Etiket: PATi PATi

Dergi

  • ISSAY&TAKASHI  | PATi PATi | 11.94

    ISSAY × TAKASHI 

    Zamanın Akışına Bırak 

    21 Eylül’de yayımlanan ISSAY’in ilk solo albümü FLOWERS, farklı
    müzisyenleri bir araya getiren özel bir çalışma. Albümdeki “Toki no Sugiyuku Mama ni” (Zamanın Akışına Bırak)
    adlı parçada DIE IN CRIES basçısı TAKASHI de konuk müzisyen
    olarak yer alıyor. 

    Bu söyleşi de, tıpkı şarkının adı gibi, zamanın akışına kendini
    bırakıyor; bir konudan diğerine geçerken sohbet hiç tükenmiyor… 

    Metin: Yuki Sugie
    Fotoğraf: Seiichi Inoue 
     

    𒀸 İlk ne zaman tanıştınız? 

    TAKASHI: İlk kez bir etkinlikte birlikte sahne almıştık sanırım,
    değil mi? 

    ISSAY: Yok, aslında ondan da önce ben DIE IN CRIES’in konserine
    gitmiştim. Konserden sonraki kutlamaya da uğramıştım ama o
    zaman gruptan yalnızca KYO’yu tanıyordum. 

    TAKASHI: Bizim gerçekten ilk kez oturup konuşmamız ise kayıt
    öncesindeki toplantıda oldu galiba. 

    𒀸 TAKASHI-san bu kez FLOWERS albümündeki “Toki no 
    Sugiyuku Mama ni” parçasında çalıyor. ISSAY-san, bu şarkıda
    özellikle onun basını istemenizin nedeni neydi? 

    ISSAY: TAKASHI’nin basında, New Wave sonrasının etkisini yaşamış
    bir müzisyenin duyarlılığı var bence. Ne kadar sert müzik yaparsa
    yapsın, çaldığında hep ince ve hassas bir taraf hissediliyor. Ben de
    bu parçada özellikle sertlikten çok, Avrupa rock’ının o melankolik
    ruhunu katmasını istedim. Bu yüzden onu aradım. 

    𒀸 Teklifi nasıl yaptınız? 

    ISSAY: Telefonu açıp doğrudan ben aradım. (lol) 

    𒀸 Peki siz ne dediniz, TAKASHI-san? 

    TAKASHI: “Tabii ki, memnuniyetle.” dedim. (lol) 

    𒀸 Şarkıyı ilk dinlediğinizde aklınızdan nasıl bir bas partisi
    geçiyordu? 

    TAKASHI: Açıkçası ilk anda ne yapacağımı pek bilmiyordum. (lol) 
    Önce sadece akor yürüyüşünü ezberledim. Sonra düşündüm ki bu
    parça öyle nota yağdırarak çalınacak bir şey değil. Daha çok 
    fretless bas kullanıp, notaların arasındaki boşlukları hissettiren bir
    yorum yapmak daha doğru olur. İlk kafamdaki fikir aşağı yukarı
    buydu. Tabii sonra hep birlikte çalmaya başlayınca yeni fikirler de
    gelişti. 

    ISSAY: Bu parça gerçekten zordu. Çünkü orijinali zaten çok güçlü
    bir şarkı. Asıl mesele onu bozmak değil, ona yeni bir kimlik
    kazandırmaktı. Davulcu Toyama bile epey kafa yordu. 

    TAKASHI: Evet. Gerçekten çok düşündük. 

    ISSAY: Başta prodüktörümüz Keiichi Suzuki’nin çizdiği genel bir yön
    vardı. Ama albümün temel fikri şuydu: Her davet ettiğimiz
    müzisyen, en çok kendisine benzeyen tarafını getirsin. Dolayısıyla
    herkes stüdyoya girene kadar ortaya nasıl bir şey çıkacağını biz de
    tam olarak bilmiyorduk. 

    TAKASHI: Bu kayıtların en ilginç kısmı ise “referans parçası”ydı. (lol) 

    ISSAY: Aynen. (lol) Hava inanılmaz güzeldi. Keiichi-san son derece
    ciddi bir ifadeyle, “Şimdi ‘Toki no Sugiyuku Mama ni’ toplantısına
    başlıyoruz.” dedi. Normalde böyle resmî konuşmaz. Ben de
    “Hayırdır?” diye düşünmeye başladım. Sonra, “Önce referans
    parçayı dinleyelim. Bugünkü masmavi gökyüzüne çok yakışacak bir
    eser.” dedi. Hepimiz merakla bekliyoruz. Bir anda David Bowie’nin 
    “Warszawa” parçası çalmaya başladı. (lol) Bir anda hepimizin morali
    çöktü. 

