Etiket: L’Arc~en~Ciel

Grup

  • L’Arc~en~Ciel | POP BEAT | 06.98

    Meydan okuma, coşku ve tehlike. 

    Ülke genelinde 53 konserlik L’Arc~en~Ciel Tour ’98 – Hāto ni Hi o Tsukero! turnesinin ilk durağı! 1 Mayıs’ta Yokosuka Sanat Tiyatrosu’nda gerçekleşen konserden ilk haberler! 

    Tokyo Dome’daki duygusal geri dönüş konserinin (23 Aralık) üzerinden beş ay geçti. Nihayet L’Arc~en~Ciel’in konser turnesi başladı. Bu kez ülkenin dört bir yanını kapsayan uzun bir turneyle yola çıkıyorlar. Tokyo Dome konserinde bilet bulamayan ya da konser mekânının uzaklığı yüzünden gitmekten vazgeçmek zorunda kalanlar, bu kez onlarla buluşabilecek. Üstelik konserlerin çoğu salon tipi mekânlarda gerçekleşeceğinden, grubu canlı olarak yakından hissetmek de mümkün olacak. 

    Turnenin adı ise L’Arc~en~Ciel Tour ’98 – ハートに火をつけろ! (Kalbine Ateş Yak!). Bir anda akıllarına gelerek ortaya çıktığı söylenen bu alışılmadık, eğlenceli başlığa yakışır biçimde grup, turnenin ilk konserinde de yeni bir yüzünü gösterdi. İşte 1 Mayıs’ta Yokosuka Sanat Tiyatrosu’nda gerçekleşen konserin ayrıntıları. 

    Daha dolgun ve daha derin bir hyde vokali 

    1 Mayıs, saat 17.30. Keikyu hattındaki Shioiri İstasyonu’ndan indiğimde gözüme ilk çarpan şey, ellerinde “L’Arc~en~Ciel konser bileti arıyorum, elinde fazladan olan varsa lütfen bana versin” yazılı kâğıtlarla bekleyen kız grupları oldu. 

    Birkaç gün öncesine kadar yazdan kalma sıcaklıkların yaşandığı havanın aksine, şimdi hava insanın içini ürpertecek kadar soğuktu. İncecik elbiseleriyle duran kızlar, “Elinde fazladan bilet olan yok mu?!” diye var güçleriyle sesleniyorlardı. Bilet bulup bulamayacakları belli değildi; hatta bulamama ihtimalleri daha yüksekti. Buna rağmen ellerinden geleni yapan bu kızları görünce, L’Arc~en~Ciel’in ne kadar sevildiğini bir kez daha anladım. 

    İstasyondan kısa bir yürüyüşle ulaşılan konser mekânının önünde şimdiden uzun bir kuyruk oluşmuştu. Girişte de kalabalık vardı. Neler olduğunu görmek için yaklaştığımda karşıma hyde çıktı… Hayır, hyde’a tıpatıp benzeyen biri! Etrafını saran bir sürü kız, ondan “Birlikte fotoğraf çektirebilir miyiz?” diye rica ediyordu. 

    Etrafa göz gezdirince oldukça fazla erkek hayranın da geldiğini fark ettim. Kızların enerjisi karşısında biraz çekingen duruyor olsalar da yüzlerindeki heyecan aynıydı. 

    Saat altıyı geçince salona girdim. Sahneyi çepeçevre saran, beşinci kata kadar uzanan balkon benzeri bir seyirci düzeni vardı. Pek alışık olmadığım bir mimariydi; âdeta bir opera binasını andırıyordu. Böyle görkemli bir mekânda Enya’nın müziği usulca çalıyor, atmosfer giderek daha da ağırbaşlı bir hâl alıyordu. Buna karşılık seyirciler son derece rahat ve gündelik bir görünümdeydi. Yakınımdaki koltuklarda oturan kızlar, ilk bis sırasında hep birlikte “DIVE TO BLUE” şarkısını söylemek için birbirlerine haber gönderiyorlardı. 

    Saat 18.44’te konser nihayet başladı. O anda bütün salon ayağa kalktı. Tokyo Dome konserinden bu yana beş ay geçmişti; uzun zamandır bu anı bekleyen yaklaşık 2.000 hayranın tezahüratları salonu dolduruyordu. Üyeler sahneye çıktığında çığlıklar daha da yükseldi. Görünüşe bakılırsa coşku daha şimdiden doruk noktasına ulaşmıştı. 

    Loş sahnede tetsu’nun kıyafeti fosforlu turuncusuyla ışıldıyordu. Saçlarını savurarak gitar çalan ken’in ve davullara güçlü darbeler indiren yukihiro’nun siluetleri giderek belirginleşiyordu. 

