Müziği sanatsal bir ifade olarak yüceltmek istiyoruz.
Şu sıralar Kantō müzik sahnesinde yeni bir fırtına estiren MALICE MIZER. Kuruluşlarının birinci yıl dönümü konserini tüm biletleri tüketerek büyük bir başarıyla geride bıraktılar. Şimdilerde ise Kantō’nun genç gruplarını bir araya getirerek “Trajedinin Ziyafeti” adlı etkinliği düzenliyor ve hep birlikte Kantō müzik sahnesini hareketlendirmeye çalışıyorlar. Kuşkusuz, bundan böyle sahnenin tam ortasında fırtınalar estirecek olanlar onlar.
MANA: 92 yılının ağustos ayında ben ve KOZI olarak kurduk. Biz ikimiz de dahil olmak üzere, tüm üyeler aslında birbirimizi önceden tanıyorduk. Üstelik gruplarımız da aynı dönemde dağıldığı için, birlikte müzik yapalım derken şimdiki üyeler de doğal olarak bir araya geldi.
𒀸 O hâlde sound açısından da, en başta “şunu yapalım” diye belirli bir amaçla bir araya gelmekten ziyade, birlikte çaldıkça nasıl bir müzikal çizgi oluşturacağınızın yavaş yavaş şekillendiğini mi söyleyebiliriz?
MANA: Hayır, daha ilk başta ikimiz bir araya geldiğimiz andan itibaren yönümüz kesin olarak belliydi. Bu, Avrupai bir imajdı. Hem sound hem de görsel açıdan diğer gruplarda olmayan bir özgünlüğe sahip bir grup yapmak istiyorduk.
𒀸 Anladım. Yani en başından beri hem sound’u hem de görselliği önemsemeyi düşünüyordunuz.
MANA: Evet. Biz oldukça fazla bölüm ve değişim içeren şarkılar yapıyoruz ama vokallerin kolay dinlenebilir olmasına ve fazla niş/uzman işi bir hâle gelmemesine dikkat ediyoruz. Her şeyden önce kendi özgünlüğümüzü ortaya koymak istiyoruz. İşte bu yüzden, daha en başından, ortalıkta gördüğümüz yalnızca makyaj yapan gruplardan farklı, kendine has bir kimliği olan özel bir grup imajını güçlü bir şekilde yaratmayı hedefliyorduk.
𒀸 O hâlde, başından beri ne yapmak istediğiniz aşağı yukarı belli olduğuna göre, müzik yapmak sizin için daha kolay olmuştur, değil mi?
TETSU: Nasıl bir sound’a ulaşmak istediğimiz belli olduğu için, ilk zamanlarda becerilerimiz hedeflediğimiz müzikal sonuca yetişemediğinden oldukça zorlandık. Ama bir yıldan fazla zaman geçtikten sonra, artık nihayet istediğimiz şekle girmeye başladı.
MANA: Bugüne kadar pek çok grup ortaya çıktı ama biz onların ötesine geçecek, özel bir özgünlük ortaya koymak istiyoruz. Bu yüzden yalnızca müziği değil, sanatın her alanını grubun içine katıp, bunları daha üst bir düzeye taşıyarak somut bir biçime dönüştürebilsek iyi olur diye düşünüyorum.
𒀸 Peki, bunu biraz somutlaştırırsak tam olarak ne gibi şeylerden söz ediyoruz?
MANA: Bir anlık görüntü demek belki daha doğru… Sahneye çıkıp yalnızca müzik çalmakla kalmayıp, müzikal ya da opera gibi, sahneyi izlerken grubun imajını zihinde canlandıracak görsel bir şey sunmak istiyorum.
YU-KI: Konserlerde de yalnızca sahneye çıkıp müzik çalıp geri dönmek istemiyoruz. Tiyatral unsurları performansın içine dahil edip görsel bir etki yaratarak, MALICE MIZER’ın sahip olduğu atmosferi daha belirgin bir şekilde aktarmak istiyoruz. Bu yüzden bundan sonra da MALICE MIZER’ı görsel, işitsel ve müzikal olmak üzere her açıdan ifade edebilmek istiyoruz.
𒀸 Yani grup olarak yalnızca müziği değil, tiyatral ve görsel unsurlar gibi pek çok şeyi de kullanarak MALICE MIZER’ı bütünsel bir sanat olarak ifade etmek istiyorsunuz, öyle mi?
TETSU: Ama sonuçta merkezde olan şey müziğin kendisi. Dolayısıyla temelde belirleyici olan müzik, ama görsel açıdan da neredeyse aynı düzeyde kendimizi ifade edebilmek istiyoruz. Yani sahnede bir filmden alınmış tek bir sahneyi andıran bir atmosfer yaratabilirsek, bunun ideal olduğunu düşünüyorum.
𒀸 Şarkıların içinde de bir hikâyesellik var, değil mi?
MANA: Şarkıları bir hikâye üzerine düşünerek yazıyorum. Bu yüzden canlı performansı izleyip yalnızca o anın tadını çıkarmakla kalmayıp, sahnemizle tekrar tekrar karşılaştıkça kendi hislerimizin daha derin taraflarının da ortaya çıkacağını düşünüyorum. Bu yüzden yalnızca bir kez izlediğinizde ne kadar iyi olduğunu anlamak zor olabilir ama derinlemesine tanıdıkça oldukça ilginç olduğunu göreceksiniz. Tıpkı çiğnedikçe tadının daha çok ortaya çıkması gibi.
𒀸 Peki, bu tiyatral unsurlar bundan sonra daha da ön plana çıkarılacak mı?
MANA: Daha doğrusu, şu anda sadece böyle bir ifade biçiminin en uygunu olduğunu düşünüyorum. Zamanla ise farklı ifade biçimlerine de yönelmek istiyorum.
𒀸 Ama MALICE MIZER’ın kuruluşunun üzerinden henüz yaklaşık bir yıl geçmiş olmasına rağmen, seyirci açısından da performans açısından da oldukça kendine özgü bir duruş oluşturmaya başladığı söylenebilir, değil mi?
TETSU: Gerçekten de biz de kendi gelişimimizi artık hissedebiliyoruz.
𒀸 Konserin akışını da oldukça ayrıntılı düşünüp hazırlıyorsunuz, değil mi?
MANA: Şarkıları hikâyesel bir bütün oluşturacak şekilde sıralıyoruz. İşte bu yüzden seyircinin yalnızca terleyip eğlendiği bir konser değil, kalbine dokunan o burukluğu hissetmesini; yani bir film izleyip duygulandığında yaşadığına benzer hisleri verebilen konserler yapmak istiyoruz.
𒀸 Elbette tek bir şarkının içinde bile çeşitli dramatik unsurlar var; üstelik sözleriniz de kesinlikle doğrudan değil, değil mi?
TETSU: Hayır, aslında kelimelerin kendisini doğrudan kullanıyoruz ama anlamları derin. Bu yüzden doğrudan ifadeleri bir araya getiriyoruz; insan şarkıyı bir kez dinlediğinde sözleri aklında tutabiliyor ama o sözlerin birbirleriyle olan bağlantısını anlamaya çalıştığında, altında oldukça derin bir anlam olduğunu fark ediyor. Biz de böyle bir hikâyeselliğe sahip sözler yazmaya özen gösteriyoruz. Bu da yine konserlerdeki hikâyesel yapıya bağlanıyor.
𒀸 Örneğin, şarkı sözlerinde de belirli bir estetik anlayış gözetiyor musunuz?
TETSU: Hayır, öyle bir şey yok. Çünkü bunu aramaya başladığınızda iş haç, kilise, siyahlar ve benzeri klişelere dönüşüyor. Tam tersine, ben böyle şeylerden hoşlanmıyorum. Bunun yerine, insanın içindeki sevinci, öfkeyi, hüznü ve neşeyi; kısacası tüm duyguları ifade etmek istiyorum.
𒀸 Yoksa MALICE MIZER, grubun kendisini başlı başına bir sanat olarak mı görüyor?
MANA: Daha doğrusu, biz müziği çok seviyoruz. Yarattığımız müzikle bizi dinleyen insanları duygulandırmak istiyoruz. Bu yüzden yalnızca eğlendiren bir şey değil; şarkıyı dinlerken gözyaşlarının kendiliğinden dökülmesini sağlayacak, dinleyenlere “Bu his de ne böyle?” diye düşündürecek, müziği insanın kalbine güçlü bir şekilde kazıyan bir grup olmayı hedefliyoruz.
Üstelik, eğlenmek güzel bir duygu ama o anla sınırlı kalıyor, sonrasında geriye pek bir şey bırakmıyor, değil mi? Oysa insanın kalbine işleyen yaralar, hüzün ve duygulanma uzun süre kalıcı oluyor. Aslında ben de müzik dinlerken böyle bir duygu yaşadığım için, aynı hissi herkese aktarmak istedim ve bu yüzden grup kurup müzik yapmaya başladım.
𒀸 Anladım. O hâlde son olarak, 1994 yılı için hedeflerinizden bahseder misiniz?
右狂: Yalnızca bizim ortaya koyabileceğimiz özgünlüğü daha da geliştirirken, müzik sahnesinde büyük bir devrim yaratmak istiyoruz.
TETSU: Her şeyden önce, bir yıldır yaptığımız çalışmalar kendimize olan güvenimizi artırdı. Bu yüzden bundan sonraki çalışmalarımızın bize daha da fazla güven vermesi ve yeni hayallerimizi gerçekleştirebilmek için elimizden geleni yapacağız.
Ayrıca, Tokyo’nun grup sahnesini hep birlikte canlandırma düşüncesiyle, MALICE MIZER’ın düzenlediği “Trajedinin Ziyafeti” adlı etkinliği kasım ayında başlattık. Bir sonraki etkinlik 22 Ocak’ta Shinjuku Loft’ta yapılacak, o yüzden hepinizi bekliyoruz.
PROFİL
92 yılının ağustos ayında kurulan MALICE MIZER. Üyeleri TETSU (Tetsu – Vo), MANA (Mana – G), KOZI (Kozi – G), YU-KI (Yu-Ki – B) ve 右狂 (Ukyo – Dr) olmak üzere beş kişiden oluşuyor.
Şu anda “BRAIN TRASH” adlı derleme CD’de bir şarkıyla yer alıyorlar.
Bundan sonraki konser programları ise şöyle: 29 Aralık, Osaka Muse Hall; 30 Aralık, Yokohama Monster; 22 Ocak, Shinjuku Loft – “İkinci Gece: Trajedinin Ziyafeti”.
Kaynak: Vicious Yayın Yılı: 01.1994 Orijinal Dil: Japonca Çeviri/Scan: Pluto Blackfish
İlk Çeviri Yayınlama: 29.09.2026
Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.
“merveilles” albümünden, çarpıcı bir single olarak yayımlanan “ILLUMINATI”.
Yeniden doğmuş hâliyle bu parça ve coupling şarkısı “N・p・s N・g・s” içinde saklı dünyaya göz atıyoruz…
Tatlı ama tehlikeli bir koku, S&M havası… Dinleyenlerde şehvetli duygular uyandıran “ILLUMINATI”, 20 Mayıs’ta single olarak piyasaya çıkıyor. Canlı performansları ve kostümlerdeki o gizemli havanın yanı sıra, bu parça için yeni çekilen PV’nin de bir hayli “uçuk” olduğu söyleniyor.
Bu yüzden bu sefer MANA, KÖZI ve YU~KI’nin kalplerinin derinliklerindeki “yasaklı kapıyı” aralamak üzere bu röportajı gerçekleştirdik.
Albümle ilk çıkışta 2. sıraya yerleştiler!!
Peki bu haberi duyunca MANA-sama’nın yaptığı ilk şey ne oldu?
𒀸 Öncelikle son gelişmelerle başlayalım. Albümle ilk çıkışta 2. sıraya yerleşmeniz hayırlı olsun! Ama böyle deyince kızıyorsunuz, değil mi? Çünkü birinci olmadınız.
MANA (bundan sonra M): Evet…
KÖZI (bundan sonra K): Hey! (gülüyor)
𒀸 Açıkçası, 2. sıra hakkında ne düşünüyorsunuz?
YU~KI (bundan sonra Y): Ben memnunum. Sıralamalara çok takılmam ama 2. olmak, o kadar çok insanın bizi dinlediği anlamına geliyor sonuçta.
M: Biraz rehavete kapılmışım. 2. olduğumuzu duyduğum an her şeyden soğudum. Hiçbir şey yapmak istemedim.
K: MANA-chan, seyahate çıkmak için hazırlık yapıyordu zaten. (gülüyor)
𒀸 Fransa’daki memleketine dönmek için hazırlık yapıyordu, değil mi? (gülüyor)
M: Aynen öyle.
𒀸 Peki, 1 Nisan’daki ilk Budokan konseriyle ilgili izlenimlerinizi alabilir miyiz? Sahneye çıkmadan önce Budokan’a özel bir bağınız olmadığını söylemiştiniz.
M: Şimdilik tek söyleyebileceğim şey, yağmur yağıyor olması çok canımı sıktı. Sadece bu.
K: “Kirli, cilveli bir hava” vardı diyelim. (öfkeyle homurdanıyor)
𒀸 ?? Neresinden baktınız da öyle hissettiniz?
K: Ben öyle hissettim.
𒀸 …Ah! O yazdığım konser raporuydu! Özür dilerim… Ortada bir noktada sırtına bir bebek taşıyınca biraz cilveli geldi belki dedim…
K: O bebek değildi. Benim diğer benimdi.
𒀸 (Donup kalır.) Peki ya YU~KI-san?
Y: Her şey benim için çok öğretici oldu. İnsanı motive eden, ileriye dönük bir konserdi.
𒀸 Sahnedeyken sendeleyip düşmediniz mi?
Y: Asla! Düşmek mi? Sol taraftaki podyumda olan her şey zaten senaryoda yazılıydı. Gerçek gibiydi, değil mi?
𒀸 Evet, fazlasıyla gerçekçiydi.
Y: Kan bile aktı sonuçta. (gülüyor)
𒀸 (gülüyor) Gelelim “ILLUMINATI”nin single olarak yayımlanmasına… Bu nasıl gelişti?
M: Bir sebebi varmış galiba ama tam olarak bilmiyorum. Perdenin arkasında biri var… Gölgelerde bir kuklacı. Fazla konuşmak tehlikeli olabilir, o yüzden detaylara giremeyeceğim.
𒀸 Anladım… Peki, “P-type” olarak belirtilmiş. Bunun anlamı ne?
K: Müzikal olarak bir şeyler değişti. Dinleyince “P-type” olduğunu anlarsınız zaten.
𒀸 “P” bir şeyin kısaltması mı?
K: Onu söylemek çok tehlikeli.
𒀸 Konu şarkılara gelince hemen susuyorsunuz, ne yapacağımı şaşırıyorum. (ağlamaklı) Coupling parça olan “N・p・s N・g・s”‘in indie döneminizde bir kaydı vardı ama bu versiyonun yeniden kaydedildiği söyleniyor. İçindeki çocuk sesi de değişti mi?
M: Çocuk olup olmadığını söyleyemem ama seslendiren kişi farklı.
𒀸 Gerçi yetişkin biri de helyum gazı çekse sesi ince çıkar tabii.
K: Ya da YU~KI-chan’ın gerçek sesi de olabilir. Solo bölümde bile “arayoo~” diye, Shimura Ken’in yaşlı kadın tiplemesi gibi bir sesle konuşuyordu zaten. (gülüyor)
Y: E-evet, öyle… İnce sesler çıkarabiliyorum, doğal hâliyle yani. (gülüyor)
M: Aranjman da indie dönemine kıyasla gelişti. Şimdi “N-type” oldu.
𒀸 “Normal Type”ın kısaltması mı?
M: Öyle düşünülebilir, yani… sorun değil.
K: Sözlükten bakarsınız artık. “N” harfiyle başlayan bir sürü şey vardır. Hatta belki sözlükte bile yoktur. (gülüyor)
𒀸 “ILLUMINATI”nin PV’si şu sıralar “Downtown DX” programının kapanışında kısmen yayınlanıyor, değil mi?
M: Evet, aynen öyle. Ama aslında o gösterilen versiyondan çok daha hızlı kare geçişleri var. Yavaşlatıp izlersen, görmemen gereken şeyleri görebilirsin. (gülüyor)
K: Ekrana yaklaşık 2 metre kadar yaklaşırsan mesela. (gülüyor) Sonra da baktıktan sonra miden bulanabilir, kusacak gibi olabilirsin. (gülüyor)
𒀸 Tehlikeli açıklamalar bunlar. (gülüyor) Yayınlanmayan bölümlerdeki solo sahnelerden birinde YU~KI-san’ın kan dolu bir küvette yıkandığı söyleniyor.
Y: Evet, öyle… Ama sonuçta üzerimde kıyafet vardı yani.
K: Ben de o küvete girdim. Kendi sahnemi çektikten sonra vücudumu yıkamam gerekiyordu da. (gülüyor)
M: Benim sahnemde kan yoktu. Basitçe söylemek gerekirse… “kadınla kadın arasındaki güzellik” gibi bir şeydi.
𒀸 Yani… lezbiyen sahnesi mi?
M: Genel hatlarıyla, evet.
𒀸 Gackt-san’ın ise bir yatak sahnesi çektiği söyleniyor.
K: Evet, yaptı. KAMI de benzer bir şeyler yaptı. Ben de onları izledim. Ama izlemek daha utandırıcıydı! (gülüyor) Aşırı gergindiler, sanki “Na-nasıl yapacağım şimdi?” gibiydiler. (gülüyor)
𒀸 Panda deyince… Ana besini şeker kamışıydı, değil mi?
Y: Evet, ben tatlı şeyleri severim çünkü. (gülüyor)
𒀸 Beyaz önlük giydiğiniz sahneler de var mı?
K: Herkes değil ama öyle sahneler de oldu.
M: Çekim yeri, gerçek bir laboratuvardı bu arada.
𒀸 Ortaya çıkan şey, kanlı ve korku filmi havasında bir şey mi oldu?
M: Hayır, korku değil. Bu sadece “ILLUMINATI”nin dünyası.
𒀸 Peki tarif edecek olsan, nasıl bir dünya bu?
M: Erotik bir dünya.
K: Erotik, grotesk ve şiddet dolu bir şey diyebiliriz.
𒀸 Bu kadar sert içerik yüzünden televizyonda yayınlanamayacağına dair bir endişeniz olmadı mı?
M: Bu işe kalkıştıysak, sonuna kadar gitmek isteriz. Her şeyin dibine kadar inmek istiyoruz. “Japon siyaseti de neymiş!” havasındayız.
K: Asıl mesele hükümet, yani “government”. (gülüyor) Bu parçayı klip hâline getirme kararı çıktığı anda nasıl bir şey olacağı belliydi zaten. Yarı yolda bırakmak bir anlam ifade etmiyor. Bu hâli bile aslında epey bastırılmış versiyon.
M: Evet.
𒀸 Yani hâlâ içimizde kalan şeyler var, diyorsunuz?
M: Daha da çok yapmak isterdim!
K: Daha da darmadağın etmek isterdim. (gülüyor)
M: Bu klip televizyonda yayınlanamıyorsa, Japonya artık bitmiş demektir.
K: Elveda o zaman. Biz yarın sabah saat tam 8’de Azusa 2 numaralı trene biniyoruz.
𒀸 O tren Shinshū yönüne gidiyor ama. (gülüyor)
Y: Bu single gerçekten tehlikeli.
K: Ama sevgili okuyucular, yine de “ILLUMINATI”yi alın tamam mı? ♡ (gülüyor)
M: Kendinizi bırakın, bol bol yapın.
𒀸 Neyii?
M: Onu söylersem “bip” olur. (gülüyor)
𒀸 Normal bir insan da yapabilir mi? Kaç kişiyle olursa olsun?
M: Elbette! Tek başına da, kaç kişiyle olursa olsun da olur. (gülümseyerek)
𒀸 Haah… Peki özne nereye kayboldu şimdi… Neyse, kendimize gelelim. “ILLUMINATI” ve “N・p・s…” şarkılarının sahne performansları ve kostümleri bana SM dünyasını çağrıştırıyor açıkçası.
M: Öyle düşünmen aslında güzel olabilir.
K: Keyfine göre düşün yani. (gülüyor)
𒀸 Bugünkü Malice çok soğuk…
K: Amacımız doğrudan SM dünyasını yansıtmak değil ama bu iki parçada öyle unsurlar da var, evet.
S mi, M mi? YU~KI’nin kendisinin bile bilmediği gerçek doğası ne?
𒀸 Peki sado ya da mazo gibi yönlerinizin olduğunu düşünüyor musunuz?
K: Acıyı severim açıkçası. Başkalarına acı vermeyi de severim. Sonuçta acı çekmek de bir tür çile değil mi? Mesela hâlâ elimin içinde bir kurşun kalem ucu var. İçeride kaldı.
𒀸 O bir kaza değil miydi?
K: Girmesi kazaydı, evet. (gülüyor) İlkokul ikinci sınıftayken saplandı ve bir türlü çıkaramadık. Eskiden benek gibi görünüyordu ama artık görünmüyor. Demek ki içeri doğru ilerliyor. Gittikçe elimin ortasından uzaklaşıyor yani…
𒀸 S mi? Yoksa M mi? YU~KI’nin kendisinin bile bilmediği gerçek doğası ne?
Y: Ben acıya gelemem açıkçası.
𒀸 Başkalarına acı vermek de mi hoşuna gitmez?
Y: Tekme atmayı severim. Sinirliyken tekme atınca insan rahatlıyor ya.
𒀸 İnsanlara mı tekme atıyorsun?
Y: (gülerek) Yok artık, insanlara tekme atmak doğru değil tabii. Acı vermek başka bir şey ama… Mesela kendimi yormak, uykusuz kalmak, göz kırpmamak gibi şeylere karşı pek antipatim yok. Ama “S misin M misin?” diye sorulursa, seçmesi zor. Çünkü iradem güçlü. Muhtemelen farkında olmadan kendimi bastırıyorum.
𒀸 Siz ikiniz, hiç patlamış bir YU~KI gördünüz mü?
K: Sık sık görüyoruz aslında. (gülüyor)
Hepsi: (kahkahalar)
Y: Hiç de iradem güçlü değilmiş yani. (gülüyor)
K: Sadece kendi farkında değil.
M: Bir keresinde büyük bir saksıyı kaldırıyordu, hem de sokakta. (gülüyor)
K: O sırada bağırıyordu da: “UAAAHHH!!” diye. (gülüyor)
𒀸 O sessiz YU~KI’den beklenmeyecek hareketler… Peki ya MANA-san?
M: Ben de, şey… tırnak aralarını kazımayı severim aslında. Hobi gibi bir şey oldu artık.
𒀸 Tırnakları dibinden kesmeyi mi seviyorsun yani?
M: Hayır, tırnağı değil. Parmakla tırnak arasına bir şey sokup orayı kazımayı seviyorum. Elimde kitap varsa, sayfalarını tırnağın altına sokup kazırdım. O yüzden öğrenciyken ders kitaplarım hep harap hâldeydi.
𒀸 Aman Tanrım, acımıyor mu o?
