Etiket: Arena37℃

Dergi

  • Chiwaki Mayumi&DER ZIBET | Arena37℃ | 06.89

    Chiwaki Mayumi & DER ZIBET 

    10 Nisan’da Inkstick Shibaura’da Chiwaki Mayumi ve
    DER ZIBET’ten rüya gibi bir ortak sahne 

    Fotoğraf: Nov Matsuzaki 

    Hikaru’nun Chiwaki Mayumi’nin albümüne katkıda bulunmuş
    olması ve Issay ile Chiwaki’nin uzun yıllara dayanan dostluğu
    (ikisi de tam bir glam tutkunu) sayesinde, DER ZIBET ile Chiwaki 
    arasında zaten özel bir bağ vardı. Belki de bu yüzden, 10 Nisan’da 
    Sophia Üniversitesi’nin düzenlediği etkinlik kapsamında Shibaura 
    Inkstick’te gerçekleşen DER ZIBET konserinde Chiwaki’nin konuk
    sanatçı olarak sahneye çıkması kimseyi şaşırtmadı. 

    Sonuç ise tek kelimeyle harikaydı. O gece izleyicilere, bütün
    sıkıntılarını bir kenara bırakıp yalnızca müziğin içinde
    kaybolabilecekleri unutulmaz bir gece armağan edildi. 

    Konser, planlanan saatten kısa bir süre sonra DER ZIBET’in 
    sahneye çıkmasıyla başladı. Grubu uzun bir aradan sonra yeniden
    gören hayranların heyecanı salonun her köşesine yayılmıştı. Çünkü
    onlar, geçen yıl Shibuya Kōkaidō’daki konserden bu yana ilk kez bu
    şekilde sahneye çıkıyordu. Yaklaşık dört aylık bekleyiş, hayranlar için
    gerçekten uzun gelmişti. 

    İlk olarak “Only “YOU” Only “Love”, ardından “Russia” çalındı. Sanki
    aylardır içlerinde biriken bütün enerjiyi tek seferde dışarı
    bırakıyormuşçasına sert ve vahşi bir performans sergilediler. 

    Issay seyircilere şöyle seslendi: 

    「Sanki sonunda kış uykusundan uyanmış gibiyim. Bundan sonra
    arayı fazla açmadan turneye çıkmayı düşünüyoruz. O yüzden
    bugün hep birlikte baharın gelişini kutlayalım.」

    Son dönemde gerek müzikleri gerek sahne kostümleriyle daha
    karanlık bir atmosfere yönelen DER ZIBET’in, bu gece yeniden eski
    gösterişli havasına kısa da olsa geri dönmüş olması dikkat çekiciydi.
    Uzun süredir göz önünde olmasalar da sahneye çıkan her üyenin
    yüzünde son derece keskin ve dinç bir ifade vardı. Gerçekten de
    uzun bir uykudan yeni uyanmış gibiydiler. 

    Konser tam ortalarına geldiğinde salonu bir anda kadın hayranların
    çığlıkları kapladı ve Chiwaki Mayumi, püsküllü, oldukça iddialı bir
    atletle sahneye çıktı. 

    Onun çekiciliği gösterişli ya da yapmacık değildi; dimdik
    duruşundan gelen doğal bir zarafete sahipti. Bu yüzden
    kadınların bile hayranlık duymaması mümkün değildi. 

    Ardından sırasıyla “Lady Universe”, Hikaru’nun Chiwaki için
    yazdığı “One Shot Two Heart” ve bu gece Issay ile düet
    yaptığı “Angel Fate” seslendirildi. 

    Bu konserin en şaşırtıcı yanlarından biri de Chiwaki Mayumi ile
    DER ZIBET’in müzikal dünyalarının beklenenden çok daha yakın
    olmasıydı. Chiwaki’nin şarkılarını onlar çalmaya başladığında sanki
    yıllardır birlikte çalışan tek bir grup sahnedeymiş hissi oluşuyordu. 

    Gerçek anlamda kusursuz bir uyum yakalamışlardı. 

    Chiwaki’nin sahneye çıkmasıyla konserin coşkusu doruğa ulaştı.
    Seyircilerin enerjisi öyle yükselmişti ki ortam neredeyse bir punk
    konserini andırıyordu. 

    Issay, seyircinin coşkusuna kapılıp durmaksızın haykırıyor; 
    Hikaru ise gitarını adeta durmaksızın konuşturuyordu. 

    Gerçek şu ki, DER ZIBET en çok böyle çılgın, gösterişli ve sınır
    tanımayan performanslarıyla etkileyici görünüyordu. 

    Ve encore… 

    Gecenin en büyük sürprizi henüz gelmemişti. 

    Chiwaki ile Issay birlikte, The Rocky Horror Show’dan bir parça,
    ardından David Bowie ile Mick Jagger’ın söylediği “Dancing in the 
    Street” ve Bay City Rollers’ın “Rock and Roll Love Letter” 
    şarkılarından oluşan bir medley seslendirdiler. 

    Salonun ışıkları yandıktan sonra bile kimse kolay kolay yerinden
    kıpırdayamadı. Herkes, biraz önce yaşananların gerçekten olup
    olmadığını anlamaya çalışıyormuş gibi sahnenin önünde öylece
    kalmıştı. 

    İşte o manzara, geceden geriye kalan en unutulmaz görüntüydü. 

    (Yamamoto Hiroko) 

    Kaynak: Arena37℃
    Yayın Yılı: 06.1989
    Orijinal Dil: Japonca
    Çeviri/Scan: Pluto Blackfish

    İlk Çeviri Yayınlama: 9.07.2025
    Revize Edilmiş Sürüm: 08.07.2026

    Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.