    Derken hyde’ın sesi duyulmaya başladı. Altı ay aradan sonra hyde’ın sesini ilk kez canlı dinlediğim o anda, sesinin her zamankinden daha dolgun ve daha derin olduğunu hissettim. Daha önce “Bir vokalist olarak tekniğimi geliştirmek istiyorum” demişti. Sanırım o sözlerinin karşılığı tam da buydu. 

    Seyircilerin üzerine doğru, sahnenin en önüne kadar ilerleyerek onlara meydan okurcasına şarkı söylüyordu. 

    İkinci şarkıya geçildiğinde hyde sahnenin en önüne geldi. tetsu ve ken de öne çıkarak çalıyordu. hyde iki kolunu genişçe açtı; sanki herkesi kollarının arasına alıyormuş gibi bir duruş sergiledi. Bu hareket, hayranların enerjisini içine çekiyormuş gibi de onlara kendi enerjisini veriyormuş gibi de görünüyordu. 

    “Yokosuka’daki herkese iyi akşamlar! Biz L’Arc~en~Ciel’iiiz!” 

    Biraz önceki karizmatik ve mesafeli havasından sıyrılan hyde, ilk sözleriyle her zamanki samimi tavrına geri dönmüştü. 

    “Ahh, başladı sonunda, değil mi? Biz de ilk turne programına baktığımızda çok şaşırdık. ‘Biraz kısaltsak mı?’ dedik ve bazı konserleri çıkardık.” (Seyircilerden “Hayııır!” sesleri yükselir.) 

    “Ama Yokosuka’yı çıkarmadık!” (“Yeah!”) 

    “Bugün turnenin ilk günü; mutlu musunuz?” (“Mutluyuz!”) 

    “Yanlışları bulmaya çalışmayın, ha!” (Gülüyor.) 

    Ardından peş peşe pop melodiler ağırlık kazandı. Yaşam enerjisiyle dolu, güzel melodiler kulağa her zamankinden daha ferah geliyordu. Sahnenin arkasından gökkuşağı renklerinde ışıklar süzülmeye başladığında hyde, seyircilere neredeyse dokunacak kadar yaklaştı. Önüne doğru yığılan hayranlara meydan okurcasına şarkı söylüyordu. 

    ken de sahnenin önüne çıktı ve gitarını çalarken neşeyle dönüp duruyordu. tetsu ise her zamanki yerinde, sessizce performansına odaklanmıştı. 

    Gerçekten de bu salonda sahneyle seyirciler arasındaki mesafe çok azdı. En öndeki hayranlar, üyelere ellerini uzatsalar dokunabilecek gibiydi. hyde da o ellere muzipçe dokunacakmış gibi yapıyordu. Bu kendine özgü iletişim biçimi hayranları büyük bir sevince boğuyordu. 

    “Hellooo! Hepiniz L’Arc~en~Ciel’i seviyor musunuz?” 

    Seyirciler hep bir ağızdan “Seviyoruz!!” diye bağırdı. 

    “Gerçekten miii?” 

    “Bu yılın başından beri L’Arc~en~Ciel bir sürü şey yayımladı. Tabii hepiniz hepsini takip ediyorsunuz, değil mi?” 

    “Ediyoruz!!” 

    “Ne güzel ya!” 

    hyde, memnun bir ifadeyle seyircilere göz gezdirirken amfiden aniden bozulmuş, patlak bir ses yükseldi. Bu, gitarının ayarlarıyla uğraşan ken’in çıkardığı sesti. 

    “Çok gürültülü ya!” 

    hyde bunu son derece rahat bir tavırla söyledi. Sanki yoğun tempoda devam eden konserin bu kısa molasının tadını çıkarıyordu. 

    Ardından, Hollywood filmi GODZILLA’nın film müziği albümünde yer alan yeni şarkıları “浸食 lose control” başta olmak üzere, melankolik ve sert parçalar peş peşe geldi. 

    Konserin ortasındaki konuşma bölümünde, tam da onlardan bekleneceği üzere mizah dolu bir kısma yer verildi. O ana kadar dört üyenin de meydan okuduğu 2.000 kişilik seyirci kitlesi, böylece kısa bir mola verme fırsatı buldu. 

    Sonrasında da hit şarkılar arka arkaya gelmeye devam etti. Coşku öyle büyüktü ki küçük salon sanki yıkılacak gibiydi. Seyircilerin bu enerjisi üyelerin yüzlerine de yansıyor, hepsi son derece eğleniyor görünüyordu. 

    hyde, tetsu’nun yanına giderek dirseğini omzuna dayadı ve ikisi aynı mikrofona birlikte şarkı söyledi. Ardından hyde hafifçe başını eğerek uzaklaştı. Bu hareketi ona nedense alışılmadık derecede toy ve sevimli bir hava veriyordu. Sahnedeki böyle anlara da tanık oluyorduk. 

    hyde’ın çaldığı armonikayı seyircilere fırlatmasıyla çığlıkları andıran tezahüratlar yükseldi. 