M: Çok acıyor. (gülüyor) Aslında sadece sağ el başparmağım aşınıyor. Çocukluğumdan beri yapıyorum; artık bunu yapmadan duramaz hâle geldim…
𒀸 Yani M tipi misin?
M: Ama her şeyi darmadağın etmeyi seviyorum. (gülümseyerek)
𒀸 Neyi?
M: Bunu söyleyemem. (gülüyor)
𒀸 Ben şimdi sizin konuşmadığınız özneyi aramak üzere yola çıkıyorum! (ağlayarak)
K: İyi yolculuklar!
Malice Mizer
Gackt.C (ガクト): Vokal & piyano, 4 Temmuz doğumlu, A kan grubu. MANA (マナ): Gitar & synth, 19 Mart doğumlu, O kan grubu. KÖZI (コージ): Gitar & synth, 29 Mayıs doğumlu, A kan grubu. YU~KI (ユーキ): Bas, 8 Ağustos doğumlu, A kan grubu. KAMI (カミ): Davul, 1 Şubat doğumlu, A kan grubu.
300.000’den fazla satışa ulaşan ilk albümleri 『merveilles』 hâlen hit olmayı sürdürüyor. Dördüncü single “ILLUMINATI”, 20 Mayıs’ta yayımlanacak.
Hayran mektupları için: 〒142-8691 Tokyo, Shinagawa-ku, Ebara Posta Ofisi Posta Kutusu No. 11 Midi: Nette (üye adı)様 adresine gönderilebilir.
Kaynak: POP BEAT Yayın Yılı: 06.1998 Orijinal Dil: Japonca Çeviri/Scan: Pluto Blackfish
İlk Çeviri Yayınlama: 30.06.2025 Revize Edilmiş Sürüm: 07.09.2026
Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.
MALICE MIZER “deuxieme anniversaire ~Görkemli Diriliş Hikâyesi~” Canlı Konser Raporu
10 Ekim 1997 — Hibiya Açıkhava Tiyatrosu
Malice Mizer’in dönüşünün ikinci yılını kutlayan görkemli bir diriliş gösterisi
10 Ekim’de, hafif serinliğiyle sonbaharın gelişini hissettiren Hibiya Açıkhava Tiyatrosu’nda, Malice Mizer’in yeni vokalisti Camui Gackt’ı kadrosuna katıp yeniden sahnelere dönmesinin üzerinden tam iki yıl geçmişti. Vokalistin gruptan ayrılmasıyla bir süre faaliyetlerine ara veren Malice Mizer, bu iki yıl içinde faaliyet gösterdiği alanı bağımsız müzik piyasasından ana akım müzik piyasasına taşıdı; ifade alanları olan canlı performanslarda ise canlı müzik kulüplerinde de konser salonlarında da kendi dünyalarını rahatlıkla yaratabilecek kadar gelişti. İşte böyle bir Malice Mizer, daha önce deneyimlemediği açık hava ortamında, “deuxieme anniversaire ~Görkemli Diriliş Hikâyesi~” adını verdiği, dönüşlerinin ikinci yılını kutlayan özel bir konser gerçekleştirdi.
Seyirciyi aydınlatan ışıklar ağır ağır söndürüldüğünde, siyah giysilere bürünmüş 20-30 kişilik bir topluluk bir tabutu omuzlayarak sahneye çıktı ve tabutu sahnenin ortasına yerleştirdi. Ardından bir kadın kurban olarak sunuldu. Tabutun içinden Yu~ki’nin canlandırdığı Kont Drakula ortaya çıktı ve kadının boğazına okşarcasına dişlerini geçirdi. Kanını emen Kont, sahneden gösterişli bir tavırla ayrıldı; ancak kendinden geçmiş hâldeki kadının üzerine siyah giysili kişiler hep birden üşüştü. Borulu orgun gerilim yüklü fon müziği doruk noktasına ulaştığında, siyah giysililer tarafından kaldırılarak yeniden ortaya çıkan kadın, farkına bile varmadan Gackt’a dönüşmüştü. Ve böylece sahnede, Drakula’yı motif alan “Transylvania” adlı parça başladı.
Daha ilk anda son derece teatral bir açılışla kendi dünyalarını hiç zorlanmadan yaratan Malice Mizer, ardından opera izliyormuşçasına hissettiren performansları etkileyici icralarla harmanlayarak, baş döndürücü bir hızla birbirinden farklı sahneleri ortaya koydu ve seyirciyi giderek daha da kendi dünyasının içine çekti.
Özellikle her bir üyenin solo performansları dikkat çekiciydi. Kont Yu~ki’nin, çıldırmanın eşiğine gelmiş, köşeye sıkışmış bir ruh hâlini canlandırdığı “CROIX”, Mana ve Közi’nin SM esintileri taşıyan dans performansı “COLOR ME BLOOD RED” gibi, her üye kendi kişiliğini öne çıkaran solo performanslar sergiledi.
Bunlar arasında en çarpıcı olan ise, Gackt’ın kalbin yaralarını iyileştirircesine yumuşak melodiler çalan piyanosu ile Kami’nin güçlü ve incelikli davul çalışının adeta bir düello sergilediği “regret ~konçerto~” idi. Bazen davulların, bazen de piyanonun dişlerini gösterdiği bu “keder” ile “deliliğin” konçertosu, gerçekten de görkemli bir sanat eseriydi.
Solo performansların ardından 10 dakikalık bir ara verildi ve konser ikinci bölüme geçti. Tiyatral bir havaya sahip ilk bölümden farklı olarak, burada rock müziğini kullanan bir ifade biçimi, yani doğrudan bir canlı performans vardı. MC sırasında, önceki gece hiç uyumadığı için biraz “dağılmış” görünen Gackt, ilk bölümdeki mesafeli ve yaklaşılması güç performanslarıyla seyircide yarattığı havanın aksine, burada gülümseten ve samimi bir iletişim kurdu. Bu iletişim, seyircideki gerginliği dağıtarak sahneyle seyirci arasındaki bağı daha da derinleştiren son derece etkili bir canlandırıcı oldu.
Böylesine sıcak ve samimi geçen MC’nin ardından, “APRES MIDI”den itibaren renkli tonlar yayan ve parçalara genişlik kazandıran Mana ve Közi’nin iki synthesizer gitarı, Yu~ki’nin sağlam ve güçlü bası ile Kami’nin davulları, seyirciyi Malice Mizer’in dünyasının derinliklerine doğru çekti.
Ve ardından encore. Üçüncü bölüm sayılabilecek bu sahnede, üyeler Güneş Işınlı Bayrağı havaya kaldırarak askeri üniformalar içinde sahneye çıktılar. Kıpkırmızı ışıklarla yıkanan sahnede histerik parçalar çalınırken, gerilim dolu atmosfer seyirci sıralarına kadar yayıldı. “N.p.s N.g.s” sırasında “Die game” üzerinden gerçekleşen call & response (karşılıklı haykırış) ile sahne ve seyirci arasında coşkulu bir birlik duygusu doğdu ve gerilimle yüklü enerji doruk noktasına ulaştı.
Konser böylece büyük bir finalle sona erdi. Tüm hikâyenin sahnede tamamlanmasının ardından geriye kalan boş sahnede, “~前兆~”nın şiirsel güzellikteki ezgisi akarken, sahne dekorları kıvılcımlar saçarak duruyordu.
Dirilişlerinden bu yana işledikleri temaları yeniden sahneledikleri için, bu gösteri önceki turneleri “sans retour Voyage ‘erniered’”ın sahnesinin yeniden işlenmiş hâli olarak da görülebilir. Bu nedenle, sonraki gelişmeleri belli ölçüde önceden tahmin etmek mümkündü; dürüst olmak gerekirse, bu durum sürpriz etkisini biraz azaltıyordu. Ancak buna rağmen sahneden alınan etki kesinlikle yarıya inmedi. Malice Mizer, beklendiği gibi yenilikçi ve sıra dışı dünyasını bir kez daha gözler önüne serdi. Dirilişlerinin ikinci yılını kutlarken geçmişteki hâllerini de yeniden gösterdiler; ancak tüm bunların arasından bugünkü Malice Mizer’in izlerini de görmek mümkündü. Adının hakkını tam anlamıyla veren, gerçekten de “Görkemli Diriliş Hikâyesi”ydi.
MALICE MIZER “Pays de merveilles ~Boşluk Anının Kapısı~” Canlı Konser Raporu 11 Ekim 1997 — Hibiya Açıkhava Tiyatrosu
Daha önceki röportajda Gackt ve Kami’nin de söz ettiği üzere, bu günkü sahne “Pays de merveilles ~Boşluk Anının Kapısı~” turnesinin bir tür finali niteliğindeydi. Ancak bu, “final” değil, her şeyden önce yalnızca “final gibi bir şey”di. Aralarındaki farkın ne olduğunu konser sona erene kadar anlamak herhâlde mümkün olmayacaktı. İşte bu farkı kendi gözlerimle görmek için, bu açık hava konserinin ikinci gününe gittim.
Klasik müzikten oluşan fon müziği eşliğinde seyirci tarafındaki ışıklar söner sönmez, sahneden birbiri ardına duman sütunları yükseldi ve müthiş bir patlama sesiyle birlikte magnezyum alev sütunları göğe yükseldi. Bondage tarzı kıyafetlere bürünmüş üyeler daha ilk andan sahnede ortalığı kasıp kavurarak, gerilim ve çılgınlıkla dolu heyecan verici bir dünya yaratmaya başladılar. Gackt, efektlerle işlenmiş gürültülü vokallerini tükürürcesine dışarı savururken; Yu~ki yerin uğultusunu andıran titreşimli basını yankılatıyor, Kami ise bazen pad’lere yumruklarcasına vurarak, bazen de güçlü bir davul performansı sergiliyordu. Közi ise Mana’nın melodik gitarının üzerine duygusal gitarını işliyordu. Daha konserin başlarında olmalarına rağmen, sanki canlı performansın sonlarına gelinmişçesine gerilimli ve ateşli bir atmosfer, çatısı olmayan açık hava alanına çoktan yayılmıştı. Üstelik önceki günkü encore’da olduğu gibi, “N.p.s N.g.s” sırasında “Die game” üzerinden gerçekleşen call & response seyircinin coşkusunu daha da körükledi ve Gackt da “Hadi üzerime gelin!” diyerek seyirciyi kışkırttı. Bunun henüz açılışın beşinci şarkısı olduğunu tamamen unutturdu.
Seyircinin üzerinde dolaşan bu gergin havayı, her bir üyenin karakter imajını motif alan “bois de merveilles” performansıyla dağıttıktan sonra, “Gekka no Yasōkyoku” ile bambaşka bir Malice Mizer dünyası kuruldu. “Malice Mizer’in harikalarla dolu dünyasına hoş geldiniz” şeklindeki selamlama niteliğindeki MC’nin ardından, “Premier amour” ve “APRES MIDI” gibi hüzünlü melodilere sahip Malice tarzı pop parçaları seslendirildi. Günümüz J-pop’unda pek rastlanmayan duygusal bir yoğunluğa sahip, aynı zamanda akılda kalıcı Malice Mizer pop parçaları, bir yandan 60’lar ve 70’lerin Group Sounds ve kayōkyoku müziğine uzanan bir tür stilize estetik anlayışı hissettirirken, diğer yandan hiçbir şekilde eski moda hissettirmeyen 90’ların yüzyıl sonu rock’ı olarak tamamlanmıştı. Ayrıca tamamen kendilerine ait bir dünya yaratmış olmalarına rağmen, bunun içinde insanı boğacak kadar bunaltıcı bir gerilim hissi yoktu; seyircinin bir nebze rahatlayabileceği noktaların bulunması da onların canlı performanslarının cazibesiydi. Bu gün de o nokta Gackt’ın MC’siydi. Replik söyler gibi teatral oyunculuğunu sürdürürken, seyirciyi kendinden uzaklaştırmak yerine sürekli seyircinin göz hizasından konuştuğu MC’si, onun vücut sıcaklığını hissettirircesine insani bir sıcaklık taşıyor ve sempati uyandırıyordu. Belki de böylece, bir bütünlük yaratan güçlü ve sağlam bir bağ kuruluyordu.
İkinci perde sayılabilecek encore sahnesinde ise üyeler, video eseri “ヴェル・エール ~空白の瞬間(とき)の中で~ de l’image”deki kendi rollerine bürünerek tek tek öne çıkan sahneleri canlandırdılar ve videoda tam olarak ifade edilemeyen sahneleri de oynadılar. Bu performanslar videonun devamı olarak da yorumlanabilir ve sanki bu canlı performansın neden “final” değil de “final gibi bir şey” olduğunu açıklıyor gibiydi. Tek bir temanın sonunu göstermek yerine, bir sonraki adıma ilerlemek için “cevabı” sundukları söylenebilir. Videodaki dünyanın etkisini hâlâ üzerlerinde taşıyarak, çıkış single’ı “ヴェル・エール” ile canlı performansın finalini dramatik bir şekilde tamamladılar.
Bu Hibiya Açıkhava Tiyatrosu’ndaki iki günlük konserden geriye bende kalan düşünce, sahnede göz açıp kapayıncaya kadar değişen çeşitli sahnelerin her birinin Malice Mizer adlı grup tarafından inşa edilen bir dünyaya ait olduğuydu. Rokumeikan aristokratlarını andıran kostümlerden SM tarzı bondage kıyafetlerine, Kont Dracula’dan askeri üniformalara ve videoda canlandırdıkları dünyaya kadar bütün bunları, canlı performansın sınırlı zaman dilimi içinde tek bir opera ya da tiyatro oyunu gibi hiçbir uyumsuzluk hissettirmeden göstermeyi başardıkları için, onların çok yönlü ifade güçlerine hayran kalmamak mümkün değil. Sonuçta, yalnızca sesiyle değil, görsel olarak da kendini ifade eden Malice Mizer gibi gruplara “visual band” denmesi gerekmez mi? Ancak öyleyse, günümüz J-rock sahnesinde bu türden grupların bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az olması gerekirdi. Peki, medya tarafından böyle adlandırılan ve kendileri de kendilerini böyle tanımlayan, sadece makyaj yapmaktan ibaret olan bu tipler de neyin nesi?
MALICE MIZER RÖPORTAJI
Bu sefer, “göstermek”ten çok, “izle” der gibi sahneye çıktık. Böylece seyirciyle bir bütünlük oluştuğunu ve seyircinin enerjisi gibi bir şeyi hissedebildiğimizi düşünüyorum. Bunun bizim için iyi bir fırsat olduğunu düşünüyorum.
Hibiya Açıkhava Tiyatrosu’ndaki iki günlük performansta kendilerine özgü çarpıcı dünyalarını sergileyen Malice Mizer. Birkaç gün sonra, Tokyo’da adı belirtilmeyen bir yerde grubun lideri, gitarist Mana, vokalist Gackt ve basçı Yu~ki’yi bir araya getirdik. Elbette amaç, Açıkhava’daki bu iki gün ve özellikle ikinci günü “final gibi bir şey” niteliği taşıyan yaz turnesi “Pays de merveilles” hakkında konuşmaktı. Üyelerin merkezinde olduğu bir anlayışla faaliyet gösteren ve Malice Mizer olarak kendi ifade biçimlerini ortaya koyan bu üç üyenin sözlerinin satır aralarından, “Malice Mizer nedir…” sorusuna dair inancı en temel ve en önemli konseptleri olarak taşıdıkları açıkça anlaşılıyor.
Bireysel Karakterler Giderek Oturuyor
𒀸 Hibiya Açıkhava Tiyatrosu’ndaki iki günlük konserin ilk günü olan 10 Ekim’in teması “華麗なる復活劇” (Görkemli Diriliş Hikâyesi) idi. Bu gün geri dönüşünüzün ikinci yıl dönümü olduğuna göre, geri dönüşünüzden bu yana işlediğiniz temaları yeniden sahnelemiş oldunuz, değil mi?
Gackt (Vokal): Son zamanlarda Malice Mizer’i tanıyanlar bunları bilmiyordur. Ama uzun zamandır bizi izlemeye gelenlerin de yeniden görmek istediği sahneler olmuştur.
𒀸 Ama bunun sadece bir yeniden canlandırma olmadığını, bugünkü Malice Mizer’in bunu gerçekleştirmesiyle farklı bir şey ortaya koyabildiğinizi düşünüyorum.
Gackt: Açılış da tamamen farklıydı, kostümler de o dönemdeki kostümler değildi.
𒀸 Peki bunu gerçekleştiren kişi olarak, siz de farklı bir şeyi ifade etmeye mi çalıştınız?
Gackt: Benim durumumda, açılışa uygun bir kostüm getirmiştim. Yu~ki de açılışa uygun bir kostüm giymişti. O açılış için o kostümün olması gerekiyordu. O açılış olmasaydı, eminim kostümler de farklı olurdu.
Yu~ki: Evet, öyle. 10 Ekim açısından konuşursak, “Voyage”ı çıkardığımız dönemdeki açılış akışını birebir yeniden canlandırmadık. Ama göstermek ve dinletmek istediğimiz bir şey vardı. Açılıştaki SE’den ilk şarkıya kadar olan sahnelemeyi de hesaba kattığımızda, ben vampir olduğum için doğal olarak frak, silindir şapka ve pelerine ihtiyaç duyuluyordu. Ayrıca, o zamanlar yaptığımız gösterim biçiminin artık kusursuz olduğunu düşünmüyorum. Belki o zamanlar öyle düşünüyordum ama zamanla, kendi içimizde, hatta benim açımdan da özellikle vampir karakteri konusunda, “Bunu daha farklı, şöyle göstermek istiyorum” diye düşünmeye başladım. Ekstra oyuncuları da bolca kullanabildiğimiz için, bunu oldukça iyi ifade edebildiğimizi düşünüyorum.
𒀸 İkinci güne gelirsek, bu gün yaz turnesi “Pays de merveilles”in final niteliğinde bir performansıydı, değil mi? Bu yüzden, bis öncesinde gösterilen “ヴェル・エール~空白の瞬間(とき)の中で~de l’image (ドゥリマージュ)” videosundaki dünyayı bir adım daha ileri taşıyan, bir nevi devamı niteliğinde bir performans mı vardı?
Gackt: Evet. Ama bunu videonun devamını yapmak şeklinde yorumlamaktansa, yaz aylarında başlayan turnenin konsepti olarak düşünmek daha doğru. “Mana neden o kostümü giyiyor, Yu~ki neden o kostümü giyiyor, ben neden o kostümü giyiyorum?” sorusunun yanı sıra, “Video neden o şekilde hazırlanmış ve bununla diğer şeyler arasında nasıl bir bağlantı var?” kısmını da hâlâ anlamayan pek çok insan olduğunu düşünüyorum. Bunlar aslında birbirinden tamamen ayrı şeyler değil; hepsi tek bir konseptin içinde birleşiyor. Dolayısıyla, bunların nereden nereye ve nasıl birbirine bağlandığını biraz daha ileri götürdük diyebiliriz… Bis öncesinde yaptıklarımızın dışında bondage kostümleri de vardı, değil mi? İşte bu gibi unsurlarda, her birinin kendi ruh dünyasını; daha doğrusu, konsept içerisindeki rolünü, yani ortaya çıkan karakterlerin ruh dünyasını ifade ettik.
𒀸 Önceki röportajımızda, turne öncesinde belirlediğiniz “Seyirciyle aynı göz hizasında dururken şimdiye kadar yaptığımız şeyi gerçekleştirebilir miyiz?” ve “Yeni temayı gerçekten live house’larda hayata geçirebilir miyiz?” şeklindeki hedeflerin üstesinden gelip gelemeyeceğinizi sormuştum. O zaman Gackt’ın cevabı, “Yagai sona erene kadar bilemeyiz” olmuştu, değil mi? Şimdi Yagai de sona erdiğine göre, bu hedeflerin üstesinden gelebildiniz mi?
Gackt: Elbette, bu hedef olduğu için Yagai’yi gerçekleştirebildiğimizi düşünüyorum. Ayrıca, izlemeye gelen herkesin böyle düşündüğünü sanmıyorum ama “Malice Mizer’ın böyle konserler verebilmesinin sebebinin sahne düzeni olduğunu düşünüyordum ama aslında öyle olmadığını anladım” diyenler oldu. Hibiya Yagai’deki sahne düzeni de öyle aman aman büyük değildi, değil mi? Buna rağmen, Shibukō’ya kıyasla ölçek hissinin, yani seyirciye geçen şeylerin ve sahnedeki varlığınızın da açıkça çok daha büyük olduğu söylendi. Bunu duyduğuma gerçekten çok sevindim ve en azından bunu böyle hisseden insanların olması, yaz turnesini benim için gerçekten unutulmaz kıldı diye düşünüyorum. Ses açısından da, küçük live house’larda ses koşulları pek iyi olmuyor, değil mi?
𒀸 Mekâna göre sesin akustiği de tamamen değişiyor tabii.
Gackt: Böyle bir şey söylersem belki ayıp olacak ama, birdenbire ortaya çıkan gruplar var, değil mi? Baştan oluşturulup doğrudan salon sahnelerine çıkarılan gruplarla, live house’lardan başlayarak deneyim kazanıp yavaş yavaş büyüyen grupların ses kalitesinin açıkça farklı olduğunu düşünüyorum. Live house’larda seslerin duyulmasının zor olduğu koşullarda insanın kulağı gelişiyor ve ancak böylece gerçekten büyük sahnelere çıkabilecek hâle geldiğini düşünüyorum. Ama birdenbire ortaya çıkan birine “Hadi, şimdi bir salonda çal” dendiğinde, bunu kesinlikle yapabileceğini düşünmüyorum. Bunları ben de zaten düşünüyordum ve bunları bir kez daha gözden geçirmem gerektiğini de hissediyordum. Sanırım bu turnede yaşadıklarımızın da, az da olsa, bana bir şeyler kattığını düşünüyorum.
𒀸 Gackt, bu turneden elde ettiğiniz şeyler dediğimizde, bahsettiğiniz bu noktalar mı öne çıkıyor?
Gackt: Hayır, hepsini bir arada düşündüğümüzde çok büyük şeyler. Hem ruhsal açıdan hem bir vokalist olarak, hem de elbette Malice Mizer olarak. Her bir karakter giderek oturmaya başladı ve bunu gerçekten hissederek kavrayabilmek, bence grup için son derece önemli bir şey.
𒀸 Peki Mana, sizin bu turneden kazandığınız şey ne oldu?
Mana: “Pays de merveilles” konserindeki rolüm şimdiye kadar yaptıklarımdan farklıydı. Şimdiye kadar sahnede daha çok Orta Çağ Avrupa’sındaki bir aristokratı andıran, soylu bir imajla yer alıyordum ama bu yaz turnesinden itibaren, o asaletin içinde daha kızsı bir taraf diyebiliriz…
Gackt: Sevimlilik. (gülüyor)
Mana: Bu sevimliliği şimdiye kadar sahnede hiç ifade etmemiştim. Bu kez başkaraktere tamamen bürünmek istediğim için sahne performansımı da şimdiye kadar yaptığımdan tamamen farklılaştırdım. Kendimin farklı bir yönünü ortaya çıkarabildiğim için, benim için ifade dünyası da çok genişledi. Sahne benim için gerçekten çok yeniydi. Şimdiye kadar seyirciyi kendimden uzakta tutuyormuşum gibi bir tavrım daha baskındı ama bu kez ayakta izlenen bir turne olduğu için seyirciyle aramızdaki mesafe de oldukça yakındı, değil mi? Bu yüzden sahne performansımı da bu yakınlığı göz önünde bulundurarak şekillendirdim. İletişim kurmak diyebiliriz… Hatta duruma göre seyirciye el uzatmak gibi sahne hareketleri bile yaptım. Bu yüzden sahnede oldukça “göstermekten” ziyade “izle” der gibi bir tavırla hareket ettim. Böylece seyirciyle bir bütünlük hissi oluştu ve onların enerjisi gibi bir şeyi doğrudan hissedebildim. Bunun benim için de güzel bir başlangıç noktası olduğunu düşünüyorum.
