tarzında mı giyiniyordunuz? 

    TAKASHI: New Romantic tarzı gömlekler bulabilmek için resmen
    dükkân dükkân dolaşıyordum. (lol) 

    ISSAY: Şimdi dönüp bakınca gerçekten tuhaf geliyor. (lol) O akım
    tam anlamıyla… Zengin görgüsüzlüğüyle aristokrat zevki arasında
    sıkışmış bir estetikti. (lol) 

    𒀸 Makyaj da yapıyor muydunuz? 

    TAKASHI: Lisenin birinci sınıfındayken makyaj yapıp okula
    gidiyordum. Her sabah öğretmen beni durdurup, “Sen ibne
    misin?” diye sorardı. (lol) 

    ISSAY: Benim lise yıllarım daha da eskiye denk geliyor. O zamanlar
    insanlar böyle şeyleri neredeyse psikolojik bir rahatsızlık gibi
    görüyordu. Öğretmenler hiçbir şey söylemezdi. Sanırım
    dokunulmaması gereken bir mesele olduğunu düşünüyorlardı. 
    Kimse karışmıyordu. Sadece… “Tuhaf çocuk.” muamelesi 
    görüyordum. Tam anlamıyla görmezden geliniyordum. (lol) 

    TAKASHI: Ben de saçlarımı uzattığım dönemde epey dalga konusu
    olmuştum. Parmakla gösterip, “Heavy metalci! Heavy metalci!” 
    diye bağırıyorlardı. Bayağı zorbalık gördüm. (lol) 

    𒀸 Peki kayıtlar bittikten sonra birlikte çıkıp içtiğiniz oldu mu? 

    TAKASHI: Henüz olmadı. Ama ISSAY-san hakkında duyduklarım
    var. (lol) 

    ISSAY: Yok canım… Ben o kadar da içen biri değilim. (lol) Öyle bir
    oturup mekândaki bütün içkileri bitirecek biri değilim. Benden çok
    daha sağlamları var. (lol) 

    ISSAY 

    DER ZIBET’in vokalisti. Bu kez kariyerinin ilk solo albümü FLOWERS’ı 
    yayımladı. Albümde yer alan seçkin konuk müzisyenler bile tek
    başına ISSAY’in müzisyenler arasındaki saygınlığını göstermeye
    yetiyor. DER ZIBET bu yıl onuncu kuruluş yılını kutluyor. Ayrıca 21
    Ekim’de grubun yeni video çalışmasının yayımlanması planlanıyor.
    Kendine özgü karakterlere sahip üyelerden oluşan DER ZIBET’in,
    onuncu yılının ardından çok daha büyük bir çıkış yapması
    bekleniyor. 

    TAKASHI 

    DIE IN CRIES’in bas gitaristi. Bu röportajda konuşulan “Toki no 
    Sugiyuku Mama ni” parçasında konuk müzisyen olarak yer alıyor.
    DIE IN CRIES ise ağustos ayında Shinjuku Power Station’da her
    gece farklı bir konseptle hazırlanan haftalık konser serisini
    gerçekleştirdi: “Cover Gecesi”, “Erkekler Gecesi”, “Dinner Gecesi” 
    ve “Sıradan Gece”. Grup kısa bir dinlenme dönemine giriyor
    olsa da, bu aranın ardından çok daha güçlenmiş bir DIE IN CRIES
    olarak geri dönmeleri bekleniyor. 
     

    Kaynak: PATi PATi
    Yayın Yılı: 11.1994
    Orijinal Dil: Japonca
    Çeviri/Scan: Pluto Blackfish

    İlk Çeviri Yayınlama: 15.07.2025
    Revize Edilmiş Sürüm: 08.07.2026

    Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.