    Konser sırasında çalınan “DIVE TO BLUE” şarkısında, “定められた運命” (önceden belirlenmiş kader) sözleri geldiğinde salon hep birlikte tempo tutmaya başladı. hyde da sahnenin en ucuna kadar koşarak seyircileri coşturdu. 

    Ardından biraz su içip soluklandı ve birden mikrofon aracılığıyla uzun uzun bağırdı: 

    “AAAAAA!” 

    “Bugün Yokosuka’dayız ya, işte… (salona göz gezdirir) Burası biraz opera binasına benziyor, değil mi? Tavanı da bayağı yüksekmiş.” 

    Kendini şarkılara kaptırmış olmalıydı; sözleri, sanki az önce uykudan uyanmış bir çocuk gibi söyledi. 

    Konserin buraya kadarki kısmı göz açıp kapayıncaya kadar geçmişti ama geriye çalınacak yalnızca birkaç şarkı kalmıştı. 

    Sahneye fantastik görüntüler yansıtıldı ve ağırbaşlı bir giriş müziği duyulmaya başladı. hyde gözlerini kapatarak her bir sözcüğünü özenle, sanki onlara kıyamıyormuş gibi söyledi. Salondaki 2.000 kişinin tamamı nefesini tutmuşçasına şarkıyı dinliyordu. Belki de bu şarkı ilk kez kendilerine ulaştığında hissettikleri mutluluğu sessizce hatırlıyorlardı. 

    “THANK YOU! Çok teşekkür ederim!” 

    Saat tam sekizdi. Üyeler gülümseyerek bu sözlerin ardından sahneden ayrıldılar. 

    Samimi tavırları herkesin içini ısıtıyordu 

    Yirmi dakika kadar beklendi. Üstlerini değiştiren üyeler, bis için yeniden sahneye çıktılar. 

    “YEAH! Haydi Yokosuka, geliyoruz! Haydi! Şimdi sizi ürkütücü, dehşet verici bir parçayla yere sereceğiz!” 

    Ama başlayan şarkı, aksine, son derece tatlı ve yumuşak bir parçaydı. 

    ken, gitarını çalarken ağzında bir sigara tutuyordu. Solo sırasında üzerine spot ışığı düştüğünde biraz utanmış gibi görünüyordu. 

    Bir ara hyde şarkının sözlerini unuttu. Ancak bu durum, aksine, salonda sıcak bir birliktelik duygusu yarattı ve herkesin yüzünü gülümseten sevimli bir aksiliğe dönüştü. 

    “♪ Minato no Yōko, Yokohama, Yokosuka!” 

    hyde, biraz detone ve hiç beklenmedik bir anda şarkı söylemeye başladı. Hayranlar da onu taklit ederek hep bir ağızdan eşlik ettiler. 

    “Hepiniz bu şarkıyı ne iyi biliyorsunuz yaa! Bir sonraki şarkıda size yeni bir parça dinleteyim mi? Evrenin en önce dinleyenleri olduğunuz için ne kadar şanslısınız!” 

    Salonun kulakları sağır edecek kadar yüksek tezahüratları eşliğinde, gerçekten de ilk kez dinleyicilerle buluşan yeni şarkı “HONEY” çalınmaya başladı. 

    hyde’ın gitarıyla açılan parça, hızlı tempolu ve son derece hareketliydi. 

    Ardından gelen şarkıda hyde, hayranlarından aldığı pembe bir çiçeği elinde tutarak şarkı söyledi. Parçanın ortasındaki arada ise bağırdı: 

    “YEAH! Yokosuka, sukajan ceketleriyle ünlü bir şehir, öyle mi? (Bilerek abartılı bir Yokohama ağzıyla) Yukkie de kendine bir sukajan almış galiba!” 

    yukihiro ayağa kalkarak seyircilere eğilip selam verdi. Salon bir anda “Yukkie!” tezahüratlarıyla doldu. 

    Şarkı yeniden başlayacaktı ama zamanlama tutmadı ve giriş başarısız oldu. 

    “Bir daha yapıyoruz! Daha ilk konserimiz, idare edin bizi!” 

    İkinci denemede başarılı oldular. 

    hyde mikrofon standını devirerek sahnenin bir ucundan diğerine büyük bir enerjiyle koşuşturdu. tetsu ve ken de gülümseyerek öne çıktılar; hayranların enstrümanlarına dokunmasına fırsat vermeye çalışıyorlardı. 

    Sahnenin ortasına geri dönen hyde, yere uzanmış hâlde şarkı söylemeye devam etti. 

    “Herkes iyi mi? Enerjiniz yerinde mi? Bir sonraki şarkı son şarkımız.” 

    “Bugün nasıldı? Beğenmediniz mi yoksa?!” 

