Etiket: J-ROCKmagazine

Dergi

  • MALICE MIZER | J-ROCK magazine | 01.98

    MALICE MIZER “deuxieme anniversaire ~Görkemli Diriliş Hikâyesi~” Canlı Konser Raporu 

    10 Ekim 1997 — Hibiya Açıkhava Tiyatrosu 

    Malice Mizer’in dönüşünün ikinci yılını kutlayan görkemli bir diriliş gösterisi 

    10 Ekim’de, hafif serinliğiyle sonbaharın gelişini hissettiren Hibiya Açıkhava Tiyatrosu’nda, Malice Mizer’in yeni vokalisti Camui Gackt’ı kadrosuna katıp yeniden sahnelere dönmesinin üzerinden tam iki yıl geçmişti. Vokalistin gruptan ayrılmasıyla bir süre faaliyetlerine ara veren Malice Mizer, bu iki yıl içinde faaliyet gösterdiği alanı bağımsız müzik piyasasından ana akım müzik piyasasına taşıdı; ifade alanları olan canlı performanslarda ise canlı müzik kulüplerinde de konser salonlarında da kendi dünyalarını rahatlıkla yaratabilecek kadar gelişti. İşte böyle bir Malice Mizer, daha önce deneyimlemediği açık hava ortamında, “deuxieme anniversaire ~Görkemli Diriliş Hikâyesi~” adını verdiği, dönüşlerinin ikinci yılını kutlayan özel bir konser gerçekleştirdi. 

    Seyirciyi aydınlatan ışıklar ağır ağır söndürüldüğünde, siyah giysilere bürünmüş 20-30 kişilik bir topluluk bir tabutu omuzlayarak sahneye çıktı ve tabutu sahnenin ortasına yerleştirdi. Ardından bir kadın kurban olarak sunuldu. Tabutun içinden Yu~ki’nin canlandırdığı Kont Drakula ortaya çıktı ve kadının boğazına okşarcasına dişlerini geçirdi. Kanını emen Kont, sahneden gösterişli bir tavırla ayrıldı; ancak kendinden geçmiş hâldeki kadının üzerine siyah giysili kişiler hep birden üşüştü. Borulu orgun gerilim yüklü fon müziği doruk noktasına ulaştığında, siyah giysililer tarafından kaldırılarak yeniden ortaya çıkan kadın, farkına bile varmadan Gackt’a dönüşmüştü. Ve böylece sahnede, Drakula’yı motif alan “Transylvania” adlı parça başladı. 

    Daha ilk anda son derece teatral bir açılışla kendi dünyalarını hiç zorlanmadan yaratan Malice Mizer, ardından opera izliyormuşçasına hissettiren performansları etkileyici icralarla harmanlayarak, baş döndürücü bir hızla birbirinden farklı sahneleri ortaya koydu ve seyirciyi giderek daha da kendi dünyasının içine çekti. 

    Özellikle her bir üyenin solo performansları dikkat çekiciydi. Kont Yu~ki’nin, çıldırmanın eşiğine gelmiş, köşeye sıkışmış bir ruh hâlini canlandırdığı “CROIX”, Mana ve Közi’nin SM esintileri taşıyan dans performansı “COLOR ME BLOOD RED” gibi, her üye kendi kişiliğini öne çıkaran solo performanslar sergiledi. 

    Bunlar arasında en çarpıcı olan ise, Gackt’ın kalbin yaralarını iyileştirircesine yumuşak melodiler çalan piyanosu ile Kami’nin güçlü ve incelikli davul çalışının adeta bir düello sergilediği “regret ~konçerto~” idi. Bazen davulların, bazen de piyanonun dişlerini gösterdiği bu “keder” ile “deliliğin” konçertosu, gerçekten de görkemli bir sanat eseriydi. 

    Solo performansların ardından 10 dakikalık bir ara verildi ve konser ikinci bölüme geçti. Tiyatral bir havaya sahip ilk bölümden farklı olarak, burada rock müziğini kullanan bir ifade biçimi, yani doğrudan bir canlı performans vardı. MC sırasında, önceki gece hiç uyumadığı için biraz “dağılmış” görünen Gackt, ilk bölümdeki mesafeli ve yaklaşılması güç performanslarıyla seyircide yarattığı havanın aksine, burada gülümseten ve samimi bir iletişim kurdu. Bu iletişim, seyircideki gerginliği dağıtarak sahneyle seyirci arasındaki bağı daha da derinleştiren son derece etkili bir canlandırıcı oldu. 