    TAKASHI: Üstelik küllüğün içinde tütsü yanıyordu. (lol) 
    Herkes sessizce oturmuş dinliyor… 

    ISSAY: Ortam tam anlamıyla gizemliydi. Parça biter bitmez 
    Toyama’nın söylediği ilk cümle hâlâ aklımdadır. 
    “Şey… ama bunda davul yok.” (lol) 

    TAKASHI: Referans güzel de… Biz bununla tam olarak ne
    yapacağız? (lol) 

    ISSAY: Sonra KEN de, “Galiba gitar da yoktu…” dedi. Çünkü
    gerçekten sadece klavye vardı. Meğer Keiichi-san’ın kastettiği şey
    düzenleme değil, parçanın atmosferiymiş. Yani tamamen duygu ve
    nüans açısından bir referans. (lol) 

    TAKASHI: Ama kabul etmek gerekir ki… En azından ruh hâlimiz
    tamamen Avrupa’ya dönmüştü. (lol) 

    ISSAY: Sonra hep birlikte oturup konuştuk. En sonunda da şu karara
    vardık: “Bu parçayı yapacaksak önce kendimizi Avrupalı gibi
    hissetmeliyiz.” Hatta işi şakaya vurup, “Herkes kandaki Alman
    oranını mümkün olduğunca yükseltsin.” demeye başladık. (lol) 

    𒀸 Kayıtlar başladığında süreç nasıl ilerledi? 

    TAKASHI: Oldukça serbestti. Neredeyse jam session yapar gibi
    ilerledik. 

    ISSAY: Bir kez ortak atmosferi yakalayınca gerisi çok hızlı geldi. 

    TAKASHI: Kendi grubumdan oldukça farklı bir deneyimdi. Sürekli
    birbirimizi dinliyorduk. “Bakalım şimdi ne yapacak?” diye merak
    ederek çalmak çok keyifliydi. 

    ISSAY: Bu kayıtlar sayesinde bir şeyi yeniden fark ettim. 
    TAKASHI’nin bas tonu gerçekten inanılmaz güzel. O gün tesadüfen
    HAL de stüdyodaydı. Sürekli, “Bu nasıl ses ya? Hangi ekipmanı
    kullanıyorsun? Ben de aynısından istiyorum.” deyip duruyordu. (lol) 

    TAKASHI: Ben ise HAL orada olduğu için baştan sona gergindim.
    (lol) 

    ISSAY: Ama sonuçta ortaya gerçekten ilginç bir kayıt çıktı. 
    Parça ağır bir atmosfere sahip olmasına rağmen aynı zamanda
    olağanüstü şeffaf duyuluyor. 

    TAKASHI’nin bası da hayal ettiğimden bile daha iyi oturdu. Üstelik
    albümün akışı içinde de çok önemli bir yerde duruyor. Bence
    albümün gerçek anlamda dinleyiciyi içine çekmeye başladığı bölüm
    tam burası. “Dinleyeni tam kalbinden vuracağız.” diye 
    düşünüyordum. (lol) 

    𒀸 Gerçekten öyle. (lol) Hazır konu açılmışken şunu da sorayım…
    TAKASHI-san, sizce kanınızdaki “Alman oranı” doğal olarak yüksek
    mi? 

    TAKASHI: (lol) Bilmiyorum doğrusu. Ama gençken dinlediğim
    müzisyenler arasında öyle isimler vardı. O yüzden dolaylı da olsa
    onların etkisini almışımdır diye düşünüyorum. 

    ISSAY: Sonuçta New Wave dediğimiz akımın kökleri de Avrupa’ya
    dayanıyor. 

    TAKASHI: Ben aslında New Wave’den çok New Romantic 
    tarafındaydım. İlk dinlediğim grup Duran Duran’dı. Gerçi aynı
    dönemde Iron Maiden’ı da çok seviyordum. (lol) Hatta metal
    gruplarında da çalmışlığım var. 

    𒀸 ISSAY-san’ın metal dinlediğini hayal etmek biraz zor… 

    ISSAY: Hiç dinlemem. (lol) Hard rock da pek dinlediğim
    söylenemez. Gerçi Iggy Pop’u hard rock sayarsan, o
    başka. (lol) Benim New Wave dediğim zaman aklıma gelen
    isimler daha çok Gary Numan ya da Ultravox oluyor. 

    𒀸 Peki TAKASHI-san… Duran Duran dinlediğiniz dönemde
    gerçekten New Romantic tarzında mı giyiniyordunuz? 

    TAKASHI: New Romantic tarzı gömlekler bulabilmek için resmen
    dükkân dükkân dolaşıyordum. (lol) 

    ISSAY: Şimdi dönüp bakınca gerçekten tuhaf geliyor. (lol) O akım
    tam anlamıyla… Zengin görgüsüzlüğüyle aristokrat zevki arasında
    sıkışmış bir estetikti. (lol) 

    𒀸 Makyaj da yapıyor muydunuz? 