𒀸 Peki Yu~ki, sizin bu turneden kazandığınız şey ne oldu?
Yu~ki: Şimdiye kadar çıktığımız turnelerde, başından sonuna kadar aynı PA ve ışık ekibiyle çalışabilmek ilk kez oldu. “Ritim bölümü olarak şöyle yapsanız daha iyi olur” gibi çeşitli tavsiyeler alarak ilerledik. Ritim bölümü olarak ve bir basçı olarak sese yaklaşımımızı sürekli konuşarak ilerledik. Bu açıdan bunun gerçekten olumlu bir katkı olduğunu düşünüyorum.
10 Gün Stüdyoda, 8 Gün Boyunca Çıkmazdaydık
𒀸 Şimdi de yeni single’ınız hakkında konuşmak istiyorum. 2. single olarak yayımlanacak “au revoir”da, farklı versiyonlarıyla aynı şarkı yer alıyor, değil mi?
Mana: Bundan sonra her şeyi “au revoir”ın imajı doğrultusunda yapmak istiyorum. Bu yüzden ben yalnızca tek bir şarkı koymak istemiştim. Ama Japonya’daki plak piyasasının koşulları nedeniyle bunu yapmak pek mümkün olmayınca, aynı şarkının iki farklı versiyonunu koyma yönüne gittik. Başta şarkıyı ben getirmiştim ama beş üyenin de fikirleri işin içine girince, şarkının imajı giderek genişledi. Bu iki versiyon da farklı şekiller üzerinde çalıştıkça ortaya çıktı.
Gackt: Gerçekten tesadüfen… Gerçi tesadüf demek yerine, belki de kaçınılmazdı demek gerekir. İkiye ayrıldı ve ikisi de güzel bir hâl aldı.
Mana: Bu yüzden, bu şarkının böyle olması gerektiğini düşündüm. Bir de beş kişinin gücünü hissettim. Beşimiz bir araya gelip duyarlılıklarımız birbirleriyle çarpıştığında, ortaya inanılmaz bir şey çıkabileceğini bizzat deneyimledim.
𒀸 İşte bu da bir grup olmak demek, değil mi?
Mana: Evet, aynen öyle. Bence Malice Mizer gerçekten de bir grubun olması gereken hale geldi.
Gackt: Aslında 10 gün boyunca stüdyoya girdik ve 8 gün boyunca sürekli bir çıkmaza girdik.
𒀸 Ama ilk şarkıda keman ön planda yer alıyor, değil mi? Böyle bir fikir ya da yönelim, Mana-san şarkıyı bestelediğinde de var mıydı?
Mana: Bestelediğim zamanki haliyle tamamlanmış hali arasında şarkının imajı açısından fark var. Başlangıçta daha fazla sevimlilik vardı.
Gackt: İlk kez dinlediğimde hemen aklıma gelen bir söz vardı. Nakarattı aslında. Sözlerle melodi aynı anda ortaya çıkıverdi ama akorlar farklıydı.
𒀸 Peki, buradan sonra düzenleme üzerinde çalışmaya mı başladınız?
Gackt: Düzenleme üzerinde çalışmaktan ziyade… 8. günde ateşim çıktı ve çöktüm, bir gün boyunca yatakta kaldım. O gün herkesin çalışıp ortaya çıkardığı ve “oldu” diyerek getirdiği şey aşırı sertti. Dinler dinlemez, “Bu böyle değil.” dedim (gülüyor). Sonra gece saat üç civarında herkesi tek tek arayıp, “Malice Mizer dediğimiz şey…” gibi konuşmalar yaptım ve ertesi gün bu kayıt ortaya çıktı.
𒀸 Gackt-san’dan böyle bir telefon aldığınızda ne hissettiniz?
Mana: Artık neyin ne olduğunu anlayamaz hale gelmiştim (gülüyor). O sırada iyi olabilir diye düşünmüştüm ama iyice düşününce, fazla sıkışıp kalmış ve Malice Mizer’ın konseptinden farklı bir yöne gitmiş olduğumuzu fark ettim. Bu yüzden telefonda konuştuktan sonra, “Malice Mizer nedir?” diye yeniden düşünüp, bir kez daha Malice Mizer’ın konseptine dönmeye karar verdik.
Bu konsept de şu: Ortada bir şarkı varsa ve amaç o şarkıyı yaşatmaksa, ben aslında gitaristim ama illa gitarla ifade etmek zorunda değilim. O şarkının imajına uyan herhangi bir enstrümanın kullanılabileceğini düşünüyorum. Biz de bu kısmı biraz unutmuştuk.
Gackt: Biraz da “ne olursa olsun” havasına girmiştim (gülüyor).
Mana: Biraz öyle bir hale geldiğim de doğru ama gerçekten, “Gitarla bol bol armoni yapayım” diye düşünmüştüm. Fazla ileri gidip şarkının imajını bozmuşum. Sonra Gackt’ın telefonuyla bir anda kendime geldim ve sonunda şimdiki haline ulaştık.
𒀸 Yu~ki-san, Gackt-san’ın telefonunu aldığınızda ne hissettiniz?
Yu~ki: Şarkının imajı konusunda ben de henüz tam olarak neyi hissetmem gerektiğini anlayamamıştım aslında. O sırada çaldığım bas, sadece akorları takip eden bir bas gibiydi. Bu yüzden Gackt’ın fikrini olduğu gibi kabul edebildim diyebilirim…
Başlangıçta büyük bir tema olarak Fransızlık vardı. Bu yüzden o konuda ben de biraz fazla düşünüp kafa yormuştum. Sonunda, şarkının imajıyla kendi imajımı ve kişisel rengimi harmanlayıp bunları şarkının içine katabilirsem en iyisi olur diye düşündüm. Bunun sonucunda çaldığım şey de şu anki düzenlemeye dönüştü.
Mana: Stüdyoya bu kadar kapanmak iyi değil. Bir noktadan sonra insan kendini salıyor (gülüyor). Şarkı ortaya çıktığında bir gün ara verip, yeni bir ruh haliyle dinleseydik, belki ben de “Aa!” deyip bir şeylerin farkına varabilirdim. Ama objektif bir şekilde dinlemek için hiç zamanımız olmadı.
Psikolojik olarak o kadar baskı altındaydık ki, “Oldu artık, böyle kalsın” gibi bir ruh haline girdik.
Yu~ki: Beş üyeyi stüdyoya kapatıp birlikte müzik yaptığımız süreyi artırırsak işin tamamlanacağını düşünürsün ya. Gerçekten böyle yapan gruplar da vardır. Ama bu beş kişi farklı. Bizim için daha çok sezgisel bir taraf var; aklımıza gelen şeyi düşünmeden ortaya koyduğumuzda çoğu zaman daha iyi bir şey ortaya çıkıyor.
Bu açıdan bakınca, herhalde tam tersi bir etki yaratmış oldu.
𒀸 Gackt-san’ın ateşlenip çökmüş olması iyi bir şey olmuş demek.
Gackt: Sanırım kaderdi.
𒀸 O halde son soruya geçelim. Aralık ayında Tokyo, Nagoya ve Osaka’da gerçekleştirilecek, “Ville de merveilles 透明の螺旋 (Şeffaf Spiral)” adlı kısa turne nasıl olacak gibi görünüyor?
Mana: Beni endişelendiren bir şey var… Gerçi endişe demekten ziyade, Tokyo’daki mekânın kapasitesi Yaon’dakinden daha düşük oldu. Hibiya Yagai Ongakudō’da 3.000 kişilik iki günlük konserler vardı, değil mi? Şimdi ise 2.000 kişilik iki günlük olacak. İzlemeye gelen insanların sayısı çok arttığı halde, çeşitli sebeplerden dolayı böyle olmak zorunda kaldı diyebiliriz.
Gackt: Bu yüzden genel halktan insanların bilet bulabileceğini sanmıyorum. Muhtemelen yalnızca fan kulübü üzerinden bile tamamen tükenir.
Mana: Birçok insanın bizi izlemesini gerçekten çok istiyoruz. O yüzden bu durum biraz sorun oluyor. Hatta fan kulübünde bile biletlerin parasını iade etmek zorunda kalınabilecek bir duruma gelindi.
Yu~ki: Ciddi misin?
Mana: Evet. Fan kulübündekilerin bile bilet bulamayacağı bir duruma geldik. Bu yüzden röportajlarda “Bir sonraki konser harika olacak” deyip, bunu duyan ve gelmek isteyen bir sürü insan olsa bile, konsere gelemiyorlar, değil mi? Böyle mektuplar geliyor.
Gackt: Bunu görünce gerçekten çok üzülüyorum.
𒀸 O zaman turne hakkında pek bir şey söylemek mümkün değil.
Gackt: Gelemeyecek insanları düşündükçe gerçekten çok üzülüyorum ve kendimi mahcup hissediyorum.
CANLI PROGRAM
『Ville de merveilles 透明の螺旋 (Şeffaf Spiral)』
22 Aralık — Aichi Kinrō Kaikan
24 Aralık — Osaka Kōsei Nenkin Kaikan Büyük Salon
28, 29 Aralık — Shibuya Kōkaidō
Single
au revoir
(CODA-1376 / Nippon Columbia)
Önceki yayınlar:
1997 Eylül sayısı (Röportaj)
1997 Kasım sayısı (Canlı performans raporu + röportaj)
1997 Aralık sayısı (Video gösterimi raporu)
Kaynak: J-ROCK magazine Yayın Yılı: 01.1998 Orijinal Dil: Japonca Çeviri/Scan: Pluto Blackfish
İlk Çeviri Yayınlama: 27-28.06.2025 Revize Edilmiş Sürüm: 07.09.2026
Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.
Şu anda perde arkasında bir sonraki gelişmenin hazırlığını yapan MALICE MIZER’in yayınladığı yeni single “Le ciel”.
Bir hikâyenin ilk finalini oluşturan “merveilles” turnesinde son şarkı olarak yer alan bu parçaya beş üyenin yüklediği duyguları ve grubun son durumunu ele alan kişisel röportajlar.
𒀸 “merveilles ~終焉と帰趨~” turnesinde Budokan, Niigata ve Yokohama Arena’daki toplam üç performansınızı izleme fırsatım oldu. Her birinde en çok aklımda kalan sahne, elbette finalde “Le ciel”‘in çalındığı andı. O sahneyi izlerken bir yandan iç acıtıcı bir his oluşuyor, diğer yandan da tuhaf bir şekilde kalbin iyileşiyormuş gibi hissettiriyordu. Belki de Gackt açısından bu turnede, her zamankinden daha fazla bedenini ve ruhunu tükettiğin bir his vardı, ne dersin?
Gackt: Evet… Ama bu benim doğam gibi bir şey. Kendimi tüketmek, seçtiğim bu yolda ilerlerken taşıdığım bir kader. Ayrıca sanırım ben ancak kendimi bu şekilde tamamen ortaya koyduğum bir hayat yaşayabiliyorum. Bundan sonra da hep böyle olacak.
𒀸 Yani sahnede ifade edilen o dünya, Gackt için gerçek bir şey mi?
Gackt: Evet. MALICE MIZER’in dünyası genellikle “teatral”, “fantastik” gibi kelimelerle ifade ediliyor. Ama aslında özünde bulunan şeyler bunların tam tersi; çok daha çamurlu, oldukça çıplak ve gerçek bir tarafı olduğunu düşünüyorum. Elbette sahnede ifade edilen şeyler, o anda bana gelen şeye bedenimi teslim etmemin bir sonucu. Ama aynı zamanda orada benim sahip olduğum ruhsal tarafın da devreye girdiğini düşünüyorum.
𒀸 Tam da bu yüzden, az önce de söylediğim gibi, o final sahnesi izleyen kişi açısından oldukça acı verici. Peki Gackt o şarkıyı söylerken nasıl bir ruh hâlinde oluyor?
Gackt: His olarak anlatacak olursam, “Le ciel”i söylerken sanki yaklaşık beş metre geriden kendi sırtımı sessizce izliyor gibiyim. Orada kişisel duygularım devreye girmiyor. O anda bana inen şeye karşı ruhumun cevap verdiği bir durum bu.
𒀸 Yani yalnızca duygularını şarkıya aktarıp söylemek gibi bir boyuttan söz etmiyoruz.
Gackt: Çünkü bu anlamda ben hiçbir zaman tamamen öznel bir şekilde şarkı söylemiyorum. Elbette ruhumu tüketerek söylediğim anlar vardır. Ama yine de bu yaşam biçimini kendim seçmiş olmaktan ve böylece kendime bir mücadele alanı yaratmış olmaktan mutluluk duyuyorum.
𒀸 Yine de insan yorulmaz mı? Kendini tüketmeye devam etmekten korktuğun oluyor mu?
Gackt: Bana “Ruhsal bir çöküş yaşamayacak mısın?” diye soracak olursanız, bunu ben de bilmiyorum. Gerçek şu ki sanata kendini adamış ya da bu tür işlerde çalışan insanlar arasında ciddi şekilde çöken çok kişi var. Ben de şimdiye kadar böyle pek çok insan gördüm. Hatta bu turneyi izleyenlerden, sahnede sergilediğim ifadenin giderek daha çılgın bir hâl aldığını söyleyenler oldu. Bir yandan da bunun beni bir sanatçı olarak parlatan şey olduğunu söyleyenler vardı.
𒀸 O hâlde artık sana “karizmatik” demek bile yetersiz kalıyor.
Gackt: Bazen benim bu hâlim için “yazık” diyen insanlar da oluyor. Ama böyle düşünmelerine gerek yok. Bizim yarattığımız eserlerden bir şey hissedebilmeleri benim için yeterli. Acınmasını istemiyorum. Diyelim ki bir gün ben ya da biz çökersek, bu yalnızca yeterli güce sahip olmadığımız anlamına gelir, değil mi?
𒀸 Oldukça sert bir bakış açısı.
Gackt: Ama ben bunun hem onurum hem gururum hem de gücüm olduğunu düşünüyorum. Bizi ayakta tutan şey kendi ruhsal gücümüz ve aradığımız cevaba duyduğumuz arzu. Elbette yalnızca bunlar değil; bizi izlemeye gelen insanlardan aldığımız güç de çok büyük. Ama buna bağımlı hâle gelmek tehlikeli değil mi? Üzücü ama her zaman yalnızca iyi hayranların geleceği söylenemez.
𒀸 Ne? Gerçekten mi!?
Gackt: Sanırım bu turnede de MALICE MIZER bileti almak için inanılmaz yüksek bir talep vardı. Buna rağmen salonun içindeki bazı insanların laf attığını görüyorum. Gerçekten çok tuhaf geliyor bana. O kadar uğraşıp bilet alıp sonra böyle bir şey yapmak istiyorlar mı diye düşünüyorum.
𒀸 Kendi arzularını ancak bu şekilde tatmin edebilen insanlar gerçekten çok mutsuz olmalı.
Gackt: Öfkeyi bile aşan bir şey bu; insanın yalnızca acıması geliyor. Gerçekten.
𒀸 Sonuçta… “kötülük ve trajedi” demek tam olarak doğru olmasa da, insanların içinde kötülüğün bulunduğu da bir gerçek galiba.
Gackt: İnsanlarla alay ederek eğlenen insanlar internet dünyasında da yok mu? Bu turne sırasında haftalık dergilerle ilgili meseleler de oldu ama insanın vardığı yer yine hüzün oluyor. “Aynı insanlarız” diye düşündükçe çok üzüldüm ve kendimi çok boş hissettim.
𒀸 “İnsan nedir?” sorusunun peşinden giden MALICE MIZER açısından oldukça ironik bir durum.
Gackt: Ama öte yandan, pek çok şey aracılığıyla insanlardan etkilendiğim ve duygulandığım anlar da oldu. Arkadaşlarım ve çalışanlarım beni korumak için ellerinden geleni yaptıklarında, örneğin. Bu anlamda insanlardan umudumu kesmiş değilim.
𒀸 Bu duyguların tümünün, “Le ciel”i yeniden “Le ciel ~空白の彼方へ~” biçiminde yaratırken de etkili olduğunu düşünüyorum. Gackt için bu şarkı şu anda nasıl bir anlam taşıyor?
Gackt: Çok büyük bir anlam taşıyor. “Le ciel”, onu kendim yazmış olmama rağmen bana pek çok soru yönelten bir şarkı. Gerçek şefkatin ne olduğu sorusunu sürekli gündeme getiriyor.
𒀸 Şefkat temel olarak insanlara yöneltilen ya da insanlardan alınan bir şey gibi geliyor bana. Ama biçimi çok farklı olabilir; zamana ve koşullara göre de değişebilir.
Gackt: Öyle olsa bile bunun hangisinin doğru, hangisinin yanlış olduğunu söylemek mümkün değil, değil mi? Mesela… gerçekten sadece bir örnek veriyorum: Diyelim ki savaş alanındasın ve düşman tarafından takip ediliyorsun. O sırada en yakın arkadaşın vurulup ağır yaralanıyor. Ve sana “Beni boş ver, bırak ve git” diyor. Ama onu orada bırakırsan esir alınacağını ve işkence göreceğini de biliyorsun. Böyle bir durumda benim ne yapacağım da şefkatin sorgulandığı bir an olurdu, diye düşünüyorum.
𒀸 Yani sınır koşullar altında şefkat meselesi.
Gackt: Kaçamayacağımı bilsem bile onu sırtlayıp götürmek mi şefkat? Yoksa onun dediği gibi, ölebilecek olsa bile onu orada bırakmak mı şefkat? Ya da acı içinde “Beni öldür” derse, daha fazla acı çekmemesi için onu öldürmek mi şefkat? Bu çok zor bir mesele değil mi? Elbette bu yalnızca bir örnek ve o durumda ne yapacağımı ben de bilmiyorum. Ama zamana ve yere göre şefkat kavramı da değişiyor. Burada mutlak olarak doğru bir cevap yok; önemli olan insanın ne yapacağı ve ne hissedeceği, değil mi?
𒀸 Bu kez “Le ciel ~空白の彼方へ~”nin önceki hâline kıyasla çok daha kaotik bir taraf barındırmasının nedeni, hakikate yönelik bu sorgulamanın daha da derinleşmiş olması mı?
Gackt: Albümdeki “Le ciel”, Fransa’ya gittiğimde hissettiğim ilk izlenimi somutlaştıran bir parçaydı. Buna karşılık “Le ciel ~空白の彼方へ~”, aradan zaman geçtikçe o ilk izlenimin doğal ve kaçınılmaz bir biçimde genişlemesiyle ortaya çıkan şey. Elbette içinde sözünü ettiğin tarafların da olduğunu düşünüyorum.
𒀸 Dinlediğimde bu versiyon bana aynı manzaraya farklı bir açıdan bakıyormuşum hissi verdi.
Gackt: Anlıyorum. Bu kez o manzaranın merkezinde bulunan kişinin ben olduğumu herkesin hissetmesini istedim. Toprak, gökyüzü, rüzgâr… Fransa’da hissettiğim o duyguyu ses aracılığıyla hissetmenizi istedim. Bu yüzden sound’un da daha ambient bir yöne kaydığını düşünüyorum.
𒀸 Vokali kaydederken nasıl bir ruh hâlindeydin?
Gackt: Belki de zihnim neredeyse tamamen boştu. Ama o noktaya gelene kadar oldukça zordu. Arena konserleri bittikten sonra haftalık dergilerle ilgili meseleler ve başka pek çok şey oldu; bunlar psikolojik olarak beni etkilediği için kayıt sırasında üç gün boyunca sesim çıkmadı. Ama dördüncü gün sabah uyandığımda ‘Söyleyebilirim’ diye hissettim ve gerçekten de doğal bir şekilde söyleyebildim. Yalnızca şarkıyı bitirdiğimde, sanki mum yanıp tükenmiş gibiydim. (gülüyor)
𒀸 Şimdi düşününce, şarkı sonunda piyano sesi kesilerek bitiyor, değil mi? Neden böyle bir biçimde sonlandırdınız? Bende tuhaf bir huzursuzluk hissi uyandırdı.
Gackt: Bu çok sezgisel bir şeydi; öyle yapmak istedim. O piyano melodisi hüzünlü ve dokunaklı ama aynı zamanda canlı, değil mi? Ama bir anda yok oluyor. Bunun bazı insanlarda huzursuzluk yaratmasını anlayabiliyorum. Ben de bu kez kendi yaptığım şeyi dinlerken üzgün olmadığım hâlde gözyaşlarımı durduramadığım oldu. Sanırım bütün bunların nedeni bu şarkının içinde “bir şey” olması. Buradan ne hissedeceğiniz dinleyicilere bağlı. Biz burada yalnızca küçük bir kıvılcım yaratmış olduk. Ama bu şarkı aracılığıyla kendinize bakmanızı istiyorum. Sonra da onu kabullenmenizi… O cevap, sizin istediğiniz cevap olmasa bile.
MANA
𒀸 “merveilles” serisinin başlamasının üzerinden bir yıldan fazla zaman geçti. “merveilles ~終焉と帰趨~” turnesini geride bırakmanızın ardından, Mana’nın şimdiye kadar çizdiği dünyaya yönelik düşüncelerinde bir değişiklik oldu mu?
Mana: Özsel, temel taraf açısından bakarsak pek büyük bir değişiklik olmadı. Ama canlı performanslarda bunu nasıl gösterdiğimiz açısından bir değişim yaşandığını düşünüyorum. Sonuçta Budokan ile taşradaki salonlar arasında fiziksel açıdan pek çok fark vardı.
𒀸 Gerçekten de öyle. Geçen yazki turnenin bütün durakları ayakta izlenen konserlerden oluşuyordu ve aslında bu, ilk ulusal salon turnenizdi.
Mana: Benim için salonlar daha kolaydı. Çünkü ayakta izlenen konserlerde, çeşitli sahne düzenlemeleri yapsak bile bunları göremediğini söyleyen çok insan oluyordu. Elbette o zamanlar turneyi ayakta izlenen konserler şeklinde yapmanın kendine özgü bir anlamı vardı. Ama bu turnede, sanırım aşağı yukarı herkesin iletilmesi gereken şeyi iletebildiğimizi hissediyorum.
𒀸 İzleyici açısından baktığımızda da sahneleme daha anlaşılır hâle gelmişti ve bu sayede pek çok yeni şey keşfettik. Peki sahnede bunu gerçekleştiren taraf açısından nasıldı?