    “Bundan sonra Japonya’nın dört bir yanını dolaşıp daha da havalı bir hâle gelerek geri döneceğiz. O yüzden bizi bekleyin! Bizi bekle, Yokosuka!” 

    Konserin en son şarkısında hyde’ın güzel falsetto sesi, sıcaklık ve coşkuyla dolup taşan salonda yankılanıyordu. Birkaç dakika boyunca her şey son derece kutsal bir atmosfere bürünmüştü. 

    hyde’ın da farkında olduğu üzere, turnenin ilk günü olması nedeniyle bu performansta bir miktar tutukluk bulunduğunu inkâr etmek mümkün değildi. Buna rağmen küçük bir konser salonuna özgü o canlılık, doğallık ve gösterişten uzak, rahat atmosfer, herkesin içini ısıtmış olmalıydı. 

    Yeni L’Arc~en~Ciel artık kesinlikle doğmuştu. Üstelik yalnızca kalpleri ateşleyecek bir coşku değil, içten içe yanan, hafif bir ışık da yakacaktı. 

    L’Arc~en~Ciel 

    hyde — Vokal. 

    tetsu — Bas gitar. 3 Ekim doğumlu. 

    ken — Gitar. 28 Kasım doğumlu. 

    yukihiro — Davul. 24 Kasım doğumlu. 

    Grup, 1991 yılında tetsu’nun öncülüğünde Osaka’da kuruldu. 1994 yılında 眠りによせて adlı video single ile çıkış yaptı. 

    Grup şu anda L’Arc~en~Ciel Tour ’98 – ハートに火をつけろ! adlı ülke çapındaki turnesini sürdürüyor. 

    Ayrıca, 浸食 lose control parçasının da yer aldığı GODZILLA: THE ALBUM albümü henüz ayın 13’ünde yayımlandı. Temmuz ayında ise yeni bir single yayımlanması planlanıyor. 

    Röportaj ve metin: Sachi Harada (原田早知) 

    L’Arc~en~Ciel de katılıyor! 

    GODZILLA filminin soundtrack albümü 

    Godzilla / GODZILLA: THE ALBUM 

    11 Temmuz’da Japonya genelinde gösterime girecek Hollywood filmi GODZILLA’nın müziklerini içeren Godzilla / GODZILLA: THE ALBUM albümü, 13 Mayıs’ta piyasaya sürüldü. Albümde, Asya’yı temsil eden sanatçılardan biri olarak L’Arc~en~Ciel de yer alıyor. 

    Aslında bu albüm, çok sayıda müzik ödülü kazanmış sanatçıları bir araya getiren, oldukça güçlü bir kadroyla hazırlanmış. Bu nedenle Japonya da dâhil olmak üzere Asya ülkelerinde yayımlanan albüm versiyonlarında L’Arc~en~Ciel’in “浸食 lose control” adlı parçasına da yer verilmiş. 

    Peki, L’Arc~en~Ciel’in parçasına gelelim. Henüz dinlememiş olanlar için kısaca açıklamak gerekirse, Godzilla’dan esinlenerek hazırlandığı söylenen şarkının sözleri hyde’a, bestesi ise ken’e ait. Parça, ağır tempolu ve büyüleyici bir havaya sahip bölümler içerirken bir anda sert bir müzikal yapıya geçiyor. Arada alışılmadık ölçüler de kullanılıyor; müzikal açıdan son derece iddialı bir çalışma. 

    Albümdeki diğer parçalar arasında Grammy ödüllü sanatçı Jamiroquai’nin, Japonya’da Sony’nin MiniDisc reklamlarından tanınan yeni şarkısı “Deeper Underground” da bulunuyor. Ayrıca Led Zeppelin’in 1975 tarihli klasik şarkısı “Kashmir”den esinlenen ortak çalışma “Come with Me” de albümde yer alıyor. 

    Amerika’da çoklu platin plak kazanan Bringing Down the Horse albümünden bu yana yayımlanan ilk yeni çalışması olarak, David Bowie’nin klasik parçasını yorumlayan The Wallflowers’ın “Heroes” adlı cover’ı da albümün dikkat çeken parçalarından biri. 

    Bunların yanı sıra Rage Against the Machine, Green Day, Foo Fighters, Ben Folds Five ve Michael Penn gibi son derece önemli sanatçıların ses getiren çalışmaları da albümde bulunuyor. 

    13 Mayıs’taki çıkış günü, albüm Japonya genelindeki yedi farklı açık hava dev ekranında aynı anda yayımlanarak büyük ilgi topladı. Üstelik albümdeki parça, L’Arc~en~Ciel’in bu konser turnesinde de seslendiriliyor. Sakın kaçırmayın!

    Kaynak: POP BEAT
    Yayın Yılı: 06.1998
    Orijinal Dil: Japonca
    Çeviri/Scan: Pluto Blackfish

    İlk Çeviri Yayınlama: 13.05.2024
    Revize Edilmiş Sürüm: 06.10.2026

    Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.