    TAKASHI: Lisenin birinci sınıfındayken makyaj yapıp okula
    gidiyordum. Her sabah öğretmen beni durdurup, “Sen ibne
    misin?” diye sorardı. (lol) 

    ISSAY: Benim lise yıllarım daha da eskiye denk geliyor. O zamanlar
    insanlar böyle şeyleri neredeyse psikolojik bir rahatsızlık gibi
    görüyordu. Öğretmenler hiçbir şey söylemezdi. Sanırım
    dokunulmaması gereken bir mesele olduğunu düşünüyorlardı. 
    Kimse karışmıyordu. Sadece… “Tuhaf çocuk.” muamelesi 
    görüyordum. Tam anlamıyla görmezden geliniyordum. (lol) 

    TAKASHI: Ben de saçlarımı uzattığım dönemde epey dalga konusu
    olmuştum. Parmakla gösterip, “Heavy metalci! Heavy metalci!” 
    diye bağırıyorlardı. Bayağı zorbalık gördüm. (lol) 

    𒀸 Peki kayıtlar bittikten sonra birlikte çıkıp içtiğiniz oldu mu? 

    TAKASHI: Henüz olmadı. Ama ISSAY-san hakkında duyduklarım
    var. (lol) 

    ISSAY: Yok canım… Ben o kadar da içen biri değilim. (lol) Öyle bir
    oturup mekândaki bütün içkileri bitirecek biri değilim. Benden çok
    daha sağlamları var. (lol) 

    ISSAY 

    DER ZIBET’in vokalisti. Bu kez kariyerinin ilk solo albümü FLOWERS’ı 
    yayımladı. Albümde yer alan seçkin konuk müzisyenler bile tek
    başına ISSAY’in müzisyenler arasındaki saygınlığını göstermeye
    yetiyor. DER ZIBET bu yıl onuncu kuruluş yılını kutluyor. Ayrıca 21
    Ekim’de grubun yeni video çalışmasının yayımlanması planlanıyor.
    Kendine özgü karakterlere sahip üyelerden oluşan DER ZIBET’in,
    onuncu yılının ardından çok daha büyük bir çıkış yapması
    bekleniyor. 

    TAKASHI 

    DIE IN CRIES’in bas gitaristi. Bu röportajda konuşulan “Toki no 
    Sugiyuku Mama ni” parçasında konuk müzisyen olarak yer alıyor.
    DIE IN CRIES ise ağustos ayında Shinjuku Power Station’da her
    gece farklı bir konseptle hazırlanan haftalık konser serisini
    gerçekleştirdi: “Cover Gecesi”, “Erkekler Gecesi”, “Dinner Gecesi” 
    ve “Sıradan Gece”. Grup kısa bir dinlenme dönemine giriyor
    olsa da, bu aranın ardından çok daha güçlenmiş bir DIE IN CRIES
    olarak geri dönmeleri bekleniyor. 
     

    Kaynak: PATi PATi
    Yayın Yılı: 11.1994
    Orijinal Dil: Japonca
    Çeviri/Scan: Pluto Blackfish

    İlk Çeviri Yayınlama: 15.07.2025
    Revize Edilmiş Sürüm: 08.07.2026

    Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.

  • DER ZIBET | PATi PATi | 04.88

    DER ZIBET 

    3. Albüm 

    21 Mart’ta Der Zibet’in üçüncü albümü DER ZIBET yayımlanıyor. 
    İki farklı prodüktörle çalışılması, grubun canlı performanslarındaki
    enerjinin albüme eksiksiz yansıtılması ve kayıt sürecinden gelen
    birbirinden ilgi çekici hikâyeler… Belki de albümü dinlediğinizde
    “İşte Der Zibet bu.” diyeceksiniz. Onların nasıl bir grup olduğunu
    merak ediyor olabilirsiniz. Ama şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, 
    DER ZIBET yalnızca bir albüm değil; içine adım atmaya değer
    bambaşka bir dünya. 

    Fotoğraf: George Ide 
    Metin: Kou Imazu 
    Saç & Makyaj: Hiroyuki Shimizu 

    “Boom!” 

    Parlak seslerden oluşan bir dalga üzerinize doğru geliyor ve
    farkında olmadan bedeniniz harekete geçiyor. Gitarist havaya
    sıçrıyor, vokalist zarif ama çarpıcı hareketlerle bedenini büküyor;
    gözlerinizi onlardan alamıyorsunuz. Ardından gelen sade ama
    güçlü sözlerse doğrudan kalbinize dokunuyor. 