Mana: Hmm… Zor bir soru. Benim açımdan gerek hikâye gerekse konsept zaten kafamda tamamlanmış durumda. Ama bu turneyi izleyen insanlardan gelen mektupları okuduğumda, mektup yazan kişi sayısı kadar farklı yorum olduğunu görüyorum. Bu konuda gerçekten çok şey hissettim. Özellikle bizi ilk kez izleyenlerden gelen mektuplarda samimi tepkiler çok güçlüydü ve bundan çok etkilendim.
𒀸 Yani ortaya koyduğunuz şey, alıcıların zihninde gerçekten genişleyerek farklı biçimler kazanmış.
Mana: İnsanların doğup büyüdükleri ortamlar ve yaşadıkları deneyimler birbirinden farklı. Dolayısıyla herkesin farklı düşüncelere sahip olması ve kendi düşüncesiyle kendi cevabını bulması gayet doğal. Bu yüzden benim kafamda olanla karşı tarafın düşündüğü şey örtüşmese bile bunda bir sorun yok. Birinden bir şey öğrenmek yerine, insanın kendi başına bir şey hissetmesinin önemli olduğunu düşünüyorum.
𒀸 Bunu Mana’nın kendisine uyarlayacak olursak… Mana’nın gözünden MALICE MIZER nasıl görünüyor?
Mana: MALICE MIZER’i yaklaşık altı yıldır yapıyoruz ama başlangıçtaki hislerimle şimdiki hislerim tamamen farklı olabilir. Yaptığımız şeyin temelinde yatan ana konsept aynı, fakat altı yıl boyunca pek çok şey gördüm, hissettim, pek çok insanla tanıştım. Bunların aracılığıyla duygularımın da bir şekilde etkilendiği bir gerçek.
𒀸 Ne tür bir etkiden söz ediyoruz?
Mana: Nasıl desem… Daha da açık bir ifadeyle, MALICE MIZER içindeki kendi rolümü çok daha net görmeye başladım. Kısaca söylemek gerekirse.
𒀸 Daha önce Mana’nın söz ettiği “görev bilinci” de daha mı güçlendi?
Mana: Evet, aynen öyle. Gerçekten de eskiden böyle bir görev bilincim yoktu. Grubu kurduğumuzda, içimde bulunan şeyleri ifade etmek istiyorum düşüncesiyle, biraz belirsiz bir noktadan başladım. Ama zamanla yalnızca benim yapabileceğim şeyler, benim yapmam gereken şeyler olduğunu fark etmeye başladım ve bu beni değiştirdi.
𒀸 Öte yandan bazı üyelerin turne sırasında ruhsal açıdan iniş çıkışlar yaşayıp zorlandığı anlaşılıyor. Mana, sen iyi miydin?
Mana: Bende hiç öyle bir şey olmadı.
𒀸 Hiç dertlendiğin olmuyor mu?
Mana: Oluyor. Ama benim dertlerim her zaman aynı seviyede, sabit bir hâlde oluyor. Ayrıca her şey benim bedenimin içinde süblime oluyor; bu yüzden gidip birine derdimi anlatıp teselli bulmak gibi bir şey de yaşamıyorum.
𒀸 Buna rasyonel demek gerekirse gerçekten rasyonel bir yaklaşım.
Mana: Ama belki de bu, insan olarak biraz yalnızlık verici bir şeydir, ne dersin?
𒀸 Buna gerçekten inanıyor musunuz?
Mana: Yok ya? Aslında ben de pek öyle düşünmüyorum. (gülüyor) Sadece başkaları böyle düşünebilir diye düşünüyorum.
𒀸 İlginç bir duygu dünyası.
Mana: Evet, öyle. Ben böyle tuhaf bir duygu dünyasına sahibim.
𒀸 Yine de, sizin gibi biri için bile bu turnenin finali olan Yokohama Arena’da, her şey bittiği anda bir anlığına duygulanmış olmanız mümkün değil mi?
Mana: Haah… Bu konuda söylemem gereken bir şey var mı, yok mu, onu söylemek bile zor. Hmm… Duygulandım. O kadar insanın çıkardığı tezahürat ve alkışlar karşısında, bunlara karşı içtenlikle duygulandım. Ama bunun dışındaki şeyler hakkında şu an için henüz bir şey söyleyemem.
𒀸 Anladım… (ağlamaklı) O hâlde, bu Arena performansının ardından “Le ciel”, “Le ciel ~空白の彼方へ~” biçiminde yeniden düzenlenip single olarak yayımlanıyor. Bu yeniden kayıt sırasında Mana’nın en çok önem vermek istediği şey neydi?
Mana: İnsanın tereddütleri ve çatışmaları. Ruhun birbirine karıştığı o kaotik taraf. Sanırım bu, en çok şarkının enstrümantal ara bölümünü dinlediğinizde ortaya çıkıyor.
𒀸 İlk versiyonda ağırlıklı olarak grubun sound’unun temel alındığı düzenlemeyle karşılaştırıldığında, bu versiyonda çeşitli ses unsurlarının daha karmaşık biçimde birbirine geçtiği hissediliyor.
Mana: Çünkü daha çok ruhsal bir sound hâline geldi.
𒀸 Özellikle gitar konusunda nasıl bir yaklaşım benimsediniz?
Mana: Ses tonunun kendisinde canlı performanslarda kullandığım sesi kullandım. Ama az önce söylediğim şeyi ifade etmek istediğim için bu kez çalma biçimimi değiştirdim. Tremolo kolunu çok fazla kullandım.
𒀸 Duyduğuma göre çalarken kendinizi oldukça kaptırıyormuşsunuz.
Mana: Evet, kaptırıyordum. Durumu tarif edecek olursam, gitarı çapraz şekilde tutuyordum, gözlerim kapalıydı, ağzım da hafif aralıktı. Böyle mest olmuş bir hâlde çalıyordum.
𒀸 Mana’nın o “mest olmuş” yüzünü gerçekten görmek isterdim. (gülüyor)
Mana: Ama bu, gitaristlerde sık görülen “kendi çaldığım şeye kendimi kaptırdım!” tarzı bir şey kesinlikle değil, tamam mı? Gitar çalıyorum ama gitarın kendisine değil, gitar olmayan başka bir şeyin sesine kendini kaptırmış gibi çalıyordum. Gerçi şarkıya göre değişiyor. Bazı şarkılarda ayakta durup ortalığı dağıtarak çaldığım da oluyor. Ama son zamanlarda, daha doğrusu, müzikten olduğu gibi keyif almakta biraz zorlanıyor olabilirim.
𒀸 Müzikten ziyade, ses düzeyi durumu mu?
Mana: Aynen öyle. Sesin neden bu dünyada var olduğunu ve o sesi çalarken benim neyi çalmam gerektiğini anladığım zaman, müzik benim için artık yalnızca eğlenceli bir şey olmaktan çıktı.
𒀸 Ama ifadeyi değiştirirsek, buna bir tür aydınlanmaya ulaşmak da denebilir, değil mi?
Mana: Ne dersiniz? Dünyada bazen bilmemek daha iyi olan şeyler de vardır. Aşk gibi mesela, değil mi?
𒀸 Mana’dan böyle sözler duymak şaşırtıcı doğrusu. (gülüyor)
Mana: Gerçi bu sadece bir benzetme. Ama bazen “keşke bilmeseydim” dediğimiz şeyler de oluyor; bunların üstesinden geldiğimizde sonunda bir mutluluk hissi elde edebiliyoruz, herhâlde.
𒀸 Peki, bu kayıt sırasında bunun üstesinden gelebildiniz mi?
Mana: Yok… Bunu söyleyemem. (gülüyor) Ama şu sıralar gerçekten zorlanıyorum. Ruhumun kendi yeteneklerime yetişemediği bir durumda olmaya devam ediyorum.
𒀸 Bu da oldukça zor bir mesele.
Mana: Ruhumdan doğan ve ifade etmek istediğim şeyler var. Bunları ifade edebilmek için, ister gözle görülebilen ister kulakla duyulabilen bir biçime sokmam gerekiyor. Ama artık yeteneklerimin buna yetişemediğini hissediyorum. Bu yüzden şu sıralar bir tür çileye girmem gerektiğini düşünüyorum.
𒀸 Bir şelalenin altında suya tutulmayı denemeye ne dersiniz?
Mana: Evet, belki o da iyi olabilir. Yeteneklerim hâlâ yeterince gelişmiş değil, daha da ilerletmem gerekiyor. Üstelik bu yalnızca ders çalışmak ya da pratik yapmakla çözülebilecek bir mesele değil; bu yüzden çok zor. Bir de zamanım yok.
𒀸 Zor bir durum gerçekten. Böyle bir hâlde stres birikmiyor mu?
Mana: Son zamanlarda stres ve çatışma artık her yere yansıyor.
𒀸 Sadece ses konusunda değil yani?
Mana: Gece yarısı garip çığlıklar atmak gibi şeyler… Ya da her gün yılan balığı yemeden duramamak gibi.
𒀸 Her gün mü? Sıkılmıyor musunuz?!
Mana: İnanılmaz ama vücudum yılan balığını resmen istiyor. (gülüyor)
𒀸 Bir dönemki köri çılgınlığı gibi yani. (gülüyor)
Mana: Ama köriyi en azından kendim yapabiliyorum, o yüzden sorun değil. Yılan balığını ise henüz kendim yapamıyorum.
𒀸 “Henüz” dediğinize göre, ileride kendiniz yapmayı mı düşünüyorsunuz??
Mana: İlgimi çekiyor. Şu sıralar çeşitli yılan balığı restoranlarını dolaşıyorum. Geçenlerde bir restoranda ustanın yaşam biçimini gözlemleme fırsatım oldu ve bundan gerçekten çok etkilendim. O insanın yılan balığına duyduğu tutkuya bakmak gerçekten muhteşemdi.
Yu~ki: Bu kadar abartılacak ne var ki?
(Yan tarafta sessizce çikolata yiyen Yu~ki bir anda lafa girer.)
Mana: Hiç anlamıyorsun. Yılan balığında romantizm ve duygu var.
𒀸 …………
KÖZİ
𒀸 Fiilen MALICE MIZER’in ilk ulusal salon turnesi olan “merveilles ~終焉と帰趨~” Temmuz ayında sona erdi. Közi için dolu dolu, tatmin edici günler oldu mu?
Közi: Oldu tabii. Öncelikle personel kadrosu geçen yıldan tamamen farklıydı. Budokan’dakiyle aynı seti, aynı yapıyı ve aynı sahne düzenlemelerini bütün turne boyunca yanımızda götürdük, dolayısıyla gerçekten büyük bir ekip olduk. Bunu yalnızca bizim yaptığımız değil, hep birlikte yaptığımız yönünde çok güçlü bir bilinç vardı. Hep birlikte kaplıcaya bile gittik.
𒀸 Bunun için gerçekten zamanınız oldu mu?
Közi: Hmm, yoktu ama zorla yarattık. (gülüyor) Dogo Onsen’e gittik. Üyelerden sadece Kami’yle ben girdik.
𒀸 Sadece ikiniz mi?
Közi: Yok, yani… diğerleri utangaç insanlar. Değil mi, Yu~ki-chan?
(Yanında PowerBook’uyla uğraşan Yu~ki’nin yüzüne doğru eğilerek.)
Yu~ki: Çünkü gerçekten hiç zaman olmadığını, ancak beş ya da on dakika girebileceğimizi söylediler.
𒀸 Gerçekten de çok sıkışık bir programmış.
Közi: Evet, öyleydi. Turne boyunca ne olursa olsun sürekli meşguldük. Yolculuk sırasında bile genellikle personelle toplantı yapıyorduk. Ama böyle zamanımız azken bile insan bir kaplıcaya girmek istiyor, değil mi?
Yu~ki: Yok, uğraşamam.
𒀸 İnsanların değerleri farklı demek. (gülüyor)
Közi: Tam da zaman sınırlı olduğu için onu verimli kullanmak istiyorsun. Gerçi o verimli kullanımın ne olduğu kişiden kişiye değişiyor. Kaplıcada bir sürü fotoğraf da çektik.
𒀸 Kaplıcada mı? Ne tür fotoğraflar?!
Közi: Ne olacak, tabii ki çırılçıplak fotoğraflar.
𒀸 Kimin?
Közi: Benimle Kami’nin. Gerçi kimlerin göreceğini ve nerede yeniden ortaya çıkacağını bilemediğimiz için, tedbir olsun diye güneş gözlüğü takmıştık.
𒀸 Çıplak olup yalnızca güneş gözlüğü takmak… oldukça sürreal bir görüntü değil mi?
Közi: Aynen. Sonradan baktığımızda aşırı derecede doğal olmayan fotoğraflardı. (gülüyor)
Yu~ki:(kahkahalara boğulur)
𒀸 Peki neden böyle fotoğraflar çektiniz?
Közi: Hmm? Seyirlik olsun diye. Gerçi herhâlde bir gün bir yerlerde ortaya çıkma fırsatı bulurlar.
𒀸 Haa… öyle mi…
Közi: Mesela fan kulübünün bülteninde falan kullanabiliriz.
𒀸 Tabii fotoğraflara sansür uygulanacaktır, değil mi?
Közi: Öyle bir şey yapılmaz herhâlde. Öyle olursa gerçeği anlatamayız. Sonuçta biz gerçeği arayan bir grubuz.
𒀸 Anlaşılan turne böyle saçma sapan anekdotlarla da doluydu. (gülüyor) Peki ciddi anlamda herhangi bir keşif ya da farkındalık da yaşadın mı?
Közi: O da oldu. Hem de fazlasıyla. Aynı yapıyı ve aynı sahne düzenini kullansak bile hiçbir konser bir öncekinin aynısı olmadı, olamadı. Bunun bir nedeni de seyircilerle birlikte yarattığımız bir alan olması. Dolayısıyla orada elde edebileceğin şeyler de yalnızca o anda elde edebileceğin şeyler oluyor.
Bu yüzden bu turnenin benim için ne kadar büyük bir şey hâline geldiğini, “şu kısmı şöyleydi” diye somutlaştırarak anlatamayacak kadar büyük olduğunu düşünüyorum. Bir de… özellikle ilk kez “yalnız değilim” duygusunun ortaya çıktığını düşünüyorum.
𒀸 Yani ne yaparsan yap seni destekleyen, seni anlayan insanların bulunduğunun farkına varmaya başlamaktan mı söz ediyorsun?
Közi: Evet. Personel de, seyirciler de dâhil olmak üzere herkesin MALICE MIZER’in dünyasını oluşturan unsurlar olduğu konusunda daha önce de konuşmuştuk. Ama bunu yeniden gerçekten hissettim.
𒀸 O hâlde örneğin Budokan’ın hemen ardından doğrudan Yokohama Arena’ya çıksaydınız ve bu turneyi yapmamış olsaydınız, orada ortaya çıkacak şeyin tamamen farklı olması oldukça muhtemel miydi?
Közi: Kesinlikle farklı olurdu. Bu yüzden Arena’da ben de Budokan zamanına göre çok daha rahat performans gösterebildim. Elbette kendi açımdan çözmem gereken meseleler vardı ama bu, gereksiz yere kendimi kasmam anlamına gelmedi. Gerçi karnımı biraz kasıyordum.
𒀸 O da ne demek?!
Közi: Biraz göbeğim çıkmıştı da. (gülüyor) Arena’nın başındaki kostüm göbeği ortaya çıkaran bir şeydi, değil mi?
𒀸 Haa, mesele buymuş. (gülüyor)
Közi: Çünkü turneden döndüğümde fena hâlde kilo almıştım. Taşraya gidince insan her yerde güzel yemekler yiyor.
𒀸 Yapacak bir şey yok tabii.
Közi: Son zamanlarda yine durum fena. Yemeden duramayacak hâle geliyorum. Her gün çeşitli şeyler yüzünden zorlanıyorum.
𒀸 Biraz aşırı yemek yeme eğiliminde misin?
Közi: Aynen. Abartırsam günde beş öğün yiyor bile olabilirim. Stresten kaynaklanıyor.
𒀸 Közi, genellikle oldukça rahat görünüyorsun ama aslında bu konuda beklenmedik derecede hassas mısın?
Közi: Tabii ki. Sonuçta bunu böyleymiş gibi göstermenin de bir sınırı var. Temelde pozitif bir herifim ama yine de bazı zamanlar oluyor. “Ne istiyorsun benden? Beni bu kadar mı köşeye sıkıştıracaksın?!” gibi. (gülüyor)
Yu~ki:(yine kahkahalara boğulur)
𒀸 Günümüzün hayat şartları zaten yeterince zor. Böyle bir ortamda turneyi ve Arena konserini iyi bir şekilde tamamlamış olmanın verdiği özgüven insanı ayakta tutuyor olabilir mi?
Közi: Evet! O bile olmasaydı şimdiye kadar çoktan yerde sürünüyor olurdum herhâlde. Bizim şarkı söyleyen adam canlı performanslar hakkında sık sık “Döneceğim yer orası…” diye havalı havalı konuşuyor ya… (Gackt’ın konuşma tarzıyla) İşte son zamanlarda o sözün ne anlama geldiğini nihayet anlamaya başladığımı hissediyorum.
𒀸 Bu düşünceler, doğal olarak bu kez “Le ciel ~空白の彼方へ~” kayıtlarında da kendini gösterdi mi?
Közi: Sanırım gösterdi. Aynı zamanda bu şarkı konusunda özellikle bestecinin düşüncelerine önem vermek istedim. Sonuçta grup olarak bütün üyelerin duyarlılıklarını kullanarak yeniden yapmak söz konusu olsa bile, sözleri de müziği de başlangıçta Gackt yazmıştı. Bu yüzden onun fikrine saygı göstermenin şarkıya daha fazla ikna edicilik kazandıracağını düşündüm.
𒀸 Turne boyunca bu şarkının kendisiyle epey yakınlaştığınızı düşünüyorum. Peki Közi için “Le ciel”, “üzücü”, “acı verici”, “nazik”, “ağır” gibi ifadelerle tarif edecek olursak nasıl bir his taşıyor?
Közi: “Üzücü”, “acı verici” gibi şeylerin hepsini içeren, insanın sahip olduğu bütün duyguların topyekûn kaosun içinde olduğu bir şey gibi. Sanırım bu da bu kez ortaya çıkan sese yansıdı.
𒀸 Gerçekten de. Gitar da sanki kişniyor gibi.
Közi: Gitarı çok çaldım. Bu sefer delicesine çaldım.
𒀸 Yaklaşık kaç gitar kullandınız?
Közi: Normal bir elektro gitar ve naylon telli klasik gitarın elektrikli versiyonu olan bir ele-gat olmak üzere iki tane.
𒀸 O ele-gat’ın sesi gerçekten oldukça etkileyici.
Közi: Bu sefer o ses daha en başından kafamda çalıyordu. Ben de “Bunda ele-gat’tan başka çare yok” diye düşündüm.
𒀸 Kayıt sırasında ruhsal açıdan ne durumda olduğunuzu hatırlıyor musunuz?
Közi: Herhâlde yine kaotik bir durumdu. Kulaklık da takmadım, click de dinlemedim. Gerçi bu zaten her zamanki hâlim.
𒀸 Ee, o zaman neye göre çalıyorsunuz?
Közi: Karın saatime göre. (gülüyor)
𒀸 Lütfen düzgün cevap verin! (gülüyor)
Közi: Ama yarısı şaka. Gerçekte kendi bedenime ve duygularıma göre çalıyorum. Özellikle bu şarkının fazla katı bir havası olsun istemedim. Bu açıdan canlı performanstaki hisle aynı. Dolayısıyla bunu şimdi yeniden kaydetsem muhtemelen yine farklı bir şey ortaya çıkardı.
Düşünce biçimi olarak, “bu da Le ciel’in bir tanesi” demek değil mi? Bunun bütün cevap olduğu anlamına gelmiyor.
𒀸 Bu single’ın yayımlanmasıyla birlikte MALICE MIZER şimdilik “merveilles serisi” kapsamındaki faaliyetlerine bir nokta koymuş olacak. Bir sonraki adımla ilgili planlar da artık yavaş yavaş şekillenmeye başladı mı?
Közi: Tabii ki. Gayet net bir şekilde görüyorum.
𒀸 Ne kadar net?
Közi: Hmm… “oboro” kadar.
𒀸 “Oboro” mu?
Közi: “Oboroge nagara”nın, yani “belirsiz bir şekilde”nin…
𒀸 Ee? Bu aslında hiç net görünmediği anlamına gelmiyor mu? (gülüyor)
Közi: Hayır! Her şey senaryoya göre ilerliyor!
YU~KI
𒀸 Yokohama Arena’daki konserle birlikte “merveilles ~終焉と帰趨~” turnesi finaline ulaştı. Yu~ki için bu turne nasıl bir anlam taşıdı?
Yu~ki: Çeşitli yerlerde çeşitli insanlarla tanıştığımız ve çeşitli sahnelere çıktığımız bir turneydi ama bu konseptle ilgili her şeyin henüz tamamen sona ermediğini hissediyorum. Gerçi bir anlamda bir noktaya geldik. Ama personelle aramızdaki güven ilişkisi de dâhil olmak üzere, insanlarla kurduğumuz temaslar sırasında bu kez çok fazla şey hissettim.
Bu yüzden her seferinde aynı şarkıları çalsam bile, kendi açımdan farklı duygular ve farklı hislerle çaldığım zamanlar oldu. Çok şey kazandım.
𒀸 Örneğin, kayıt yaptığınız zamankinden farklı yorumların şarkılara yansımaya başladığını mı söylüyorsunuz?
Yu~ki: Evet, öyle. Ama bu, zihnimde düşünüp oluşturduğum bir yorum değil. Daha doğal, sezgisel bir düzeyde farklılıkların ortaya çıkması gibi. Çalarken fark ettiğimde gözyaşlarımın yanaklarımdan süzüldüğü oluyordu. Üstelik bir türlü durmuyordu.
𒀸 Daha önce böyle bir deneyim yaşamış mıydınız?
Yu~ki: Hayır, yaşamamıştım. Böyle nedensizce yoğun bir şekilde üzülmek ya da insanın içine saplanır gibi bir acı hissetmek benim için ilk kezdi. Ama aslında sahnede olduğum zamanlarda, böyle anlarda şaşırtıcı biçimde sakinleşebiliyorsunuz. “Ah, böyle ağlayıp durursam çok utanırım” diye düşünüyordum. (gülüyor)
𒀸 Yok canım, bence utanılacak bir şey değil.
Yu~ki: Sanırım hem fiziksel hem de ruhsal açıdan epey sınırda bir durumda performans gösteriyordum. O yüzden sinirlerim fazlasıyla hassaslaşmış olabilir.
𒀸 Bütün bunları yaşadıktan sonra Arena konseri, Yu~ki için güçlü bir başarı ve tamamlanmışlık duygusu yaratmış olabilir.
Yu~ki: Tam anlamıyla “gözümün önünden bir film şeridi geçer gibi” birçok şeyi hatırladım. “au revoir” ya da “エーゲ”yi çalarken, “Ah, böyle şeyler de olmuştu” diye biraz uzaklara dalarak hatırladığım anlar oldu. (gülüyor)
Ben bile şaşırdım. “Neden şimdi, tam burada Fransa’ya gittiğim zamanı hatırlıyorum?” diye düşündüm.