    Böylesine sıcak ve samimi geçen MC’nin ardından, “APRES MIDI”den itibaren renkli tonlar yayan ve parçalara genişlik kazandıran Mana ve Közi’nin iki synthesizer gitarı, Yu~ki’nin sağlam ve güçlü bası ile Kami’nin davulları, seyirciyi Malice Mizer’in dünyasının derinliklerine doğru çekti. 

    Ve ardından encore. Üçüncü bölüm sayılabilecek bu sahnede, üyeler Güneş Işınlı Bayrağı havaya kaldırarak askeri üniformalar içinde sahneye çıktılar. Kıpkırmızı ışıklarla yıkanan sahnede histerik parçalar çalınırken, gerilim dolu atmosfer seyirci sıralarına kadar yayıldı. “N.p.s N.g.s” sırasında “Die game” üzerinden gerçekleşen call & response (karşılıklı haykırış) ile sahne ve seyirci arasında coşkulu bir birlik duygusu doğdu ve gerilimle yüklü enerji doruk noktasına ulaştı. 

    Konser böylece büyük bir finalle sona erdi. Tüm hikâyenin sahnede tamamlanmasının ardından geriye kalan boş sahnede, “~前兆~”nın şiirsel güzellikteki ezgisi akarken, sahne dekorları kıvılcımlar saçarak duruyordu. 

    Dirilişlerinden bu yana işledikleri temaları yeniden sahneledikleri için, bu gösteri önceki turneleri “sans retour Voyage ‘erniered’”ın sahnesinin yeniden işlenmiş hâli olarak da görülebilir. Bu nedenle, sonraki gelişmeleri belli ölçüde önceden tahmin etmek mümkündü; dürüst olmak gerekirse, bu durum sürpriz etkisini biraz azaltıyordu. Ancak buna rağmen sahneden alınan etki kesinlikle yarıya inmedi. Malice Mizer, beklendiği gibi yenilikçi ve sıra dışı dünyasını bir kez daha gözler önüne serdi. Dirilişlerinin ikinci yılını kutlarken geçmişteki hâllerini de yeniden gösterdiler; ancak tüm bunların arasından bugünkü Malice Mizer’in izlerini de görmek mümkündü. Adının hakkını tam anlamıyla veren, gerçekten de “Görkemli Diriliş Hikâyesi”ydi. 

    MALICE MIZER “Pays de merveilles ~Boşluk Anının Kapısı~” Canlı Konser Raporu 
    11 Ekim 1997 — Hibiya Açıkhava Tiyatrosu 

    Daha önceki röportajda Gackt ve Kami’nin de söz ettiği üzere, bu günkü sahne “Pays de merveilles ~Boşluk Anının Kapısı~” turnesinin bir tür finali niteliğindeydi. Ancak bu, “final” değil, her şeyden önce yalnızca “final gibi bir şey”di. Aralarındaki farkın ne olduğunu konser sona erene kadar anlamak herhâlde mümkün olmayacaktı. İşte bu farkı kendi gözlerimle görmek için, bu açık hava konserinin ikinci gününe gittim. 

    Klasik müzikten oluşan fon müziği eşliğinde seyirci tarafındaki ışıklar söner sönmez, sahneden birbiri ardına duman sütunları yükseldi ve müthiş bir patlama sesiyle birlikte magnezyum alev sütunları göğe yükseldi. Bondage tarzı kıyafetlere bürünmüş üyeler daha ilk andan sahnede ortalığı kasıp kavurarak, gerilim ve çılgınlıkla dolu heyecan verici bir dünya yaratmaya başladılar. Gackt, efektlerle işlenmiş gürültülü vokallerini tükürürcesine dışarı savururken; Yu~ki yerin uğultusunu andıran titreşimli basını yankılatıyor, Kami ise bazen pad’lere yumruklarcasına vurarak, bazen de güçlü bir davul performansı sergiliyordu. Közi ise Mana’nın melodik gitarının üzerine duygusal gitarını işliyordu. Daha konserin başlarında olmalarına rağmen, sanki canlı performansın sonlarına gelinmişçesine gerilimli ve ateşli bir atmosfer, çatısı olmayan açık hava alanına çoktan yayılmıştı. Üstelik önceki günkü encore’da olduğu gibi, “N.p.s N.g.s” sırasında “Die game” üzerinden gerçekleşen call & response seyircinin coşkusunu daha da körükledi ve Gackt da “Hadi üzerime gelin!” diyerek seyirciyi kışkırttı. Bunun henüz açılışın beşinci şarkısı olduğunu tamamen unutturdu. 

