MANA | Fool’s Mate | 09.98

Mana (MALICE MIZER)

Işığı ve Gölgeyi Yayan Son Kurtarıcı

The Last Messiah with Light for Shade

Bu sayının yayımlandığı sıralarda “merveilles” turnesi de Yokohama Arena’da sona ermiş, MALICE MIZER yeni bir hikâyenin başlangıcına doğru ilerliyor olacak.

Onların dünyası daha ne kadar genişleyecek? Bunun anahtarını elinde tutan Mana’nın dünya görüşünün temelini araştırmak üzere onunla kişisel bir röportaj gerçekleştirdik.

Ancak söyleşi beklenmedik bir yöne doğru ilerledi ve sonunda vardığı yer…!!

Röportaj & kurgu: Kazumi Kanoh
Fotoğraflar: Mayumi Fukaminato

[Fotoğraflar 20 Temmuz 1997 Akasaka BLITZ, 10–11 Ekim Hibiya Açıkhava Sahnesi, 28–29 Aralık Shibuya Kōkaidō ve 1 Nisan 1998 Nippon Budokan konserlerinden.]


𒀸 MALICE MIZER’in sahne anlayışını anlamaya çalışırken, öncelikle Mana-chan’ın canlı sahneye yönelmesini sağlayan kıvılcımı öğrenmek istiyorum.

M: Bir grup olarak beni özellikle etkileyen bir şey olmadı. Onlu yaşlarımdayken sıradan bir şekilde yaşıyordum. Bir yandan da bir maaşlı çalışan olamayacağımı fark etmiştim. Başka ne yapabileceğimi de bilmiyordum. Müziği sevdiğim için, “Şimdilik bir grup kuralım bari,” gibi bir düşünceyle başladım. O zamanlar profesyonel olmayı hedeflediğim bir noktada değildim. Ama onlu yaşlarımdan yirmili yaşlarıma geçiş döneminde bir değişim oldu.

𒀸 Nasıl bir değişim?

M: İnsan olarak son derece yoğun duygular yaşadım ve kalbimin kapısı açıldı. İşte oradan sonra, aslında MALICE MIZER’in Mana’sı olan gerçek benliğim uyandı.

𒀸 Peki, ondan önceki sen nasıldın?

M: Artık başka bir insandım.

𒀸 Topluma karşı kendini kapatmış mıydın?

M: Öyle değil de… Aslında insan olarak dünyaya geldiğimde, yerine getirmem gereken bir tür görevim vardı. Kalbimin derinliklerinde uzun zamandır uyuyan o şey uyandı. O zamanki, yani onlu yaşlarımdaki ben, şimdiki benden tamamen farklıydı. Düşünce biçimim de bambaşkaydı. Şimdiki ben oldukça yenilikçi ve kendine güvenen biri ama onlu yaşlarımdaki ben gerçekten berbat bir insandı. Ne yapmam gerektiğini, ne için yaşadığımı bile bilmiyordum; öylece oradan oraya sürüklenip duruyordum. Bu yüzden o zamanlar “İşte bu!” deyip gerçekten yapmak istediğim bir şey hiç olmadı. Her zaman yarım yamalak kalıyordum.

𒀸 Peki seni ne duygusal olarak harekete geçirdi de kalbinin kapısı açıldı?

M: İşin ilginç yanı, bu bir şey görmemle falan olmadı. Daha çok ruhsal bir dünyayla, geçmişe ait anılarla ilgili bir şeydi… Küçüklüğümden beri gizemli şeyleri çok severdim. Ama neden sevdiğimi bilmiyordum. Şimdi ise neden sevdiğimi anlıyorum. Bir noktada, insanın düşünme kapasitesini aşan bir şey yaşadım. Ve orada gördüm… O gün, o anda, kesinlikle o yerdeydim.

𒀸 Ah… anlayamıyorum…

M: Sahne bulutların üzerindeydi.

𒀸 Kendini köşeye sıkışmış hissettiğin bir olay yaşayıp duygularının patlamasıyla başka bir “sen” mi ortaya çıktı?