𒀸 Yalnızca turne sırasında yaşananları değil, o zamanki şeyleri de mi?
Yu~ki: Evet. Bir anda kafamın içinden hızla geçiverdi. Ve tam o anda, “Ah! Yanlış çaldım!” gibi bir şey oldu. (gülüyor)
𒀸 Demek ki şarkının taşıdığı duygunun içine bu kadar dalmıştınız. (gülüyor)
Yu~ki: Öyle de denebilir. (gülüyor) Ama son zamanlarda gerçekten şunu düşünüyorum: Eskiden canlı performanslarda hata yapmadan, mümkün olduğunca doğru çalmaya çalışmak benim için çok önemliydi. Ama sonuçta bu bir canlı performans. Bunun dışında, “yalnızca o anda ortaya çıkabilecek şeyler” de var, değil mi? Bence artık bunlara biraz daha fazla değer verebilirim.
Elbette asgari düzeyde korunması gereken şeyleri korumak gerekir. Ama kendi duygusal eğrimdeki değişime göre ritmi biraz olsun öne çekmem bile bence sorun olmayabilir. Bu açıdan Kami’nin bana yardımcı olduğu çok nokta oldu.
𒀸 Arena konserinde, bir performans sanatçısı olarak sizin için en duygusal an hangisiydi?
Yu~ki: Kesinlikle… “Le ciel”in sonundaki sahneydi. O bölüm var ya, kaç kez yapsam da gerçekten insanı içine çeken bir tarafı oluyor. Özellikle Arena’da, turnede yaptığımız gösteriden bazı açılardan farklıydı. Bir de mekânın o kadar geniş olması nedeniyle yeniden çok taze bir his verdi.
𒀸 Bu kez “Le ciel”, “Le ciel ~空白の彼方へ~” biçiminde yeniden düzenlenip single olarak yayımlanıyor. Yeniden kayıt sırasında Yu~ki olarak özellikle nelere dikkat ettiniz?
Yu~ki: Buraya kadar turneyi sürdürdüğümüzde, bu şarkının seriyi sonlandıran bir rolü olduğunu düşünüyorum. Ama benim özellikle önem verdiğim şey, şarkının sahip olduğu duyguyu ne ölçüde sese dönüştürüp ifade edebileceğimdi.
Ne kadar zor şeyler yapacağım gibi bir mesele değildi. Günlük hayatım boyunca hissettiğim şeyleri, çeşitli insanlarla temas ederek öğrendiğim duyguları ve bunların hepsini ortaya koyabilsem yeterli olur diye düşünüyordum.
𒀸 Bunun sonucunda bu kez “Le ciel ~空白の彼方へ~”, albümde yer alan “Le ciel”den biraz farklı bir izlenime sahip oldu.
Yu~ki: Evet, mesela etnik vurmalı çalgıları andıran loop sesleri de var. Bu kez böyle seslerin eklenmesiyle şarkı, aslında en başından beri bu şarkıyla ilgili kafamda taşıdığım imgeye daha da yaklaştı.
𒀸 Peki bu imge nasıl bir şey?
Yu~ki: Doğa, uçsuz bucaksız gökyüzü, yaşamın sıcaklığı gibi hisler.
𒀸 Gerçekten de daha büyük bir ölçeğe kavuşmuş gibi geliyor.
Yu~ki: Bu düzenlemenin temelini Gackt düşünmüştü ama ritim kısmını Kami en başından beri oldukça ayrıntılı ve özenli bir şekilde oluşturuyordu. Ben de onu dinleyip üzerine sesler ekleyerek kayıt yaptım.
𒀸 Bu sırada yaklaşım açısından bakıldığında, basın ses rengi de önceki versiyondan oldukça farklıydı, değil mi?
Yu~ki: Önceden fretless bas kullanıyordum ama bu kez normal bas çaldım. Bu yüzden ses açısından çok daha doğrudan bir hâle geldiğini düşünüyorum.
𒀸 Bu, turne sırasında geliştirdiğiniz tarzı kayıt sürecine de yansıttığınız anlamına mı geliyor?
Yu~ki: Hayır, ama kayıt ile canlı performans birbirinden farklı şeyler. Elbette canlı performanstan edindiğim çeşitli şeylerin etkilediği noktalar var. Ama kayıt sırasında üzerinde çok daha fazla düşünüp çalışabiliyorsunuz.
Özellikle bu seferki gibi bir düzenlemeye geldiğimizde, grupla provaya girip defalarca birlikte çalarak sonra kaydetmekten farklı oluyor, değil mi?
𒀸 Loop seslerinin de devreye girmesiyle daha karmaşık bir hâle geliyor.
Yu~ki: Tam da bu yüzden, yapan tarafın kusursuz bir imgeyi kavrayana kadar geçirdiği süreç zor oluyor. Canlıda yaptıklarımızı bir kenara koyup, bunu sıfırdan yeniden düşünmek gerekiyor. His olarak, bir kez tamamlanmış bir yapbozu parçalayıp yeniden en baştan yapmak gibi.
Üstelik ortaya çıkan resmin önceki versiyondan farklı bir açıya sahip olması gibi bir durum da var.
𒀸 Zor bir süreç gerçekten.
Yu~ki: Öyle yanları da var ama bundan daha önemlisi, benim için çok taze ve uyarıcı bir deneyimdi; bundan memnun kaldım. Şimdi geriye, bunu dinleyen insanların ne hissedeceği kalıyor.
𒀸 Bugün burada konuştuklarımızı dinlerken şöyle bir şey hissettim: Yu~ki, eskisine göre daha girişken olmuş gibi değil mi?
Yu~ki: Nasıl desem? Öyleymiş gibi gelmiyor da değil… Ama şimdi böyle söyleyince, eskiden kendi fikirlerimi ve düşüncelerimi bastırdığım zamanlar olmuş olabilir. Bir de yaptığım şeylere bakışımın yavaş yavaş değiştiği söylenebilir.
𒀸 Nasıl değişti?
Yu~ki: Müzik aracılığıyla onu alan insanlar üzerinde bir şekilde etki yaratmak istiyorum. Hatta bunun gerçekten gerçekleşebildiğine dair bir his de taşıyorum. Galiba bu konuda giderek daha hırslı hâle geliyorum.
Sonuçta mektup aldığımda mutlu oluyorum. “Aa, demek herkes böyle hissediyor” diye düşünüyorum. Böyle olunca da daha fazla çabalamak istiyorum.
Gerçi benim durumum Kami gibi “Size benim hayatımı göstereceğim!” diyecek kadar ileri gitmiyor. Benim öyle bir rock ruhum yok. (gülüyor)
𒀸 Ama yine de oldukça fazla “ateş” gelmiş gibi değil mi? Canlı performansta duygulanmanız, müziğin kendisine karşı daha hırslı hâle gelmeniz gibi…
Yu~ki: Herhâlde sonunda kan dolaşmaya başladı; insan olarak. “İnsan nedir?” temasının peşinden gitmeye değmiş demek ki. (gülüyor)
𒀸 O zaman daha önce insan değil miydiniz?
Yu~ki: Ha? Belki de öyleydi. Bu sefer de video ve fotoğraflardaki görünüşüm insan gibi değil zaten. (gülüyor)
𒀸 Peki bu single ile “merveilles serisi”ni tamamlayan MALICE MIZER bundan sonra nereye gitmeye çalışıyor? Kişisel görüşünüzü öğrenebilir miyiz?
Yu~ki: Bilmiyorum. Ama kişisel açıdan soruyorsanız, şimdilik bir yerlere seyahat etmek istiyorum.
𒀸 Yine mi? Bir ara Banana Wani-en demiştiniz. Bu kez nereye gitmek istiyorsunuz?
Yu~ki: Yakın/Orta Doğu’ya herhâlde.
𒀸 Ne yapmak için?
Yu~ki: Yani, aslında pek bilmiyorum ama öyle bir his var. O tarafların halk çalgıları falan ilginç olabilir, değil mi?
𒀸 Konu biraz asıl amacından saptı sanki. (gülüyor)
Yu~ki: Eh, küçük şeyleri kafanıza takmayın. Gerçi… Yakın/Orta Doğu neresi ki?!
KAMİ
𒀸 Biraz geçmişte kalmış bir konu ama, MALICE MIZER için fiilen ilk ulusal salon turnesi olan “merveilles ~終焉と帰趨~” senin için de çok şey kazandığın bir turne oldu, değil mi Kami-kun?
Kami: Ah, evet… Orası gerçekten derindi. Oldukça derindi ama kısaca söylemek gerekirse, şimdiye kadar sürdürdüğümüz “merveilles” akışı vardı ve ben onun içinde yer alan şeyleri kendi tarzımla ifade edebilmek için sürekli çabalıyordum. Ama turne sırasında biraz sağlığımı bozdum.
𒀸 Doğru, turne sırasında bir kez Tokyo’ya döndüğünde fenalaşmıştın, değil mi?
Kami: Evet. Şöyle bir şey oldu: “merveilles” dünyasına dair hislerim giderek daha da derinleşirken, bedenim buna ayak uyduramadı. Sonuçta turnenin ikinci yarısından itibaren, sanki kötü taraflarım giderek daha fazla ortaya çıktı.
𒀸 Kötü taraflar derken, özellikle ne gibi şeylerden söz ediyorsun?
Kami: Hmm… Bu aslında benim içimde yaşadığım bir mesele. Davulcu olarak nasıl çaldığım gibi bir mesele de değil. Nasıl anlatsam? Şöyle… Canlı performans sırasında işler istediğim gibi gitmediğinde, gereksiz duygular devreye giriyor. Bir tür zihinsel dağınıklığın beni engellemesi gibi.
𒀸 Yani bunlar, Yokohama Arena’daki final konserine kadar senin için büyük bir sorun hâline geldi?
Kami: Gerçekten çok büyük bir sorundu. Üstelik sonunda da bunu tamamen aşamadım.
𒀸 Öyle mi!?
Kami: Turne bitene kadar sürekli kendimi kötü hissediyordum.
𒀸 Ama izleyen biri olarak baktığımda, Arena’daki Kami’de bu kadar ciddi bir sorun olduğunu hissetmedim.
Kami: Sanırım turneyi sürdürürken büyüyen tarafım, dışarıdan öyle görünmemi sağladı. Fiziksel olarak da ruhsal olarak da tam anlamıyla iyi durumda değildim; kendi içimde bazı şeyler tam olarak birbirine oturmamış olsa bile, sanırım bunları bir şekilde telafi edecek bir şeyler kazanmışım.
𒀸 Bu, belki de kelimelere dökülmesi zor olan bir tür gelişimdi?
Kami: Evet, tam olarak öyle. Ben de o günün, yani Yokohama Arena’nın videosunu sonradan izlediğimde, o sırada düşündüğüm kadar kötü olmadığımı fark ettim ve bu bana garip geldi. Ama bunun muhtemelen gelişmek anlamına geldiğini hissettim.
Bir de grup arkadaşlarımdan ve bizi izlemeye gelen insanlardan aldığım, görünmeyen bir güç vardı ya… Sanırım onun da etkisi çok büyüktü.
𒀸 Bütün bu zorluklara rağmen, bu kadar çok konser verdikten sonra, Kami’nin içinde canlı performansların içeriğine dair yorumunun da yavaş yavaş değiştiğini söyleyebilir miyiz?
Kami: Canlı performansın tamamına yönelik olmaktan ziyade, değişen şey her bir şarkıya dair hislerim ve yorumumdu. Çünkü bütünün ötesinde, her şarkının kendine ait bir konsepti ve hikâyesi de var. Bunları ne ölçüde kendi tarzımla ortaya koyabileceğim meselesi zaten uzun zamandır üzerinde çalıştığım bir konu.
𒀸 Bir şarkıya ne kadar duygusal olarak bağlanırsanız, orada bir tür “duygusal dalgalanma” ortaya çıkıyor. Bir davulcu için de bu “dalgalanmayı” ritmik istikrarla nasıl birleştireceği zor bir mesele olabilir.
Kami: Evet, bu benim uzun zamandır peşinden gittiğim büyük bir mesele. Gerçi turnenin ilk yarısı bu açıdan iyiydi.
Bir de Arena konusunda, şarkı sıralaması turnenin asıl bölümünden biraz farklıydı, değil mi? Bu da zorlayıcıydı. Çünkü turnede ikinci yarıda yaptığımız o coşkulu, kendimizi bıraktığımız bölüm bir anda en başa gelmişti.
𒀸 Aniden enerjiyi yükseltmeniz gerektiği için zor olabilir.
Kami: Hayır, enerjiyi yükseltmek açısından pek sorun yoktu. Ama daha en baştan öyle olunca, sakin olan kendimi kaybedecekmişim gibi hissettim ve biraz korkutucuydu. (gülüyor)
𒀸 Bir anlamda kontrolden çıkmaya yakın bir durum muydu?
Kami: Kendimi frenleyememek gibiydi. Ibaraki’deki konserde de bütün performans boyunca gözyaşlarımın bir türlü durmaması zordu.
𒀸 Sürekli ağlamak izleyenler için de korkutucu olmuştur herhâlde.
Kami: Ama gözyaşlarımı gizleyecek kadar anormal derecede terliyordum, o yüzden pek fark edilmemiş olabilir. Ateşim yaklaşık 39 dereceydi; ateş düşürücü de almıştım, onun etkisi de olmuştur herhâlde. Bütün vücudumdaki suyun dışarı çıktığını hissediyordum.
Ruhsal olarak da düşük müydüm, yüksek miydim, ben bile anlayamıyordum. “Galiba benim durumum gerçekten kötü” diye düşündüğüm oldu. (gülüyor)
Ama o sırada normalde bedenimin hareket etmemesi gerekmesine rağmen, yine de içimde bir şey uyandı.
𒀸 Bir tür uyanış yaşadın yani.
Kami: Evet. Sonra, kendi içimde farkında bile olmadığım böylesine güçlü bir gücün uyumakta olduğunu fark etmek bile beni yeniden duygulandırdı ve ağladım. (gülüyor)
𒀸 Belki biraz abartılı olacak ama, bu hayat görüşünü değiştirecek türden bir deneyim değil mi?
Kami: Ama gerçekten, bunu söylemenin abartı olmayacağı kadar güçlü bir his yaşamış olabilirim.
𒀸 Final Arena konserinde, Kami’nin içtenlikle teşekkür ettiği bir an vardı. O sırada şöyle düşündüm: “Bu insanın bu kadar açık bir ifadeyi dışarıya yansıtması ne kadar da nadir.”
Kami: Evet, gerçekten nadir bir şey. Aslında ben özünde dürüst ve açık bir insanım ama bunu günlük hayatta pek dışarıya gösteremiyorum. (utangaçça gülüyor)
𒀸 Turnede kazandığın bütün bu deneyimler, “Le ciel”i “Le ciel ~空白の彼方へ~” biçiminde yeniden kaydederken de işe yaradı mı?
Kami: Ah… Aslında burada “evet” demek isterdim. (gülüyor) Ama onun ritmini aslında turne sırasında kaydetmiştik.
𒀸 Yine de yeniden kayıt sırasında özellikle dikkat ettiğin bir şey olmuştur, değil mi?
Kami: Önceki “Le ciel”i evde dinlerken de, canlı performansta çalarken de, onda farklı yüzler ortaya çıktığını hissediyordum. “Bunu biraz daha şöyle yapsam daha iyi olmaz mı?” diye düşündüğüm noktalar vardı. Ben de işte o tarafları kullandım.
𒀸 Albüm versiyonu daha çok bir grup sound’u gibiydi, ama bu kez ritim daha sıra dışı bir hâle gelmiş ve bambaşka bir izlenim veriyor.
Kami: Loop’lar da kullandık. Ara bölümde dört kadar ritim üst üste biniyor. Ama bir kez tamamlanmış bir şeyi yeniden yapmak gerçekten zor. Çok düşündüm.
𒀸 Tahmin edebiliyorum.
Kami: Bunu şöyle düşünebilirsin: Şarkıyı bir kişiliğe benzetirsek, şimdiye kadarki “Le ciel” yalnızca şefkati bilen biri gibiydi. Bu kez ise sadece şefkati değil, öfkeyi ve daha birçok farklı duyguyu da öğrenmiş biri gibi duyulmasını istedim.
𒀸 Yani daha insana yakın bir hâle gelmiş gibi?
Kami: Aynen öyle. İnce duygusal değişimleri bile seslerin dengesini ve çalma biçimimi değiştirerek ifade etmeye çalıştım. Özellikle ara bölüm çok güçlü. Zillerde kontrolsüzce vuruşlar falan var. (gülüyor)
𒀸 “Kontrolsüzce vuruşlar” sözü bile kulağa oldukça güçlü geliyor. (gülüyor)
Kami: Hayır, ama gerçekten de bunlar benim yaşayış biçimimi yansıtan sesler. (生きざま)
𒀸 İşte geldi “yaşayış biçimi” açıklaması.
Kami: Çünkü gerçekten de o bölüm tam anlamıyla benim yaşayış biçimim. Kontrolsüzce vurmaktan başka, bağırıyorum da. O ara bölümde.
𒀸 Sesin de kayda girmiş miydi!?
Kami: İyi dinleyin. Gerçi iyi dinleseniz bile efekt uygulandığı için pek anlayamayabilirsiniz. (gülüyor)
Kami: Bu kez tesadüfen ortaya çıkan şeyler gerçekten çoktu. Mesela Gackt bana “Ritmi umursama, istediğin gibi çal” dedi ve bazı yerlerde o kaydı olduğu gibi kullandık.
𒀸 Böyle durumlarda benimsediğin yaklaşım, davulcu kimliğinin ötesine geçiyor mu?
Kami: Evet. O noktada kendimi pek davulcu gibi hissetmiyordum. Çünkü yalnızca davulcu olarak hareket etseydim, muhtemelen belli ölçüde kalıpların içinde kalan bir şey ortaya çıkardı. O sırada tamamen bir ifade sanatçısı konumundaydım.
𒀸 Tam anlamıyla “yaşayış biçimi” diyebiliriz.
Kami: Gackt sık sık kendisinin şarkının kahramanı olduğunu düşünerek söylediğini anlatıyor. Ben de aynı duyguyla yapıyorum. Kendimi şarkının kahramanı olmuş gibi hissediyorum.
𒀸 Belki zor bir soru ama Kami’ye göre bu şarkıdaki Luciel karakteri sonunda kurtuluyor mu?
Kami: Kim bilir… Bu şarkının yorumu benim o anki ruh hâlime göre bile değişiyor. Dileğim, kurtulmuş olması. Ama gerçekten ne olduğunu herkes kendi içinde hissedip düşünsün.
1997 Temmuz’unda…
1997 Temmuz’unda Malice Mizer, “merveilles” adlı hikâyenin bir perdesini kapattı. Ancak onların hikâyesi henüz sona ermiş değildi.
Malice Mizer’ın sahnede ördüğü “kötülük ve trajedi” dünyasının, o gizemli ve sonsuz hikâyenin parçalarını burada yeniden canlandırıyoruz.
Sonsuz bir hikâye yazan grup, bir sonraki perdeyi açmadan önce…
ACİL YAYIN KARARI!
MALICE MIZER
Canlı Tarih Fotoğraf Kitabı
『retour [ルトゥール] (Geçici Başlık)』
Yaklaşık beş yıl boyunca dergimizin takip ettiği Malice Mizer’ın canlı sahnelerine yüklediği hikâyeyi, üyelerin yorumları ve fotoğraf çekimleriyle yeniden kurguluyoruz.
Bugüne kadar yayımlanmamış çok değerli canlı fotoğraflarının yanı sıra, grubun kuruluşundan itibaren eksiksiz kronolojisi ve tarihçe röportajlarını da içeren, hayranların mutlaka edinmesi gereken kalıcı bir arşiv niteliğinde özel baskı.
Kasım ayında yayımlanması planlanıyor. Ayrıntılar, Fool’s Mate’in 12. sayısında (29 Ekim’de yayımlanacak) duyurulacaktır.
Tahmini fiyat: 3.000 yen (+600 yen kargo)
Yalnızca posta yoluyla siparişe özel hediyesi: B2 poster
Hediyeler sınırlı sayıda olduğundan, lütfen başvurunuzu mümkün olduğunca erken yapınız.
Kitapçı Sipariş Formu
(Fotokopi yapılabilir.)
Kitapçı mührü
Kitabın adı: retour [ルトゥール] (Geçici Başlık)
Tahmini fiyat: 3.000 yen
◇ Adres
◇ Ad Soyad
Rezervasyon adedi: ______ adet
Yayınevi: Fool’s Mate ☎ 03-3374-6117
Rezervasyon yapmak isteyenlerin bu formu en yakın kitapçıya götürerek başvuruda bulunmaları rica olunur.
Posta yoluyla rezervasyon veya sipariş vermek isteyenler, her bir kitap için 3.000 yen + 600 yen kargo = 3.600 yen tutarını şirketimize göndermelidir.
Para gönderme yöntemleri için derginin “Back Number Communication” sayfasına bakınız.
MALICE MIZER
Yeni Single — 30 Eylül’de Çıkıyor
Le ciel ~空白の彼方へ~
CODA-1617
840 yen (vergi dahil)
İlk baskıya özel geniş format kapak
Canlı Video — 28 Ekim’de Çıkıyor
merveilles ~終焉と帰趨~ l’espace (レスパス)
“Tour ’98 merveilles ~終焉と帰趨~” canlı görüntüleri.
5.985 yen (vergi dahil)
Fan Club — マシェリ (ma chérie)
Fan kulübüne katılmak isteyenlerin, 80 yenlik pul yapıştırılmış geri dönüş zarfını ekleyerek aşağıdaki adrese, Midi: Nette bünyesindeki “ma chérie” üyelik birimine başvurmaları gerekmektedir.
Fan mektuplarınızı da aynı adrese gönderebilirsiniz.
Bu sayının yayımlandığı sıralarda “merveilles” turnesi de Yokohama Arena’da sona ermiş, MALICE MIZER yeni bir hikâyenin başlangıcına doğru ilerliyor olacak.
Onların dünyası daha ne kadar genişleyecek? Bunun anahtarını elinde tutan Mana’nın dünya görüşünün temelini araştırmak üzere onunla kişisel bir röportaj gerçekleştirdik.
Ancak söyleşi beklenmedik bir yöne doğru ilerledi ve sonunda vardığı yer…!!
[Fotoğraflar 20 Temmuz 1997 Akasaka BLITZ, 10–11 Ekim Hibiya Açıkhava Sahnesi, 28–29 Aralık Shibuya Kōkaidō ve 1 Nisan 1998 Nippon Budokan konserlerinden.]
𒀸 MALICE MIZER’in sahne anlayışını anlamaya çalışırken, öncelikle Mana-chan’ın canlı sahneye yönelmesini sağlayan kıvılcımı öğrenmek istiyorum.
M: Bir grup olarak beni özellikle etkileyen bir şey olmadı. Onlu yaşlarımdayken sıradan bir şekilde yaşıyordum. Bir yandan da bir maaşlı çalışan olamayacağımı fark etmiştim. Başka ne yapabileceğimi de bilmiyordum. Müziği sevdiğim için, “Şimdilik bir grup kuralım bari,” gibi bir düşünceyle başladım. O zamanlar profesyonel olmayı hedeflediğim bir noktada değildim. Ama onlu yaşlarımdan yirmili yaşlarıma geçiş döneminde bir değişim oldu.