    Seyircinin üzerinde dolaşan bu gergin havayı, her bir üyenin karakter imajını motif alan “bois de merveilles” performansıyla dağıttıktan sonra, “Gekka no Yasōkyoku” ile bambaşka bir Malice Mizer dünyası kuruldu. “Malice Mizer’in harikalarla dolu dünyasına hoş geldiniz” şeklindeki selamlama niteliğindeki MC’nin ardından, “Premier amour” ve “APRES MIDI” gibi hüzünlü melodilere sahip Malice tarzı pop parçaları seslendirildi. Günümüz J-pop’unda pek rastlanmayan duygusal bir yoğunluğa sahip, aynı zamanda akılda kalıcı Malice Mizer pop parçaları, bir yandan 60’lar ve 70’lerin Group Sounds ve kayōkyoku müziğine uzanan bir tür stilize estetik anlayışı hissettirirken, diğer yandan hiçbir şekilde eski moda hissettirmeyen 90’ların yüzyıl sonu rock’ı olarak tamamlanmıştı. Ayrıca tamamen kendilerine ait bir dünya yaratmış olmalarına rağmen, bunun içinde insanı boğacak kadar bunaltıcı bir gerilim hissi yoktu; seyircinin bir nebze rahatlayabileceği noktaların bulunması da onların canlı performanslarının cazibesiydi. Bu gün de o nokta Gackt’ın MC’siydi. Replik söyler gibi teatral oyunculuğunu sürdürürken, seyirciyi kendinden uzaklaştırmak yerine sürekli seyircinin göz hizasından konuştuğu MC’si, onun vücut sıcaklığını hissettirircesine insani bir sıcaklık taşıyor ve sempati uyandırıyordu. Belki de böylece, bir bütünlük yaratan güçlü ve sağlam bir bağ kuruluyordu. 

    İkinci perde sayılabilecek encore sahnesinde ise üyeler, video eseri “ヴェル・エール ~空白の瞬間(とき)の中で~ de l’image”deki kendi rollerine bürünerek tek tek öne çıkan sahneleri canlandırdılar ve videoda tam olarak ifade edilemeyen sahneleri de oynadılar. Bu performanslar videonun devamı olarak da yorumlanabilir ve sanki bu canlı performansın neden “final” değil de “final gibi bir şey” olduğunu açıklıyor gibiydi. Tek bir temanın sonunu göstermek yerine, bir sonraki adıma ilerlemek için “cevabı” sundukları söylenebilir. Videodaki dünyanın etkisini hâlâ üzerlerinde taşıyarak, çıkış single’ı “ヴェル・エール” ile canlı performansın finalini dramatik bir şekilde tamamladılar. 

    Bu Hibiya Açıkhava Tiyatrosu’ndaki iki günlük konserden geriye bende kalan düşünce, sahnede göz açıp kapayıncaya kadar değişen çeşitli sahnelerin her birinin Malice Mizer adlı grup tarafından inşa edilen bir dünyaya ait olduğuydu. Rokumeikan aristokratlarını andıran kostümlerden SM tarzı bondage kıyafetlerine, Kont Dracula’dan askeri üniformalara ve videoda canlandırdıkları dünyaya kadar bütün bunları, canlı performansın sınırlı zaman dilimi içinde tek bir opera ya da tiyatro oyunu gibi hiçbir uyumsuzluk hissettirmeden göstermeyi başardıkları için, onların çok yönlü ifade güçlerine hayran kalmamak mümkün değil. Sonuçta, yalnızca sesiyle değil, görsel olarak da kendini ifade eden Malice Mizer gibi gruplara “visual band” denmesi gerekmez mi? Ancak öyleyse, günümüz J-rock sahnesinde bu türden grupların bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az olması gerekirdi. Peki, medya tarafından böyle adlandırılan ve kendileri de kendilerini böyle tanımlayan, sadece makyaj yapmaktan ibaret olan bu tipler de neyin nesi? 