    21 Mart’ta yayımlanacak üçüncü albüm DER ZIBET, bir stüdyo
    albümü olmasına rağmen canlı performansların tüm coşkusunu
    olduğu gibi içinde taşıyor. 

    Bu, sanki grubun dört üyesiyle her dinleyişinizde yeniden
    karşılaşıyormuşsunuz hissi veren bir albüm. 

    Albüm boyunca karşımıza çıkan dört müzisyen; bir yandan vahşi
    ve içgüdüsel, diğer yandan zarif ve kırılgan bir yüz gösteriyor.
    Ve bütün güçleriyle kendilerini müziğe bırakıyorlar. 

    ☆ 

    𒀸 Daha önce bu albümün temelinde “canlı performans hissi” ve
    “sözlerin önemi” olduğunu söylemiştiniz. 

    MAYUMI: Canlılık açısından konuşacak olursam, eskiden çalarken
    hâlâ kafamla düşündüğüm bir bölüm vardı; belki yüzde yirmilik bir
    kısmı. Bu kez onu daha da azaltıp mümkün olduğunca bedenimin
    beni yönlendirmesine izin vererek çalmaya çalıştım. 

    𒀸 Aynı ritim ekibinin bir üyesi olarak HAL için nasıldı? 

    HAL: Ben canlı performansın atmosferine hemen kapılabilen
    biriyim. O yüzden benim için oldukça doğal gelişti. Gerçi kendimi
    müziğe fazla kaptırınca sahnede vücudum pek hareket etmiyor.
    (lol) 

    𒀸 Şarkı sözlerine daha fazla önem verilmesinin çalışınızı da
    etkilediğini düşünüyor musunuz? 

    MAYUMI: Kesinlikle. Eskiden sözleri çok düşünmeden davul
    çaldığım olurdu. Ama bu albümde sözlerin ne anlattığını düşünerek
    davula küçük eklemeler yaptım. 

    𒀸 Bu albümde parçaların yarısı sözlerden önce değil, başlıklardan
    yola çıkılarak oluşturuldu değil mi? 

    ISSAY: Aslında önce sözler değil, şarkı isimleri ortaya çıktı. Hepimiz
    fikirler getirdik. Başlangıçta elimizde yüz kadar başlık vardı sanırım. 

    𒀸 Ama bunlar rastgele toplanmış başlıklar değildi. 

    ISSAY: Hayır. Günlük hayatta kendi aramızda yaptığımız sıradan
    konuşmalar onların kaynağı oldu. Mesela Seven-Eleven’ın önünden
    geçerken “Niye bu kadar çok insan burada ayakta dergi
    karıştırıyor?” diye konuşuyoruz. Ya da turnede radyoda birini duyup
    “Bu adam neden bu kadar ilgi görüyor?” diyoruz. Günlük
    sohbetlerdeki bu küçük soru işaretleri zamanla albümün
    konseptine kadar uzanabiliyor. Bence işin en ilginç yanı da bu. (lol) 

    𒀸 Yani günlük konuşmalardaki o “neden?” duygusu… 

    HIKARU: Sadece sorular değil. “Bu doğru.”, “Bu yanlış.” gibi
    yargılar da var. 

    ISSAY: Sanırım “Biz dünyaya böyle bakıyoruz.” diyebilmek gibi
    bir şey. 

    𒀸 Bütün bu duyguların içinde albümün tamamına yayılan ortak
    bir tema var mı? 

    HIKARU: Kulağa biraz klişe gelebilir ama… “Şehirdeki yalnızlık.” 

    𒀸 Peki Der Zibet’in bahsettiği “yalnızlık” tam olarak nasıl bir şey? 

    ISSAY: İnsanlar çoğu zaman “yalnız olmak” ile “yalnız hissetmek”
    arasındaki farkı göremiyor. Ama bana göre bunlar aynı şey değil.
    Ben yalnızlığı son derece olumlu görüyorum. Çünkü yalnızlık
    insanın kendi içine yönelmesidir. Onu sadece üzücü bir duygu gibi
    görmek bana doğru gelmiyor. Albümün merkezindeki
    şarkılardan Isolation Train de tam olarak bunu anlatıyor. 

    ☆ 

    Dünkü benliğinle yüzleş. 
    Yarının benliğiyle konuş. 
    Ve sonunda gerçek “sen”le karşılaş. 

    ☆ 

    𒀸 O hâlde diğer şarkılardan da söz edelim. “Only YOU Only LOVE”
    nasıl bir şarkı? 

    ISSAY: Belki de kendimizi yalnız hissetmemizin sebebi, gerçekten
    ait olduğumuz “o kişi”yi henüz bulamamış olmamızdır. Mesela ben
    yalnız olduğum için HIKARU’yu aramam. HIKARU yanımda olmadığı
    için yalnız hissederim. Yani yalnızlık önce gelen şey değildir. Bu
    şarkıyla anlatmak istediğim de buydu. 