  • L’Arc~en~Ciel | Fool’s Mate | 09.93

    Gizli Bir Diğer Hikâye 

    Haziran ile temmuz ayları arasında 
    düzenlenen “Close by DUNE” 
    turnesi kapsamında ülke genelinde 
    10 şehirde sahne alan L’Arc~en~Ciel. 

    Bu kez, DUNE albümünün şiirsel dünyasını 
    yansıtmak amacıyla, şarkıya dönüşmeyen 
    anlarda bile sound’un atmosferini 
    renklendiren vokalist Hyde’ın sesine 
    kulak veriyoruz. 

    Röportaj ve metin: Kazumi Kanoh
    Fotoğraflar: Yousuke Komatsu

    𒀸 Grupta vokalist olmayı seçmenizin 
    sebebi neydi? 

    Başlangıçta gitarist olmayı hedefliyordum 
    ama tesadüfen henüz vokalisti olmayan 
    bir grup kurduk. O sırada iyi bir vokalist 
    bulamayınca, “Ben bir deneyeyim,” 
    dedim ve şarkı söylemeye başladım.
    Sonra da kendimi kaptırdım. O an,
    “Sanırım benim yolum buymuş,” 
    diye düşündüm. 

    𒀸 Şiir yazmaya ne zaman başladınız? 

    Şarkı söylemeye başladıktan sonra.
    Yaklaşık dört yıl önce. Ondan önce de 
    bir şeyler üretmeyi seviyordum ama 
    şiire pek ilgi duymuyordum. 

    𒀸 Yazdıklarınız roman ya da kompozisyon 
    gibi şeyler miydi? 

    Evet, öyle şeyler.
    Daha çok hikâyeler yazıyordum. 

    𒀸 Şiir yazmaya başladıktan sonra ilhamınızı 
    nereden almaya başladınız? 

    İlk başlarda, Amerikalıların şiirleri Japoncaya 
    çevrildiğinde bana göre çoğu ifade fazlasıyla 
    süslü geliyordu. Mesela Japonların Amerikan 
    rock’n’roll’u yapıp yazdığı sözlere bakınca,
    “Bunu gerçekten bir Japon düşünmüş 
    olamaz,” diye hissediyordum.

    O sıralar ben de rock’n’roll tarzı müzik 
    yapıyordum. Kafamdaki ilk düşünce, bunu 
    Japoncada nasıl doğal ama yine de havalı 
    bir şekilde ifade edebileceğimdi. 

    Abartıya kaçmadan, ama yine de
    Amerikan havasını taşıyan sözler 
    yazmak istiyordum. 

    Kendime hemen sınırlar koyan bir yapım 
    vardı. “Bu olmaz,” “Şunu sevmiyorum,” 
    diye düşünüp duruyordum. Uzun süre de
    hep böyle çalıştım; sevmediğim şeylerden 
    kaçınıp başka bir yol bulmaya çalışmak 
    zamanla doğal bir alışkanlığım hâline geldi. 

    𒀸 İlk yazdığınız şiirler, şimdiki 
    yazdıklarınızdan tamamen farklı mıydı? 

    Evet, tamamen farklıydı. O zamanlar 
    benim için sadece bir hikâyeydi.Kendi 
    duygularımla hiçbir ilgisi yoktu; tek 
    istediğim ilginç bir hikâye anlatmaktı. 
    İnsanların da “Ne ilginçmiş,” ya da
    “Ne kadar havalı,” hatta “Bakış açısı 
    epey farklıymış,” demesi hoşuma 
    gidiyordu. 

    𒀸 “İlginç” derken tam olarak neyi 
    kastediyorsunuz? 

    Mesela tipik rock sözlerinde insanlar kendi 
    Amerika’daki yaşamlarınıtemel alır ya…
    Ben öyle yapmak istemiyordum. Daha 
    çok Amerikan romanlarında karşına çıkacak 
    türden, bir çocuğun gözünden yazılmış 
    şiirler gibi; içinde güçlü bir hikâye duygusu 
    taşıyan şeyler yazıyordum. 

    𒀸 Yani masal ya da fantaziye yakın 
    şeyler mi? 

    Evet, öyle şeyler de yazıyordum… Ama o 
    zamanlar benim için önemli olan tek şey 
    hikâyenin ilginç olmasıydı. Kendi 
    düşüncelerime uymasa bile, içerik ilgi 
    çekiciyse yeterdi. Ama şimdi durum farklı.
    Aklıma çok ilginç bir fikir gelse bile, kendi 
    hayatıma daha yakın olanı tercih ediyorum. 
    Çok daha sıradan olsa bile, gerçek olanı 
    yazıyorum. 