    MALICE MIZER RÖPORTAJI 

    Bu sefer, “göstermek”ten çok, “izle” der gibi sahneye çıktık. Böylece seyirciyle bir bütünlük oluştuğunu ve seyircinin enerjisi gibi bir şeyi hissedebildiğimizi düşünüyorum. Bunun bizim için iyi bir fırsat olduğunu düşünüyorum. 

    Hibiya Açıkhava Tiyatrosu’ndaki iki günlük performansta kendilerine özgü çarpıcı dünyalarını sergileyen Malice Mizer. Birkaç gün sonra, Tokyo’da adı belirtilmeyen bir yerde grubun lideri, gitarist Mana, vokalist Gackt ve basçı Yu~ki’yi bir araya getirdik. Elbette amaç, Açıkhava’daki bu iki gün ve özellikle ikinci günü “final gibi bir şey” niteliği taşıyan yaz turnesi “Pays de merveilles” hakkında konuşmaktı. Üyelerin merkezinde olduğu bir anlayışla faaliyet gösteren ve Malice Mizer olarak kendi ifade biçimlerini ortaya koyan bu üç üyenin sözlerinin satır aralarından, “Malice Mizer nedir…” sorusuna dair inancı en temel ve en önemli konseptleri olarak taşıdıkları açıkça anlaşılıyor. 

    Bireysel Karakterler Giderek Oturuyor 

    𒀸 Hibiya Açıkhava Tiyatrosu’ndaki iki günlük konserin ilk günü olan 10 Ekim’in teması “華麗なる復活劇” (Görkemli Diriliş Hikâyesi) idi. Bu gün geri dönüşünüzün ikinci yıl dönümü olduğuna göre, geri dönüşünüzden bu yana işlediğiniz temaları yeniden sahnelemiş oldunuz, değil mi? 

    Gackt (Vokal): Son zamanlarda Malice Mizer’i tanıyanlar bunları bilmiyordur. Ama uzun zamandır bizi izlemeye gelenlerin de yeniden görmek istediği sahneler olmuştur. 

    𒀸 Ama bunun sadece bir yeniden canlandırma olmadığını, bugünkü Malice Mizer’in bunu gerçekleştirmesiyle farklı bir şey ortaya koyabildiğinizi düşünüyorum. 

    Gackt: Açılış da tamamen farklıydı, kostümler de o dönemdeki kostümler değildi. 

    𒀸 Peki bunu gerçekleştiren kişi olarak, siz de farklı bir şeyi ifade etmeye mi çalıştınız? 

    Gackt: Benim durumumda, açılışa uygun bir kostüm getirmiştim. Yu~ki de açılışa uygun bir kostüm giymişti. O açılış için o kostümün olması gerekiyordu. O açılış olmasaydı, eminim kostümler de farklı olurdu. 

    Yu~ki: Evet, öyle. 10 Ekim açısından konuşursak, “Voyage”ı çıkardığımız dönemdeki açılış akışını birebir yeniden canlandırmadık. Ama göstermek ve dinletmek istediğimiz bir şey vardı. Açılıştaki SE’den ilk şarkıya kadar olan sahnelemeyi de hesaba kattığımızda, ben vampir olduğum için doğal olarak frak, silindir şapka ve pelerine ihtiyaç duyuluyordu. Ayrıca, o zamanlar yaptığımız gösterim biçiminin artık kusursuz olduğunu düşünmüyorum. Belki o zamanlar öyle düşünüyordum ama zamanla, kendi içimizde, hatta benim açımdan da özellikle vampir karakteri konusunda, “Bunu daha farklı, şöyle göstermek istiyorum” diye düşünmeye başladım. Ekstra oyuncuları da bolca kullanabildiğimiz için, bunu oldukça iyi ifade edebildiğimizi düşünüyorum. 