    𒀸 Peki HIKARU’nun yazdığı “虹を見たか 
    (Gökkuşağını Gördün mü?)” 

    HIKARU: Çok eski bir televizyon dizisi vardı; adı
    “君は海を見たか (Denizi Gördün mü?)” 

    𒀸 Harika bir başlık. (lol) 

    HIKARU: Değil mi? Dizinin sonunda denizin altın rengine büründüğü
    bir sahne vardı. O görüntüye duyduğum hayranlıkla bu albümün
    ana teması olan yalnızlık duygusu birleşince bu şarkı ortaya çıktı.
    Biraz fazla kişisel oldu doğrusu. Sözleri okurken hâlâ utanıyorum.
    (lol) 

    ISSAY: Ben okuduğumda gerçekten “Vay canına… HIKARU bunu
    yazdı demek.” diye düşündüm. Çok etkilendim. (lol) 

    𒀸 “ANGELIC” 

    ISSAY: Bu, sevdiğim kız ya da erkek için yazdığım bir aşk şarkısı.
    Ben “ANGELIC” kelimesini insanın doğuştan sahip olduğu saflık
    olarak düşünüyorum. Sonuçta herkes dünyaya böyle geliyor. Ama
    sonra ortaokula geldiğinde “Ben astronot olacağım.” dediğinde
    insanlar “Saçmalama.” diye çıkışıyor. Böyle böyle o saf yanımız
    kırılıyor. Benim sevdiğim insanlar ise o saflığı hâlâ koruyabilen
    insanlar. 

    𒀸 Madem söylemek istediğiniz bu kadar çok şey vardı, neden iki
    ayrı prodüktörle çalıştınız? 

    ISSAY: Aslında kendi başımıza da iyi bir albüm yapabileceğimize
    inanıyorduk. Ama biz iyiyle yetinmek istemedik. Daha büyük, daha
    iddialı bir albüm yapmak istedik. 

    𒀸 Peki bu hedefe ulaştığınızı düşünüyor musunuz? 

    HIKARU: Bence her şey doğru yönde ilerledi. Grup sonunda
    gerçekten tek bir bütün hâline geldi. Ama bunu biz kendi içimizden
    göremiyorduk. O kabuğu kırmamızı sağlayan iki prodüktör oldu.
    Kabuğumuz kırılınca da aslında dört kişi olarak ne kadar sağlam bir
    grup olduğumuzu yeniden fark ettik. Ama hâlâ tam anlamıyla
    tatmin olmuş değiliz. Sanırım daha büyük bir grubun özelliği de bu.
    Hâlâ kırılması gereken daha büyük bir kabuğun içinde olduğumuzu
    düşünüyorum. 

    ☆ 

    Üçüncü albümlerinde ilk kez albüme kendi grup adlarını
    veren Der Zibet (adı “misk kedisi” anlamına gelir), bu seçimle
    adeta “İşte bugün biz buyuz.” diyor. 

    Albüm boyunca dinleyiciye sürekli aynı çağrı yapılıyor: 

    Kendi yalnızlığınla yüzleş. Kendi yolunda yürü. Gerekirse toplumun
    dışında kalmaktan korkma. Çünkü ancak o zaman gerçek benliğini,
    doğuştan sahip olduğun o saf yanı yeniden bulabilirsin. 

    DER ZIBET, baştan sona bu düşüncenin etrafında dolaşan, güçlü
    ve tutarlı bir albüm. 

    Ve yine de insanın aklında son bir soru kalıyor… 

    Böylesine yoğun ve güçlü bir albüm yaratan bu dört müzisyen,
    fotoğraf çekimleri sırasında gördüğümüz o şakalaşan, eğlenceli
    ekiple nasıl aynı insanlar olabiliyor? 

    #Pluto: Belki de Der Zibet’in en büyük gizemi tam da bu. 🖤 

    Kaynak: PATi PATi
    Yayın Yılı: 04.1988
    Orijinal Dil: Japonca
    Çeviri/Scan: Pluto Blackfish

    İlk Çeviri Yayınlama: 15.07.2024
    Revize Edilmiş Sürüm: 06.07.2026

    Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.

  • DER ZIBET | PATi PATi | 12.87

    MYSTERY BLAZE 

    Fotoğraf: Naoto Ohkawa 
    Yazı: Kou Imazu 

    Yakışıklı erkeklere bakmak bile insanın kalbini hızlandırmaya 
    yeter. Ama onların yalnızca dış görünüşleriyle değil, 
    özgün teknikleri ve bitmek bilmeyen vahşi ruhlarıyla da 
    öne çıktığını fark ettiğiniz anda, bu heyecan bambaşka 
    bir coşkuya dönüşüyor. 