  • ISSAY&Katsuhiko Nakagawa | Arena37℃ | 03.89

    Bahar Rüzgârı Sohbeti 

    Katsuhiko Nakagawa vs ISSAY (DER ZIBET) 

    “Yengeç burcunun rüyaları gerçekten inanılmazdır” bölümü 

    「Bazen öyle rüyalar görüyorum ki… Bir bakıyorum gökkuşağı
    bütün hızıyla üzerime doğru geliyor.」 ISSAY 

    「Yoksa kötü bir şeyler mi karıştırıyorsun sen? (lol)」 Katsuhiko 

    Hazırlayan: Hiroko Yamamoto 
    Fotoğraf: Kousei Yoshida 

    Katsuhiko Nakagawa ile ISSAY’in tanışmasının üzerinden
    neredeyse beş yıl geçmiş. 

    İlk kez, DER ZIBET henüz kurulmadan önce tanışmışlar. O sıralar
    ISSAY, Katsuhiko’nun konserlerinden birine gitmiş ve bu
    karşılaşma ikilinin dostluğunun başlangıcı olmuş. 

    Aradan yıllar geçmiş. Yeniden karşılaşmaları ise 1988 yılının
    sonunda düzenlenen “R&R Band Stand” etkinliğine
    giderken, Shinkansen’de gerçekleşmiş. 

    “Hey! Uzun zaman olmuş!” 

    Sahnedeki gizemli görüntülerinin aksine, ikisi de son derece
    sıcak ve samimi. Yıllar sonra yeniden karşılaştıklarında birbirlerini
    işte böyle selamlamışlar. 

    Ardından 30 Ocak’ta Nakano Sun Plaza’da düzenlenen konserde
    (PANTA, DER ZIBET, Katsuhiko Nakagawa ve diğer sanatçılarla
    birlikte) yeniden aynı sahneyi paylaşmışlar. 

    Belki ikisi de aynı şeyi düşünüyordu, belki de düşünmüyordu ama… 

    “Galiba bu yıl yollarımız sık sık kesişecek.” 

    Madem öyle… 

    Haydi sohbet başlasın! 

    「Hayranlarımdan biri bana ISSAY’in en son haberlerini, hem de
    fotoğraflarıyla birlikte gönderiyor.」 Katsuhiko Nakagawa 

    𒀸 Önce ikinizin nasıl tanıştığından başlayalım. 

    Katsuhiko: İlk çıkışlarımız aşağı yukarı aynı döneme denk geliyor,
    değil mi? 

    ISSAY: Yok, benim çıkışım biraz daha sonraydı. Ben henüz
    profesyonel olmadan, hâlâ live house’larda sahne alırken 
    Katsu-chan’ın konserine gitmiştim. 

    Katsuhiko: Doğru ya. Ben de o sıralar henüz yeni çıkış yapmıştım.
    O dönem günde üç kez sahneye çıktığım oluyordu. Aralarda da
    şarap içiyordum; tam anlamıyla çılgın bir tempoydu. (lol) Bir gün
    yine üç konserin ardından bitkin düşmüş hâlde sahnedeyken sen
    gelmiştin. 

    ISSAY: Bir arkadaşım “Hadi gidip izleyelim.” deyince ben de “Olur.”
    dedim. Bir de hakkında, sahnede pantomim yaptığına dair
    söylentiler dolaşıyordu. Ben de merak edip geldim. 

    Katsuhiko: Ben de ISSAY’in pantomim yaptığını biliyordum aslında.
    Bir hayranım söylemişti. Hatta son iki yıldır bana düzenli olarak 
    ISSAY’in en son haberlerini gönderiyor. Fotoğraflar ekliyor, üstüne
    açıklamalar bile yazıyor. (lol) 

    “ISSAY bu kez Londra’ya gitti.” 

    “Şurada şu konseri verdi.” 

    Yani bir bakıma ISSAY hakkında en çok bilgi sahibi olan kişi bendim. 

    ISSAY: (lol) Bunu gerçekten bilmiyordum. 
     

    「Benim için grup üyeleri eşim gibi… Ama senin için onlar daha çok
    sevgili gibi. O yüzden işin zor.」ISSAY 
     

    𒀸 Birbiriniz hakkındaki ilk izleniminiz nasıldı? 

    Katsuhiko: Her şeyden önce bana, “Çok eğlenceli biri.” 
    demişlerdi. “Hep neşeli, çok komik biridir.” diye o kadar çok
    duymuştum ki, daha tanışmadan ona karşı bir yakınlık
    hissetmeye başlamıştım. 

    ISSAY: Ben de onun çok rahat konuşulabilecek biri olduğunu
    düşünmüştüm. Konserden sonra biraz sohbet ettik ama…
    ondan sonra uzun süre bir daha karşılaşmadık. 

    Katsuhiko: İkimiz de fazlasıyla meşguldük. Aslında benzer yollardan
    geçmişiz. İkimizin de dış görünüşü çok konuşuldu. Sonra da o imajın
    ötesine geçmeye çalıştık. İlk zamanlarda ikimize de
    “bishōnen rock şarkıcısı” deniyordu. 
     
    #Pluto: Bishōnen (美少年): Zarif ve androjen güzelliğiyle öne çıkan
    genç erkek imajı. 1980’ler Japon müzik basınında sık kullanılan bir
    tanımlama. 

    ISSAY, müziğini temelden yeniden kurabilmek için bir gruba
    yöneldi. Ben ise… açıkçası “yakışıklı çocuk” imajından kurtulmaya
    çalışayım diye özel bir çabam olmadı. (lol) Ama ben de farklı
    prodüktörlerle çalıştım, inat ettiğim dönemler oldu. Şimdi dönüp
    bakınca, galiba ikimiz de en iyi dönemimizi yaşıyoruz. 