𒀸 Nasıl bir değişim?
M: İnsan olarak son derece yoğun duygular yaşadım ve kalbimin kapısı açıldı. İşte oradan sonra, aslında MALICE MIZER’in Mana’sı olan gerçek benliğim uyandı.
𒀸 Peki, ondan önceki sen nasıldın?
M: Artık başka bir insandım.
𒀸 Topluma karşı kendini kapatmış mıydın?
M: Öyle değil de… Aslında insan olarak dünyaya geldiğimde, yerine getirmem gereken bir tür görevim vardı. Kalbimin derinliklerinde uzun zamandır uyuyan o şey uyandı. O zamanki, yani onlu yaşlarımdaki ben, şimdiki benden tamamen farklıydı. Düşünce biçimim de bambaşkaydı. Şimdiki ben oldukça yenilikçi ve kendine güvenen biri ama onlu yaşlarımdaki ben gerçekten berbat bir insandı. Ne yapmam gerektiğini, ne için yaşadığımı bile bilmiyordum; öylece oradan oraya sürüklenip duruyordum. Bu yüzden o zamanlar “İşte bu!” deyip gerçekten yapmak istediğim bir şey hiç olmadı. Her zaman yarım yamalak kalıyordum.
𒀸 Peki seni ne duygusal olarak harekete geçirdi de kalbinin kapısı açıldı?
M: İşin ilginç yanı, bu bir şey görmemle falan olmadı. Daha çok ruhsal bir dünyayla, geçmişe ait anılarla ilgili bir şeydi… Küçüklüğümden beri gizemli şeyleri çok severdim. Ama neden sevdiğimi bilmiyordum. Şimdi ise neden sevdiğimi anlıyorum. Bir noktada, insanın düşünme kapasitesini aşan bir şey yaşadım. Ve orada gördüm… O gün, o anda, kesinlikle o yerdeydim.
𒀸 Ah… anlayamıyorum…
M: Sahne bulutların üzerindeydi.
𒀸 Kendini köşeye sıkışmış hissettiğin bir olay yaşayıp duygularının patlamasıyla başka bir “sen” mi ortaya çıktı?
M: Köşeye sıkışmak… Hmm, belki öyle denebilir. Ama ben çok çok eski bir zamanda bulutların üzerinde bulunmuşum. O zaman insan değildim. Bir gün uçağa bindiğimde, hayatımda ilk kez bulutların üzerini görebildim. O anda, “Ben geçmişte oradaydım,” diye fark ettim.
𒀸 O sırada şimdiki sen mi ortaya çıkmıştı?
M: Evet… Açıklaması zor ama… Benim şu anda MALICE MIZER yapıyor olmamın nedeni, grubun müzikal uyumu nasılmış, herkes birlikte çalıp ne kadar eğleniyormuş gibi bir şey değil. MALICE MIZER’i ilk kurduğumuz zamanlarda hâlâ bir grup olarak hareket ediyorduk. Ama zamanla farkına varmaya başladım. Artık beş-altı yıl oldu. Konsept hiç değişmediği için, aslında yapmamız gereken dünya o zamanlardan beri gözümün önündeydi.
Ama insan her gün çeşitli şeylerle karşılaşıyor, bunlardan etkileniyor, pek çok şey hissediyor; bakış açısı değişiyor, farkında olmadığı şeylerin farkına varıyor. İşte MALICE MIZER yapmamın nedeni benim için bir görev duygusuna yakın.
Hani majöre geçerken, o zamana kadar yaptığın müziğin bir hobiyken işe dönüştüğü söylenir ya. Bende durum böyle değil. Benim MALICE MIZER yapmam, iş kavramının ötesinde bir şey. Ne kadar zor olursa olsun, yapmak zorunda olduğum bir şey.
𒀸 Bu, yaşamak için mi?
M: Yaşamak için mi… Ya da dünyada var olmamın nedeni olarak mı, bilmiyorum. İnsan olarak bilmesem de olurdu belki bazı şeyleri. Ama ben öğrendiğim için artık zor bir yoldan yürümek zorunda kaldım. Bununla birlikte, o zorluğun arkasında mutluluk da var.
Uyanmadan önceki ben hiçbir şey düşünmüyordu ve çok rahat bir hayat yaşıyordu. Ama uyandıktan sonra her şey çok ağırlaştı. Yine de artık kendi yaşam yolumu görebiliyorum ve neden var olduğum benim için açık hâle geldi. Bu açıdan iyi oldu. Ama aynı zamanda sürekli bir acıyı da üzerime almak zorunda kaldım.
MALICE MIZER’in faaliyetleri dışarıdan bakıldığında görkemli ve çok eğlenceli görünüyor olabilir. Ama ben sürekli ruhsal dünyanın içinde savaşıyorum. Ben var olduğum sürece ruhumun dinleneceği bir an olmayacak.
𒀸 Buradan kaçmaman mı gerekiyor?
M: Kaçarsam kendimi yok etmekten başka çarem kalmaz.
𒀸 Yani varoluş nedenin ortadan kalkar?
M: Çünkü bunu yapabilecek tek kişi benim. Zor olduğunu düşünüyorum elbette ama yapmak zorunda olduğum için zor değil.
𒀸 MALICE MIZER’in diğer üyeleri böyle bir Mana hakkında ne düşünüyorlar acaba?
M: Onlara bu kadarını anlatmadım. (gülüyor)
𒀸 Hmm… (gülüyor) MALICE MIZER dünyasını kendi görevin olarak yaratmak için pek çok farklı yöntem olabilir. Peki şu anki yaklaşımını seçmenin nedeni neydi?
M: “Eğer bir grup yapmıyor olsaydın ne yapardın?” diye bir soru var ya. Belki resimle ifade ediyor olabilirdim, belki film yönetmeni olabilirdim diye düşünmek mümkün. Ama bunların hiçbiri benim için geçerli değil. Benim yaşam yolum, ifade biçimim yalnızca bu. Bunu yapmıyor olsaydım ben var olmazdım.
Benim ifade etmem gereken en büyük şey “ses”.
Dünyada gözle görülebilen, dokunulabilen, kokusu olan ve insanı etkileyebilen pek çok şey var. Ama sesin bir biçimi yok, gözle görülemiyor, dokunulamıyor, kokusu yok ve yalnızca o anda hızla geçip gidiyor. Buna rağmen insanın kalbine öyle güçlü bir şekilde saplanabiliyor ki gözyaşı dökebiliyorsun.
İşte ben böyle bir “ses” tarafından çok güçlü bir şekilde büyülenmiş durumdayım.
Benim MALICE MIZER ile yaptığım şey, bu “ses”i insanların gözleriyle görebileceği bir biçimde ifade etmek. Yani sesi üç boyutlu olarak, üstelik canlı bir şekilde ifade etmek.
Filmde ses de var, görüntü de; bu yüzden toplam bir sanat olduğu söyleniyor. Ama sonuçta iki boyutlu bir dünya. Ben ise üç boyutlu, yalnızca o mekânda ortaya çıkabilecek bir atmosferi; sesi ve görüntüyü, her şeyi bir araya getiren bir şey yaratmak istiyorum.
Bu yüzden “Ben bir grup kurmak istiyorum,” gibi bir düşünce değil bu.
𒀸 Yani MALICE MIZER’in müziğinin kendisini gözle görülebilir bir biçime dönüştürdüğünüz şey, bugünkü sahneniz.
M: Evet. Hâlâ başka ifade biçimleri olduğuna inanıyorum ve benim henüz fark etmediğim taraflar da olabilir. Şu anki hâlin nihai biçim olduğunu kesinlikle düşünmüyorum. Bundan sonra bambaşka bir görünüm de ortaya çıkabilir.
𒀸 Demek ki MALICE MIZER’in Mana’sı var olduğu andan itibaren o dünya da başlamıştı?
M: Başlamıştı. İnsanların aslında bilinçlerinin altında farkında oldukları şeyler vardır ama genel olarak bunların farkına varmazlar. Kalbini keskinleştirip farklı bir bakış açısından görmeye başladığında bunlar görünür hâle geliyor.
Aslında herkesin içinde uyuyan bir bilinç var. Benim şu an bu hâle gelmem de kitaplar okuyup çalışarak öğrendiğim bir şey değil. Şu anda söylediklerimden herhangi biri bir başkasından etkilenerek ya da kitap okuyup öğrenerek oluşmadı. Buna rağmen bunları böyle anlatabiliyorum.
Onlu yaşlarımdaki ben bunu asla düşünemezdi. Hiç ders çalışmıyordum zaten. Ama gerçek benliğim uyandığı andan itibaren değişmeye başladım.
Bu yüzden muhtemelen herkesin içinde uyuyan bir şey var. Mesele, kişinin bunun farkına varıp varmaması. Ama belki de farkına varmamak daha iyidir.
𒀸 Farkına vardığında acı tarafı da mı artıyor?
M: Acı ile mutluluğun her zaman birbirine çok yakın olduğunu düşünüyorum.
𒀸 Bir tür karşıtlık gibi mi?
M: Evet. Acı veriyor ama onun karşılığında bir mutluluk da var… Yine de acı verici olduğu kesin. (gülüyor)
𒀸 Bazen kendini kendin gibi hissetmediğin oluyor mu?
M: MALICE MIZER’de ifade ettiğim şey oyunculuk değil, doğrudan kendim.
𒀸 Ama şu anda sahnede yalnızca Mana-chan yok. Bu, bazen senin amaçladığın yönden farklılaşmıyor mu?
M: Farklılaşmamasının nedeni, üyelerin geçmişte de gelecekte de olmayacak, tam da bu zamanda bir araya gelmiş “seçilmiş beş kişi” olması. Bu dünyayı yaratacak olan bu beş kişi, bu çağda mutlaka bir araya gelmeliydi.
𒀸 Düşününce, ilk CD’niz memoire‘i hazırlamadan yaklaşık dört yıl önce seninle ilk konuştuğumda da “MALICE MIZER’in kimsenin yapamayacağı bir dünyayı ifade etmesini istiyoruz,” demiştin. O zamanlar bu kadar açık bir konsept yoktu; yalnızca temelsiz bir özgüven vardı. (gülüyor) Üstelik üyeler de farklıydı.
M: Bir noktadan sonra görünmeye başladı. Grubu kurduktan bir süre sonrasına kadar göremiyordum ama çekirdek olan şeyi görebiliyordum. Bu yüzden çok güçlü bir güvenim vardı. Grup adına yüklenen düşünceden, o çekirdeği genişletmeye kadar…
Ama o zamanlar henüz nasıl ifade edeceğimi bilmiyordum.
Şimdiye kadar iki kez üye değişikliği yaşandı ama her seferinde o dönemde gerekli olan kişiler seçilmişti. Bugünkü noktaya gelebilmemizin nedeni de bu. Eğer en başından itibaren bu beş kişi bir araya gelmiş olsaydı, belki de işler böyle gelişmezdi.
Belirlenmiş bir kaderin içinde, benim farkında olmadan buraya kadar gelmemi sağlayan bir senaryo vardı. Ama bir noktadan sonra o senaryo görünür hâle geldi.
Shibuya Kōkaidō’da sahne aldığımızda da, Nippon Budokan’daki ilk konserimizde de… Herkes “MALICE MIZER’in bu kadar başarılı olacağını kim bilebilirdi?” diye düşünüyor olabilir. Ama ben bunu daha indie döneminde, canlı evlerinde sahne alırken bile görmüştüm.
𒀸 Yani bu bir tesadüf değil, kaçınılmazdı.
M: Evet. Bu yüzden büyük salonlarda sahne almak konusunda hiç tereddüt yaşamadım. İlk salon konserimizde sahne setinin plan ve üç boyutlu çizimlerini sahne yönetmenine götürdüğümde çok şaşırmıştı. (gülüyor) “Bu kadarını yapan bir grup daha önce hiç görmedim,” demişti.
𒀸 Bu, Mana-chan’ın “merveilles konsepti grubun kuruluşundan beri vardı” derken kastettiği şey, öyle mi?
M: Evet. Eskiden bunun henüz farkında değildim, bu yüzden kelimelerle düzgün ifade edemiyordum sadece.
𒀸 Hmm… Bunu okuyan insanlar anlayabilecek mi acaba?
M: Arada böyle röportajları da okumak iyi olur, millet. Anlamayanlar olabilir ama bu röportajdan bir şeyler hissedecek insanlar olduğunu düşünüyorum. Ben röportajlarda kendi dünyamdan söz etmek istiyorum. Şu an anlaşılması zor olabilir ama bugün biraz anlatmak istiyorum. (gülüyor)
𒀸 Aşk anlayışından bahsetmektense, bunları anlatmak daha mı iyi?
M: Ben hâlâ çocuğum, o yüzden aşk ve sevgi hakkında konuşamam. (gülüyor)
𒀸 Güzelce sıyrıldın oradan. (gülüyor)
M: Aslında kendi geçmişimin oluşumundan yola çıkarak hikâyeler yaratıyorum. Bu, benim yeryüzünde var olmamdan önceki hâlimle ilgili bir hikâye.
𒀸 Az önce bahsettiğin, bulutların üzerinde gördüğün diğer sen mi?
M: O da var. O zaman insan değildim. Avrupa’da doğmuş olan bir ben de var. Yeryüzünde doğmadan önceki geçmişimin oluşumuyla MALICE MIZER de birbirine bağlanıyor ve bu yüzden bu kadar derin bir hikâye ortaya çıkıyor.
Avrupa’yı neden bu kadar sevdiğime gelince… Çünkü daha önce orada bulunmuş olma deneyimim var. Bazı şarkıları o döneme ait anılarımdan yola çıkarak da yapıyorum.
𒀸 Yani yalnızca şimdiki sen değil, geçmişteki birçok senin birleşiminden bugünkü sen mi oluşuyor?
M: Evet. Bedenlerim çeşitli biçimlerde olmuş olabilir ama ruh sürekli birbirine bağlıydı. Bu yüzden aşırı yoğun duygulara ulaşana kadar yalnızca şu anki bedenimdeki ruhum vardı. Ama o noktaya geldiğimde, geçmişten dolaşıp gelen ruhu fark ettim.
İşte bu yüzden birinden etkilenmeme gerek kalmadan böyle bir dünya giderek oluşabiliyor.
𒀸 Oldukça felsefi…
M: Öyle mi? Ama son zamanlarda bunu kendim de hissediyorum. Hiçbir şey öğrenmeden nasıl böyle şeyler yapabiliyorum diye düşünüyorum.
Şu anki bedenime ait olmayan bir zamandaki ruhun dolaşım hâlinde olduğunu, insan olmadığım zamanki hâlimin de gözümün önüne gelmeye başladığını hissediyorum. Bazı şeyleri hâlâ tam olarak göremiyorum ama böyle yerlerden yavaş yavaş bugünkü benliğimin oluştuğunu düşünüyorum.
𒀸 Şu anda, bu çağda başka bir “sen” daha var mı?
M: Kim bilir… Sanki yalnızca bir tane varmış gibi geliyor ama bilmiyorum. İnsanların sık sık söylediği şey şu: “Sahnede duran Mana ile böyle normal şekilde konuşan Mana tamamen farklı biri gibi görünüyor. Gerçekten aynı kişi mi?” Sahnede olduğum zamanki tavrımla şu anki tavrım farklı, değil mi?
𒀸 Ama Mana-chan’ın yaydığı aura, nasıl giyinmiş olursan ol yine de yalnızca Mana-chan’a aitmiş gibi geliyor. Tanıyamadığım tek zaman, bir konserde kılık değiştirip salonun önünde kendi ellerinle broşür dağıttığın zamandı. (gülüyor) O zaman kendi enerjini ortadan kaldırmış gibiydin.
M: (gülüyor) Evet, öyle.
𒀸 Belki de sahnedeyken ve böyle konuşurken, doğal olarak kendi auranı ve “kî”ni farklı biçimlerde yayıyorsundur.
M: Olabilir. Ama günlük hâlimdeki ben var ve sahneye çıkmadan önce kostümümü giyip “Şimdi MALICE MIZER’in Mana’sı oluyorum,” diye bir şey yapmıyorum kesinlikle. Bu yüzden belki de benim bilmediğim bir yerde bir şeyler oluyordur. (gülüyor)
Bir de son zamanlarda hiç hastalanmıyorum. Bütün üyeler çevremde soğuk algınlığı geçirip yataklara düşse bile ben tek başıma hiçbir şey yaşamıyorum. Başta sadece hastalanmaya yatkın olmayan biri olduğumu düşünüyordum ama sonra bir şeylerin garip olduğunu düşünmeye başladım.
Belki de insan biçiminde olmama rağmen içimde insan olmayan bir taraf çok fazla.
Gerçekten tuhaf.
Bir de üyelerle birlikteyken herkes bir şeye gülüp dururken ben hiç komik bulmuyorum. Aslında baştan beri manzai ve komediyi de sevmem ama yalnızca bununla sınırlı değil. İnsanların normalde duygusal olarak tepki vereceği şeyler olduğunda bile çoğu zaman hiçbir şey hissetmiyorum.
Bu yüzden bana sık sık “Nasıl böyle ifadesiz kalabiliyorsun?” diyorlar. Ama o ifadesizlik benim için doğal. Kendimi tutmuyorum. Sadece sıradan insan dünyasında ortaya çıkan duygularla benim duygularım örtüşmüyor.
𒀸 Tersine, başkalarının hiçbir şey hissetmediği şeylere gülüyor musun?
M: Evet. Başkaları baktığında hiç komik olmayan şeylere, mesela… İnsanları gözlemlemeyi seviyorum. İnsanların farkında olmadan yaptıkları hâller bana komik gelebiliyor.
Komedi gibi, birilerini güldürmek amacıyla bilinçli olarak yapılmış şeyler beni pek etkilemiyor. Bir insan hiçbir şey düşünmüyorken, o hâlinden daha fazla şey hissedebiliyorum.
Bu yüzden birinin yaptığı sanatsal bir eseri izlemektense, çevrede tamamen doğal hâlde bulunan şeylere bakıp onlardan bir şeyler hissetmek ve bir şeyler çıkarmak benim için daha değerli.
Bu yüzden sık sık yürüyüşe çıkarım. Bulutların gelişigüzel hareketlerinden, binaların arasındaki ışık ve gölgelerden bile bir şeyler keşfedebilirim.
𒀸 Kendi yaptığın şeyler bu kadar yapay olmasına rağmen bu oldukça ilginç.
M: Çünkü ister film olsun ister tiyatro, ben bunları doğrudan keyifle izleyemiyorum. Yaratıcının bir şey yapmaya çalıştığını görebildiğim için objektif olarak izleyemiyorum.
𒀸 Mana-chan, psikolojik korku filmlerini seviyorsun, değil mi? Onları da özellikle mekanik taraflarını görmek için mi izliyorsun?
M: Özellikle öyle yapmak için değil. (gülüyor) Bir de gotik romantik korku filmlerini seviyorum. Bunlar A sınıfı filmlerle karşılaştırıldığında senaryoları çok ucuz olabiliyor, hiç iniş çıkışları olmayabiliyor. Ama görüntü estetiğinde ve kamera kullanımında kendilerine özgü bir duygu var ve orada mekân yaratmaya yarayan bir şey bulabiliyorum.
A sınıfı filmlerde senaryo fazla belli oluyor. Seyirciyi sıkmadan nasıl bir film yapılacağına ilişkin o yapay tarafı görebiliyorsun ve bu yüzden objektif olarak izleyemiyorum.
A sınıfı filmlerin eğlenceli ve keyifli olduğunu elbette biliyorum. Ama benim doğrudan keyif alarak izleyebileceğim şeyler değiller. Bu yüzden yapay olmayan, doğal şeylerden daha fazla şey elde ediyorum.
𒀸 Yani senin böyle objektif olarak gözlemleyebildiğin şeyler MALICE MIZER dünyasına yansıyor.
M: Evet. Şu anda kendimi en rahat hissettiğim yer kendi odam. Orada üç boyutlu objeler var ve bütün aydınlatma dolaylı ışıkla sağlanıyor.
Aslında en güzeli mum ışığı. Alevin içinde objeler yansıyor ve açıya göre bambaşka görüntüler ortaya çıkıyor ya… İşte böyle şeylere çok çekiliyorum.
Bir şeyi doğrudan ışıkla aydınlatırsan bütün görünümü ortaya çıkar. Ama ışığı dolaylı olarak verdiğinde, sanki onun içinde saklı olan bir şeyler görünür hâle geliyor.
Işık ve gölge söz konusu olduğunda, ben gölge tarafını — insanın en derinlerinde saklanan kısmı — ifade etmek istemişimdir hep. Bu da ifade biçimlerimden biri hâline geldi.
𒀸 Anlıyorum. Bu röportaj yayımlandığında Yokohama Arena da sona ermiş olacak ve konserleri izleyen insanlar “merveilles” dünyasını yeniden düşünüyor olacaklar.
M: Ben MALICE MIZER olarak sahnede performans sergiliyorum ve şu anda herkes MALICE MIZER’i bir grup olarak görüyor. Ama MALICE MIZER gerçekten bir grup mu acaba…
Yani ayrı bir sanat topluluğu falan da değiliz. (gülüyor) Şimdilik herkesin içine girebilmesi kolay olsun diye grup biçimini kullanıyoruz ama asıl amacımız… Muhtemelen kimse farkında değil.
Fufufu… (gülüyor)
𒀸 İş giderek biraz dinî bir hâl almaya başladı ama…
M: Belki de son kurtarıcı ben olacağım… Bunun ışığın mı yoksa gölgenin mi kurtarıcısı olacağını bilmiyorum ama… Herkesin kalbinin derinliklerinde uyuyan kısmı…
𒀸 Ortaya çıkarmak mı?
M: Ortaya çıkarırsam… Belki de “Keşke fark etmeseydim,” diye düşünebilirler.
𒀸 Peki Mana-chan, sen fark ettiğine memnun musun?
M: İşte bu zor. Ruhum nereye gitmeli? Aşkın, arzunun ve kederin sonuna vardığımda, ben neyi aramalıyım acaba?
Kaynak: Fool’s Mate Yayın Yılı: 09.1998 Orijinal Dil: Japonca Çeviri/Scan: Pluto Blackfish
İlk Çeviri Yayınlama: 01.07.2025 Revize Edilmiş Sürüm: 26.08.2026
Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.
Kendilerine özgü estetik anlayışları ve dünya görüşleriyle, sıradanlığın çok ötesinde, kendilerine has bir ifade biçimi geliştiren Malice Mizer ve GUNIW TOOLS.
Her iki grup da birbirinden farklı estetik yaklaşımlar sergilese de, son derece titiz ve incelikli biçimde kurulmuş büyüleyici ve fantastik dünyaları, bir yerlerde derin bir düzlemde birbirine bağlıymış gibi hissettiriyor.
Her iki grubun da kilit konsept üreticileri olan Malice Mizer’den Mana ve GUNIW TOOLS’tan Tomo Furukawa (FULL), uzun zamandır birbirlerinin sanatsal çalışmalarına ilgi duyuyor, hatta birbirlerinin konserlerine gidip onları izlemişler.