    𒀸 “DUNE”un sözleri oldukça hikâye odaklı 
    görünüyor. Şiirden çok, sanki bir dramın 
    içinden alınmış sahneler gibi… 

    Aslında “DUNE”daki sözler, L’Arc~en~Ciel’in 
    oldukça erken döneminde yazılmış şeylerdi. 
    Orada yaptığım, gerçek hayatta hissettiğim 
    dünyayı metaforlar aracılığıyla daha güzel 
    bir biçimde anlatmaktı. 

    𒀸 Yani bunun arkasında daha sert bir 
    gerçeklik yatıyor. 

    Evet. Aslında bana çok yakın şeyler bunlar.
    Şimdi dönüp baktığımda, keşke o hissi biraz 
    daha iyi yansıtabilseymişim diye 
    düşünüyorum. Sonuçta tamamen kurmaca 
    bir hikâye değildi. 

    𒀸 Peki bu içsel gerçeklik zihninizde 
    ne zaman şekilleniyor? 

    Şarkıyı dinlediğim anda. Grubun üyelerinden 
    biri şarkının temelini getiriyor, sonra hep 
    birlikte doğaçlama çalmaya başlıyoruz.
    O anda aklıma bir fikir gelmese bile ben
    de üzerine doğaçlama melodiler ekliyorum. 
    Şarkının atmosferi yavaş yavaş oluşmaya 
    başlayınca düzenlemeler de genişliyor. 

    Mesela “Dune”da müzik bana uçsuz 
    bucaksız bir çöl hissi veriyordu. Şarkıyı 
    dinlediğimde zihnimde görüntüler oluşuyor.
    Sonra o görüntüleri, kendi geçmişim ve 
    geleceğimle ilişkilendirdiğim bir hikâyeyle 
    birleştiriyorum. 

    𒀸 Peki, “gerçeklik” dediğiniz şey 
    tam olarak ne? 

    Geçenlerde kendi kendime,”Gerçeklik 
    dediğimiz şey aslında nedir?”diye 
    düşündüm. Sonra aklıma şu geldi:
    Belki de benim şiirlerim geçmişi, bugünü 
    ve geleceği anlatıyor. Ama yazıya 
    döküldüğü anda hepsi geçmişe 
    dönüşüyor. O an için gerçek olsa bile, 
    yazıldıktan sonra artık geçmiş 
    oluyor… Gerçi bunları öyle derin derin 
    düşündüğüm de yok. 

    𒀸 Peki ya geleceğe bakışınız? 

    Daha çok hayal kurmak gibi…
    “Eğer burada böyle olursa, 
    sonrasında ne olur?” diye düşünmek 
    benim geleceğe bakışım aslında. 

    Şiir yazarken de aynı şekilde düşünüyorum. 
    Mesela bas gitaristimiz Tetsu bazen,
    “Ben bu şarkıyı böyle hayal ediyorum,” diyor.
    Ama benim geçmişimde buna benzer bir 
    deneyim yoksa, bu kez onu geleceğe 
    taşıyorum.
    “Ya ileride böyle bir şey yaşarsam?” 
    diye hayal ediyorum. 

    İşte o zaman hem durumlar hem de 
    kurduğum dünya genişlemeye başlıyor 
    ve şiir yazmak çok daha kolay geliyor. 
    Sonunda bütün bunları kendimle 
    ilişkilendiriyorum. 

    𒀸 İlginç… Ben şiirlerinizi daha çok 
    üçüncü bir kişinin gözünden yazdığınızı 
    düşünüyordum. 

    Belki de gelecek söz konusu olduğunda 
    gerçekten üçüncü bir kişi oluyorumdur. 
    Kafamda canlandırdığım kişi benmişim gibi 
    geliyor ama belki de aslında Tetsu’dur. 
    Yine de önce kendime uyarlayarak 
    düşünmeye çalışıyorum. Çünkü böyle 
    olunca içinde bulunduğu durumu anlamak 
    daha kolay oluyor. 
    Sonra da gözlerimi kapatıp 
    gelecekteki kendimi hayal ediyorum. 

    𒀸 Kelimeleri seçerken özellikle dikkat 
    ettiğiniz şeyler var mı? 

    Diyelim ki iki kelime arasında seçim yapmam 
    gerekiyor; o zaman elimden geldiğince 
    zihnimdeki görüntüye en uygun olanı 
    seçmeye çalışıyorum.  Ama eskisi kadar 
    takıldığım söylenemez. 

    𒀸 Eskiden neye takılırdınız? 

    İnsanların günlük hayatta kullandığı 
    kelimelerden mümkün olduğunca uzak 
    durmaya çalışırdım. Mesela “aşk”, “sevgi” 
    ya da “şehir” gibi…  Ama DUNE’da ilk kez 
    bu kelimeleri kullandım. 
    Çünkü bu kez gerçekten içimden öyle geldi. 