M: Köşeye sıkışmak… Hmm, belki öyle denebilir. Ama ben çok çok eski bir zamanda bulutların üzerinde bulunmuşum. O zaman insan değildim. Bir gün uçağa bindiğimde, hayatımda ilk kez bulutların üzerini görebildim. O anda, “Ben geçmişte oradaydım,” diye fark ettim.

𒀸 O sırada şimdiki sen mi ortaya çıkmıştı?

M: Evet… Açıklaması zor ama… Benim şu anda MALICE MIZER yapıyor olmamın nedeni, grubun müzikal uyumu nasılmış, herkes birlikte çalıp ne kadar eğleniyormuş gibi bir şey değil. MALICE MIZER’i ilk kurduğumuz zamanlarda hâlâ bir grup olarak hareket ediyorduk. Ama zamanla farkına varmaya başladım. Artık beş-altı yıl oldu. Konsept hiç değişmediği için, aslında yapmamız gereken dünya o zamanlardan beri gözümün önündeydi.

Ama insan her gün çeşitli şeylerle karşılaşıyor, bunlardan etkileniyor, pek çok şey hissediyor; bakış açısı değişiyor, farkında olmadığı şeylerin farkına varıyor. İşte MALICE MIZER yapmamın nedeni benim için bir görev duygusuna yakın.

Hani majöre geçerken, o zamana kadar yaptığın müziğin bir hobiyken işe dönüştüğü söylenir ya. Bende durum böyle değil. Benim MALICE MIZER yapmam, iş kavramının ötesinde bir şey. Ne kadar zor olursa olsun, yapmak zorunda olduğum bir şey.

𒀸 Bu, yaşamak için mi?

M: Yaşamak için mi… Ya da dünyada var olmamın nedeni olarak mı, bilmiyorum. İnsan olarak bilmesem de olurdu belki bazı şeyleri. Ama ben öğrendiğim için artık zor bir yoldan yürümek zorunda kaldım. Bununla birlikte, o zorluğun arkasında mutluluk da var.

Uyanmadan önceki ben hiçbir şey düşünmüyordu ve çok rahat bir hayat yaşıyordu. Ama uyandıktan sonra her şey çok ağırlaştı. Yine de artık kendi yaşam yolumu görebiliyorum ve neden var olduğum benim için açık hâle geldi. Bu açıdan iyi oldu. Ama aynı zamanda sürekli bir acıyı da üzerime almak zorunda kaldım.

MALICE MIZER’in faaliyetleri dışarıdan bakıldığında görkemli ve çok eğlenceli görünüyor olabilir. Ama ben sürekli ruhsal dünyanın içinde savaşıyorum. Ben var olduğum sürece ruhumun dinleneceği bir an olmayacak.

𒀸 Buradan kaçmaman mı gerekiyor?

M: Kaçarsam kendimi yok etmekten başka çarem kalmaz.

𒀸 Yani varoluş nedenin ortadan kalkar?

M: Çünkü bunu yapabilecek tek kişi benim. Zor olduğunu düşünüyorum elbette ama yapmak zorunda olduğum için zor değil.

𒀸 MALICE MIZER’in diğer üyeleri böyle bir Mana hakkında ne düşünüyorlar acaba?

M: Onlara bu kadarını anlatmadım. (gülüyor)

𒀸 Hmm… (gülüyor) MALICE MIZER dünyasını kendi görevin olarak yaratmak için pek çok farklı yöntem olabilir. Peki şu anki yaklaşımını seçmenin nedeni neydi?

M: “Eğer bir grup yapmıyor olsaydın ne yapardın?” diye bir soru var ya. Belki resimle ifade ediyor olabilirdim, belki film yönetmeni olabilirdim diye düşünmek mümkün. Ama bunların hiçbiri benim için geçerli değil. Benim yaşam yolum, ifade biçimim yalnızca bu. Bunu yapmıyor olsaydım ben var olmazdım.

Benim ifade etmem gereken en büyük şey “ses”.

Dünyada gözle görülebilen, dokunulabilen, kokusu olan ve insanı etkileyebilen pek çok şey var. Ama sesin bir biçimi yok, gözle görülemiyor, dokunulamıyor, kokusu yok ve yalnızca o anda hızla geçip gidiyor. Buna rağmen insanın kalbine öyle güçlü bir şekilde saplanabiliyor ki gözyaşı dökebiliyorsun.