    ISSAY: Sanırım artık üzerimizdeki gereksiz yüklerden kurtulmaya
    başladık. Bana “yakışıklı” dediklerinde hiçbir zaman fazla
    takılmadım. Bunun avantajı da vardı, dezavantajı da. Sonuçta her
    müzisyen farklı şekillerde değerlendiriliyor. Buna inat edip kendini
    yıpratmanın bir anlamı yok. 

    Katsuhiko: Evet. Sanırım insanın içi eninde sonunda dışına
    yansıyor. O yüzden gerçekten güzel bir insan olmak, kalbinin de
    güzel olması demek. Bence bu hiç de kötü bir şey değil. (lol) 

    「Benim için grup üyeleri artık aile gibi…
    Seninkiler ise biraz sevgili gibi.」

    ISSAY: Madem konu açıldı… Sen solo çalışıyorsun ya… Zor olmuyor
    mu? Sana eşlik eden müzisyenlerin hepsi güçlü karakterler. Böyle
    olunca ister istemez sürtüşmeler de yaşanıyordur. Ben dört yıldır
    aynı üyelerle birlikteyim. Artık birbirimize tamamen alıştık. Bu
    yüzden işim biraz daha kolay. Benim için grup üyeleri artık eşim
    gibi… Daha doğrusu uzun yıllardır birlikte yaşayan bir çift gibiyiz. 

    Katsuhiko: O zaman benimkiler de sevgili mi oluyor? (lol) 

    ISSAY: Evet. Daha çok sevgili gibi. O yüzden senin işin daha zor. 

    Katsuhiko: Olabilir. Ama benim için en önemli şey söylemek
    istediğim şeyi ifade edebilmek. Bu yüzden grup içinde uzun uzun
    tartışmam. “Benim anlatmak istediğim şey bu.” derim. Bunu anlayıp
    bana eşlik edecek insanlarla çalışırım. O yüzden her projede aynı
    üyeler olmak zorunda değil. Anlatmak istediğim şeye göre kadro
    değişebiliyor. Bazen bunun yalnız hissettiren tarafı oluyor. Ama bir
    yandan da bunun benim için en doğru yöntem olduğunu
    düşünüyorum. 

    ISSAY: Ben aslında hangisi olursa olsun fark etmez diye
    bakıyorum. Çünkü senin söylediklerinin çoğu benim de içimde
    olan şeyler. Ben sadece… o insanlarla karşılaşacak kadar
    şanslıydım. Bizim gruptakiler de, yapmak istediklerini
    tamamladıkları gün grubu bırakabilecek insanlar. Ben de
    öyleyim. Ama şu anda her şey öylesine yolunda gidiyor ki… 
    Grubun dağılabileceğini hayal bile edemiyorum. 

    Katsuhiko: Aslında bir grubun tam anlamıyla oturması en çok
    vokaliste bağlı. İşin garibi de şu… Vokalist gruba tam alıştığı anda
    gruplar dağılmaya başlıyor gibi geliyor bana. 

    ISSAY: (lol) İnsanın tüylerini diken diken edecek bir şey söyledin. 

    Katsuhiko: Ama dört yılı geride bıraktıysanız artık korkacak bir şey
    yoktur herhalde. 

    ISSAY: Olur mu… Asıl beşinci yıl tehlikelidir. Her grubun bir döngüsü
    vardır. (lol) 

    Katsuhiko: Öyle mi? Ben zaten üç yıldan uzun yaşayan bir grubun
    içinde hiç bulunmadım. O yüzden bunu bilmiyorum. 
     

    「Olduğum gibi kendimi şarkılara dökmek istiyorum.」ISSAY 

    「Şarkı söyleyen insan, kendini bütünüyle ortaya koyabilmeli.」
    Katsuhiko 

    𒀸 ISSAY, şarkı sözlerini de sen mi yazıyorsun? 

    Katsuhiko: Şarkı sözlerini de kendin mi yazıyorsun? 

    ISSAY: Evet. 

    Katsuhiko: Bence bir şarkıcının neyi anlatmak istediğini bulması
    çok önemli. Aslında bugün seninle özellikle bunu konuşmak
    istiyordum. “Bu yıl hangi duyguları, hangi temaları şarkılarımıza
    taşıyacağız?” 

    ISSAY: Ben artık… küçük şeyleri anlatmak istiyorum. Sonuçta ben
    de sadece bu kadarım. Şimdiye kadar hep çevremdeki daha büyük
    şeyleri anlatmaya çalıştım. Ama artık… kendimi anlatmak istiyorum. 

    Katsuhiko:Yani olduğun hâlinle? 

    ISSAY: Sanırım öyle. Olduğum gibi… Zaten ben öyle çok da düzenli
    biri sayılmam. (lol) Gerçekten çocukluğumdan beri tam bir
    tembeldim. Annem bana hep, “Bu kadar uyuyorsun da gözlerin hiç
    çürümüyor mu senin?” diye kızardı. Ben de utanıp, “Ben Üç Yıl
    Uyuyan Tarō’yum!” derdim. (lol) 

    #Pluto: 「三年寝太郎」”Üç Yıl Uyuyan Tarō” Bu, Japon halk
    hikâyelerindeki tembel ama sonunda büyük işler başaran 
    Sannen Netarō karakterine gönderme. 

