Dördü de Londra’yı İlk Kez Ziyaret Ettiğinde Neler Yaşadı?
Yazı / Tomoko Imai
Der Zibet’in dördüncü albümünün kayıtları için Londra’ya gitmesi eylül ayının başına denk geliyordu. Üstelik dört üye de ilk kez yurt dışına çıkıyordu. ISSAY’in uçaklardan ölümüne korktuğu da düşünülünce, “Acaba gerçekten gidebilecekler mi?” diye endişelenen ekiptekiler bile vardı.
Ancak Londra’ya vardıklarında gördüler ki sonuçta orası da aynı dünyanın bir parçasıydı. Üstelik stüdyoya yalnızca birkaç dakikalık yürüme mesafesinde bulunan bir otelde kaldıkları için günlük hayatın gürültüsünden uzaklaşıp çalışmalarına daha iyi odaklanabildiler.
Grubun tercih ettiği stüdyo, zamanında Kiyoshiro’nun da kayıt yaptığı Maison Rouge Studios idi. Yardımcı miks mühendisi olarak, grubun büyük hayranlık duyduğu Led Zeppelin gitaristi Jimmy Page’in solo albümünde de çalışmış Dick Beetham görev alıyordu. Ana miks mühendisi ise Doctor & The Medics ve New York punk efsanesi Ramones ile yaptığı çalışmalarla tanınan Craig Leon’dı.
Kısacası teknik ekip açısından kusursuz bir kadroya sahiptiler.
Der Zibet üyeleri de şimdiye kadarki çalışmalarından çok daha istekliydi. Hazırlıklarını eksiksiz yapmış olmaları sayesinde kayıt süreci son derece verimli geçti. Dahası, bu albümle birlikte kendilerini bambaşka bir yönleriyle ortaya koyma arzusuyla doluydular.
Ancak ne kadar hevesli olsalar da bütün günlerini stüdyoda geçirmediler. Fırsat buldukça alışverişe çıktılar, konserlere gittiler, sanat galerilerini gezdiler. Gerçi bunu biraz da mecburen yapıyorlardı; miks mühendislerinin çalıştığı iki üç saat boyunca yapacak pek bir şey olmuyordu.
Yaklaşık bir ay boyunca böyle dolaşınca dönüşte valizleri de hediyelik eşyalarla dolup taştı.
İlk ilgilerini çeken şey deri ürünleri olmuştu. Bunun sebebi Londra’nın bir anda soğumasıydı; ancak Japonya’ya döndüklerinde neredeyse tam anlamıyla deri tutkunu hâline gelmişlerdi.
MAYUMI ise gittiği her yerde poster topluyordu. Zamanla otuzdan fazla poster biriktirmiş ve ortaya gerçekten etkileyici bir koleksiyon çıkmıştı. Ne yazık ki Japonya’ya dönüş yolunda bu koleksiyon kayboldu.
ISSAY’in tercihi ise gömlekler ve bluzlardı. Antika dükkânlarında tam onun zevkine hitap eden sayısız parça vardı.
MAYUMI ile HIKARU ise Led Zeppelin’in bootleg kayıtlarının peşindeydi.
Aslına bakılırsa yalnızca bu alışveriş tercihlerine bakmak bile onların ne kadar tavizsiz, kendi zevklerinden ödün vermeyen bir rock grubu olduğunu anlamaya yetiyor.
Kaynak: GiGS GB Yayın Yılı: 12.1988 Orijinal Dil: Japonca Çeviri/Scan: Pluto Blackfish
İlk Çeviri Yayınlama: 17.07.2024 Revize Edilmiş Sürüm: 06.07.2026
Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.
21 Mart’ta Der Zibet’in üçüncü albümü DER ZIBET yayımlanıyor. İki farklı prodüktörle çalışılması, grubun canlı performanslarındaki enerjinin albüme eksiksiz yansıtılması ve kayıt sürecinden gelen birbirinden ilgi çekici hikâyeler… Belki de albümü dinlediğinizde “İşte Der Zibet bu.” diyeceksiniz. Onların nasıl bir grup olduğunu merak ediyor olabilirsiniz. Ama şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, DER ZIBET yalnızca bir albüm değil; içine adım atmaya değer bambaşka bir dünya.