İşte ben böyle bir “ses” tarafından çok güçlü bir şekilde büyülenmiş durumdayım.

Benim MALICE MIZER ile yaptığım şey, bu “ses”i insanların gözleriyle görebileceği bir biçimde ifade etmek. Yani sesi üç boyutlu olarak, üstelik canlı bir şekilde ifade etmek.

Filmde ses de var, görüntü de; bu yüzden toplam bir sanat olduğu söyleniyor. Ama sonuçta iki boyutlu bir dünya. Ben ise üç boyutlu, yalnızca o mekânda ortaya çıkabilecek bir atmosferi; sesi ve görüntüyü, her şeyi bir araya getiren bir şey yaratmak istiyorum.

Bu yüzden “Ben bir grup kurmak istiyorum,” gibi bir düşünce değil bu.

𒀸 Yani MALICE MIZER’in müziğinin kendisini gözle görülebilir bir biçime dönüştürdüğünüz şey, bugünkü sahneniz.

M: Evet. Hâlâ başka ifade biçimleri olduğuna inanıyorum ve benim henüz fark etmediğim taraflar da olabilir. Şu anki hâlin nihai biçim olduğunu kesinlikle düşünmüyorum. Bundan sonra bambaşka bir görünüm de ortaya çıkabilir.

𒀸 Demek ki MALICE MIZER’in Mana’sı var olduğu andan itibaren o dünya da başlamıştı?

M: Başlamıştı. İnsanların aslında bilinçlerinin altında farkında oldukları şeyler vardır ama genel olarak bunların farkına varmazlar. Kalbini keskinleştirip farklı bir bakış açısından görmeye başladığında bunlar görünür hâle geliyor.

Aslında herkesin içinde uyuyan bir bilinç var. Benim şu an bu hâle gelmem de kitaplar okuyup çalışarak öğrendiğim bir şey değil. Şu anda söylediklerimden herhangi biri bir başkasından etkilenerek ya da kitap okuyup öğrenerek oluşmadı. Buna rağmen bunları böyle anlatabiliyorum.

Onlu yaşlarımdaki ben bunu asla düşünemezdi. Hiç ders çalışmıyordum zaten. Ama gerçek benliğim uyandığı andan itibaren değişmeye başladım.

Bu yüzden muhtemelen herkesin içinde uyuyan bir şey var. Mesele, kişinin bunun farkına varıp varmaması. Ama belki de farkına varmamak daha iyidir.

𒀸 Farkına vardığında acı tarafı da mı artıyor?

M: Acı ile mutluluğun her zaman birbirine çok yakın olduğunu düşünüyorum.

𒀸 Bir tür karşıtlık gibi mi?

M: Evet. Acı veriyor ama onun karşılığında bir mutluluk da var… Yine de acı verici olduğu kesin. (gülüyor)

𒀸 Bazen kendini kendin gibi hissetmediğin oluyor mu?

M: MALICE MIZER’de ifade ettiğim şey oyunculuk değil, doğrudan kendim.

𒀸 Ama şu anda sahnede yalnızca Mana-chan yok. Bu, bazen senin amaçladığın yönden farklılaşmıyor mu?

M: Farklılaşmamasının nedeni, üyelerin geçmişte de gelecekte de olmayacak, tam da bu zamanda bir araya gelmiş “seçilmiş beş kişi” olması. Bu dünyayı yaratacak olan bu beş kişi, bu çağda mutlaka bir araya gelmeliydi.

𒀸 Düşününce, ilk CD’niz memoire‘i hazırlamadan yaklaşık dört yıl önce seninle ilk konuştuğumda da “MALICE MIZER’in kimsenin yapamayacağı bir dünyayı ifade etmesini istiyoruz,” demiştin. O zamanlar bu kadar açık bir konsept yoktu; yalnızca temelsiz bir özgüven vardı. (gülüyor) Üstelik üyeler de farklıydı.