    DER ZIBET, tam anlamıyla büyüleyici bir heyecan kaynağı. 

    Üstelik sahne ışıklarının dışında son derece samimi, içten ve insanı 
    rahat hissettiren dört kişi onlar. 

    Çıkışlarının üzerinden henüz iki yıl geçmiş olmasına rağmen 
    kendilerini fazlasıyla kanıtladılar. Şimdi ise çok daha etkileyici 
    geçeceğe benzeyen üçüncü yıllarına adım atıyorlar. 

    “Der Zibet’in konserini mutlaka görmelisin!” 

    Bunu o kadar çok kişiden duymuştum ki… 

    Ben de “Öyle mi?” deyip 29 Eylül’de Tokyo Bay Area’daki INK STICK Shibaura FACTORY’ye uğramaya karar verdim. 

    Peki sonuç? 

    Resmen çarpıldım. 

    O zarif görüntüsüyle tanıdığımız ISSAY, başından aşağı bira döküp 
    kendini kusursuz bir dans ritminin içine bırakıyordu. 

    HIKARU tek gitarla çıktığına inanması güç bir ses duvarı örüyor, 
    HAL’ın bas gitarı ile MAYUMI’nin davulları da o devasa sesi durmadan ileri taşıyordu. 

    Ertesi gün kendimi plak şirketini ararken buldum. 

    “Tek kelimeyle muhteşemdi!” 

    İşte bu telefon konuşmasının sonunda da bu röportaj gerçekleşti. 

    Karşımıza çıkan isimler vokalist ISSAY ile gitarist HIKARU oldu. 

    PATi PATi okurları onları yaklaşık iki yıl sonra yeniden ağırlarken, bu 
    iki yıl içinde yaşadıkları değişimi baştan sona anlatmalarını istedik. 

    𒀸 O zaman başlayalım. Der Zibet’in hikâyesini baştan anlatır mısınız? 

    HIKARU: Grubu kurduktan yaklaşık bir yıl sonra ilk albümümüzü 
    çıkardık. Hemen ardından da Kudankaikan’da büyük 
    bir salon konseri verdik. Aslında dönüp baktığımda orası 
    bizim için bir dönemin tamamlandığı yer olmuştu. O zamanki, 
    tabiri caizse “karanlık dönemimizin” zirvesiydi. (lol) 

    ISSAY: Konser bittikten sonra… Sanki biz de bitmişiz gibi hissettik. 

    𒀸 Daha o zamandan mı? 

    HIKARU: Evet. “Kendi kendimize bundan sonra nereye gideceğiz?” 
    diye düşünmeye başlamıştık. Ama hiçbirimiz ilk konuşan olmak 
    istemiyorduk. Herkes, diğerinin ağzından çıkacak ilk sözü 
    bekliyordu. 

    ISSAY: Davulcuyu saymazsak hepimiz AB kan grubuyuz ya… 
    İnsanların karşısında idare etmeyi, her şey yolundaymış gibi davranmayı iyi biliriz. (lol) 

    𒀸 Ama yine de devam etmeye karar verdiniz. 

    ISSAY: Evet. Çünkü içimde hep belirsiz de olsa bir his vardı. 
    “Bu heriflerle birlikte olmaya devam etmek istiyorum.” 
    Beni ayakta tutanda buydu. 

    HIKARU: Sonra 1986 geldi. Her ay Shibuya’daki LIVE INN’de 
    sahneye çıkıyorduk. Ama bir süre sonra yaratıcı olarak 
    tıkanmaya başladık. Bizi değiştiren şey ise aynı yıl mayıs 
    ayında başlayan Radical Dance Tour oldu. 
    Turneye çıkmadan önce kendi kendimize, “Daha vahşi 
    olacağız.” Dedik. Sonra konserler ilerledikçe inanılmaz 
    keyif almaya başladık. 

    O zaman fark ettik ki… “Aslında rock yapmakta hiçbir 
    sorun yokmuş.” İşte o dönemden sonra birbirimize karşı 
    daha açık konuşmaya başladık. Kimse artık kendini 
    saklamıyordu. Gerçi en çok rol yapan kişi bendim. (lol) 

    ISSAY: Doğru. O turneye kadar bizim için konser vermek, 
    “Ayda bir kez sahneye çıkıyoruz.” demekten ibaretti. 
    Turneden sonra ise iş, “Üç günde bir konser vermek artık 
    normal.” noktasına geldi. (lol) Sanırım bizi değiştiren de tam olarak buydu. 

    𒀸 Ve sonra ikinci albüme geldiniz? 

    ISSAY: Evet. Ama ondan önce… Yapımcıları epey zorlayıp klavye 
    desteği olmadan bir turneye çıkmamıza izin vermelerini istedik. 