Fotoğraf: George Ide Metin: Kou Imazu Saç & Makyaj: Hiroyuki Shimizu
“Boom!”
Parlak seslerden oluşan bir dalga üzerinize doğru geliyor ve farkında olmadan bedeniniz harekete geçiyor. Gitarist havaya sıçrıyor, vokalist zarif ama çarpıcı hareketlerle bedenini büküyor; gözlerinizi onlardan alamıyorsunuz. Ardından gelen sade ama güçlü sözlerse doğrudan kalbinize dokunuyor.
21 Mart’ta yayımlanacak üçüncü albüm DER ZIBET, bir stüdyo albümü olmasına rağmen canlı performansların tüm coşkusunu olduğu gibi içinde taşıyor.
Bu, sanki grubun dört üyesiyle her dinleyişinizde yeniden karşılaşıyormuşsunuz hissi veren bir albüm.
Albüm boyunca karşımıza çıkan dört müzisyen; bir yandan vahşi ve içgüdüsel, diğer yandan zarif ve kırılgan bir yüz gösteriyor. Ve bütün güçleriyle kendilerini müziğe bırakıyorlar.
☆
𒀸 Daha önce bu albümün temelinde “canlı performans hissi” ve “sözlerin önemi” olduğunu söylemiştiniz.
MAYUMI: Canlılık açısından konuşacak olursam, eskiden çalarken hâlâ kafamla düşündüğüm bir bölüm vardı; belki yüzde yirmilik bir kısmı. Bu kez onu daha da azaltıp mümkün olduğunca bedenimin beni yönlendirmesine izin vererek çalmaya çalıştım.
𒀸 Aynı ritim ekibinin bir üyesi olarak HAL için nasıldı?
HAL: Ben canlı performansın atmosferine hemen kapılabilen biriyim. O yüzden benim için oldukça doğal gelişti. Gerçi kendimi müziğe fazla kaptırınca sahnede vücudum pek hareket etmiyor. (lol)
𒀸 Şarkı sözlerine daha fazla önem verilmesinin çalışınızı da etkilediğini düşünüyor musunuz?
MAYUMI: Kesinlikle. Eskiden sözleri çok düşünmeden davul çaldığım olurdu. Ama bu albümde sözlerin ne anlattığını düşünerek davula küçük eklemeler yaptım.
𒀸 Bu albümde parçaların yarısı sözlerden önce değil, başlıklardan yola çıkılarak oluşturuldu değil mi?
ISSAY: Aslında önce sözler değil, şarkı isimleri ortaya çıktı. Hepimiz fikirler getirdik. Başlangıçta elimizde yüz kadar başlık vardı sanırım.
𒀸 Ama bunlar rastgele toplanmış başlıklar değildi.
ISSAY: Hayır. Günlük hayatta kendi aramızda yaptığımız sıradan konuşmalar onların kaynağı oldu. Mesela Seven-Eleven’ın önünden geçerken “Niye bu kadar çok insan burada ayakta dergi karıştırıyor?” diye konuşuyoruz. Ya da turnede radyoda birini duyup “Bu adam neden bu kadar ilgi görüyor?” diyoruz. Günlük sohbetlerdeki bu küçük soru işaretleri zamanla albümün konseptine kadar uzanabiliyor. Bence işin en ilginç yanı da bu. (lol)
𒀸 Yani günlük konuşmalardaki o “neden?” duygusu…
HIKARU: Sadece sorular değil. “Bu doğru.”, “Bu yanlış.” gibi yargılar da var.
ISSAY: Sanırım “Biz dünyaya böyle bakıyoruz.” diyebilmek gibi bir şey.
𒀸 Bütün bu duyguların içinde albümün tamamına yayılan ortak bir tema var mı?
HIKARU: Kulağa biraz klişe gelebilir ama… “Şehirdeki yalnızlık.”