M: Bir noktadan sonra görünmeye başladı. Grubu kurduktan bir süre sonrasına kadar göremiyordum ama çekirdek olan şeyi görebiliyordum. Bu yüzden çok güçlü bir güvenim vardı. Grup adına yüklenen düşünceden, o çekirdeği genişletmeye kadar…

Ama o zamanlar henüz nasıl ifade edeceğimi bilmiyordum.

Şimdiye kadar iki kez üye değişikliği yaşandı ama her seferinde o dönemde gerekli olan kişiler seçilmişti. Bugünkü noktaya gelebilmemizin nedeni de bu. Eğer en başından itibaren bu beş kişi bir araya gelmiş olsaydı, belki de işler böyle gelişmezdi.

Belirlenmiş bir kaderin içinde, benim farkında olmadan buraya kadar gelmemi sağlayan bir senaryo vardı. Ama bir noktadan sonra o senaryo görünür hâle geldi.

Shibuya Kōkaidō’da sahne aldığımızda da, Nippon Budokan’daki ilk konserimizde de… Herkes “MALICE MIZER’in bu kadar başarılı olacağını kim bilebilirdi?” diye düşünüyor olabilir. Ama ben bunu daha indie döneminde, canlı evlerinde sahne alırken bile görmüştüm.

𒀸 Yani bu bir tesadüf değil, kaçınılmazdı.

M: Evet. Bu yüzden büyük salonlarda sahne almak konusunda hiç tereddüt yaşamadım. İlk salon konserimizde sahne setinin plan ve üç boyutlu çizimlerini sahne yönetmenine götürdüğümde çok şaşırmıştı. (gülüyor) “Bu kadarını yapan bir grup daha önce hiç görmedim,” demişti.

𒀸 Bu, Mana-chan’ın “merveilles konsepti grubun kuruluşundan beri vardı” derken kastettiği şey, öyle mi?

M: Evet. Eskiden bunun henüz farkında değildim, bu yüzden kelimelerle düzgün ifade edemiyordum sadece.

𒀸 Hmm… Bunu okuyan insanlar anlayabilecek mi acaba?

M: Arada böyle röportajları da okumak iyi olur, millet. Anlamayanlar olabilir ama bu röportajdan bir şeyler hissedecek insanlar olduğunu düşünüyorum. Ben röportajlarda kendi dünyamdan söz etmek istiyorum. Şu an anlaşılması zor olabilir ama bugün biraz anlatmak istiyorum. (gülüyor)

𒀸 Aşk anlayışından bahsetmektense, bunları anlatmak daha mı iyi?

M: Ben hâlâ çocuğum, o yüzden aşk ve sevgi hakkında konuşamam. (gülüyor)

𒀸 Güzelce sıyrıldın oradan. (gülüyor)

M: Aslında kendi geçmişimin oluşumundan yola çıkarak hikâyeler yaratıyorum. Bu, benim yeryüzünde var olmamdan önceki hâlimle ilgili bir hikâye.

𒀸 Az önce bahsettiğin, bulutların üzerinde gördüğün diğer sen mi?

M: O da var. O zaman insan değildim. Avrupa’da doğmuş olan bir ben de var. Yeryüzünde doğmadan önceki geçmişimin oluşumuyla MALICE MIZER de birbirine bağlanıyor ve bu yüzden bu kadar derin bir hikâye ortaya çıkıyor.

Avrupa’yı neden bu kadar sevdiğime gelince… Çünkü daha önce orada bulunmuş olma deneyimim var. Bazı şarkıları o döneme ait anılarımdan yola çıkarak da yapıyorum.

𒀸 Yani yalnızca şimdiki sen değil, geçmişteki birçok senin birleşiminden bugünkü sen mi oluşuyor?

M: Evet. Bedenlerim çeşitli biçimlerde olmuş olabilir ama ruh sürekli birbirine bağlıydı. Bu yüzden aşırı yoğun duygulara ulaşana kadar yalnızca şu anki bedenimdeki ruhum vardı. Ama o noktaya geldiğimde, geçmişten dolaşıp gelen ruhu fark ettim.

İşte bu yüzden birinden etkilenmeme gerek kalmadan böyle bir dünya giderek oluşabiliyor.

𒀸 Oldukça felsefi…

M: Öyle mi? Ama son zamanlarda bunu kendim de hissediyorum. Hiçbir şey öğrenmeden nasıl böyle şeyler yapabiliyorum diye düşünüyorum.