    Katsuhiko: Sanırım bütün müzisyenler biraz böyledir. Ama bana
    göre bir şarkıcı… kendini tamamen açabilmeli. Kendisini olduğu gibi
    ortaya koyabilmeli. Ben gerçekten inanmadığım hiçbir şeyi
    söyleyemem. Şarkılarımda da öyle. Bu arada… Sen de sık sık
    hikâyesi olan rüyalar görürsün, değil mi? 

    ISSAY: Evet. Çok görürüm. 

    Katsuhiko: Rüyalar güzel şey. 

    ISSAY: Bazen öyle rüyalar görüyorum ki… Deniz kıyısında
    yürüyorum. Etrafta fabrika bacaları yükseliyor. Bir bakıyorum… 
    Gökyüzünde bir gökkuşağı var. “Aa, gökkuşağı…” der demez… 
    O gökkuşağı inanılmaz bir hızla doğruca üzerime geliyor. 

    Katsuhiko: Yoksa gerçekten kötü bir şeyler mi karıştırıyorsun
    sen? (lol) 

    ISSAY: Yok canım. Ama böyle tuhaf rüyaları çok görürüm. Mesela… 
    Bataklıktaki suyun sarı, kırmızı ve mavi olduğu rüyalar… 

    Katsuhiko: Ben de geçenlerde çok acayip bir rüya gördüm. 
    Rüyamda, “Hadi Hasunuma’daki festivale gidelim!” diyorlar. 
    Bir gidiyorum… Festival dağın içine kadar uzanıyor. Ama gördüğüm
    şey tam anlamıyla cehennem tasvirleri gibi. O kadar ürkütücüydü
    ki… Sonra kendi kendime düşündüm. “Acaba gerçek hayatta
    insanları kandırarak yaşayanlar öldükten sonra böyle bir yerde mi
    kalıyor?” Ertesi gün, “Umarım bu rüyanın devamını görmem.” dedim. 
    Ama bu kez tam tersine… Rüya kaldığı yerden devam etti. 
    Resmen tefrika gibiydi. (lol) 

    ISSAY: Demek ki içinde seni rahatsız eden bir şeyler var. (lol) 
     

    「Sanat aslında o kadar da zor bir şey değil.」 ISSAY 
     

    Katsuhiko: Ama biliyor musun… İnsan büyüdükçe bazı duygularını
    kaybediyor. İlk kez lunaparkta hız trenine bindiğinde ne kadar
    korktuğunu hatırla. Şimdi ise… Artık eskisi kadar korkutmuyor. 

    ISSAY: Ben hâlâ korkuyorum ama. (lol) Yüksekten gerçekten
    korkarım. Uçağa binmek bile hâlâ beni tedirgin ediyor… 

    Katsuhiko: Mesela festivaller de öyle. Benim büyüdüğüm semt eski
    Tokyo mahallelerinden biri olduğu için festivaller çok olurdu. 
    Çocukken en heyecanlı kısmı festivalin kendisi değildi. Bir gün
    önceden dağıtılan happi ceketleri… Mikoshi’yi omuzlamadan
    hemen önceki o an… İşte bütün heyecan aslında oradaydı. Ama
    şimdi festivali düzenleyen tarafta olunca… Hazırlık telaşıyla
    uğraşmaktan başka bir şey düşünemiyorsun. Tek istediğin, “Yeter ki
    festival sorunsuz bitsin.” (lol) Sanırım büyüdükçe çocukluğumuzun
    peşinden koşmaya başlıyoruz. Çocuklar da büyümenin peşinden
    koşuyor. Biz ise tam ikisinin arasında… Kendimizi ifade
    edebileceğimiz şeyi arıyoruz. 

    ISSAY: Evet… Ben de dış dünyayla temas ettikçe sürekli bir şeyler
    hissediyorum. “Bundan hoşlanmıyorum.” “Bunu seviyorum.” 
    Şarkılarımın çıkış noktası da genellikle bu hisler oluyor. Açıkçası… 
    Ben sanatın öyle çok karmaşık bir şey olduğunu düşünmüyorum. 
    Bir tabloya bakıp “Ne kadar güzel…” diyebilmek… Bir çiçeğe bakıp
    aynı şeyi hissedebilmek… Bence bunların hepsi sanat. İnsanın
    yaptığı pek çok şey zaten başlı başına bir sanat. Benim farkım… 
    Bütün bunları müzik aracılığıyla ifade ediyor olmam. 

    𒀸 Son olarak, bu yıl en çok yapmak istediğiniz şeyi söyler misiniz? 

    Katsuhiko: Ben… Işığın ve sesin kusursuz bir şekilde birleştiği
    konserler yapmak istiyorum. Müziğinden sahne düzenine kadar
    her ayrıntısının, anlatmak istediğim şeyi eksiksiz yansıttığı
    konserler… Bu yıl en büyük hedefim bu. 

    ISSAY: Benimki o kadar büyük bir hedef değil. Son zamanlarda
    yeterince konser vermiyoruz. O yüzden… Tek istediğim şey
    yeniden sahneye çıkmak. Hatta arkadaşlarımın konserine bile
    haber vermeden çıkıp, bir anda şarkı söylemek isterdim. (lol) 

    Kaynak: Arena37℃
    Yayın Yılı: 03.1989
    Orijinal Dil: Japonca
    Çeviri/Scan: Pluto Blackfish

    İlk Çeviri Yayınlama: 8.07.2025
    Revize Edilmiş Sürüm: 08.07.2026

    Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.

