

Gizli Bir Diğer Hikâye
Haziran ile temmuz ayları arasında
düzenlenen “Close by DUNE”
turnesi kapsamında ülke genelinde
10 şehirde sahne alan L’Arc~en~Ciel.
Bu kez, DUNE albümünün şiirsel dünyasını
yansıtmak amacıyla, şarkıya dönüşmeyen
anlarda bile sound’un atmosferini
renklendiren vokalist Hyde’ın sesine
kulak veriyoruz.
Röportaj ve metin: Kazumi Kanoh
Fotoğraflar: Yousuke Komatsu
𒀸 Grupta vokalist olmayı seçmenizin
sebebi neydi?
Başlangıçta gitarist olmayı hedefliyordum
ama tesadüfen henüz vokalisti olmayan
bir grup kurduk. O sırada iyi bir vokalist
bulamayınca, “Ben bir deneyeyim,”
dedim ve şarkı söylemeye başladım.
Sonra da kendimi kaptırdım. O an,
“Sanırım benim yolum buymuş,”
diye düşündüm.
𒀸 Şiir yazmaya ne zaman başladınız?
Şarkı söylemeye başladıktan sonra.
Yaklaşık dört yıl önce. Ondan önce de
bir şeyler üretmeyi seviyordum ama
şiire pek ilgi duymuyordum.
𒀸 Yazdıklarınız roman ya da kompozisyon
gibi şeyler miydi?
Evet, öyle şeyler.
Daha çok hikâyeler yazıyordum.
𒀸 Şiir yazmaya başladıktan sonra ilhamınızı
nereden almaya başladınız?
İlk başlarda, Amerikalıların şiirleri Japoncaya
çevrildiğinde bana göre çoğu ifade fazlasıyla
süslü geliyordu. Mesela Japonların Amerikan
rock’n’roll’u yapıp yazdığı sözlere bakınca,
“Bunu gerçekten bir Japon düşünmüş
olamaz,” diye hissediyordum.
O sıralar ben de rock’n’roll tarzı müzik
yapıyordum. Kafamdaki ilk düşünce, bunu
Japoncada nasıl doğal ama yine de havalı
bir şekilde ifade edebileceğimdi.
Abartıya kaçmadan, ama yine de
Amerikan havasını taşıyan sözler
yazmak istiyordum.
Kendime hemen sınırlar koyan bir yapım
vardı. “Bu olmaz,” “Şunu sevmiyorum,”
diye düşünüp duruyordum. Uzun süre de
hep böyle çalıştım; sevmediğim şeylerden
kaçınıp başka bir yol bulmaya çalışmak
zamanla doğal bir alışkanlığım hâline geldi.
𒀸 İlk yazdığınız şiirler, şimdiki
yazdıklarınızdan tamamen farklı mıydı?
Evet, tamamen farklıydı. O zamanlar
benim için sadece bir hikâyeydi.Kendi
duygularımla hiçbir ilgisi yoktu; tek
istediğim ilginç bir hikâye anlatmaktı.
İnsanların da “Ne ilginçmiş,” ya da
“Ne kadar havalı,” hatta “Bakış açısı
epey farklıymış,” demesi hoşuma
gidiyordu.
𒀸 “İlginç” derken tam olarak neyi
kastediyorsunuz?
Mesela tipik rock sözlerinde insanlar kendi
Amerika’daki yaşamlarınıtemel alır ya…
Ben öyle yapmak istemiyordum. Daha
çok Amerikan romanlarında karşına çıkacak
türden, bir çocuğun gözünden yazılmış
şiirler gibi; içinde güçlü bir hikâye duygusu
taşıyan şeyler yazıyordum.
𒀸 Yani masal ya da fantaziye yakın
şeyler mi?
Evet, öyle şeyler de yazıyordum… Ama o
zamanlar benim için önemli olan tek şey
hikâyenin ilginç olmasıydı. Kendi
düşüncelerime uymasa bile, içerik ilgi
çekiciyse yeterdi. Ama şimdi durum farklı.
Aklıma çok ilginç bir fikir gelse bile, kendi
hayatıma daha yakın olanı tercih ediyorum.
Çok daha sıradan olsa bile, gerçek olanı
yazıyorum.
𒀸 “DUNE”un sözleri oldukça hikâye odaklı
görünüyor. Şiirden çok, sanki bir dramın
içinden alınmış sahneler gibi…
Aslında “DUNE”daki sözler, L’Arc~en~Ciel’in
oldukça erken döneminde yazılmış şeylerdi.