Şu anki bedenime ait olmayan bir zamandaki ruhun dolaşım hâlinde olduğunu, insan olmadığım zamanki hâlimin de gözümün önüne gelmeye başladığını hissediyorum. Bazı şeyleri hâlâ tam olarak göremiyorum ama böyle yerlerden yavaş yavaş bugünkü benliğimin oluştuğunu düşünüyorum.

𒀸 Şu anda, bu çağda başka bir “sen” daha var mı?

M: Kim bilir… Sanki yalnızca bir tane varmış gibi geliyor ama bilmiyorum. İnsanların sık sık söylediği şey şu: “Sahnede duran Mana ile böyle normal şekilde konuşan Mana tamamen farklı biri gibi görünüyor. Gerçekten aynı kişi mi?” Sahnede olduğum zamanki tavrımla şu anki tavrım farklı, değil mi?

𒀸 Ama Mana-chan’ın yaydığı aura, nasıl giyinmiş olursan ol yine de yalnızca Mana-chan’a aitmiş gibi geliyor. Tanıyamadığım tek zaman, bir konserde kılık değiştirip salonun önünde kendi ellerinle broşür dağıttığın zamandı. (gülüyor) O zaman kendi enerjini ortadan kaldırmış gibiydin.

M: (gülüyor) Evet, öyle.

𒀸 Belki de sahnedeyken ve böyle konuşurken, doğal olarak kendi auranı ve “kî”ni farklı biçimlerde yayıyorsundur.

M: Olabilir. Ama günlük hâlimdeki ben var ve sahneye çıkmadan önce kostümümü giyip “Şimdi MALICE MIZER’in Mana’sı oluyorum,” diye bir şey yapmıyorum kesinlikle. Bu yüzden belki de benim bilmediğim bir yerde bir şeyler oluyordur. (gülüyor)

Bir de son zamanlarda hiç hastalanmıyorum. Bütün üyeler çevremde soğuk algınlığı geçirip yataklara düşse bile ben tek başıma hiçbir şey yaşamıyorum. Başta sadece hastalanmaya yatkın olmayan biri olduğumu düşünüyordum ama sonra bir şeylerin garip olduğunu düşünmeye başladım.

Belki de insan biçiminde olmama rağmen içimde insan olmayan bir taraf çok fazla.

Gerçekten tuhaf.

Bir de üyelerle birlikteyken herkes bir şeye gülüp dururken ben hiç komik bulmuyorum. Aslında baştan beri manzai ve komediyi de sevmem ama yalnızca bununla sınırlı değil. İnsanların normalde duygusal olarak tepki vereceği şeyler olduğunda bile çoğu zaman hiçbir şey hissetmiyorum.

Bu yüzden bana sık sık “Nasıl böyle ifadesiz kalabiliyorsun?” diyorlar. Ama o ifadesizlik benim için doğal. Kendimi tutmuyorum. Sadece sıradan insan dünyasında ortaya çıkan duygularla benim duygularım örtüşmüyor.

𒀸 Tersine, başkalarının hiçbir şey hissetmediği şeylere gülüyor musun?

M: Evet. Başkaları baktığında hiç komik olmayan şeylere, mesela… İnsanları gözlemlemeyi seviyorum. İnsanların farkında olmadan yaptıkları hâller bana komik gelebiliyor.

Komedi gibi, birilerini güldürmek amacıyla bilinçli olarak yapılmış şeyler beni pek etkilemiyor. Bir insan hiçbir şey düşünmüyorken, o hâlinden daha fazla şey hissedebiliyorum.

Bu yüzden birinin yaptığı sanatsal bir eseri izlemektense, çevrede tamamen doğal hâlde bulunan şeylere bakıp onlardan bir şeyler hissetmek ve bir şeyler çıkarmak benim için daha değerli.

Bu yüzden sık sık yürüyüşe çıkarım. Bulutların gelişigüzel hareketlerinden, binaların arasındaki ışık ve gölgelerden bile bir şeyler keşfedebilirim.

𒀸 Kendi yaptığın şeyler bu kadar yapay olmasına rağmen bu oldukça ilginç.