    (O dönem bize destek veren klavyeci, şu anda UP-BEAT’in destek klavyecisi olan Mahito Fujiwara’ydı.) 

    𒀸 Bir anda dört kişi olarak sahneye çıkmak zor olmadı mı? 

    ISSAY: İlk iki konser biraz tehlikeliydi. Ne yapacağımızı tam 
    kestiremiyorduk. Ama ondan sonra her şey yoluna girdi. 
    Üstelik grup olarak sesimiz de çok daha bütünlüklü hâle geldi. 

    HIKARU: Aslında ilk dönemlerde Der Zibet 
    için klavye vazgeçilmezdi… 

    ISSAY: “İlk dönem” mi? Desene biz artık “son dönem” olduk! (lol) 

    Bu turneye ilk çıktığımızda herkes, “Der Zibet klavyesiz olmaz.” 
    diyordu. (lol) Ama şimdi dönüp baktığımda… Kudankaikan 
    konserinden sonra yaşadığımız o tıkanıklığı aşmamız da… 
    Klavyeyi çıkarma cesaretini göstermemiz de… Bizi bir sonraki 
    aşamaya taşıyan en önemli adımlar olmuş. 

    𒀸 Bunu sana sık sık soruyor olabilirler ama… Senin için stüdyo 
    kayıtlarıyla canlı performans tamamen farklı şeyler mi? 

    ISSAY: Eskiden öyle düşünüyordum. En azından o zamanlar… 
    Kesinlikle öyleydi. 

    HIKARU: Bizim için plak demek, defalarca dinlense bile insanı 
    sıkmayan bir şey üretmek demekti. 

    ISSAY: Ama yine de… Canlı performanstaki o duygunun bir kısmını 
    kayda da taşıyabilmek istiyoruz. 

    HIKARU: İkinci albümü yaptığımız zaman kendimize çok 
    güveniyorduk. Ama şimdi dönüp dinlediğimde… Canlı 
    performanslarımızın çok daha iyi olduğunu hissediyorum. 

    ISSAY: ELECTRIC MOON & MORE CD’sinde iki canlı kayıt var. 
    Toplam yirmi dakika sürüyorlar. (lol) Onları dinlediğim zaman bile içimden, “Yok… Canlı hâli çok daha iyi.” diyorum. 

    𒀸 Biraz önce söylediğin konuya dönecek olursak… O dönemlerde 
    plaklar tekrar tekrar dinlenmek için yapılmış eserlerdi diyorsun. 
    Peki canlı performanslar daha anlık bir şey miydi? 

    ISSAY: Sonuçta canlı performans dediğin şey gerçekten “canlı”. 
    Seyircinin tepkisine göre… Normalde yapmayacağım bir yerde bir 
    anda haykırabiliyorum. Ama işte tam da o anda ortaya çıkan şey gerçek oluyor. O yüzden çok değerli. 

    HIKARU: Michael Jackson gibi değil yani. (lol) Hani her hareketin 
    önceden planlandığı… Neredeyse saçını hangi saniyede geriye 
    atacağının bile belli olduğu gösteriler gibi değil. 
    Benim için her şarkının içinde mutlaka tamamen özgür olabildiğim 
    küçük bir bölüm vardır. İşte o anda her şey yerine oturursa… 
    Tarifi zor bir his. Tabii ters giderse de insan yerin dibine 
    girmek istiyor. (lol) 

    𒀸 Ama zaten gerçekten etkileyici olan şeyler de çoğu zaman tam o belirsizlikten doğuyor. Yine de Der Zibet’i izlerken dikkatimi 
    çeken bir şey var. Doğaçlama gibi görünmesine rağmen, işin 
    temelinde inanılmaz sağlam bir yapı hissediliyor. Bence sizi, “Canlı performans başka, plak başka.” deyip ikisini tamamen 
    birbirinden koparan gruplardan ayıran şey de bu. 

    ISSAY: Çünkü iskeletimiz sağlam. Her şey onun üzerine kuruluyor. 

    HIKARU: Kesinlikle. Mesela konserlerde şarkı sıralamasını 
    belirlerken inanılmaz titiz davranıyoruz. (lol) Sahnede rahat 
    hareket edebiliyorsak… Bunun nedeni o temel yapının önceden 
    çoksağlam kurulmuş olması. 

    𒀸 O zaman biraz da üçüncü albümden bahsedelim. 

    HIKARU: Şu anda elimizde otuzdan fazla aday parça var. 
    Bir yandan da ekibimizden, sözleri önce yazılmış parçalar 
    üzerinde çalışmamız yönünde bir öneri geldi. Şu sıralar daha 
    çok bunun üzerine yoğunlaşıyoruz. 

    ISSAY: Aslında tam da üyeler arasında şarkı sözlerinin 
    önemini konuştuğumuz bir döneme denk geldi. 