Orada yaptığım, gerçek hayatta hissettiğim
dünyayı metaforlar aracılığıyla daha güzel
bir biçimde anlatmaktı.
𒀸 Yani bunun arkasında daha sert bir
gerçeklik yatıyor.
Evet. Aslında bana çok yakın şeyler bunlar.
Şimdi dönüp baktığımda, keşke o hissi biraz
daha iyi yansıtabilseymişim diye
düşünüyorum. Sonuçta tamamen kurmaca
bir hikâye değildi.
𒀸 Peki bu içsel gerçeklik zihninizde
ne zaman şekilleniyor?
Şarkıyı dinlediğim anda. Grubun üyelerinden
biri şarkının temelini getiriyor, sonra hep
birlikte doğaçlama çalmaya başlıyoruz.
O anda aklıma bir fikir gelmese bile ben
de üzerine doğaçlama melodiler ekliyorum.
Şarkının atmosferi yavaş yavaş oluşmaya
başlayınca düzenlemeler de genişliyor.
Mesela “Dune”da müzik bana uçsuz
bucaksız bir çöl hissi veriyordu. Şarkıyı
dinlediğimde zihnimde görüntüler oluşuyor.
Sonra o görüntüleri, kendi geçmişim ve
geleceğimle ilişkilendirdiğim bir hikâyeyle
birleştiriyorum.
𒀸 Peki, “gerçeklik” dediğiniz şey
tam olarak ne?
Geçenlerde kendi kendime,”Gerçeklik
dediğimiz şey aslında nedir?”diye
düşündüm. Sonra aklıma şu geldi:
Belki de benim şiirlerim geçmişi, bugünü
ve geleceği anlatıyor. Ama yazıya
döküldüğü anda hepsi geçmişe
dönüşüyor. O an için gerçek olsa bile,
yazıldıktan sonra artık geçmiş
oluyor… Gerçi bunları öyle derin derin
düşündüğüm de yok.
𒀸 Peki ya geleceğe bakışınız?
Daha çok hayal kurmak gibi…
“Eğer burada böyle olursa,
sonrasında ne olur?” diye düşünmek
benim geleceğe bakışım aslında.
Şiir yazarken de aynı şekilde düşünüyorum.
Mesela bas gitaristimiz Tetsu bazen,
“Ben bu şarkıyı böyle hayal ediyorum,” diyor.
Ama benim geçmişimde buna benzer bir
deneyim yoksa, bu kez onu geleceğe
taşıyorum.
“Ya ileride böyle bir şey yaşarsam?”
diye hayal ediyorum.
İşte o zaman hem durumlar hem de
kurduğum dünya genişlemeye başlıyor
ve şiir yazmak çok daha kolay geliyor.
Sonunda bütün bunları kendimle
ilişkilendiriyorum.
𒀸 İlginç… Ben şiirlerinizi daha çok
üçüncü bir kişinin gözünden yazdığınızı
düşünüyordum.
Belki de gelecek söz konusu olduğunda
gerçekten üçüncü bir kişi oluyorumdur.
Kafamda canlandırdığım kişi benmişim gibi
geliyor ama belki de aslında Tetsu’dur.
Yine de önce kendime uyarlayarak
düşünmeye çalışıyorum. Çünkü böyle
olunca içinde bulunduğu durumu anlamak
daha kolay oluyor.
Sonra da gözlerimi kapatıp
gelecekteki kendimi hayal ediyorum.
𒀸 Kelimeleri seçerken özellikle dikkat
ettiğiniz şeyler var mı?
Diyelim ki iki kelime arasında seçim yapmam
gerekiyor; o zaman elimden geldiğince
zihnimdeki görüntüye en uygun olanı
seçmeye çalışıyorum. Ama eskisi kadar
takıldığım söylenemez.
𒀸 Eskiden neye takılırdınız?
İnsanların günlük hayatta kullandığı
kelimelerden mümkün olduğunca uzak
durmaya çalışırdım. Mesela “aşk”, “sevgi”
ya da “şehir” gibi… Ama DUNE’da ilk kez
bu kelimeleri kullandım.
Çünkü bu kez gerçekten içimden öyle geldi.
𒀸 Başkalarının kullandığı kelimelerden
kaçınmanızın sebebi özgün olmak mıydı?