     
    #Pluto: “Yengeç burcunun rüyaları inanılmaz güçlüdür.” Ama
    aslında röportajın özü astroloji değil. İki sanatçı oturmuş; 
    ünlerini, çocukluklarını, arkadaşlıklarını, grup olmayı, yalnız
    çalışmayı, şarkı yazmayı, korkularını, rüyalarını, sanat anlayışlarını 
    konuşuyor. 1989 tarihli olmasına rağmen bugün okurken bile
    eskimemesinin sebebi de bu. son olarak… ISSAY’in şu cümlesi
    bence bu röportajın özeti: 

    “Sanatın öyle çok zor bir şey olduğunu düşünmüyorum. Bir resme
    bakıp güzel olduğunu hissetmek de, bir çiçeğe bakıp güzel
    olduğunu düşünmek de sanattır. Ben sadece bunu müzikle ifade
    ediyorum.” 

  • DER ZIBET | Arena37℃ | 04.87

    LIVE REPORT 

    der Zibet 

    MYSTERY PARK’a Hoş Geldiniz!! 

    Rapor: Akira Saeki 
    Fotoğraf: Mariko Miura 

    “İlk albümümüz çıktığında bile grubumuz değişmeye başlamıştı. Canlı performanslarımızın yönü de farklılaşmaya başlamıştı. Ondan önce, tabiri caizse daha ‘teatral’ bir anlayışımız vardı. (lol) İlk dönem konserlerimizde pandomim gösterilerimi de işin içine katıyor, bir bakıma durgunluk ile hareketi, COOL ile HOT’u kesin çizgilerle ayırıyorduk. Ama zamanla bunu kontrol edemez hâle geldik… Bireysel enerjinin ötesinde, grubun ortak enerjisi ortaya çıkmaya başladı. Bence bunun en iyi yansıması da ELECTRIC MOON oldu.” 

    Bunlar, ISSAY’in der Zibet hakkında anlattıklarıydı. 

    Bu sözlerden de anlaşılacağı gibi, grubun yeni yönü sahnede şekillenmişti. Onlarca konser boyunca, daha önce yarı proje grubu görünümündeki topluluk giderek daha sıkı kenetlenmiş gerçek bir gruba dönüştü. Hatta buna, “bir topluluktan tek bir organizmaya dönüşmek” demek bile yanlış olmaz. 

    İşte bu yeni hâliyle der Zibet’i görmek için 13 Şubat’ta Shibaura’daki depo tipi canlı müzik mekânı INK STICK’e doğru yola çıktım. Şubat olmasına rağmen havada garip bir ılıklık vardı. Deniz kıyısına bırakılmış eski balıkçı teknelerinin yanından geçerek MYSTERY PARK’a ulaştım. 

    Mekânın önünde şimdiden büyük bir kalabalık toplanmıştı. Aralarından geçip ikinci kata çıktım. Ama doğrusu, salonun dekorunu görünce istemsizce içimden “Ne kadar ucuz durmuş!” demek geçti. (Gerçi daha sonra tam da bu “ucuzluk” hissinin kendine özgü atmosferi yaratacağını o anda tahmin etmem mümkün değildi.) 

    Tavandan sarkıtılmış tuvalet kâğıtları, salonun dört bir yanına serpiştirilmiş alüminyum folyodan yapılmış “Electric Moon” süsleri… HIKARU bu konser için “Çok fazla düşünmeden, rahat bir hava olsun istedik.” demişti ama ilk bakışta bana daha çok okul festivallerinde kurulan derme çatma korku evlerini hatırlattı. 

    Konser başlamadan önce grup için görevlendirilen DJ, Cream ve Jimi Hendrix gibi klasik rock sanatçılarının parçalarını ardı ardına çalıyordu. Açıkçası içimden, “Umarım birazdan izleyeceğimiz şey sadece nostaljik bir gösteri değildir.” diye geçirmeden edemedim. 

    Fakat konser başlar başlamaz bütün bu endişelerim bir anda dağılıp gitti. 

    Ses olağanüstü derecede derli topluydu. 

    Bulunduğum ikinci kat normalde sektör mensupları için ayrılan bölümdü ve bu tür yerlerde ses çoğu zaman boğuklaşırdı. Ama der Zibet’in sesi bulunduğum noktaya bile tüm gücüyle ulaşıyordu. 

    Belli ki bugünkü kimliklerini gerçekten sahnede inşa etmişlerdi. 

    ISSAY sahnedeki duruşunu büyük bir rahatlıkla ortaya koyuyor; kimi zaman yumuşak, kimi zaman son derece güçlü söylüyordu. HIKARU ise gitarist olarak sahip olduğu tüm birikimi der Zibet’in müziğine en doğru şekilde aktarıyordu. 

    HAL ile MAYUMI ise yalnızca diğer iki üyenin boşluklarını doldurmuyordu. Grubun müzikal omurgasını kuran asıl güç onlardı. Senkopları, küçük ritmik dokunuşları ve ince ayrıntıları der Zibet’in müziğine bambaşka bir karakter kazandırıyordu. Hatta bazı şarkılarda ritim bölümü adeta müziği önden sürüklüyordu. 

    Üstelik MAYUMI o gün elinden sakattı; üstüne yüksek ateşli bir grip geçiriyordu. Buna rağmen diğer üyeleri yönlendirirken grubun temelini oluşturan davul performansından hiçbir şey kaybetmemişti. 

    HAL de aynı derecede etkileyiciydi. Ansızın patlayan bas yürüyüşleri tamamen o ana özgü bir enerji taşıyor, grubun yarattığı “beat”in bir anda canlanmasını sağlıyordu. 

    HIKARU ise ritim bölümünün hareketlerini dikkatle izliyor ve gitarını buna göre şekillendiriyordu. Ritim gitar ile solo gitar arasına keskin sınırlar koymuyor; ihtiyaç duyduğu anda ikisi arasında doğal biçimde geçiş yapıyordu. Gitar düzenlemelerinin sürekli değişmesi de bunun en güzel göstergesiydi. 