Mekanik konularda yetenekli olan ve böcekler gibi küçük hayvanlara bayılan FULL; buna karşılık mekanik işlerden hiç anlamayan ve böcekleri görmekten bile hoşlanmayan Mana.
Bu iki kişiyi bir araya getiren sıra dışı bir söyleşi. Peki, bu ikilinin ortak noktası ne olabilir?
Mana: Aslında içten içe utanıyorum ben, kalbimin içinde yani. (gülüyor)
FULL: Ne? (gülüyor) Demek sen de bizdensin!
𒀸 Bu fotoğraf çekiminin özel bir konsepti var mı?
Mana: Özellikle yok.
𒀸 Furukawa-kun’un yüzündeki karıncalar peki?
FULL: Mana’nın böceklerden hoşlanmadığını duymuştum, o aklıma kazınmıştı. (gülüyor) Ama yapay şeylerle bir sorunu olmadığını da biliyordum. Bir ara bunu yapmak istiyordum ama bir türlü fırsat çıkmamıştı… O yüzden bu kez yaptım.
𒀸 Yüzüne karınca yapıştırılması gibi bir şeye nasıl bakıyorsun, Mana-kun?
Mana: Hiç sorun değil. Benim için her şey mümkün. İnsanların bende temiz ve özenli bir imaj olduğunu düşündüğünü biliyorum ama Malice Mizer’den ayrı olarak endüstriyel tarzda bir grupta çaldığım dönemde yüzümü bembeyaz boyayıp karmakarışık bir makyaj yapıyordum.
FULL: Ama Malice Mizer’dakilerin hepsi gerçekten oyuncu gibiler. İnsan kendini bu kadar rolüne kaptırabilen insanların nasıl bir araya geldiğini görünce kıskanıyor.
Mana: Eskiden bu kadar ileri gidemiyorduk gerçi. Önceki vokalistimiz de bu kadar ileri gitmek istemediği için gruptan ayrıldı. Kami ise davul çalmak isteyen biriydi; başlangıçta buna karşı çıkmış gibi görünüyordu ama zamanla bunun içinde kendine bir rol buldu ve “Böyle de olabilir” demeye başladı. Yani en başından beri böyle değildik.
𒀸 O zaman önce birbirinizin grubu hakkında sormak istediğiniz sorular var mı?
Mana: GUNIW TOOLS’un videolarını çekerken kamerayı kendin mi kullanıyorsun?
FULL: Evet, çoğunlukla. Kendimi çekerken genellikle üçayak kullanıyorum; özellikle istediğim görüntüyü elde etmek için kamerayı alçaktan ya da bir yüzeye yakın hareket ettirmem gerektiğinde de Asaki-chan’dan yardım istiyorum.
Mana: Sonra onları bilgisayara kendin mi aktarıyorsun?
Mana: Bu tarafı gerçekten ilgimi çekiyor. Çünkü ben bunu yapamıyorum.
𒀸 Mana-kun’un makinelerle arası hiç yokmuş.
FULL: Ben de aslında izlemek istediğim bir programın kaydını bile ayarlayamayan biriyim.
Mana: Ben de.
𒀸 Övünmüyorsunuzdur umarım. (gülüyor)
FULL: İş için kullanmam gereken bir şeyse bir şekilde öğrenmeye çalışıyorum ama onun dışındaki şeylere hiç kafa yormuyorum. Ama artık sıradan bir bilgisayarla bile, hepsini bir arada yapıp görüntü yakalayabileceğin sistemler var. [Kaynakta belirtilen görüntü kalitesinde] bir işi bile 500 bin yenin altında bir sistemle yapabiliyorsun. Bir kez başlayınca gerçekten eğlenceli.
Mana: Ben de aslında lisede bilgisayarla uğraşabileceğim bir dönem geçirmiştim. Hatta amplifikatör falan da yapıyordum ama şimdi hepsini tamamen unuttum. (gülüyor)
𒀸 Demek yapabiliyorsun aslında?
Mana: O zamanlar yapabiliyordum. Ama şimdi hiçbir şey bilmiyorum. O zaman da ders olduğu için mecburen yapıyordum zaten. (gülüyor) O zaman ilgilenip biraz daha öğrenmiş olsaydım keşke.
𒀸 Ama en azından bir temelin var, değil mi?
Mana: Hayır, yok.
FULL: Sanırım bunlar daha çok okuldan mezun olduktan sonra öğreniliyor… Okuldaki öğretmenlerin kendileri bile pek bilmiyorlar zaten.
𒀸 Mana-kun, bilgisayarla müzik falan yapmayı hiç denedin mi?
Mana: Aslında çok uzun zamandır bilgisayarla bir şeyler yapmak istiyorum. Çok istiyorum ama bir türlü elimi atamıyorum. Mesela Malice Mizer’e ara versek ve yapacak hiçbir şeyim olmasa, bilgisayarla müzik yapmak isterim.
FULL: Peki şarkıları nasıl yapıyorsun?
Mana: Şarkıya göre değişiyor. Gitarla yaptığım zamanlar da oluyor, klavyeyle yaptığım zamanlar da.
FULL: Bilgisayarla programlama yapmıyor musun?
Mana: Yapıyorum.
FULL: O zaman aslında bayağı kurcalıyorsun.
Mana: Yok, çok basit şeyler kullanıyorum.
FULL: Senin asıl enstrümanın gitar, değil mi?
Mana: “Asıl” demeyelim, hâlâ gitar çalıyorum. (gülüyor)
FULL: Doğru ya. (gülüyor) Ama sahnede elinde çaydanlıkla “tatata” diye yürüdüğünü, yelpazeyle kendini serinlettiğini falan görüyorum; aklımda hep öyle bir imaj oluşuyor.
Mana: Aslında gitar çalmak da eğlenceli ama böyle sahne gösterileri yapmayı da seviyorum.
FULL: Gitar elinde olsa bile hareketlerin hep o tarafa kayıyor zaten.
Mana: Evet. Kendimi tamamen müziğe kaptırıp, mest olmuş bir şekilde gitar çalmak gibi bir şey pek yok bende.
𒀸 Peki Furukawa-kun’un sorusu var mı?
FULL: Ne kadar ileri gitmeyi planlıyorsun?
Mana: Hmm… Çok fazla şey söyleyemem.
FULL: Böyle gösteri unsurları taşıyan bir şey yaptığında sürekli seviyeyi yükseltmek zorundasın, değil mi? Bunu düşününce oldukça zor bir yol seçtiğinizi düşünüyorum. Çünkü daha en başından çok yüksek bir seviyeden başladınız. Daha sade bir şey yapsanız bile bu kez izleyiciye gerilemişsiniz gibi görünebilir.
Mana: Evet, aynen öyle. Sürekli bununla mücadele ediyoruz.
FULL: Kazuo Ohno diye bir adam var, karanlık Butoh dansı dünyasından, doksan yaşında bir performans sanatçısı. İnanılmaz biri. Hiç hareket etmemesi, sadece orada var olması; bunların hepsi onun hayatının, oyunculuğunun ve sahne anlayışının bir parçası. Bir arkadaşım bana videosunu izletmişti. Sahnede sadece bir spot ışığının altında duruyor ama onu izlerken insanın tüyleri diken diken oluyor. Resmen yōkai mertebesine ulaşmış gibi. Bence sonunda sahnede, insanın kendisinden yayılan şeylerle ifade edebilmek gerekiyor. Siz de grup içinde böyle şeyleri konuşuyor musunuz?
Mana: Konuşuyoruz. Aramızda tiyatro ya da başka bir sahne sanatında profesyonel olan kimse yok. O yüzden yaptığımız şeylerin büyük bir kısmını yalnızca kendi duyularımız ve anlayışımızla gerçekleştiriyoruz. “En iyisi ne?” diye düşünüp ona göre yapıyoruz. Her şey tamamen kendi yöntemimizle. Dans da ediyoruz ama hiçbir zaman profesyonel olarak ders almadık. Makyajı da yalnızca kendi hislerimize göre yapıyoruz. Ama kendi konser videolarımızı izlediğimizde, eksik kalan taraflarımızı görebiliyoruz. “Burayı düzeltelim”, “Şöyle yapsak daha iyi olur” diye birbirimize tavsiyelerde bulunuyoruz. Çünkü Malice Mizer için neyin doğru olduğunu gerçekten bilmiyoruz.
FULL: Sahne düzenlemesi konusunda size yol gösteren bir beyin, bir danışman falan yok mu?
Mana: Yok. Indie dönemimizde her şeyi yüzde yüz kendimiz yapıyorduk. Major dünyasıyla çalışmaya başladıktan sonra birçok farklı insanla çalışmaya başladık. Ama onlar bile “Siz bunu kendiniz yapmaya devam etseniz daha iyi” diyorlar. Basit tavsiyeler veriyorlar ama Malice Mizer’in kendi duyarlılığını korumasının daha iyi olduğunu, dışarıdan insanların fazla müdahil olmamasının daha doğru olabileceğini söylüyorlar.
Eskiden Malice Mizer neredeyse benim kendim gibiydi; başka insanların kesinlikle içine girmesini istemezdim. Ama son zamanlarda birçok farklı insanla karşılaşmaya başladım ve artık başkalarının fikirlerini de dinliyorum. Çünkü bazen benim asla düşünemeyeceğim fikirlerle geliyorlar ve ben de “Aa, anladım!” diyorum. O yüzden artık “Mutlaka yalnızca biz yapmalıyız” diye düşünmüyorum.
FULL: Büyük salonlarda, mekânın atmosferini ne kadar uzağa taşıyabileceğin diye bir mesele var, değil mi? Salon büyüdüğünde nereden kısıp nereden güçlendireceğini düşünmen gerekiyor.
Mana: Evet, bunu sürekli düşünüyorum. Sonuçta tiyatro yapmıyoruz; küçük bir şey yaptığında seyirci onu göremeyebiliyor. Eskiden live house’larda çalarken çok daha teatral şeyler yapıyorduk ama aynı şeyi büyük bir salonda yaptığında hiç görünmüyor. Bu yüzden büyük salonla küçük bir mekân arasındaki sahneleme farkı üzerinde gerçekten çok kafa yoruyorum.
FULL: Çünkü ellerinle yaptığın küçük hareketler bile büyük salonda anlamsız hâle gelebiliyor.
Mana: Evet.
FULL: Dolayısıyla sahnelemeye daha önce hiç bakmadığın bir açıdan yaklaşman gerekiyor. Ben de ilk kez Shibuya Kokaido’da sahne aldığımda bu konuda çok kafa yormuştum. (gülüyor)
Mana: Konserden sonra kayıt için çekilen videoyu izlediğimde şunu düşünüyorum: O anda sahnede yaptığım şey bana “çok büyük” gelmişti ama aslında videoda hiç de öyle görünmüyor. Gerçekten abartılı denebilecek kadar büyük hareketler yapmayı denemeye başlamamız da sanırım büyük salonlarda sahne almaya başladıktan sonra oldu.
FULL: Bana göre büyük bir salonda yapılan sahne gösterilerinden biri, sahnenin bir ucundan diğerine “koşmak”. Ama bu aslında hâlâ insanın kendi bedensel ölçeğinin dışına çıkamadığımızı gösteriyor.
Mana: Koşmana bile gerek yok. Sadece orada durduğunda bile bir auran varsa yeter.
FULL: Evet, aynen. Ama o auraya sahip olmak için ne yapmak gerekiyor, onu düşünüyorum. Belki de bir şelalenin altında durmak falan gerekiyordur. (gülüyor)
Mana: Sahnede utanmak kesinlikle olmaz.
FULL: İşte Malice Mizer’de buna hayran kaldım.
Mana: Aslında içten içe utanıyorum. (gülüyor)
FULL: Ne diyorsun! (gülüyor) Demek sen de bizdensin!
Mana: Önemli olan, bunu nasıl belli etmeyeceğini göstermek. Zaten aslında oyuncu falan değiliz.
𒀸 O zaman biraz gruptan uzaklaşıp hobilerinize geçelim. Mana-kun, odanda minyatür bir şelale yaptığını duydum?
Mana: Evet. Etrafını da bayağı süsledim. Şelalenin en üstüne bir şato yaptım, şelalenin altına da Özgürlük Heykeli’ni koydum.
FULL: Kaplumbağa falan yok mu?
Mana: Yok. Kendi zevkime göre dekore ettim.
FULL: Ben eskiden masanın içine kum koyup üzerini camla kapatır, içinde karınca aslanı beslerdim. Arada karınca yakalayıp yem olarak verirdim.
Mana: Ben de çocukken böyle şeyler yapardım. Tapınağın avlusunun altındaki yerlerde falan.
𒀸 Ne? Çocukken böceklerden korkmuyor muydun?
Mana: Bir dereceye kadar sorun değildi.
𒀸 Ne zaman nefret etmeye başladın?
Mana: Çocukken… İlkokul çağlarında falan. Ama o sınırın ne zaman oluştuğunu hatırlamıyorum.
Mana: Christopher Lee’nin Kyojin Dracula diye bir filmi vardı, sende yok muydu?
FULL: Uzun zamandır peşinden koşup bir türlü cevabını bulamadığım şey, Kaijū Būsuka’nın düşmanının adı. Bilmiyor musun?
𒀸 Ama böcekleri bu kadar seven biriyle…
FULL: Ben aslında o kadar da seviyorum denemez.
𒀸 Ne?
FULL: İnsanlardan biraz daha fazla seviyorum sadece.
𒀸 (gülüyor) Kimse inanmaz buna.
FULL: Hayır, şekillerini seviyorum.
Mana: Şekillerini mi?
FULL: Evet. Ne kadar sıra dışılar, değil mi? Altı bacakları oluyor, üst kanatları kahverengi ama tersini çevirdiğinde altında güzel desenler çıkıyor falan.
Mana: Onlar güzel ama mesela ağustos böceğinin alt tarafı…
FULL: O Art Deco’dur.
Mana: Olmaz! (gülüyor) Dişi gergedan böceklerinin üzerinde tüyler oluyor ya? İşte ona hiç dayanamıyorum.
FULL: Gergedan böceğinin canlıyken kokusunu bir dene, tatlı ve güzel kokar. (gülüyor)
Mana: Çocukken gergedan böceği beslemiştim ama…
FULL: Ben bu yıl larvadan yetiştirmeyi başardım.
Mana: Çocukken böyle şeyleri beslesen bile genellikle hemen ölüyorlar.
𒀸 Ölmeleri mi hoşuna gitmiyor?
Mana: Hmm… Asıl şekilleri, özellikle alt tarafları falan hoşuma gitmiyor. Bakmak sorun değil ama böcek dışında balık da sevmiyorum, kedi ve köpek de.
FULL: Kedilerin alt tarafını da mı sevmiyorsun? Geçen gün bir arkadaşımın evinde kısırlaştırılmış bir kedi vardı, karnındaki tüyleri tıraş etmişlerdi. “Kedinin çıplak teni!” diye diye dokunup durdum, çok hoşuma gitti. (gülüyor) Halbuki ne kadar tatlı.
Mana: Tatlı olduklarını biliyorum ama… Neden olduğunu ben de bilmiyorum, hoşlanamıyorum. Çocukken gergedan böceği falan toplamaya giderdim ama farkına varmadan onlara dokunamaz hâle gelmişim.
𒀸 Hayvanları bir kenara bırakırsak, birçok insanın yetişkin olduğunda böceklerden korkmaya başladığını düşünüyorum. Sizce bunun nedeni ne?
FULL: Bence anne babalar. “Dokunma!” diye bağıran ya da “Aaa!” diye korkan bir anne varsa çocuk da bunun korkulacak bir şey olduğunu düşünüyor. Ama ben de tırtıllardan hoşlanmıyorum. Bir kere soktu çünkü. Balık tutmak için yem ararken soktu ve inanılmaz acıdı. Ondan sonra korkmaya başladım.
Mana: Ben de tırtıllardan hoşlanmıyorum. Eskiden onları infaz ederdim çünkü.
Mana: Çok kötü kokuyordu. Ondan sonra tırtıllardan nefret etmeye başladım. Gerçi “ondan sonra” demek de doğru değil; genel olarak böceklerden hoşlanmıyorum. (gülüyor)
Bir de yenmek için kurbağa yakalamaya gitmiştim. Yenilebilir kurbağa yakalamak için nedense Japonya’daki bir tür kurbağayı yere vuruyorduk. Bana öyle yapmam gerektiğini söylemişlerdi, ben de öyle yapıyordum. Kurbağayı yere vurup öldürüyor, derisini yüzüyor, ayaklarına ip bağlıyor ve onunla yenilebilir kurbağa yakalıyordum. Ama neden onu öldürüp derisini yüzdüğümü bilmiyordum. Birinden öğrenmişim ve öyle yapmışım, hatırladığım kadarıyla.
FULL: Ben hiç yapmadım. Ama bence çocukken böyle canlı öldürme deneyimleri yaşamak önemli. Böylece ölümün ne olduğunu anlarsın. Bunu anlamadığın için gerçekten yapıyorsun zaten. Bir noktada “Bu korkunç bir şey” diye düşünmeye başlayacağın zaman geliyor.
𒀸 Öldürmüş olmak konusunda mu?
FULL: Evet. “Aynı şey bana yapılsa ne hissederdim?” diye düşünmeye başlıyorsun. Yaparken bir yandan “Aaa, korkunç!” diyorsun.
𒀸 Evet, belki de öyledir. Bu arada ikinizin de figür koleksiyonu yaptığınızı duydum.
FULL: O kadar da yapmıyorum.
Mana: Ben de koleksiyon denecek kadar çok toplamıyorum. Sadece istediğim şeyleri alıyorum.
FULL: Koleksiyon yapmak için hayatımı adamış değilim. Sadece detaylarında bir şekilde hoşuma giden, içimde bir yerlere dokunan şeyleri alıyorum. Bazen biraz canımı sıkan bir şey olduğunda da gidip bir şey satın alıyorum. (gülüyor)
𒀸 Mesela Magma Taishō gibi şeyler. (gülüyor) Mana-kun, sen neler topluyorsun?
Mana: Çok fazla değil ama çoğunlukla Dracula tarzı şeyler.
𒀸 Toplama konusunda bir ortak noktanız var gibi, değil mi?
FULL: Bende toplama merakı çok fazla. İnsan neden bir şeyler toplar acaba?
Mana: Hmm… Ben daha çok popüler olan şeyleri pek istemiyorum.
𒀸 Mana-kun’un video meraklısı olduğunu da duyduk.
Mana: “Meraklı” denecek kadar değil, daha yolun çok başındayım. Son zamanlarda toplama işini pek yapmadığım için koleksiyonum hiç artmadı.
FULL: Eskiden Christopher Lee’nin vampir filmlerini topluyordum. Ama birine ödünç verince kayboldular.
Mana: Onun ikinci filmi olan Kyojin Dracula sende yok muydu?
FULL: Hatırlamıyorum.
Mana: İşte onu istiyorum. Neden Dracula filmlerini istediğimi sorarsan… Küçükken bir Dracula filmi izlemiştim ve uçurumdan düşülen bir sahne aklıma kazınmıştı. O filmi bulmak istiyorum.
FULL: Dracula değildir belki.
Mana: Hayır, bir at arabası vardı, geceydi… Bir de haça saplanıyordu. Uçurumdan düşüp haça saplandığı birkaç film var ama görüntü farklı. O yüzden Dracula filmlerini topluyorum.
FULL: Farklı bir film olmalı. Ama Christopher Lee filmi olmadığı kesin.
Mana: Hmm… Christopher Lee’nin filmleri arasında da henüz sahip olmadıklarım var. Kyojin Dracula’yı merak ediyorum.
𒀸 Hâlâ peşinde misin?
Mana: Evet. Ama yalnızca onu aramıyorum tabii.
FULL: Benim yıllardır peşinden koşup bir türlü cevabını bulamadığım şey, Kaijū Būsuka’nın düşmanının adı. Hatırlayamıyorum. Hatta bebeği bile vardı bende… Herkes Būsuka’yı biliyor ama… Siz izlediniz mi?
Mana: Hayır.
𒀸 Būsuka’nın bir düşmanı mı var?
FULL: Kötü biri var. Mana’nın böyle konulara meraklı olduğunu duyduğum için, belki birçok şeyi biliyordur diye düşündüm.
Mana: Būsuka’yı bilmiyorum. Pek canavar meraklısı değilim. Canavar figürleri de toplamıyorum.
FULL: O zaman Rika-chan falan mı?
Mana: Öyle şeylerim yok. (gülüyor)
FULL: Son zamanlarda Barbie’nin yeni modellerinden Madame de Barbie diye birini biliyor musun? İnanılmaz kıyafetleri var.
Mana: Vücudu aşırı yetişkin kadın tarzında olan mı?
FULL: Hayır, o değil. Çok gösterişli bir elbisesi olan bir model. Sen görsen hoşuna gider diye düşünüyorum.
Mana: Öyle bir şey de var demek. Ama istesem bile insanların ne düşüneceğini düşünüyorum biraz. (gülüyor)
FULL: Ben artık hiç umursamıyorum.
Mana: Grup arkadaşlarım bir şeyler söylüyor çünkü. Böyle şeyler satın alınca.
FULL: Bana da söylüyorlar. Mesela kurgu üzerinde çalışırken çok yorulduğum bir gün, gidip birdenbire ceset fotoğraflarından oluşan bir kitap satın almıştım. Sonra Asaki-chan’a “Bu iyiymiş, bir baksana” diye gösterdim. Ofistekiler de “FULL iyice tuhaflaşmış!” diye dalga geçtiler. (gülüyor)
Mana: Ben de cesetlerle ilgili şeyleri seviyorum.
FULL: Cesedin üzerinde mantarların yetiştiği bir kitap var.
Mana: Öyle mi?
FULL: Suyun kenarında ölmüş bir ceset. Böyle şeyler insana monoton günlük hayatına bir tokat atılmış gibi geliyor. (gülüyor)
Mana: Anladım.
FULL: Sürekli evde video yapıyordum, biraz uyarıcı bir şeylere ihtiyacım var diye düşündüm.
𒀸 Güzel görünen cesetler hoşuna gitmiyor mu?
FULL: Güzel görünenler bana sadece uyuyan insanların fotoğrafları gibi geliyor. Gerçekten öldüklerini ve toprağa geri döneceklerini hissettirmiyor. Parçalanma hâllerini… Çocukken sokaklarda çok fazla başıboş köpek vardı. Yol kenarında ölmüş olurlardı. Her gün okula gidip gelirken köprünün altında ölmüş köpeklere bakardım. Üzerlerinde kurtçuklar oluşuyor, yavaş yavaş parçalanıyor ve sonunda yok oluyorlardı. “Demek böyle ayrışıp yok oluyorlar” diye düşünmüştüm.
Mana: Ben de aşağı yukarı böyle şeylerden hoşlanıyorum. Biraz grotesk şeyleri seviyorum.
𒀸 Böyle fotoğraf kitapları satın alıyor musunuz?
Mana: Bende birkaç tane var. Eskiden video kiralama dükkânında çalışıyordum, Death File falan…
FULL: Aa, o olmaz. Hareketli görüntüler olmasın. Kandan nefret ederim.