    HIKARU: Sözlerde de bugüne kadar yaptığımızın bir adım 
    ötesine geçmek istiyoruz. Daha anlaşılır… Daha doğrudan… 
    İnsanlara daha kolay ulaşabilen sözler yazmak istiyoruz. 

    𒀸 Peki ISSAY, senin yazdığın sözler de eskisine göre 
    değişmeye başladı mı? 

    ISSAY: Evet. Aslında ben başından beri duygularımı pat diye 
    söyleyebilen biri olmadım. İnsanlara doğrudan bir şey söylemek 
    bana hep zor gelmiştir. Ama sahnede şunu fark ettim… Bazen tek 
    bir net cümle bile seyircinin tepkisini tamamen değiştirebiliyor.  

    İşte bu yüzden son zamanlarda şarkı yazarken kullandığım 
    kelimeleri çok daha bilinçli seçiyorum. Yeni albümdeki sözlerin 
    ortaknoktası da bu. Birine doğrudan seslenmek. (lol)  

    İlk albüm daha çok kendime dönüktü. İkinci albüm ise daha çok 
    belli bir kişiye sesleniyordu. Yeni albüm ise… Karşımdaki insana 
    doğrudan konuşuyor. Sanırım değişen tarafım da tam olarak bu. (lol) 

    𒀸 Bu aynı zamanda kendine dışarıdan bakabilmeye 
    başladığının da göstergesi olabilir. 

    ISSAY: Olabilir… Ama konserin sonlarına doğru bu mümkün 
    olmuyor. (lol) O noktadan sonra kendimi dışarıdan izlemeye 
    çalışırsam… İçimde büyük bir eksiklik hissi oluşuyor. 

    𒀸 Ama bence tam da bu yüzden güzel. Bugün birçok grup 
    konser boyunca kendini sürekli kontrol etmeye çalışıyor. 
    Sizde ise o kontrol zamanla kayboluyor. Ve bence sizi güzel 
    yapan şey de bu. 

    HIKARU: Evet. O “ham” tarafımızı kaybetmek istemiyoruz. 

    ISSAY: Her şeyi en ince ayrıntısına kadar hesaplayıp kusursuz hâle 
    getirmek istemiyoruz. Yeni albüm de aynı anlayışla hazırlanıyor. 
    Çok güçlü bir albüm olacak. Buna gerçekten inanıyorum. 

    U MEET THE ROCK PARTY Vol.1 

    DER ZIBET LIVE 

    PATi PATi ROCK’N’ROLL Sunar 

    📍 15 Aralık – Osaka Banana Hall 

    📍 17 Aralık – Nagoya Heartland 

    🎉 250 çift (500 kişi) davetli! 

    PATi PATi ROCK’N’ROLL’un, dikkat çeken grupları müzikseverlerle 
    buluşturduğu “U MEET THE ROCK PARTY” etkinlik 
    serisinin ilk konuğu DER ZIBET oluyor. 

    Bu özel etkinliğe PATi PATi okurları da davetli! 

    Osaka Banana Hall konseri için 150 çift (300 kişi),  

    Nagoya Heartland konseri için ise 100 çift (200 kişi)  

    çekilişle belirlenecek. 

    Katılmak isteyenlerin aşağıdaki başvuru kuponunu gidiş-dönüş kartpostalına yapıştırarak; 
    adını, adresini, yaşını, telefon numarasını  
    ve katılmak istediği konseri  
    yazarak aşağıdaki adrese göndermesi gerekiyor. 

    CBS Sony Publishing – PATi PATi DER ZIBET LIVE 

    Posta Kutusu No: 25 

    Chitose Postanesi 

    Setagaya-ku, Tokyo 156-91 

    Son başvuru tarihi 5 Aralık (posta damgası geçerlidir). 

    Kazananlara etkinlikten yaklaşık bir hafta önce iki kişilik davetiye 
    gönderilecek. 

    Etkinlik günü girişte 500 yen alınacak. 

    Ancak bu ücret yalnızca giriş ücreti değil. 

    Karşılığında PATi PATi ile DER ZIBET ekibinin 
    birlikte hazırladığı özel bir broşür verilecek. 

    Broşürün içinde ise grubun son LP’sindeki bir parçanın farklı versiyonunu içeren esnek plak 
    (flexi-disc / ソノシート) yer alacak. 

    Oldukça özel bir hatıra! 

    Başvuru Kuponu 
    PP12 
    DZ

    Kaynak: PATi PATi
    Yayın Yılı: 12.1987
    Orijinal Dil: Japonca
    Çeviri/Scan: Pluto Blackfish

    İlk Çeviri Yayınlama: 11.07.2024
    Revize Edilmiş Sürüm: 06.07.2026

    Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.