
MALICE MIZER
Coşkuya bürünen duyguların renkleri
Şu anda perde arkasında bir sonraki gelişmenin hazırlığını yapan MALICE MIZER’in yayınladığı yeni single “Le ciel”.
Bir hikâyenin ilk finalini oluşturan “merveilles” turnesinde son şarkı olarak yer alan bu parçaya beş üyenin yüklediği duyguları ve grubun son durumunu ele alan kişisel röportajlar.
Röportaj & metin: Yuki Sugie
Fotoğraflar: Saori Tsuji
Kostüm tasarımı: Yukari Ohba (Midi:Nette)

GACKT
𒀸 “merveilles ~終焉と帰趨~” turnesinde Budokan, Niigata ve Yokohama Arena’daki toplam üç performansınızı izleme fırsatım oldu. Her birinde en çok aklımda kalan sahne, elbette finalde “Le ciel”‘in çalındığı andı. O sahneyi izlerken bir yandan iç acıtıcı bir his oluşuyor, diğer yandan da tuhaf bir şekilde kalbin iyileşiyormuş gibi hissettiriyordu. Belki de Gackt açısından bu turnede, her zamankinden daha fazla bedenini ve ruhunu tükettiğin bir his vardı, ne dersin?
Gackt: Evet… Ama bu benim doğam gibi bir şey. Kendimi tüketmek, seçtiğim bu yolda ilerlerken taşıdığım bir kader. Ayrıca sanırım ben ancak kendimi bu şekilde tamamen ortaya koyduğum bir hayat yaşayabiliyorum. Bundan sonra da hep böyle olacak.
𒀸 Yani sahnede ifade edilen o dünya, Gackt için gerçek bir şey mi?
Gackt: Evet. MALICE MIZER’in dünyası genellikle “teatral”, “fantastik” gibi kelimelerle ifade ediliyor. Ama aslında özünde bulunan şeyler bunların tam tersi; çok daha çamurlu, oldukça çıplak ve gerçek bir tarafı olduğunu düşünüyorum. Elbette sahnede ifade edilen şeyler, o anda bana gelen şeye bedenimi teslim etmemin bir sonucu. Ama aynı zamanda orada benim sahip olduğum ruhsal tarafın da devreye girdiğini düşünüyorum.
𒀸 Tam da bu yüzden, az önce de söylediğim gibi, o final sahnesi izleyen kişi açısından oldukça acı verici. Peki Gackt o şarkıyı söylerken nasıl bir ruh hâlinde oluyor?
Gackt: His olarak anlatacak olursam, “Le ciel”i söylerken sanki yaklaşık beş metre geriden kendi sırtımı sessizce izliyor gibiyim. Orada kişisel duygularım devreye girmiyor. O anda bana inen şeye karşı ruhumun cevap verdiği bir durum bu.
𒀸 Yani yalnızca duygularını şarkıya aktarıp söylemek gibi bir boyuttan söz etmiyoruz.
Gackt: Çünkü bu anlamda ben hiçbir zaman tamamen öznel bir şekilde şarkı söylemiyorum. Elbette ruhumu tüketerek söylediğim anlar vardır. Ama yine de bu yaşam biçimini kendim seçmiş olmaktan ve böylece kendime bir mücadele alanı yaratmış olmaktan mutluluk duyuyorum.
𒀸 Yine de insan yorulmaz mı? Kendini tüketmeye devam etmekten korktuğun oluyor mu?
Gackt: Bana “Ruhsal bir çöküş yaşamayacak mısın?” diye soracak olursanız, bunu ben de bilmiyorum. Gerçek şu ki sanata kendini adamış ya da bu tür işlerde çalışan insanlar arasında ciddi şekilde çöken çok kişi var. Ben de şimdiye kadar böyle pek çok insan gördüm. Hatta bu turneyi izleyenlerden, sahnede sergilediğim ifadenin giderek daha çılgın bir hâl aldığını söyleyenler oldu. Bir yandan da bunun beni bir sanatçı olarak parlatan şey olduğunu söyleyenler vardı.
𒀸 O hâlde artık sana “karizmatik” demek bile yetersiz kalıyor.
Gackt: Bazen benim bu hâlim için “yazık” diyen insanlar da oluyor. Ama böyle düşünmelerine gerek yok. Bizim yarattığımız eserlerden bir şey hissedebilmeleri benim için yeterli. Acınmasını istemiyorum. Diyelim ki bir gün ben ya da biz çökersek, bu yalnızca yeterli güce sahip olmadığımız anlamına gelir, değil mi?