Hayır. İçim öyle istemiyordu. Mesela “aşk”…
Hayatım boyunca pek kimseye âşık olmadım.
Bu yüzden hep, “İnsanlar gerçekten
durmadan aşktan, sevgiden bahsediyor
olabilir mi?” diye düşünürdüm.
Böyle olunca da o kelimeleri doğal olarak
daha az kullanıyordum. Üstelik bana hiç
havalı da gelmiyorlardı; o yüzden
kendiliğinden uzak duruyordum.
𒀸 Şiirlerinizin bir mesaj taşımasını
önemsiyor musunuz?
İnsanların en azından o manzarayı,
o atmosferi hissedebilmesini
istiyorum ama…
𒀸 Eğer karşınızdaki kişinin sizinle aynı
duyguyu paylaşmasını istiyorsanız,
bu da bir çeşit mesaj vermek istediğiniz
anlamına geliyor, değil mi?
Evet. Son zamanlarda gerçekten insanların
benimle aynı duyguyu paylaşmasını
istiyorum. DUNE’daki sözlerin bazıları eski,
bazıları ise daha yeni. Yeni yazdıklarımda
insanların bana ortak olmasını istiyorum.
Sanırım doğal olmaya çalışmaya
başladığımdan beri, kendiliğinden bunu
istemeye başladım.
“As if in a dream” ile
“Ushinawareta Nagame” da bu
dönemde yazdığım sözler.
𒀸 Peki sizi değiştiren ne oldu?
Sanırım daha gerçekçi biri oldum. Eskiden
hikâyelerimde “Ben anlıyorsam yeter,
başkasının anlamasına gerek yok,” diye
özellikle düşünürdüm.
Ama zamanla bunun tamamen kendimi
tatmin etmekten ibaret olduğunu fark
ettim. Sonra da bunun aslında hiç havalı
olmadığını düşünmeye başladım.
𒀸 Bunu fark etmenizi sağlayan neydi?
Eskiden melodileri de uzun uzun düşünüp
oluşturuyordum. Gitar akorlarının pek çok
farklı seçeneği olduğu için melodileri de en
ince ayrıntısına kadar kuruyordum. Ama bir
noktada bunun bana hiç iyi hissettirmediğini
fark ettim. Sonra yeniden doğaçlama
melodiler söylemeye başladım. Ve işte o
melodiler bana gerçekten iyi hissettirdi.
Sanırım söz yazımında da değişim tam o
dönemde başladı. Kendiliğinden kulağa
hoş gelen kelimeleri aramaya başladım.
Giderek daha doğal yazıyordum. Kendi
başımdan geçmemiş olsa bile
anlayabileceğim duyguların peşine düştüm.
İnsanların da bunları hissedebilmesini
istedim. Artık sadece kendimi tatmin
etmek istemiyordum.
𒀸 Bugünkü söyleyiş tarzınız ne
zaman oluştu?
Sanırım değiştiğimi ilk kez DUNE albümünü
hazırlarken hissettim. O albümde her şarkıyı
birbirinden tamamen ayrı düşünerek
çalıştım.Sanırım bu sayede kendi içimde
daha önce ortaya çıkmamış yönlerimi
keşfettim ve ifade biçimim de gelişti. Ondan
önce şarkı söylerken bu kadar sakin
değildim. Daha çok önüme ne çıkarsa öyle
söylüyordum. Eskiden her şarkının söyleyiş
biçimini ayrıca düşünmezdim.
Ama artık kelimelerin taşıdığı duyguya göre
sesimin tonunu değiştirebiliyorum. Sadece
“üzgün şarkıysa üzgün söyle” ya da
“sert şarkıysa sert söyle” değil…
Aynı cümlenin içindeki tek bir kelime bile
söyleyişimi değiştirebiliyor.
Artık sadece sesimi kullanarak bile duyguyu
aktarabileceğimi hissediyorum. Eskiden
“Sözlerin anlamı anlaşılırsa yeter,” diye
düşünürdüm. Şimdi ise sözler anlaşılmasa
bile sesimin taşıdığı duygu sayesinde
insanların bunu hissedebilmesini istiyorum.
Yabancı müzik dinlediğinizde de böyledir ya…
Bazen sözleri anlamazsınız ama şarkıcının
duygusu size geçer.
İşte ben de artık bunu hedefliyorum.