𒀸 Peki Der Zibet’in bahsettiği “yalnızlık” tam olarak nasıl bir şey?
ISSAY: İnsanlar çoğu zaman “yalnız olmak” ile “yalnız hissetmek” arasındaki farkı göremiyor. Ama bana göre bunlar aynı şey değil. Ben yalnızlığı son derece olumlu görüyorum. Çünkü yalnızlık insanın kendi içine yönelmesidir. Onu sadece üzücü bir duygu gibi görmek bana doğru gelmiyor. Albümün merkezindeki şarkılardan Isolation Train de tam olarak bunu anlatıyor.
☆
Dünkü benliğinle yüzleş. Yarının benliğiyle konuş. Ve sonunda gerçek “sen”le karşılaş.
☆
𒀸 O hâlde diğer şarkılardan da söz edelim. “Only YOU Only LOVE” nasıl bir şarkı?
ISSAY: Belki de kendimizi yalnız hissetmemizin sebebi, gerçekten ait olduğumuz “o kişi”yi henüz bulamamış olmamızdır. Mesela ben yalnız olduğum için HIKARU’yu aramam. HIKARU yanımda olmadığı için yalnız hissederim. Yani yalnızlık önce gelen şey değildir. Bu şarkıyla anlatmak istediğim de buydu.
𒀸 Peki HIKARU’nun yazdığı “虹を見たか (Gökkuşağını Gördün mü?)”
HIKARU: Çok eski bir televizyon dizisi vardı; adı “君は海を見たか (Denizi Gördün mü?)”
𒀸 Harika bir başlık. (lol)
HIKARU: Değil mi? Dizinin sonunda denizin altın rengine büründüğü bir sahne vardı. O görüntüye duyduğum hayranlıkla bu albümün ana teması olan yalnızlık duygusu birleşince bu şarkı ortaya çıktı. Biraz fazla kişisel oldu doğrusu. Sözleri okurken hâlâ utanıyorum. (lol)
ISSAY: Ben okuduğumda gerçekten “Vay canına… HIKARU bunu yazdı demek.” diye düşündüm. Çok etkilendim. (lol)
𒀸 “ANGELIC”
ISSAY: Bu, sevdiğim kız ya da erkek için yazdığım bir aşk şarkısı. Ben “ANGELIC” kelimesini insanın doğuştan sahip olduğu saflık olarak düşünüyorum. Sonuçta herkes dünyaya böyle geliyor. Ama sonra ortaokula geldiğinde “Ben astronot olacağım.” dediğinde insanlar “Saçmalama.” diye çıkışıyor. Böyle böyle o saf yanımız kırılıyor. Benim sevdiğim insanlar ise o saflığı hâlâ koruyabilen insanlar.
𒀸 Madem söylemek istediğiniz bu kadar çok şey vardı, neden iki ayrı prodüktörle çalıştınız?
ISSAY: Aslında kendi başımıza da iyi bir albüm yapabileceğimize inanıyorduk. Ama biz iyiyle yetinmek istemedik. Daha büyük, daha iddialı bir albüm yapmak istedik.
𒀸 Peki bu hedefe ulaştığınızı düşünüyor musunuz?
HIKARU: Bence her şey doğru yönde ilerledi. Grup sonunda gerçekten tek bir bütün hâline geldi. Ama bunu biz kendi içimizden göremiyorduk. O kabuğu kırmamızı sağlayan iki prodüktör oldu. Kabuğumuz kırılınca da aslında dört kişi olarak ne kadar sağlam bir grup olduğumuzu yeniden fark ettik. Ama hâlâ tam anlamıyla tatmin olmuş değiliz. Sanırım daha büyük bir grubun özelliği de bu. Hâlâ kırılması gereken daha büyük bir kabuğun içinde olduğumuzu düşünüyorum.
☆
Üçüncü albümlerinde ilk kez albüme kendi grup adlarını veren Der Zibet (adı “misk kedisi” anlamına gelir), bu seçimle adeta “İşte bugün biz buyuz.” diyor.