𒀸 Oldukça sert bir bakış açısı.
Gackt: Ama ben bunun hem onurum hem gururum hem de gücüm olduğunu düşünüyorum. Bizi ayakta tutan şey kendi ruhsal gücümüz ve aradığımız cevaba duyduğumuz arzu. Elbette yalnızca bunlar değil; bizi izlemeye gelen insanlardan aldığımız güç de çok büyük. Ama buna bağımlı hâle gelmek tehlikeli değil mi? Üzücü ama her zaman yalnızca iyi hayranların geleceği söylenemez.
𒀸 Ne? Gerçekten mi!?
Gackt: Sanırım bu turnede de MALICE MIZER bileti almak için inanılmaz yüksek bir talep vardı. Buna rağmen salonun içindeki bazı insanların laf attığını görüyorum. Gerçekten çok tuhaf geliyor bana. O kadar uğraşıp bilet alıp sonra böyle bir şey yapmak istiyorlar mı diye düşünüyorum.
𒀸 Kendi arzularını ancak bu şekilde tatmin edebilen insanlar gerçekten çok mutsuz olmalı.
Gackt: Öfkeyi bile aşan bir şey bu; insanın yalnızca acıması geliyor. Gerçekten.
𒀸 Sonuçta… “kötülük ve trajedi” demek tam olarak doğru olmasa da, insanların içinde kötülüğün bulunduğu da bir gerçek galiba.
Gackt: İnsanlarla alay ederek eğlenen insanlar internet dünyasında da yok mu? Bu turne sırasında haftalık dergilerle ilgili meseleler de oldu ama insanın vardığı yer yine hüzün oluyor. “Aynı insanlarız” diye düşündükçe çok üzüldüm ve kendimi çok boş hissettim.
𒀸 “İnsan nedir?” sorusunun peşinden giden MALICE MIZER açısından oldukça ironik bir durum.
Gackt: Ama öte yandan, pek çok şey aracılığıyla insanlardan etkilendiğim ve duygulandığım anlar da oldu. Arkadaşlarım ve çalışanlarım beni korumak için ellerinden geleni yaptıklarında, örneğin. Bu anlamda insanlardan umudumu kesmiş değilim.
𒀸 Bu duyguların tümünün, “Le ciel”i yeniden “Le ciel ~空白の彼方へ~” biçiminde yaratırken de etkili olduğunu düşünüyorum. Gackt için bu şarkı şu anda nasıl bir anlam taşıyor?
Gackt: Çok büyük bir anlam taşıyor. “Le ciel”, onu kendim yazmış olmama rağmen bana pek çok soru yönelten bir şarkı. Gerçek şefkatin ne olduğu sorusunu sürekli gündeme getiriyor.
𒀸 Şefkat temel olarak insanlara yöneltilen ya da insanlardan alınan bir şey gibi geliyor bana. Ama biçimi çok farklı olabilir; zamana ve koşullara göre de değişebilir.
Gackt: Öyle olsa bile bunun hangisinin doğru, hangisinin yanlış olduğunu söylemek mümkün değil, değil mi? Mesela… gerçekten sadece bir örnek veriyorum: Diyelim ki savaş alanındasın ve düşman tarafından takip ediliyorsun. O sırada en yakın arkadaşın vurulup ağır yaralanıyor. Ve sana “Beni boş ver, bırak ve git” diyor. Ama onu orada bırakırsan esir alınacağını ve işkence göreceğini de biliyorsun. Böyle bir durumda benim ne yapacağım da şefkatin sorgulandığı bir an olurdu, diye düşünüyorum.
𒀸 Yani sınır koşullar altında şefkat meselesi.
Gackt: Kaçamayacağımı bilsem bile onu sırtlayıp götürmek mi şefkat? Yoksa onun dediği gibi, ölebilecek olsa bile onu orada bırakmak mı şefkat? Ya da acı içinde “Beni öldür” derse, daha fazla acı çekmemesi için onu öldürmek mi şefkat? Bu çok zor bir mesele değil mi? Elbette bu yalnızca bir örnek ve o durumda ne yapacağımı ben de bilmiyorum. Ama zamana ve yere göre şefkat kavramı da değişiyor. Burada mutlak olarak doğru bir cevap yok; önemli olan insanın ne yapacağı ve ne hissedeceği, değil mi?
𒀸 Bu kez “Le ciel ~空白の彼方へ~”nin önceki hâline kıyasla çok daha kaotik bir taraf barındırmasının nedeni, hakikate yönelik bu sorgulamanın daha da derinleşmiş olması mı?