M: Çünkü ister film olsun ister tiyatro, ben bunları doğrudan keyifle izleyemiyorum. Yaratıcının bir şey yapmaya çalıştığını görebildiğim için objektif olarak izleyemiyorum.

𒀸 Mana-chan, psikolojik korku filmlerini seviyorsun, değil mi? Onları da özellikle mekanik taraflarını görmek için mi izliyorsun?

M: Özellikle öyle yapmak için değil. (gülüyor) Bir de gotik romantik korku filmlerini seviyorum. Bunlar A sınıfı filmlerle karşılaştırıldığında senaryoları çok ucuz olabiliyor, hiç iniş çıkışları olmayabiliyor. Ama görüntü estetiğinde ve kamera kullanımında kendilerine özgü bir duygu var ve orada mekân yaratmaya yarayan bir şey bulabiliyorum.

A sınıfı filmlerde senaryo fazla belli oluyor. Seyirciyi sıkmadan nasıl bir film yapılacağına ilişkin o yapay tarafı görebiliyorsun ve bu yüzden objektif olarak izleyemiyorum.

A sınıfı filmlerin eğlenceli ve keyifli olduğunu elbette biliyorum. Ama benim doğrudan keyif alarak izleyebileceğim şeyler değiller. Bu yüzden yapay olmayan, doğal şeylerden daha fazla şey elde ediyorum.

𒀸 Yani senin böyle objektif olarak gözlemleyebildiğin şeyler MALICE MIZER dünyasına yansıyor.

M: Evet. Şu anda kendimi en rahat hissettiğim yer kendi odam. Orada üç boyutlu objeler var ve bütün aydınlatma dolaylı ışıkla sağlanıyor.

Aslında en güzeli mum ışığı. Alevin içinde objeler yansıyor ve açıya göre bambaşka görüntüler ortaya çıkıyor ya… İşte böyle şeylere çok çekiliyorum.

Bir şeyi doğrudan ışıkla aydınlatırsan bütün görünümü ortaya çıkar. Ama ışığı dolaylı olarak verdiğinde, sanki onun içinde saklı olan bir şeyler görünür hâle geliyor.

Işık ve gölge söz konusu olduğunda, ben gölge tarafını — insanın en derinlerinde saklanan kısmı — ifade etmek istemişimdir hep. Bu da ifade biçimlerimden biri hâline geldi.

𒀸 Anlıyorum. Bu röportaj yayımlandığında Yokohama Arena da sona ermiş olacak ve konserleri izleyen insanlar “merveilles” dünyasını yeniden düşünüyor olacaklar.

M: Ben MALICE MIZER olarak sahnede performans sergiliyorum ve şu anda herkes MALICE MIZER’i bir grup olarak görüyor. Ama MALICE MIZER gerçekten bir grup mu acaba…

Yani ayrı bir sanat topluluğu falan da değiliz. (gülüyor) Şimdilik herkesin içine girebilmesi kolay olsun diye grup biçimini kullanıyoruz ama asıl amacımız… Muhtemelen kimse farkında değil.

Fufufu… (gülüyor)

𒀸 İş giderek biraz dinî bir hâl almaya başladı ama…

M: Belki de son kurtarıcı ben olacağım… Bunun ışığın mı yoksa gölgenin mi kurtarıcısı olacağını bilmiyorum ama… Herkesin kalbinin derinliklerinde uyuyan kısmı…

𒀸 Ortaya çıkarmak mı?

M: Ortaya çıkarırsam… Belki de “Keşke fark etmeseydim,” diye düşünebilirler.

𒀸 Peki Mana-chan, sen fark ettiğine memnun musun?

M: İşte bu zor. Ruhum nereye gitmeli? Aşkın, arzunun ve kederin sonuna vardığımda, ben neyi aramalıyım acaba?

Kaynak: Fool’s Mate
Yayın Yılı: 09.1998
Orijinal Dil: Japonca
Çeviri/Scan: Pluto Blackfish

İlk Çeviri Yayınlama: 01.07.2025
Revize Edilmiş Sürüm: 26.08.2026

Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.

Yorumlar

Yorum bırakın