Albüm boyunca dinleyiciye sürekli aynı çağrı yapılıyor:
Kendi yalnızlığınla yüzleş. Kendi yolunda yürü. Gerekirse toplumun dışında kalmaktan korkma. Çünkü ancak o zaman gerçek benliğini, doğuştan sahip olduğun o saf yanı yeniden bulabilirsin.
DER ZIBET, baştan sona bu düşüncenin etrafında dolaşan, güçlü ve tutarlı bir albüm.
Ve yine de insanın aklında son bir soru kalıyor…
Böylesine yoğun ve güçlü bir albüm yaratan bu dört müzisyen, fotoğraf çekimleri sırasında gördüğümüz o şakalaşan, eğlenceli ekiple nasıl aynı insanlar olabiliyor?
#Pluto: Belki de Der Zibet’in en büyük gizemi tam da bu. 🖤
Kaynak: PATi PATi Yayın Yılı: 04.1988 Orijinal Dil: Japonca Çeviri/Scan: Pluto Blackfish
İlk Çeviri Yayınlama: 15.07.2024 Revize Edilmiş Sürüm: 06.07.2026
Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.
Der Zibet üyelerinin, üçüncü albümün ikinci yarısına ait kayıtların miks çalışmaları için toplandığı stüdyoya huzurlu ve güven dolu bir hava hâkimdi.
Ortaya çıkardıkları işe duydukları memnuniyet, kendilerine olan güvenleri ve rahatlıkları sessizce stüdyonun atmosferine sinmişti. Ellerindeki bütün potansiyeli albüme aktarabildiklerini hissediyor gibiydiler.
Kizaki Kenji’nin prodüktörlüğünü üstlendiği altı parçanın tamamı henüz canlı performanslarda bile çalınmamış yeni şarkılar.
Bu çalışmaların en dikkat çekici yönlerinden biri ise şarkıların ilk kez önce sözlerden yola çıkılarak hazırlanmış olması.
Üstelik bu kez yalnızca söz yazarı değil, bütün grup en baştan itibaren bir araya gelip fikir alışverişi yaptı (Bu yöntem Okano tarafındaki kayıtlar için de geçerliydi.)
ISSAY: “Uzun zamandır kendi aramızda ‘Şarkı sözleri gerçekten çok önemli.’ diye konuşuyorduk. Bu dönemde hissettiklerimizi ve grubumuzun duruşunu artık daha açık biçimde ifade etmek istedik. Bu yüzden sözlerin konusu çoğu zaman üyeler arasında yaptığımız günlük sohbetlerden çıktı.”
“Genel olarak bugünün şehir yaşamını yansıtan sözler bunlar. Öncekilere göre kelimeler daha önde duruyor; dinleyiciye doğrudan sesleniyor. Daha gerçek, daha yaşayan şarkılar olduklarını düşünüyorum.”
HIKARU: “Sözler önceden hazır olunca şarkının dünyasını daha en başından görebiliyorduk. Bu yüzden hem beste yapmak hem de parçaları çalmak çok daha kolay oldu. Gerçekten çok taze bir deneyimdi.”
Miks masasında bu kez sektörün en çok aranan isimlerinden biri olan Michael Zimmerling görev aldı.
Temel anlayış yine grubun canlı performans enerjisini korumak üzerine kurulmuş olsa da, bu kayıtlar Okano ekibinin hazırladığı parçalara göre biraz daha ayrıntılı ve işlenmiş bir yapıya sahip olacak gibi görünüyor.
HIKARU: “İki prodüktörle çalışmamıza rağmen albümün genel çizgisi hiç bozulmadı. Elbette miksleri yapan kişiler farklı olduğu için ses renklerinde küçük farklılıklar var ama bunlar rahatsız edici değil.”
“Albümün tekdüze duyulmasını istemiyorduk. Tam tersine, farklı renkleri olan ama bütünlüğünü de koruyan bir çalışma hayal etmiştik. İki ayrı prodüktörle çalışmak başta biraz risk gibi görünüyordu ama sonuç beklediğimizden bile uyumlu oldu.”