𒀸 Şu anda henüz yayımlanmamış
şiirleriniz var mı?
Yok.
𒀸 Demek ki yazdıklarınızı biriktiren biri değilsiniz.
Hayır. Sadece zihnimde doğal bir çekmece
oluştururum. Şarkıyı dinlediğimde o
çekmecenin kendiliğinden açılması yeterlidir.
𒀸 Bundan sonra özellikle yazmayı istediğiniz
bir konu var mı?
İdeallerime biraz daha yaklaşmak istiyorum.
Artık bana daha yakın şeyler yazmak
istiyorum.
𒀸 Yani şimdiye kadarki hikâye ağırlıklı
anlatımınızı geride bırakmayı mı
düşünüyorsunuz?
Evet. Hem dinlemesi kolay olacak…
Hem de kurduğum imgeyle uyumlu.
Ama aynı zamanda daha gerçek olacak.
𒀸 Şimdiye kadar yazdığınız şiirlere
baktığınızda, hepsini birleştiren ortak
bir tema görüyor musunuz?
Ne söylersem söyleyeyim… Dönüp dolaşıp
yine “sevgi” hakkında yazdığımı
düşünüyorum. Sanırım sonunda vardığım
yer hep orası oluyor.
𒀸 Son zamanlarda müzik dışında ilginizi
çeken başka bir şey var mı?
İnsanlara kendimi nasıl gösterebileceğimi
çok düşünüyorum. Dergi fotoğraflarında
bile L’Arc~en~Ciel’in dünyasını daha iyi
nasıl aktarabiliriz diye kafa yoruyorum.
Bir yandan da sahnede ulaşmak istediğim
ideal görüntüyü düşünüyorum.
𒀸 Ağustos ayında Power Station’da
vereceğiniz tek kişilik konser kesinleşti.
Bu konser için hedefiniz ya da beklentiniz
nedir?
Ağustos’taki Power Station konserinde
insanların, o zamana kadar
ulaşabildiğimiz en olgun hâlimizi
görmesini istiyorum.
İfade biçimimizin de L’Arc~en~Ciel’e özgü
bir noktaya ulaşacağını düşünüyorum.
Umarım insanlar bunu hem görür
hem de hisseder.
𒀸 Şu anda turnedesiniz, değil mi?
Bu turnede, yapmak istediğim şeyin ilk
adımını atmayı planlıyorum.
Asıl istediğim, yapmak istediğim şeyi
gerçekleştirebilmemi sağlayacak o
“anahtarı” bulmak. Kafamda nasıl
olması gerektiğine dair bir imaj var ama
bunu sahnede gerçekten hayata
geçirip geçiremeyeceğimi görmek
istiyorum. Belki başarısız olacağım,
ama ideallerime yaklaşabilmek için bunu
denemem gerektiğini düşünüyorum.
𒀸 Bu, L’Arc~en~Ciel için… ya da senin için
oldukça köklü bir değişim sayılır mı?
Hyde olarak.
𒀸 Yani bugüne kadarki imajınızı yıkacak
kadar büyük bir değişim mi?
Ama dışarıdan bakanlar bunu fark
etmeyebilir.
𒀸 Bu daha çok kendi içinde yaşadığın bir
dönüşüm mü?
Evet. Turne boyunca bunu tamamen
başarabilsem bile, belki çevremdekiler
bunun farkına varmayacak.
Ama sonrasında her şeyin bambaşka
bir hâl alacağına inanıyorum.
𒀸 Ağustos ayında Power Station’da
vereceğiniz tek kişilik konser de kesinleşti.
Bu konser için nasıl bir sahne ortaya
koymayı hedefliyorsunuz?
Turne boyunca, en azından idealime biraz
daha yaklaşabilmeyi… hatta mümkünse ona
ulaşabilmeyi istiyorum.
İnsanların da o zamana kadar ortaya çıkacak
hâlimizi görmesini isterim. İfade biçimimizin
de L’Arc~en~Ciel’e özgü bir noktaya
ulaşacağını düşünüyorum.
Bunu hem görmelerini hem de
hissetmelerini isterim.
Kaynak: Fool’s Mate
Yayın Yılı: 09.1993
Orijinal Dil: Japonca
Çeviri/Scan: Pluto Blackfish
İlk Çeviri Yayınlama: 01.10.2025
Revize Edilmiş Sürüm: 27.07.2026
Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.