Gackt: Albümdeki “Le ciel”, Fransa’ya gittiğimde hissettiğim ilk izlenimi somutlaştıran bir parçaydı. Buna karşılık “Le ciel ~空白の彼方へ~”, aradan zaman geçtikçe o ilk izlenimin doğal ve kaçınılmaz bir biçimde genişlemesiyle ortaya çıkan şey. Elbette içinde sözünü ettiğin tarafların da olduğunu düşünüyorum.
𒀸 Dinlediğimde bu versiyon bana aynı manzaraya farklı bir açıdan bakıyormuşum hissi verdi.
Gackt: Anlıyorum. Bu kez o manzaranın merkezinde bulunan kişinin ben olduğumu herkesin hissetmesini istedim. Toprak, gökyüzü, rüzgâr… Fransa’da hissettiğim o duyguyu ses aracılığıyla hissetmenizi istedim. Bu yüzden sound’un da daha ambient bir yöne kaydığını düşünüyorum.
𒀸 Vokali kaydederken nasıl bir ruh hâlindeydin?
Gackt: Belki de zihnim neredeyse tamamen boştu. Ama o noktaya gelene kadar oldukça zordu. Arena konserleri bittikten sonra haftalık dergilerle ilgili meseleler ve başka pek çok şey oldu; bunlar psikolojik olarak beni etkilediği için kayıt sırasında üç gün boyunca sesim çıkmadı. Ama dördüncü gün sabah uyandığımda ‘Söyleyebilirim’ diye hissettim ve gerçekten de doğal bir şekilde söyleyebildim. Yalnızca şarkıyı bitirdiğimde, sanki mum yanıp tükenmiş gibiydim. (gülüyor)
𒀸 Şimdi düşününce, şarkı sonunda piyano sesi kesilerek bitiyor, değil mi? Neden böyle bir biçimde sonlandırdınız? Bende tuhaf bir huzursuzluk hissi uyandırdı.
Gackt: Bu çok sezgisel bir şeydi; öyle yapmak istedim. O piyano melodisi hüzünlü ve dokunaklı ama aynı zamanda canlı, değil mi? Ama bir anda yok oluyor. Bunun bazı insanlarda huzursuzluk yaratmasını anlayabiliyorum. Ben de bu kez kendi yaptığım şeyi dinlerken üzgün olmadığım hâlde gözyaşlarımı durduramadığım oldu. Sanırım bütün bunların nedeni bu şarkının içinde “bir şey” olması. Buradan ne hissedeceğiniz dinleyicilere bağlı. Biz burada yalnızca küçük bir kıvılcım yaratmış olduk. Ama bu şarkı aracılığıyla kendinize bakmanızı istiyorum. Sonra da onu kabullenmenizi… O cevap, sizin istediğiniz cevap olmasa bile.

MANA
𒀸 “merveilles” serisinin başlamasının üzerinden bir yıldan fazla zaman geçti. “merveilles ~終焉と帰趨~” turnesini geride bırakmanızın ardından, Mana’nın şimdiye kadar çizdiği dünyaya yönelik düşüncelerinde bir değişiklik oldu mu?
Mana: Özsel, temel taraf açısından bakarsak pek büyük bir değişiklik olmadı. Ama canlı performanslarda bunu nasıl gösterdiğimiz açısından bir değişim yaşandığını düşünüyorum. Sonuçta Budokan ile taşradaki salonlar arasında fiziksel açıdan pek çok fark vardı.
𒀸 Gerçekten de öyle. Geçen yazki turnenin bütün durakları ayakta izlenen konserlerden oluşuyordu ve aslında bu, ilk ulusal salon turnenizdi.
Mana: Benim için salonlar daha kolaydı. Çünkü ayakta izlenen konserlerde, çeşitli sahne düzenlemeleri yapsak bile bunları göremediğini söyleyen çok insan oluyordu. Elbette o zamanlar turneyi ayakta izlenen konserler şeklinde yapmanın kendine özgü bir anlamı vardı. Ama bu turnede, sanırım aşağı yukarı herkesin iletilmesi gereken şeyi iletebildiğimizi hissediyorum.
𒀸 İzleyici açısından baktığımızda da sahneleme daha anlaşılır hâle gelmişti ve bu sayede pek çok yeni şey keşfettik. Peki sahnede bunu gerçekleştiren taraf açısından nasıldı?