    İşte bu yüzden ISSAY’i yalnızca grubun vokalisti olarak görmek doğru olmaz. 

    O, der Zibet’in sesinin ayrılmaz bir parçası. 

    Müzik onun etrafında dönmüyor; o da müziğin içinde diğer üyelerle birlikte aynı merkezde duruyor. 

    Bir röportajında söylediği “Dört kişi aynı hizada durup aynı manzaraya bakıyoruz.” sözü tam da bunu anlatıyor. Gözlerinizi kapattığınızda bile dört kişinin tek bir çizgide birlikte performans sergilediğini hissedebiliyorsunuz. 

    Turne hâlâ devam ettiği için repertuvardan söz etmeyeceğim. Ama nefeslileri de içine katan o yoğun, duygusal ve son derece sıkı sahne sesini en az bir kez canlı dinlemelisiniz. 

    Çünkü o anda MYSTERY PARK gerçekten karşınızda beliriyor. 

    Kaynak: Arena37℃
    Yayın Yılı: 04.1987
    Orijinal Dil: Japonca
    Çeviri/Scan: Pluto Blackfish

    İlk Çeviri Yayınlama: 10.07.2024
    Revize Edilmiş Sürüm: 06.07.2026

    Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.

  • DER ZIBET | Arena37℃ | 07.86

    Der Zibet, “Girls” ile yeni bir döneme giriyor!! 

    Bizi “entelektüel” bir gruptan çok, vahşi bir canlı performans
    grubu olarak tanımalarını istiyoruz. 

    “İşte dijital beat’in ulaştığı son nokta.” Der Zibet’in 12 inçlik 
    single’ı “Girls”, işte böyle bir sloganla tanıtılıyor. 

    Der Zibet’i uzun zamandır sahnede izleyenler, grubun son
    dönemlerde daha dans odaklı parçalar çalmaya başladığını
    fark etmişlerdir. Ancak ilk albümleri “Violette Balle”‘den beri
    grubu takip etmeyenler için “Girls” azımsanmayacak kadar
    şaşırtıcı olmuş olmalı. 

    Programlama ve sampling ağırlıklı dijital beat’ler ile ISSAY’in 
    vahşi vokali… Eğer “Violette Balle” dinleyicinin zekâsına ve duyarlılığına 
    seslenen bir albümse, “Girls” çok daha doğrudan içgüdülere 
    ve bedene hitap ediyor. İçinde hafif tehlikeli bir hava, hatta
    “acımsı” diyebileceğimiz bir sertlik (aku) hissediliyor. 

    Daha önce “Bir rock grubu olmak zorunda değiliz.” diyen 
    ISSAY’e, son zamanlardaki düşüncelerini sorduk. 

    Röportaj: Hiroko Yamamoto 
    Fotoğraf: Mariko Miura 

    𒀹 “Girls”ü dinleyen birçok hayran şaşıracaktır, değil mi? 

    𒀺 Bu kez sampling’in kralı benim. (lol) Ama aslında en çok
    istediğim şey, saf ve doğrudan bir güçtü. 

    𒀹 Oldukça sert bir parça olmuş. 

    𒀺 Daha doğrusu, grubumuzun yönünü en iyi yansıtan parça bu
    oldu. Biz zaten dans müziğine yakın olmak isteyen bir gruptuk.
    İlk albümümüzde de dans edilebilir bir hava vardı ama ben onu
    çok daha yoğun şekilde dans ettiren bir müzik yapmak istiyordum.
    Kendi adıma konuşursam, bu altyapının üzerine söylediğim vokali
    gerçekten çok seviyorum. 

    𒀹 Gerçekten çok etkileyici bir vokal. 

    𒀺 O vokal sanki arkadaki müzikle kavga ediyor, değil mi? (lol) Çünkü
    stüdyoda üstümü başımı umursamadan dans ede ede söylüyorum.
    Ses ne kadar dijital işlemlerden geçerse geçsin, söyleyen sonuçta
    yaşayan bir insan. Çok sert, vahşi ve saldırgan bir his veriyor.
    Eskiden böyle bir altyapının üzerine nasıl söylemem gerektiğini
    bilemezdim ama bu kez bunu aşabildim. 

    𒀹 Sesin de kalınlaşmış gibi. 

    𒀺 Ben ergenliğe yeni girdim. (Uzun bir sessizlik.) Boyum uzadı,
    sakallarım çıktı, sesim kalınlaştı… Tam ergenlik yani. (lol) Kaç
    yaşındayım bilmiyorum ama zor bir dönem. (lol) 

    𒀹 Eskiden “pop” tarafını özellikle vurguluyordunuz. Ama “Girls”ü 
    dinleyince rock tarafına daha güçlü yöneldiğinizi hissettim. 

    𒀺 Sanırım öyle. Çünkü bizim gibi bir grubun ayakta kalabilmesi için
    böyle bir duruş sergilemesi gerekiyor. Yoksa insanlar sadece
    görüntümüze bakıp “Ne güzel, pop grubu işte.” deyip geçiyorlar.
    Bundan kurtulmamız gerektiğini hissettim. 

    𒀹 Bunu neden hissettin? 

    𒀺 Sanırım dergilerin bizi ele alış biçiminden ve konserlerde aldığım
    tepkilerden… Mesela röportajlarda sürekli “David Bowie’yi 
    seviyorsun, değil mi?” diye soruyorlar. Der Zibet’i dinleyip insanların
    aklına neden hemen David Bowie geliyor? Buna gerçekten sinir
    oluyorum… 

    𒀹 İnsanların sizi önce dış görünüşünüzle değerlendirmesi kolay
    oluyor. Oysa Der Zibet’in müzikal açıdan ne kadar geniş bir
    yelpazesi olduğunu anlayacak daha fazla dinleyiciye ihtiyaç var. 