    𒀸 İkinci güne gelirsek, bu gün yaz turnesi “Pays de merveilles”in final niteliğinde bir performansıydı, değil mi? Bu yüzden, bis öncesinde gösterilen “ヴェル・エール~空白の瞬間(とき)の中で~de l’image (ドゥリマージュ)” videosundaki dünyayı bir adım daha ileri taşıyan, bir nevi devamı niteliğinde bir performans mı vardı? 

    Gackt: Evet. Ama bunu videonun devamını yapmak şeklinde yorumlamaktansa, yaz aylarında başlayan turnenin konsepti olarak düşünmek daha doğru. “Mana neden o kostümü giyiyor, Yu~ki neden o kostümü giyiyor, ben neden o kostümü giyiyorum?” sorusunun yanı sıra, “Video neden o şekilde hazırlanmış ve bununla diğer şeyler arasında nasıl bir bağlantı var?” kısmını da hâlâ anlamayan pek çok insan olduğunu düşünüyorum. Bunlar aslında birbirinden tamamen ayrı şeyler değil; hepsi tek bir konseptin içinde birleşiyor. Dolayısıyla, bunların nereden nereye ve nasıl birbirine bağlandığını biraz daha ileri götürdük diyebiliriz… Bis öncesinde yaptıklarımızın dışında bondage kostümleri de vardı, değil mi? İşte bu gibi unsurlarda, her birinin kendi ruh dünyasını; daha doğrusu, konsept içerisindeki rolünü, yani ortaya çıkan karakterlerin ruh dünyasını ifade ettik. 

    𒀸 Önceki röportajımızda, turne öncesinde belirlediğiniz “Seyirciyle aynı göz hizasında dururken şimdiye kadar yaptığımız şeyi gerçekleştirebilir miyiz?” ve “Yeni temayı gerçekten live house’larda hayata geçirebilir miyiz?” şeklindeki hedeflerin üstesinden gelip gelemeyeceğinizi sormuştum. O zaman Gackt’ın cevabı, “Yagai sona erene kadar bilemeyiz” olmuştu, değil mi? Şimdi Yagai de sona erdiğine göre, bu hedeflerin üstesinden gelebildiniz mi? 

    Gackt: Elbette, bu hedef olduğu için Yagai’yi gerçekleştirebildiğimizi düşünüyorum. Ayrıca, izlemeye gelen herkesin böyle düşündüğünü sanmıyorum ama “Malice Mizer’ın böyle konserler verebilmesinin sebebinin sahne düzeni olduğunu düşünüyordum ama aslında öyle olmadığını anladım” diyenler oldu. Hibiya Yagai’deki sahne düzeni de öyle aman aman büyük değildi, değil mi? Buna rağmen, Shibukō’ya kıyasla ölçek hissinin, yani seyirciye geçen şeylerin ve sahnedeki varlığınızın da açıkça çok daha büyük olduğu söylendi. Bunu duyduğuma gerçekten çok sevindim ve en azından bunu böyle hisseden insanların olması, yaz turnesini benim için gerçekten unutulmaz kıldı diye düşünüyorum. Ses açısından da, küçük live house’larda ses koşulları pek iyi olmuyor, değil mi? 

    𒀸 Mekâna göre sesin akustiği de tamamen değişiyor tabii. 

    Gackt: Böyle bir şey söylersem belki ayıp olacak ama, birdenbire ortaya çıkan gruplar var, değil mi? Baştan oluşturulup doğrudan salon sahnelerine çıkarılan gruplarla, live house’lardan başlayarak deneyim kazanıp yavaş yavaş büyüyen grupların ses kalitesinin açıkça farklı olduğunu düşünüyorum. Live house’larda seslerin duyulmasının zor olduğu koşullarda insanın kulağı gelişiyor ve ancak böylece gerçekten büyük sahnelere çıkabilecek hâle geldiğini düşünüyorum. Ama birdenbire ortaya çıkan birine “Hadi, şimdi bir salonda çal” dendiğinde, bunu kesinlikle yapabileceğini düşünmüyorum. Bunları ben de zaten düşünüyordum ve bunları bir kez daha gözden geçirmem gerektiğini de hissediyordum. Sanırım bu turnede yaşadıklarımızın da, az da olsa, bana bir şeyler kattığını düşünüyorum. 