“Sanırım bu süreç bize grubumuzun artık gerçekten sağlam bir çekirdeğe sahip olduğunu da gösterdi.”
Sahnenin önünde bütün dikkatleri üzerine çeken ISSAY ve HIKARU’nun arkasında ise HAL (bas) ile MAYUMI’nin oluşturduğu ritim bölümü duruyor.
O kalın, göğsü titreten ritim…
İşte gerçek rock hissi tam olarak bu.
HAL: “Bize ‘Canlı performansa olabildiğince yakın bir albüm yapın.’ denildi. Biz de ‘Öyleyse ritimleri programlamayalım; her şeyi canlı çalalım.’ dedik. Bu kararlılıkla çalıştık ve ortaya beklediğimizden de tatmin edici bir sonuç çıktı.”
MAYUMI: “Canlı çalmanın yerini hiçbir şey tutmuyor. (lol) Davul çalmak insanı sağlıklı tutuyor.”
ISSAY: “Daha prova aşamasındayken kendi kendime ‘Bu ritim arkamızdayken HIKARU’yla ne yaparsak yapalım yürür.’ diye gülüyordum.”
Der Zibet, bugünlerde kolay kolay rastlanmayacak kadar gerçek bir grup görüntüsü veriyor.
Birbirlerine duydukları güven son derece güçlü.
Bu yüzden herkes kendi karakterini özgürce ortaya koymasına rağmen ortaya şaşırtıcı derecede bütünlüklü bir müzik çıkıyor.
Her biri tek başına on birim güç ortaya koysa bile…
Bir araya geldiklerinde sonuç kırk değil…
Altmış…
Belki de seksen oluyor.
İşte buna gerçekten “grup sihri” denir.
Kayıtlar neredeyse hiçbir pişmanlık bırakmadan tamamlandı.
Tekrar ediyor gibi olacağız ama…
Bu albüm gerçekten de grubun büyük bir özgüvenle hazırladığı bir çalışma.
HAL: “Bu albümdeki performansın taşıdığı gerilim gerçekten çok güçlü. Bugün rock’ı sadece meslek olarak yapan pek çok grup var. Ama biz ruhumuzla rock yapan bir grubuz.”
Ve son sözü ISSAY söylüyor.
“Bir gün bu albümün Japon rockının klasik albümlerinden biri olarak anılmasını istiyoruz.” (lol)
Fotoğraf: Mikio Ariga Yazı: Akira Noguchi
Kaynak: GiGS GB Yayın Yılı: 03.1988 Orijinal Dil: Japonca Çeviri/Scan: Pluto Blackfish
İlk Çeviri Yayınlama: 13.07.2024 Revize Edilmiş Sürüm: 06.07.2026
Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.
Der Zibet, gelecek baharda yayımlanması planlanan üçüncü albümünün kayıtlarını sürdürüyor. Okano Hajime ve Kizaki Kenji adlı iki prodüktörün ellerinde şekillenen grubun yepyeni dünyasını, kayıt sürecinin ilk bölümünden başlayarak sizlere aktarıyoruz.
Sonunda Der Zibet büyük kozunu oynuyor.
Bu yıl boyunca ülke çapında verdikleri konserlerle büyük övgü toplamaya başlayan grup, sahnede kazandığı güveni ve enerjiyi stüdyoya taşıdı. 1988 yılının Mart ayında yayımlanması planlanan üçüncü albümün kayıtları ise tüm hızıyla devam ediyor.
Bu albümün en dikkat çekici özelliği, iki farklı prodüktörle hazırlanıyor olması.
Bir tarafta PINK grubundan, Chiwaki Mayumi ve THE WILLARD gibi isimlerle yaptığı çalışmalarla tanınan Okano Hajime…
Diğer tarafta ise Ōsawa Yoshiyuki ve Koji Kikkawa gibi sanatçılarla çalışan Kizaki Kenji…
İki başarılı prodüktörün Der Zibet’in dünyasını nasıl farklı biçimlerde yorumlayacağı şimdiden büyük merak uyandırıyor.