    𒀺 Kesinlikle. Ama bizim yapabileceğimiz tek şey insanların bizi
    dinlemesini ve sahnede izlemesini sağlamak. Reklam yapmak ya da
    medyada görünmekten söz etmiyorum. Yapmamız gereken şey,
    gerçekten güçlü bir canlı performans sergilemek. En azından
    konser boyunca seyirciyi tamamen içine çekebilmeliyiz. Bunun için
    mutlak bir güce sahip olmamız gerektiğinin farkındayız ve bunu
    ancak kendimiz başarabiliriz. 

    𒀹 Keşke insanlar “Der Zibet yakışıklı bir grup.” demekten çok,
    “Canlı performansları inanılmaz.” deseler. 

    𒀺 Aynen öyle. Bence doğru yol da bu. Daha fazla insanın bizi
    dinleyebilmesi için farklı gruplarla ortak konserler vermeye de
    devam etmek istiyoruz. 

    𒀹 Umarım kendi temposunda ilerleyen bir grup olmak yerine,
    kısa sürede çok büyük bir grup olursunuz. 

    𒀺 (lol) Bu güzelmiş. “Becerikli şahin pençelerini gizler.” derler ya…
    Şaka bir yana. (lol) Elbette daha da büyüyeceğiz. Şu anda tek
    istediğimiz şey daha vahşi olmak. İnsanlar bizim grubumuz
    hakkında sürekli “entelektüel” falan diyorlar ama aslında hiç de öyle
    değiliz. İçimizde vahşi bir taraf var ve insanların bunu da görmesini
    istiyorum. Hatta “Bunlar dâhi sanıyorduk, meğer tam anlamıyla
    delilermiş!” desinler. (lol) İşte ulaşmak istediğim nokta bu. 

    Gerçekten de Der Zibet, dış görünüşü öne çıktıkça yanlış
    anlaşılmaya daha açık hâle gelen bir grup. Bu yüzden herkesi
    susacak kadar etkileyici bir sahne performansı sergilemeleri büyük
    önem taşıyor. Nitekim konserlerde seslendirdikleri yeni parçaların
    kalitesi gerçekten göz kamaştırıcı. Geriye kalan tek şey, dinleyiciyi
    tamamen kendilerine çekebilmeleri… 

    ISSAY’le yaptığımız bu söyleşi de gösteriyor ki, o bunun
    fazlasıyla farkında. 

    Der Zibet şu sıralar ülke çapındaki turnesine devam ediyor. Çok
    yakında ikinci albümlerinin kayıtlarına da başlayacaklar. Dünden
    daha vahşi, dünden daha çarpıcı olmalarını yine sabırsızlıkla
    bekliyoruz! 

    Kaynak: Arena37℃
    Yayın Yılı: 07.1986
    Orijinal Dil: Japonca
    Çeviri/Scan: Pluto Blackfish

    İlk Çeviri Yayınlama: 09.07.2024
    Revize Edilmiş Sürüm: 06.07.2026

    Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.

  • DER ZIBET | Arena37℃ | 01.86

    Büyüleyici Silüet – Bölüm 2 

    Kadınlar Hakkında Konuşuyorlar 

    Bu kez der Zibet dosyamızın ikinci bölümünde; 
    kadınlar, aşk, erkeklik anlayışı ve daha birçok konu 
    başta olmak üzere beş ana tema üzerine konuştuk. Merak edilen der Zibet’i daha yakından tanımak için 
    harika bir fırsat!

    Röportaj: Yuko Umehara 
    Fotoğraf: Motoko Sashi 

    𒀸 Kadınların farkına ne zaman varmaya başladınız? 

    HIKARU: Tam olarak ne zaman kadınların farkına vardığımı bilmiyorum ama anaokulu 
    öğretmenime âşıktım. Onu inanılmaz güzel biri olarak 
    hatırlıyordum ama yıllar sonra fotoğrafını görünce aslında 
    o kadar da güzel olmadığını fark ettim. (lol) 

    ISSAY: İki yıl önce. Gerçekten. Çünkü çocukken hem erkek 
    arkadaşlarımı hem de kız arkadaşlarımı severdim; o zamanlar 
    kız ya da erkek diye ayırmazdım. Sanırım iki yıl önce ilk kez, “Aa, bu bir kızmış… Olmaz!” diye düşündüm. Kızlar belli bir 
    yaşa gelince değişiyor ya… Önce “Bir tuhaflık var.” diye 
    düşünüyordum, sonra “Demek ki kızmış.” diye fark ettim. 

    MAYUMI: Ben ise ilk öpücüğümü aldıktan sonra… (lol) 
    Şaka bir yana, anaokulundayken Yoko-chan vardı! 

    HAL: ISSAY’in bahsettiği anlamda düşünürsek ben de 
    oldukça geç fark ettim. Çünkü hep on kızın arasında tek 
    erkek olarak oynayan çocuktum. Kadınları gerçekten bilinçli 
    şekilde fark etmeye başlamam sanırım lisenin sonlarına denk 
    geliyor. Ama ilk aşk anlamında söyleyecek olursam, 
    ilkokuldayken Takako Yamada adında bir kızdan 
    hoşlanıyordum. Bana Sign wa V’nin bir fotoğraf kartını 
    vermişti, çok mutlu olmuştum.