    𒀸 Gackt, bu turneden elde ettiğiniz şeyler dediğimizde, bahsettiğiniz bu noktalar mı öne çıkıyor? 

    Gackt: Hayır, hepsini bir arada düşündüğümüzde çok büyük şeyler. Hem ruhsal açıdan hem bir vokalist olarak, hem de elbette Malice Mizer olarak. Her bir karakter giderek oturmaya başladı ve bunu gerçekten hissederek kavrayabilmek, bence grup için son derece önemli bir şey. 

    𒀸 Peki Mana, sizin bu turneden kazandığınız şey ne oldu? 

    Mana: “Pays de merveilles” konserindeki rolüm şimdiye kadar yaptıklarımdan farklıydı. Şimdiye kadar sahnede daha çok Orta Çağ Avrupa’sındaki bir aristokratı andıran, soylu bir imajla yer alıyordum ama bu yaz turnesinden itibaren, o asaletin içinde daha kızsı bir taraf diyebiliriz… 

    Gackt: Sevimlilik. (gülüyor) 

    Mana: Bu sevimliliği şimdiye kadar sahnede hiç ifade etmemiştim. Bu kez başkaraktere tamamen bürünmek istediğim için sahne performansımı da şimdiye kadar yaptığımdan tamamen farklılaştırdım. Kendimin farklı bir yönünü ortaya çıkarabildiğim için, benim için ifade dünyası da çok genişledi. Sahne benim için gerçekten çok yeniydi. Şimdiye kadar seyirciyi kendimden uzakta tutuyormuşum gibi bir tavrım daha baskındı ama bu kez ayakta izlenen bir turne olduğu için seyirciyle aramızdaki mesafe de oldukça yakındı, değil mi? Bu yüzden sahne performansımı da bu yakınlığı göz önünde bulundurarak şekillendirdim. İletişim kurmak diyebiliriz… Hatta duruma göre seyirciye el uzatmak gibi sahne hareketleri bile yaptım. Bu yüzden sahnede oldukça “göstermekten” ziyade “izle” der gibi bir tavırla hareket ettim. Böylece seyirciyle bir bütünlük hissi oluştu ve onların enerjisi gibi bir şeyi doğrudan hissedebildim. Bunun benim için de güzel bir başlangıç noktası olduğunu düşünüyorum. 

    𒀸 Peki Yu~ki, sizin bu turneden kazandığınız şey ne oldu? 

    Yu~ki: Şimdiye kadar çıktığımız turnelerde, başından sonuna kadar aynı PA ve ışık ekibiyle çalışabilmek ilk kez oldu. “Ritim bölümü olarak şöyle yapsanız daha iyi olur” gibi çeşitli tavsiyeler alarak ilerledik. Ritim bölümü olarak ve bir basçı olarak sese yaklaşımımızı sürekli konuşarak ilerledik. Bu açıdan bunun gerçekten olumlu bir katkı olduğunu düşünüyorum. 

    10 Gün Stüdyoda, 8 Gün Boyunca Çıkmazdaydık 

    𒀸 Şimdi de yeni single’ınız hakkında konuşmak istiyorum. 2. single olarak yayımlanacak “au revoir”da, farklı versiyonlarıyla aynı şarkı yer alıyor, değil mi? 

    Mana: Bundan sonra her şeyi “au revoir”ın imajı doğrultusunda yapmak istiyorum. Bu yüzden ben yalnızca tek bir şarkı koymak istemiştim. Ama Japonya’daki plak piyasasının koşulları nedeniyle bunu yapmak pek mümkün olmayınca, aynı şarkının iki farklı versiyonunu koyma yönüne gittik. Başta şarkıyı ben getirmiştim ama beş üyenin de fikirleri işin içine girince, şarkının imajı giderek genişledi. Bu iki versiyon da farklı şekiller üzerinde çalıştıkça ortaya çıktı. 

    Gackt: Gerçekten tesadüfen… Gerçi tesadüf demek yerine, belki de kaçınılmazdı demek gerekir. İkiye ayrıldı ve ikisi de güzel bir hâl aldı. 