Okano ekibi kayıtlarına Kasım ayının başında başladı ve yalnızca bir hafta içinde miks aşamasına kadar ulaştı. Başlangıçta beş parça planlanmışken çalışmalar beklenenden hızlı ilerlediği için altı şarkı tamamlandı.
Bu aşamada vokalist ISSAY ve gitarist HIKARU ile konuştuk.
HIKARU:“Kayıtlar neredeyse canlı performans gibi geçti ve gerçekten çok keyif aldık. Bilgisayar tabanlı düzenlemeleri mümkün olduğunca kullanmadık. Daha organik, daha sade ama buna rağmen oldukça gösterişli bir kayıt ortaya çıktı.”
ISSAY: “Benim için önemli olan küçük ayrıntılar değil, şarkının bütünüydü. Mesela tek tek enstrümanları dinlediğinde ‘Burada biraz eksiklik var galiba.’ diyebileceğin yerler olabilir. Ama hepsi bir araya geldiğinde ortaya çıkan his daha önemliydi. O anın enerjisini korumak istedik. Hepimiz inanılmaz odaklanmıştık. Bu yüzden birçok parça ilk kayıtta kabul edildi.”
HIKARU: “Ufak nota hataları bile kaldı. Sonradan yeniden kaydederiz diye düşünüyorduk ama sonra dinleyince fark ettik ki o enerji her şeyin önüne geçmişti. Biraz ham sayılabilir ama asıl önemli olan da buydu.”
Kayıtları dinleme fırsatı bulduk.
İlk izlenimimiz tek kelimeyle şuydu:
“Olmuş!”
Ortaya son derece canlı, tok ve fiziksel bir ses çıkmış.
Sanki grup birkaç metre önünüzde çalıyormuş gibi güçlü bir hareket hissi var. Güçlü ama kontrollü davullar, keskin ve tane tane duyulan gitar tonları dinleyiciyi doğrudan içine çekiyor.
Özellikle HIKARU’nun gitar performansı albümün en dikkat çekici yönlerinden biri.
Ton çeşitliliği, gitarın farklı renklerini ustalıkla kullanışı ve aniden patlayan solo bölümleri gerçekten etkileyici.
HIKARU: “Klavyeyi neredeyse hiç kullanmadık. Ama albümün tekdüze duyulmasını da istemedik. Bu yüzden gitarlarla birçok farklı şey denedik. Akustik gitarı da oldukça fazla kullandık.”
ISSAY’in vokali ise önceki çalışmalara göre belirgin biçimde güçlenmiş.
Sadece sesi değil, ifade biçimi de çok daha geniş bir alana yayılmış. Söyledikleri dinleyiciye doğrudan ulaşıyor.
ISSAY: “Bu kayıt sürecinde inanılmaz bir odaklanma vardı. Kayıttan önce bütün enerjimi içimde biriktiriyor, vokal kabinine girdiğim anda ise hepsini bir anda dışarı bırakıyordum. Sonuç olarak her şarkının söyleyiş biçimi ve nüansı birbirinden oldukça farklı oldu.”
“Bunun en büyük sebebi tamamen konsantre olabilmemdi. Elbette kayıtlardan önce yaptığımız uzun provaların ve şarkı sözleri üzerinde uzun uzun çalışmamızın da etkisi vardı. Sanırım bu süreç sayesinde kendimi daha net görebilmeye başladım.”
Şimdilik kayıtların ilk bölümü için söylenebilecek tek şey şu:
Der Zibet, olağanüstü bir konsantrasyonla stüdyoya girmiş ve ortaya çıkan sonuçtan fazlasıyla memnun.
Bir sonraki sayıda ise Kizaki Kenji ekibiyle gerçekleştirilen kayıtların ikinci bölümünü aktaracağız.
Beklemede kalın.
Fotoğraf: Mikio Ariga Yazı: Akira Noguchi
Kaynak: GiGS GB Yayın Yılı: 02.1988 Orijinal Dil: Japonca Çeviri/Scan: Pluto Blackfish
İlk Çeviri Yayınlama: 13.07.2024 Revize Edilmiş Sürüm: 06.07.2026
Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.