    𒀸 Başkalarının kullandığı kelimelerden 
    kaçınmanızın sebebi özgün olmak mıydı? 

    Hayır. İçim öyle istemiyordu. Mesela “aşk”… 
    Hayatım boyunca pek kimseye âşık olmadım. 
    Bu yüzden hep, “İnsanlar gerçekten 
    durmadan aşktan, sevgiden bahsediyor 
    olabilir mi?” diye düşünürdüm. 

    Böyle olunca da o kelimeleri doğal olarak 
    daha az kullanıyordum. Üstelik bana hiç 
    havalı da gelmiyorlardı; o yüzden 
    kendiliğinden uzak duruyordum. 

    𒀸 Şiirlerinizin bir mesaj taşımasını 
    önemsiyor musunuz? 

    İnsanların en azından o manzarayı,
    o atmosferi hissedebilmesini 
    istiyorum ama… 

    𒀸 Eğer karşınızdaki kişinin sizinle aynı 
    duyguyu paylaşmasını istiyorsanız, 
    bu da bir çeşit mesaj vermek istediğiniz 
    anlamına geliyor, değil mi? 

    Evet. Son zamanlarda gerçekten insanların 
    benimle aynı duyguyu paylaşmasını 
    istiyorum.  DUNE’daki sözlerin bazıları eski, 
    bazıları ise daha yeni. Yeni yazdıklarımda 
    insanların bana ortak olmasını istiyorum. 
    Sanırım doğal olmaya çalışmaya 
    başladığımdan beri, kendiliğinden bunu 
    istemeye başladım. 

    “As if in a dream” ile 
    “Ushinawareta Nagame” da bu 
    dönemde yazdığım sözler. 

    𒀸 Peki sizi değiştiren ne oldu? 

    Sanırım daha gerçekçi biri oldum. Eskiden 
    hikâyelerimde “Ben anlıyorsam yeter, 
    başkasının anlamasına gerek yok,” diye 
    özellikle düşünürdüm. 

    Ama zamanla bunun tamamen kendimi 
    tatmin etmekten ibaret olduğunu fark 
    ettim. Sonra da bunun aslında hiç havalı 
    olmadığını düşünmeye başladım. 

    𒀸 Bunu fark etmenizi sağlayan neydi? 

    Eskiden melodileri de uzun uzun düşünüp 
    oluşturuyordum. Gitar akorlarının pek çok 
    farklı seçeneği olduğu için melodileri de en 
    ince ayrıntısına kadar kuruyordum. Ama bir 
    noktada bunun bana hiç iyi hissettirmediğini 
    fark ettim. Sonra yeniden doğaçlama 
    melodiler söylemeye başladım. Ve işte o 
    melodiler bana gerçekten iyi hissettirdi. 

    Sanırım söz yazımında da değişim tam o 
    dönemde başladı. Kendiliğinden kulağa 
    hoş gelen kelimeleri aramaya başladım. 
    Giderek daha doğal yazıyordum. Kendi 
    başımdan geçmemiş olsa bile 
    anlayabileceğim duyguların peşine düştüm. 

    İnsanların da bunları hissedebilmesini 
    istedim. Artık sadece kendimi tatmin 
    etmek istemiyordum. 

    𒀸 Bugünkü söyleyiş tarzınız ne
    zaman oluştu? 

    Sanırım değiştiğimi ilk kez DUNE albümünü 
    hazırlarken hissettim. O albümde her şarkıyı 
    birbirinden tamamen ayrı düşünerek 
    çalıştım. Sanırım bu sayede kendi içimde 
    daha önce ortaya çıkmamış yönlerimi 
    keşfettim ve ifade biçimim de gelişti. Ondan 
    önce şarkı söylerken bu kadar sakin 
    değildim. Daha çok önüme ne çıkarsa öyle
    söylüyordum. Eskiden her şarkının söyleyiş 
    biçimini ayrıca düşünmezdim. 

    Ama artık kelimelerin taşıdığı duyguya göre 
    sesimin tonunu değiştirebiliyorum. Sadece 
    “üzgün şarkıysa üzgün söyle” ya da
    “sert şarkıysa sert söyle” değil… 
    Aynı cümlenin içindeki tek bir kelime bile 
    söyleyişimi değiştirebiliyor. 

    Artık sadece sesimi kullanarak bile duyguyu 
    aktarabileceğimi hissediyorum. Eskiden 
    “Sözlerin anlamı anlaşılırsa yeter,” diye 
    düşünürdüm. Şimdi ise sözler anlaşılmasa 
    bile sesimin taşıdığı duygu sayesinde 
    insanların bunu hissedebilmesini istiyorum. 

    Yabancı müzik dinlediğinizde de böyledir ya… 
    Bazen sözleri anlamazsınız ama şarkıcının 
    duygusu size geçer. 
    İşte ben de artık bunu hedefliyorum. 