    Mana: Bu yüzden, bu şarkının böyle olması gerektiğini düşündüm. Bir de beş kişinin gücünü hissettim. Beşimiz bir araya gelip duyarlılıklarımız birbirleriyle çarpıştığında, ortaya inanılmaz bir şey çıkabileceğini bizzat deneyimledim. 

    𒀸 İşte bu da bir grup olmak demek, değil mi? 

    Mana: Evet, aynen öyle. Bence Malice Mizer gerçekten de bir grubun olması gereken hale geldi. 

    Gackt: Aslında 10 gün boyunca stüdyoya girdik ve 8 gün boyunca sürekli bir çıkmaza girdik. 

    𒀸 Ama ilk şarkıda keman ön planda yer alıyor, değil mi? Böyle bir fikir ya da yönelim, Mana-san şarkıyı bestelediğinde de var mıydı? 

    Mana: Bestelediğim zamanki haliyle tamamlanmış hali arasında şarkının imajı açısından fark var. Başlangıçta daha fazla sevimlilik vardı. 

    Gackt: İlk kez dinlediğimde hemen aklıma gelen bir söz vardı. Nakarattı aslında. Sözlerle melodi aynı anda ortaya çıkıverdi ama akorlar farklıydı. 

    𒀸 Peki, buradan sonra düzenleme üzerinde çalışmaya mı başladınız? 

    Gackt: Düzenleme üzerinde çalışmaktan ziyade… 8. günde ateşim çıktı ve çöktüm, bir gün boyunca yatakta kaldım. O gün herkesin çalışıp ortaya çıkardığı ve “oldu” diyerek getirdiği şey aşırı sertti. Dinler dinlemez, “Bu böyle değil.” dedim (gülüyor). Sonra gece saat üç civarında herkesi tek tek arayıp, “Malice Mizer dediğimiz şey…” gibi konuşmalar yaptım ve ertesi gün bu kayıt ortaya çıktı. 

    𒀸 Gackt-san’dan böyle bir telefon aldığınızda ne hissettiniz? 

    Mana: Artık neyin ne olduğunu anlayamaz hale gelmiştim (gülüyor). O sırada iyi olabilir diye düşünmüştüm ama iyice düşününce, fazla sıkışıp kalmış ve Malice Mizer’ın konseptinden farklı bir yöne gitmiş olduğumuzu fark ettim. Bu yüzden telefonda konuştuktan sonra, “Malice Mizer nedir?” diye yeniden düşünüp, bir kez daha Malice Mizer’ın konseptine dönmeye karar verdik. 

    Bu konsept de şu: Ortada bir şarkı varsa ve amaç o şarkıyı yaşatmaksa, ben aslında gitaristim ama illa gitarla ifade etmek zorunda değilim. O şarkının imajına uyan herhangi bir enstrümanın kullanılabileceğini düşünüyorum. Biz de bu kısmı biraz unutmuştuk. 

    Gackt: Biraz da “ne olursa olsun” havasına girmiştim (gülüyor). 

    Mana: Biraz öyle bir hale geldiğim de doğru ama gerçekten, “Gitarla bol bol armoni yapayım” diye düşünmüştüm. Fazla ileri gidip şarkının imajını bozmuşum. Sonra Gackt’ın telefonuyla bir anda kendime geldim ve sonunda şimdiki haline ulaştık. 

    𒀸 Yu~ki-san, Gackt-san’ın telefonunu aldığınızda ne hissettiniz? 

    Yu~ki: Şarkının imajı konusunda ben de henüz tam olarak neyi hissetmem gerektiğini anlayamamıştım aslında. O sırada çaldığım bas, sadece akorları takip eden bir bas gibiydi. Bu yüzden Gackt’ın fikrini olduğu gibi kabul edebildim diyebilirim… 

    Başlangıçta büyük bir tema olarak Fransızlık vardı. Bu yüzden o konuda ben de biraz fazla düşünüp kafa yormuştum. Sonunda, şarkının imajıyla kendi imajımı ve kişisel rengimi harmanlayıp bunları şarkının içine katabilirsem en iyisi olur diye düşündüm. Bunun sonucunda çaldığım şey de şu anki düzenlemeye dönüştü. 