    𒀸 Kadınların hayatınızdaki yeri 

    MAYUMI: Vazgeçilmezler. Lise ikinci sınıftayken ilk kez bir kızla 
    çıkmaya başladığımda, insanın en az bir kez böyle bir ilişki 
    yaşaması gerektiğini düşündüm. O deneyim sayesinde 
    bakış açım genişledi. 

    ISSAY: Beni korkutan şey, kadın olduğunun farkında 
    olmayan kadınlar. Kadınlardan nasıl etkilendiğime gelince…
    Terk edildiğim zaman şarkı yazabiliyorum. (lol) 

    MAYUMI: Bence erkeklerin harekete geçebilmesi için mutlaka 
    bir hedefe ihtiyacı var. Kadınlar ise belirgin bir hedefleri olmasa 
    bile ilerleyebiliyorlar. Hangisinin daha iyi olduğu meselesi değil 
    bu ama doğrusu bu yönlerini kıskanıyorum. Bu yüzden onlara 
    büyük saygı duyuyorum, ama aynı zamanda onları anlamanın zor 
    olduğunu da düşünüyorum. 

    Bir de nedense kadınlar sürekli bana gelip dertlerini anlatıyorlar. 
    Böyle olunca çevremdekiler bana şakayla karışık “Sengoku Jesus” gözüyle bakıyorlar. (lol) Ama bundan şikâyetçi değilim; 
    hatta hoşuma gidiyor. 

    HAL: Hayatın akışı içinde bazen hiçbir şey düşünmeden sevdiğin 
    kadınla baş başa vakit geçirebilmek çok önemli. Böyle zamanlarım 
    olmazsa kendimi iyi hissedemiyorum. 

    𒀸 Aşk size neler kazandırdı? 

    HIKARU: Belki hayat görüşüm değişmiştir ama bu biraz fazla genel 
    kalıyor. Daha çok düşünce tarzım değişti diyebilirim. 
    Kadınların erkeklerden gerçekten farklı olduğunu öğrendim. 

    ISSAY: Sanırım dünyam genişledi. Sevdiğim kişi benim için yeni bir 
    pencere oldu; onun sayesinde daha önce bilmediğim şeyleri 
    görmeye başladım. 

    MAYUMI: Artık konuşmasına gerek kalmadan, sadece gözlerine 
    bakarak ne düşündüğünü anlayabiliyorum. 

    HAL: Eskiden insanların neden kadın-erkek ilişkilerine bu kadar 
    önem verdiğini anlayamazdım. Ama biriyle çıkmaya başladıktan 
    sonra bunun nedenini biraz olsun kavradığımı hissettim. 

    ISSAY: Şunu öğrendim… Birini ne kadar çok seversen, sonunda 
    yine yalnızca kendin olabileceğini de o kadar iyi anlıyorsun. 

    𒀸 Sizce bir erkek nasıl olmalı? 

    HIKARU: Buna hemen cevap veremememin nedeni, kafamda 
    kesin bir ideal olmaması olabilir. Ama ben kendi ayakları 
    üzerinde duran biri olmak isterim. Günün birinde evlenecek 
    olursam, önce sağlam bir temelim olmasını isterim. Biraz eski 
    kafalı sayılabilecek bir erkek anlayışına sahibim. Erkek egemenliği 
    fikrinden hoşlanmam ama “Kadın şöyle olur, erkek böyle olur.” 
    gibi kalıpları da sevmiyorum. 

    ISSAY: Erkeklik taslamayın. İnsanları dış görünüşlerine bakarak 
    “erkek” diye değerlendirmeyin. Sonuçta hepimiz hâlâ biraz çocuk 
    kalabiliyoruz. Kendinizi olduğunuzdan büyük göstermeye 
    çalışacağınıza, olduğunuz gibi olun. 

    MAYUMI: Dışarıdan gelen her şeyi içine alıp, kendi içinde süzüp 
    yeniden dışarı verebilen biri olmalı. Ayrıca ruhen de her koşula 
    uyum sağlayabilecek kadar esnek olması gerektiğini düşünüyorum.

    HAL: Ben sadece hayallerini kaybetmeyen biri olmak isterim. Bence en önemlisi de bu. 

    𒀸 Moda 

    MAYUMI: Kıyafet konusunda çok takıntılı biri değilim. Dağınık 
    giyinmeyi de severim; o günkü ruh hâlime göre giyinirim. 
    Mesela bugün kendimi biraz havalı hissediyorum. (lol) 

    ISSAY: Şık olmak zorundayım! Hepsi bu. 

    MAYUMI: Ortaokuldayken ilk takım elbisemi aldım. Giydiğimde 
    kendime çok yakıştırmıştım. Rahat kıyafetler giyince fazla 
    hareketleniyorum; bu yüzden bana pek uygun olmadığını 
    düşündüm. Aynaya baktığımda takım elbisenin bana yakıştığını 
    gördüm, çevremden de olumlu tepkiler aldım. O günden beri 
    hep takım elbise giyiyorum. 

    HAL: Eskiden kıyafetlere pek ilgim yoktu. Yeşil tonlarını sevdiğim 
    için çoğu zaman sadece rengine bakarak kıyafet alırdım. Ama 
    zamanla farklı insanlardan etkilenerek çok şey öğrendim. Hâlâ 
    öğrenme aşamasındayım ama gözle görülür biçimde geliştiğimi 
    düşünüyorum. 

    Kaynak: Arena37℃
    Yayın Yılı: 01.1986
    Orijinal Dil: Japonca
    Çeviri/Scan: Pluto Blackfish

    İlk Çeviri Yayınlama: 08.07.2024
    Revize Edilmiş Sürüm: 06.07.2026

    Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.