    𒀸 Şu anda henüz yayımlanmamış 
    şiirleriniz var mı? 

    Yok. 

    𒀸 Demek ki yazdıklarınızı biriktiren biri değilsiniz. 

    Hayır. Sadece zihnimde doğal bir çekmece 
    oluştururum. Şarkıyı dinlediğimde o 
    çekmecenin kendiliğinden açılması yeterlidir. 

    𒀸 Bundan sonra özellikle yazmayı istediğiniz 
    bir konu var mı? 

    İdeallerime biraz daha yaklaşmak istiyorum. 
    Artık bana daha yakın şeyler yazmak 
    istiyorum. 

    𒀸 Yani şimdiye kadarki hikâye ağırlıklı 
    anlatımınızı geride bırakmayı mı 
    düşünüyorsunuz? 

    Evet. Hem dinlemesi kolay olacak… 
    Hem de kurduğum imgeyle uyumlu. 
    Ama aynı zamanda daha gerçek olacak. 

    𒀸 Şimdiye kadar yazdığınız şiirlere 
    baktığınızda, hepsini birleştiren ortak 
    bir tema görüyor musunuz? 

    Ne söylersem söyleyeyim… Dönüp dolaşıp 
    yine “sevgi” hakkında yazdığımı 
    düşünüyorum. Sanırım sonunda vardığım 
    yer hep orası oluyor. 

    𒀸 Son zamanlarda müzik dışında ilginizi 
    çeken başka bir şey var mı? 

    İnsanlara kendimi nasıl gösterebileceğimi 
    çok düşünüyorum. Dergi fotoğraflarında 
    bile L’Arc~en~Ciel’in dünyasını daha iyi 
    nasıl aktarabiliriz diye kafa yoruyorum. 
    Bir yandan da sahnede ulaşmak istediğim 
    ideal görüntüyü düşünüyorum. 

    𒀸 Ağustos ayında Power Station’da 
    vereceğiniz tek kişilik konser kesinleşti.
    Bu konser için hedefiniz ya da beklentiniz 
    nedir? 

    Ağustos’taki Power Station konserinde 
    insanların, o zamana kadar 
    ulaşabildiğimiz en olgun hâlimizi 
    görmesini istiyorum. 

    İfade biçimimizin de L’Arc~en~Ciel’e özgü 
    bir noktaya ulaşacağını düşünüyorum. 
    Umarım insanlar bunu hem görür 
    hem de hisseder. 

    𒀸 Şu anda turnedesiniz, değil mi? 

    Bu turnede, yapmak istediğim şeyin ilk 
    adımını atmayı planlıyorum. 
    Asıl istediğim, yapmak istediğim şeyi 
    gerçekleştirebilmemi sağlayacak o
    “anahtarı” bulmak. Kafamda nasıl 
    olması gerektiğine dair bir imaj var ama 
    bunu sahnede gerçekten hayata 
    geçirip geçiremeyeceğimi görmek 
    istiyorum. Belki başarısız olacağım,
    ama ideallerime yaklaşabilmek için bunu 
    denemem gerektiğini düşünüyorum. 

    𒀸 Bu, L’Arc~en~Ciel için… ya da senin için 
    oldukça köklü bir değişim sayılır mı? 

    Hyde olarak. 

    𒀸 Yani bugüne kadarki imajınızı yıkacak 
    kadar büyük bir değişim mi? 

    Ama dışarıdan bakanlar bunu fark 
    etmeyebilir. 

    𒀸 Bu daha çok kendi içinde yaşadığın bir 
    dönüşüm mü? 

    Evet. Turne boyunca bunu tamamen 
    başarabilsem bile, belki çevremdekiler 
    bunun farkına varmayacak.
    Ama sonrasında her şeyin bambaşka 
    bir hâl alacağına inanıyorum. 

    𒀸 Ağustos ayında Power Station’da 
    vereceğiniz tek kişilik konser de kesinleşti. 
    Bu konser için nasıl bir sahne ortaya 
    koymayı hedefliyorsunuz? 

    Turne boyunca, en azından idealime biraz 
    daha yaklaşabilmeyi… hatta mümkünse ona 
    ulaşabilmeyi istiyorum. 

    İnsanların da o zamana kadar ortaya çıkacak 
    hâlimizi görmesini isterim. İfade biçimimizin 
    de L’Arc~en~Ciel’e özgü bir noktaya 
    ulaşacağını düşünüyorum. 

    Bunu hem görmelerini hem de 
    hissetmelerini isterim. 

    Kaynak: Fool’s Mate
    Yayın Yılı: 09.1993
    Orijinal Dil: Japonca
    Çeviri/Scan: Pluto Blackfish

    İlk Çeviri Yayınlama: 01.10.2025
    Revize Edilmiş Sürüm: 27.07.2026

    Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.