    Mana: Stüdyoya bu kadar kapanmak iyi değil. Bir noktadan sonra insan kendini salıyor (gülüyor). Şarkı ortaya çıktığında bir gün ara verip, yeni bir ruh haliyle dinleseydik, belki ben de “Aa!” deyip bir şeylerin farkına varabilirdim. Ama objektif bir şekilde dinlemek için hiç zamanımız olmadı. 

    Psikolojik olarak o kadar baskı altındaydık ki, “Oldu artık, böyle kalsın” gibi bir ruh haline girdik. 

    Yu~ki: Beş üyeyi stüdyoya kapatıp birlikte müzik yaptığımız süreyi artırırsak işin tamamlanacağını düşünürsün ya. Gerçekten böyle yapan gruplar da vardır. Ama bu beş kişi farklı. Bizim için daha çok sezgisel bir taraf var; aklımıza gelen şeyi düşünmeden ortaya koyduğumuzda çoğu zaman daha iyi bir şey ortaya çıkıyor. 

    Bu açıdan bakınca, herhalde tam tersi bir etki yaratmış oldu. 

    𒀸 Gackt-san’ın ateşlenip çökmüş olması iyi bir şey olmuş demek. 

    Gackt: Sanırım kaderdi. 

    𒀸 O halde son soruya geçelim. Aralık ayında Tokyo, Nagoya ve Osaka’da gerçekleştirilecek, “Ville de merveilles 透明の螺旋 (Şeffaf Spiral)” adlı kısa turne nasıl olacak gibi görünüyor? 

    Mana: Beni endişelendiren bir şey var… Gerçi endişe demekten ziyade, Tokyo’daki mekânın kapasitesi Yaon’dakinden daha düşük oldu. Hibiya Yagai Ongakudō’da 3.000 kişilik iki günlük konserler vardı, değil mi? Şimdi ise 2.000 kişilik iki günlük olacak. İzlemeye gelen insanların sayısı çok arttığı halde, çeşitli sebeplerden dolayı böyle olmak zorunda kaldı diyebiliriz. 

    Gackt: Bu yüzden genel halktan insanların bilet bulabileceğini sanmıyorum. Muhtemelen yalnızca fan kulübü üzerinden bile tamamen tükenir. 

    Mana: Birçok insanın bizi izlemesini gerçekten çok istiyoruz. O yüzden bu durum biraz sorun oluyor. Hatta fan kulübünde bile biletlerin parasını iade etmek zorunda kalınabilecek bir duruma gelindi. 

    Yu~ki: Ciddi misin? 

    Mana: Evet. Fan kulübündekilerin bile bilet bulamayacağı bir duruma geldik. Bu yüzden röportajlarda “Bir sonraki konser harika olacak” deyip, bunu duyan ve gelmek isteyen bir sürü insan olsa bile, konsere gelemiyorlar, değil mi? Böyle mektuplar geliyor. 

    Gackt: Bunu görünce gerçekten çok üzülüyorum. 

    𒀸 O zaman turne hakkında pek bir şey söylemek mümkün değil. 

    Gackt: Gelemeyecek insanları düşündükçe gerçekten çok üzülüyorum ve kendimi mahcup hissediyorum. 

    CANLI PROGRAM 

    『Ville de merveilles 透明の螺旋 (Şeffaf Spiral)』 

    • 22 Aralık — Aichi Kinrō Kaikan 
    • 24 Aralık — Osaka Kōsei Nenkin Kaikan Büyük Salon 
    • 28, 29 Aralık — Shibuya Kōkaidō 

    Single 

    au revoir 

    (CODA-1376 / Nippon Columbia) 

    Önceki yayınlar: 

    • 1997 Eylül sayısı (Röportaj) 
    • 1997 Kasım sayısı (Canlı performans raporu + röportaj) 
    • 1997 Aralık sayısı (Video gösterimi raporu) 

    Kaynak: J-ROCK magazine
    Yayın Yılı: 01.1998
    Orijinal Dil: Japonca
    Çeviri/Scan: Pluto Blackfish

    İlk Çeviri Yayınlama: 27-28.06.2025
    Revize Edilmiş Sürüm: 07.09.2026

    Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.