Mana: Gerçek kan olmadığı sürece…
FULL: Kanı hiç sevmiyorum. Ölümün kendisi olsa bile siyah-beyaz fotoğraflar sorun değil ama renkli ceset fotoğraflarına bakamıyorum.
Mana: Gerçekten biraz rahatsız edici ama… yine de görmek istiyorum.
FULL: Hmm… Böcekler daha güzel. (gülüyor)
𒀸 (gülüyor) Konu gerçekten çok farklı bir yere geldi. Son olarak, birbirinizden ne bekliyorsunuz?
FULL: Hmm… “Bekliyorum” demek daha doğru olur. Bizim için de geçerli ama bence Malice Mizer deneysel unsurların bir araya gelmesinden oluşan bir grup. Bir an önce bir tür tamamlanmış hâlini görmek istiyorum.
Mana: Görüntülerini bile kendileri yapan bir grup hâlâ pek yok, değil mi? Bence bunun onlara çok güçlü ve özgün bir renk kattığını düşünüyorum. Nereye gideceği belli olmayan, izlerken “Acaba bundan sonra ne olacak?” diye merak ettiren bir grup. Bence bu taraflarını daha da ileri götürmeye devam etsinler.
Kaynak: Fool’s Mate Yayın Yılı: 03.1998 Orijinal Dil: Japonca Çeviri/Scan: Pluto Blackfish
İlk Çeviri Yayınlama: 29.06.2025 Revize Edilmiş Sürüm: 26.08.2026
Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.
Tokyo, Nagoya ve Osaka’yı dolaşan “Ville de merveilles 透明の螺旋” turnesinin finali, Shibuya Kokaido’da gerçekleşti. Sahne üzerinde sergiledikleri performansta, gösterinin kurgusunu daha da geliştirerek kendi dünyalarını genişlettiler. Mart ayında yayımlanacak albümlerinden pek çok yeni parçaya da yer verdikleri bu göz alıcı geceyi sizlere aktarıyoruz.
28-29 Aralık — Shibuya Kokaido
Yazı: Yuki Sugie Fotoğraflar: Mayumi Fukaminato
“Parıldayan bir dünya.”
O gece her şey, nostalji uyandıran melodisiyle “月下の夜想曲 de l’image” adlı parçanın nereden geldiği belli olmayan bir yerden çalmaya başlamasıyla böyle başladı.
MALICE MIZER’in 1997 yılının sonunda gerçekleştirdiği Tokyo, Nagoya ve Osaka’yı kapsayan “Ville de merveilles 透明の螺旋” turnesi, bir dizi “merveilles” serisinin parçası olmasının yanı sıra, “au revoir” single’ının yayımlanmasıyla eş zamanlı olarak gerçekleştirilen bir turneydi. Tokyo’daki iki günlük konserin her iki günü de aynı akışla gerçekleştirildi.
Öncelikle perdenin açılmasıyla sahnede beliren şey, renk doygunluğundan yoksun ama yüksek parlaklıkta ışık saçan metalik malzemelerle hazırlanmış iki katlı bir sahne dekoruydu. 80’ler Londra popunu andıran dans ritimleriyle “Je te veux” çalarken, merkezin arka kısmındaki dairesel yapıda bulunan döner kapı açıldı ve Gackt buradan sahneye çıktı. Üst katın sağ tarafından yu~ki, sol tarafından ise kami belirdi. İkisi, sahneye yerleştirilmiş mankenlerden dönüştürülmüş perküsyon setlerine vurmaya başladı.
Etrafımıza baktığımızda, tüm üyelerin gümüş ve gri tonlarını temel alan kostümler giydiğini görüyorduk. Özellikle mana’nın mikro mini elbisesi ve uzun çizmeleri ile Gackt’ın ince belini vurgulayan kısa kesimli kostümü büyük beğeni toplamıştı. Nitekim sahnede canlı, doygun renklere rastlanmıyordu. Acaba bu, “透明の螺旋” yani “saydam sarmal” başlığıyla bağlantılı olabilir miydi?
Bunları düşünerek izlemeye devam ederken, yu~ki ve kami iki yanda kurulmuş uzun merdivenlerden “dans ederek” aşağı inmeye başladılar. Başka bir deyişle, o sırada sahnedeki bütün üyeler dans ediyordu. “Nihai sanat topluluğu” olarak anılmaya alışkın olmalarına rağmen, onların böyle bir şey yaptığı daha önce hiç görülmemişti.
Ritim bölümündeki iki üye kendi enstrümanlarının başına geçti ve Gackt her zamanki gibi, “Haydi, üstüme gelin!” dercesine coşkulu seyirciyi daha da kışkırtarak “ILLUMINATI” ile birlikte elektronik müzik unsurlarının güçlü olduğu parçaları art arda seslendirdi. Ancak bundan sonra sahne bir anda kaotik, bambaşka bir dünyaya dönüştü.
Önce közi ve yu~ki’nin çıkardığı, adeta Einstürzende Neubauten’i bile aratmayacak endüstriyel gürültüler yankılandı. Ardından yu~ki upright bass, közi ise çello kullanarak deneysel ve sürreal bir enstrümantal performans sundu.
Tam bu sırada beyaz giysilere bürünmüş mana ortaya çıktı. Yavaşça sahnenin ortasına kadar yürüdü ve havada süzülen mavi-gümüş renkli bir elmayı elinde tutarak dua edercesine bir ifade, ardından da nedense şaşkın ve afallamış bir ifade sergiledi.
İkinci gün ise bu sahneye közi’nin çellosunu vahşice parçaladığı bir an da eklendi. Bunun ardından sahne karanlığa gömüldü.
Kısa bir süre sonra sahnede beliren kişi, yılan desenli uzun bir paltoya bürünmüş Gackt’tı. Burada Debussy’nin “Pour le piano” adlı eserini kendine özgü biçimde düzenleyerek, daha önce görülmemiş denli dinamik ve çarpıcı bir parmak hakimiyetiyle seslendirdi ve seyirciyi büyüledi. Ardından kami’nin de katıldığı ortak performansla birlikte, bu solo bölümlerin tamamında MALICE MIZER’in gerçekleştirebileceği türden, hem işitsel hem de görsel açıdan yenilikçi bir yaklaşımın tadını çıkarmak mümkündü.
Her iki günün ardından da uzun bir MC bölümü ayrılmıştı. Burada Gackt’ın alışveriş konusunda bir fanatik olduğundan (28’i) ve gördüğü tuhaf bir rüyadan (29’u) söz edildi; bunlar hafif ve esprili bir anlatımla aktarılırken salon kahkahalara boğuldu.
Ardından Gackt şöyle dedi:
“Ben sık sık şarkı sözlerimde ‘gökyüzüne düşmek’ ifadesini kullanıyorum. Ama benim için gökyüzü, MALICE MIZER için gökyüzü… Bunun derin bir anlamı var. Bunları düşünmenizi isterken ortaya çıkan yeni bir şarkı bu. ‘Le Ciel’…”
Böylece konserin ikinci yarısı başladı. Buradan “ヴェル・エール”e kadar uzanan akış, onların örmeye devam ettikleri dünyayı anlamak açısından önemli bir anahtar niteliğindeydi.
Finale doğru MALICE MIZER repertuarının daha tanıdık ve kolay benimsenen parçaları olan “Madrigal”, “Brise” ve “ma chérie” art arda geldi. mana’nın sevimli hareketleri ve Gackt’ın muzip tavırları da bunlara eşlik ederek ortama sıcak ve huzurlu bir hava kattı ve ana bölüm böylece sona erdi.
Dinmeyen tezahüratlara karşılık verilen encore’da yalnızca “au revoir” adlı tek bir parça seslendirildi. Bunun da oldukça anlamlı bir tercih olduğu açıktı. Üyeler performansı tamamladıktan sonra mana, közi, yu~ki, kami ve Gackt sırasıyla sahnenin arka tarafındaki kapıdan yayılan güçlü beyaz ışığın içine doğru sessizce ilerleyerek gözden kayboldular.
Böylece, gelip geçici ama göz kamaştırıcı “parıldayan dünya” da yok olup gitti.
Düşündüğümde, o ışığın ötesinin bu dünyadan farklı bir zaman ve mekâna bağlandığını, onların da oradan bir tür niyetle gönderilmiş elçiler olduğunu düşünmeden edemiyordum.
Nedense, o gecelerin gerçekten böyle olduğuna dair his içimden bir türlü gitmedi.
Ve böylece o gizemli geceler sona erdi.
Harikalar Diyarı’na Serenad
Mart ayında merakla beklenen ilk büyük albümlerini yayımlamaya hazırlanan MALICE MIZER, 11 Şubat’ta yeni single’ı “月下の夜想曲”ı piyasaya sürecek.
Bu kez, yıl sonundaki turnede de seslendirilen bu parça hakkında ve yeni albümden bir kesit sunan bir röportaj gerçekleştirdik.
Röportaj ve metin: Yuki Sugie
𒀸 Yıl sonunda Shibuya Kokaido’daki konseriniz sona erdikten sonra, MALICE MIZER üyeleri çıkışınızdan bu yana ilk kez uzun bir tatile girmişsiniz, öyle mi?
közi: Tatil dediğin şey, öyle tamamen dinlendiğimiz bir tatil değildi aslında. Tokyo’da kaldım; insanların konserlerine gittim, insanlarla görüştüm. Bir de Mac (bilgisayar) aldım, onunla uğraşıp durdum.
𒀸 Onu beste yapmak için mi aldın? Yoksa grafik işleri için mi?
közi: Her şey için. PowerBook’un üst modellerinden biri.
𒀸 Teknoloji konusunda zayıf olduğunu söylemene rağmen, MALICE içinde Mac konusunda öncü kişi oluvermişsin.
közi: Yok, albümün kayıtlarını yaptığımız dönemde birdenbire makinelerle uğraşmaya merak sardım. Biraz tehlikeli bir yöne gidiyor olabilirim gerçi (gülüyor).
𒀸 Otaku tarafına doğru mu kayıyorsun yani?
Gackt: Ama közi zaten tuhaf biri. Tatilden sonra buluştuğumuzda, elinde iş adamlarının kullandığı türden alüminyum bir çanta içinde Mac’le gelmişti. “Onunla bir şey yaptın mı?” diye sordum. Gururla, “Yaptım. Uyarı sesi yaptım,” dedi.
𒀸 O kadar karmaşık bir ses miydi?
Gackt: Yok, sadece közi’nin çıkardığı “kue-kue” gibi tuhaf bir ses var içinde (gülüyor). Üstelik fade-in yaparak geliyor, yani epey uzun sürüyor (gülüyor).
közi: Yani bununla her şeyi yapabileceğimi biliyorum ama daha bilgisayarın ne olduğu konusunda temel şeyleri bile bilmiyorum. O yüzden şimdilik yapabildiğim yerden başlayayım dedim.
𒀸 Böylesine pahalı bir makineyle epey sıradan şeyler yapıyorsun yani.
közi: Olsun. Bundan sonra düzgün şekilde kullanmayı öğreneceğim.
Gackt: Ben de muhtemelen yakında alacağım. Kesinlikle sahip olmak iyi olur.
𒀸 Peki Gackt, sen tatilde ne yaptın?
Gackt: Kar dalışı.
𒀸 Aa, o dönemde de epey kar yağmıştı.
Gackt: Güzeldi. “Ah, Tokyo’ya kar yağmış,” diye düşündüm ve biraz hoşuma gitti.
𒀸 Peki başka günlerde ne yaptın?
Gackt: Uzun zamandır ilk kez gerçekten boş kalabildiğim bir dönemdi. O yüzden orada burada insanlarla buluşmaya gittim. Ama yapmak istediğim çok şey de vardı, bu yüzden önceden ayrıntılı bir program hazırladım. Sonuçta çalışma dönemimden bile daha yoğun bir programa dönüştü (gülüyor).
közi: Tatilde olup da bir zaman çizelgesine sahip olmak… Hiç hoş değil.
Gackt: Üstelik bu bir hafta boyunca sürdü. Bir de bütün o yolculuklarda arabayı kendim kullanmam gerekiyordu. Çok yorucuydu.
𒀸 Yani tatil olup da tatil olmayan bir durum (gülüyor).
Gackt: Tokyo’ya bitkin bir hâlde döndüm (acı bir gülümsemeyle). O yüzden ayın 8’inde kar yağdığında ilk kez gerçekten “Aa, yeni yıl geldi,” diye hissettim.
𒀸 Bu arada konu biraz geriye gidecek ama, yıl sonundaki Tokyo-Nagoya-Osaka turneniz yine yeni bir gelişme içeren bir gösteriydi.
Gackt: Bu kez de “merveilles” serisi devam ediyordu; içinden bir bölümü çıkarıp göstermişiz gibi bir içerikti. Henüz anlaşılmayan yerler olmuş olabilir ama aslında bu, bundan sonraki Budokan’a bağlanacak şekilde hazırlanmıştı. Bunun ne anlama geldiğini bu kez de biz ayrıntılı biçimde açıklamayacağız. İnsanların kendi kalplerinde bir şeyler hissetmeleri yeterli diye düşünüyorum.
közi: Şu anda hâlâ hikâyenin ortasındayız çünkü. Budokan’ı izleyip “Demek mesele buymuş,” diye düşünecek insanlar da olacaktır.
𒀸 Özellikle bu seferki solo bölümler oldukça yenilikçi bir yaklaşımdı.
közi: Evet, kesinlikle. İzleyenler “???” diye kalmış olabilir (gülüyor).
𒀸 Ama o bölümün de açıkça bir anlamı vardı.
közi: Aynen öyle. Ben ve yu~ki enstrüman kullandık ama orada enstrümantal bir şey çalmıyorduk. Söylemek istediklerimizi seslerle ifade etmeye çalışıyorduk. Epey sürreal bir noktaya kadar gittik gerçi.
𒀸 Gackt’ın solosunda ise çok daha dinamik ve dramatik bir piyano performansının tadını çıkarmak mümkündü.
Gackt: Önceki “Konçerto”dan farklı olarak, bu kez ortada bir orijinal eser vardı ve onu dinlediğimde aldığım ilhamı o şekilde bir araya getirdim. Tek bir cümleyle söylemek gerekirse, orada insan ruhunun çöktüğü bir anı ifade ettim. Bu nedenle parça da karmaşık ve sertti; gerçekten çok zor bir parçaydı. Ama onu o şekilde herkese dinletebildiğim için mutluyum.
𒀸 Peki, o turnenin açılışında orijinal parçanın başka bir versiyonu olan “月下の夜想曲 de l’image” çalındı. Ancak “月下の夜想曲”, daha önce Yaon’da çalınmış olmasına rağmen bu turnenin ne ana bölümünde ne de encore’unda seslendirilmedi. Bunun nedeni neydi?
közi: Bilerek yaptık.
Gackt: Bunun gerçekten bir anlamı var. O turnede “月下の夜想曲”ı çalamamamızın bir nedeni vardı. Bunun da ileride, zamanla anlaşılacağını düşünüyorum.
közi: Geçen turnenin açılışında neden “月下の夜想曲 de l’image”ı çaldığımız da dahil olmak üzere, hepsinin anlamı zamanla ortaya çıkacak.
𒀸 Bu “月下の夜想曲”, 11 Şubat’ta üçüncü single’ınız olarak yayımlanıyor. Zamansal akış açısından bakarsak, bu şarkı Orta Çağ’da geçen “ヴェル・エール”den daha önceki bir olayı anlatıyor gibi görünüyor, değil mi?
Gackt: Evet, bundan daha öncesi.
𒀸 O hâlde hikâyenin en temel çıkış noktası neresi?
Gackt: Geçen sefer közi ve diğerlerinin yaptığı solo performanslar.
közi: Aa, bunu söylersek…
𒀸 Ah, bunu dergide yayımlamamalı mıyız?
közi: Yok, sorun değil ama… “Her şeyin başlangıcı, her şeyin sonudur.”
𒀸 Yine mi? (gülüyor)
Gackt: Çünkü oranın son mu yoksa başlangıç mı olduğunu bile kesin olarak söyleyemiyorsun. Her neyse, “ヴェル・エール”den bu yana yayımladığımız bütün şarkılar, yaptığımız bütün parçalar, şu anda bizim ifade ettiğimiz konseptin içinde yer alıyor.
𒀸 “月下の夜想曲”, sözleri ve melodik çizgisiyle bir tiyatro izliyormuş ya da bir resimli hikâye kitabını okuyormuş gibi bir his veriyor. O hâlde közi, parçayı bestelerken zaten zihninde bir hikâye canlandırmıştın, öyle mi?
közi: Evet. Yaz turnesi başlamadan önce, “merveilles” kelimesini anahtar sözcük olarak alıp yaptığım bir parçaydı.
𒀸 Nasıl besteledin?
közi: Klavyeyle. Gerçi son zamanlarda gitarı elime alıp beste yapmak diye bir şey pek kalmadı bende (gülüyor).
𒀸 Parçanın havasını oluştururken nasıl bir şey düşünüyordun?
közi: Eski şeyler, retro hissi diyebiliriz. Kullandığım sesleri de oluşturmak için epey zaman harcadım.
𒀸 Avrupa sokaklarında görebileceğimiz, el çevirmeli orglar ya da müzik kutuları vardır ya. Onları andıran sesler de var sanki?
közi: Aa, öyle mi duydunuz?
𒀸 Bir de şahsen bana biraz “劇中歌”, yani tiyatro içinde söylenen bir şarkı havası da veriyor.
Gackt: Bu parça ilk ortaya çıktığında, “Pays de merveilles” sahnesinde bunun nasıl bir yer tutacağı hakkında konuştuk. Bir bakıma MALICE’in çekirdeğinde yer alan unsurları taşıyan bir parçaydı. Bu yüzden, “Bunu operatik bir parça yapalım,” demeden önce, bu parçanın taşıdığı anlamın ne olduğu ve onu nasıl hayata geçireceğimiz üzerine düşündük.
𒀸 Bu parçada Gackt, hem söz yazarı hem de şarkıcı olarak adeta bir hikâye anlatıcısı rolünü üstleniyor. Bu yönelim de o sırada mı kesinleşti?
Gackt: Evet. O yüzden hikâye ve dünya görüşü gibi şeyler hemen kafamda görüntü olarak canlandı, kelimeler de hemen aklıma geldi. Ama bunları melodiyle düzgün biçimde bağlantılı gerçek bir “şarkı sözü” hâline getirmek zaman aldı.
közi: Turneden hemen öncesine kadar bir türlü tamamlanmadı zaten.
Gackt: Gerçekten de son dakikada ancak tamamlayabildim. Burada kukla, palyaço, çocuk gibi çeşitli karakterler ortaya çıkıyor ama aynı zamanda birçok farklı bakış açısı da var. Dolayısıyla bunu nasıl yorumladığınıza bağlı olarak sözlerin taşıdığı anlam da değişecektir. Bir şarkı uzunluğunda ama bunun filmini yapsak iki saat falan sürer.
közi: Gackt’ın ilk yazdığı sözler vardı ya, kâğıtlara küçük hiyeroglifler gibi harflerle, sayfalarca doldurmuştu.
Gackt: İşte onların tamamını bu kez single’a “月下の夜想曲 de l’image” olarak koyduk.
𒀸 Bu kez de single’a ana parçanın farklı bir versiyonunu koymanızın nedeni ne?
közi: “au revoir”da iki farklı versiyon doğal olarak ortaya çıkmıştı. Ama bu kez bilerek yaptık. Bütün sözleri içine alan, soundtrack gibi bir şey olarak. Bu nedenle müziğin altyapısını da tamamen baştan yaptık. Albüm kaydının en yoğun dönemlerinden birinde hem de (gülüyor).
𒀸 O versiyonda replik gibi şeyler bulunan bir enstrümantal parça var, değil mi?
Gackt: Hayır, o bir şarkı.
𒀸 Gerçekten mi? Dinlediğimde, hangi dil olduğu bile anlaşılmayan bir şeylerin uzun uzun okunduğunu düşünmüştüm.
Gackt: Ama çok dikkatli dinlerseniz, kulağı çok iyi olan biri ne söylendiğini anlayabilir. Böyle insanlar mutlaka vardır.
közi: Çok belirsiz bir yerde duruyor. Duyuluyor mu, duyulmuyor mu seviyesinde.
Gackt: Her şey açıkça duyulsaydı, açıklayıcı bir hâle gelir ve şarkının dünyası bozulurdu. Bu yüzden böyle yaptık.
𒀸 İnsan kulağının sınırlarını aşan sesler kullanılması açısından, neredeyse ultrason gibi değil mi?
közi: Belki bunu çalarsanız kuşlarla köpekler ortalığı ayağa kaldırır. Bir çekirge sürüsü bile uçup gelebilir (gülüyor).
Gackt: Yarasalar da huzursuzlanabilir (gülüyor).
𒀸 Peki, sonuçta bu hangi dil?
Gackt: Neyse, bırakın öyle kalsın. Biz açıklayıcı olmamayı ilke edinmişiz zaten.
𒀸 Bu gidişle gelecek ayki albüm röportajında da güzelce lafı dolandırıp duracak gibisiniz. Çok endişeliyim (gülüyor).
közi: Biz aslında kaçmıyoruz ki (gülüyor).
𒀸 Her neyse, albümün adı “merveilles” olacakmış.
Gackt: Farklı boyutlar boyunca tasvir edilen dünyaların, farklı biçimlerde bir araya getirildiği bir albüm olduğu kesin.
közi: Sadece iyi şarkılar yapıp iyi performans sergilemekle kalmadık; kendimizi de yaratırken büyük bir temanın peşinden gittik. Dinleyenlerin bunu kendi duyarlılıklarıyla hissetmelerini istiyoruz. Neyse, gelecek ay tekrar görüşürüz!
Major 1st Album — 3.18 Release
merveilles(メルヴェイユ)
COCA-14866 ¥3,059 (vergiler dahil) İlk baskı özel仕様
4.1 Japonya Budokan Konseri Kesinleşti
2.15 — Biletler satışta
Bilgi: ma chérie 03-3796-2028
FAN CLUB “ma chérie”
Fan kulübüne katılmak isteyenler, üzerinde 80 yenlik pul bulunan cevap zarfını da ekleyerek aşağıdaki adrese, Midi: Nette içindeki “ma chérie” üyelik bölümüne gönderebilirler.
Fan mektupları da aynı adrese, Midi: Nette içindeki “ma chérie”ye gönderilebilir.
〒142-8691 東京都品川区荏原郵便局私書箱11号 Tokyo, Shinagawa-ku, Ebara Posta Ofisi, P.O. Box 11
TEL: 03-3796-2028
Düzenli Program
[CBC Radyo] MALICE MIZER “真夜中のシルヴプレ” Pazar 24:00–24:30
YENİ SINGLE
月下の夜想曲
2.11 RELEASE
CODA-1415 ¥1,050 (vergiler dahil) İlk baskı özel仕様
Mailrize, Columbia Records Midi Nette tarafından dağıtılmaktadır.
Kaynak: Fool’s Mate Yayın Yılı: 03.1998 Orijinal Dil: Japonca Çeviri/Scan: Pluto Blackfish
İlk Çeviri Yayınlama: 30.06.2025 Revize Edilmiş Sürüm: 26.08.2026
Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.