Mana: Hmm… Zor bir soru. Benim açımdan gerek hikâye gerekse konsept zaten kafamda tamamlanmış durumda. Ama bu turneyi izleyen insanlardan gelen mektupları okuduğumda, mektup yazan kişi sayısı kadar farklı yorum olduğunu görüyorum. Bu konuda gerçekten çok şey hissettim. Özellikle bizi ilk kez izleyenlerden gelen mektuplarda samimi tepkiler çok güçlüydü ve bundan çok etkilendim.
𒀸 Yani ortaya koyduğunuz şey, alıcıların zihninde gerçekten genişleyerek farklı biçimler kazanmış.
Mana: İnsanların doğup büyüdükleri ortamlar ve yaşadıkları deneyimler birbirinden farklı. Dolayısıyla herkesin farklı düşüncelere sahip olması ve kendi düşüncesiyle kendi cevabını bulması gayet doğal. Bu yüzden benim kafamda olanla karşı tarafın düşündüğü şey örtüşmese bile bunda bir sorun yok. Birinden bir şey öğrenmek yerine, insanın kendi başına bir şey hissetmesinin önemli olduğunu düşünüyorum.
𒀸 Bunu Mana’nın kendisine uyarlayacak olursak… Mana’nın gözünden MALICE MIZER nasıl görünüyor?
Mana: MALICE MIZER’i yaklaşık altı yıldır yapıyoruz ama başlangıçtaki hislerimle şimdiki hislerim tamamen farklı olabilir. Yaptığımız şeyin temelinde yatan ana konsept aynı, fakat altı yıl boyunca pek çok şey gördüm, hissettim, pek çok insanla tanıştım. Bunların aracılığıyla duygularımın da bir şekilde etkilendiği bir gerçek.
𒀸 Ne tür bir etkiden söz ediyoruz?
Mana: Nasıl desem… Daha da açık bir ifadeyle, MALICE MIZER içindeki kendi rolümü çok daha net görmeye başladım. Kısaca söylemek gerekirse.
𒀸 Daha önce Mana’nın söz ettiği “görev bilinci” de daha mı güçlendi?
Mana: Evet, aynen öyle. Gerçekten de eskiden böyle bir görev bilincim yoktu. Grubu kurduğumuzda, içimde bulunan şeyleri ifade etmek istiyorum düşüncesiyle, biraz belirsiz bir noktadan başladım. Ama zamanla yalnızca benim yapabileceğim şeyler, benim yapmam gereken şeyler olduğunu fark etmeye başladım ve bu beni değiştirdi.
𒀸 Öte yandan bazı üyelerin turne sırasında ruhsal açıdan iniş çıkışlar yaşayıp zorlandığı anlaşılıyor. Mana, sen iyi miydin?
Mana: Bende hiç öyle bir şey olmadı.
𒀸 Hiç dertlendiğin olmuyor mu?
Mana: Oluyor. Ama benim dertlerim her zaman aynı seviyede, sabit bir hâlde oluyor. Ayrıca her şey benim bedenimin içinde süblime oluyor; bu yüzden gidip birine derdimi anlatıp teselli bulmak gibi bir şey de yaşamıyorum.
𒀸 Buna rasyonel demek gerekirse gerçekten rasyonel bir yaklaşım.
Mana: Ama belki de bu, insan olarak biraz yalnızlık verici bir şeydir, ne dersin?
𒀸 Buna gerçekten inanıyor musunuz?
Mana: Yok ya? Aslında ben de pek öyle düşünmüyorum. (gülüyor) Sadece başkaları böyle düşünebilir diye düşünüyorum.
𒀸 İlginç bir duygu dünyası.
Mana: Evet, öyle. Ben böyle tuhaf bir duygu dünyasına sahibim.
𒀸 Yine de, sizin gibi biri için bile bu turnenin finali olan Yokohama Arena’da, her şey bittiği anda bir anlığına duygulanmış olmanız mümkün değil mi?
Mana: Haah… Bu konuda söylemem gereken bir şey var mı, yok mu, onu söylemek bile zor. Hmm… Duygulandım. O kadar insanın çıkardığı tezahürat ve alkışlar karşısında, bunlara karşı içtenlikle duygulandım. Ama bunun dışındaki şeyler hakkında şu an için henüz bir şey söyleyemem.
𒀸 Anladım… (ağlamaklı) O hâlde, bu Arena performansının ardından “Le ciel”, “Le ciel ~空白の彼方へ~” biçiminde yeniden düzenlenip single olarak yayımlanıyor. Bu yeniden kayıt sırasında Mana’nın en çok önem vermek istediği şey neydi?
Mana: İnsanın tereddütleri ve çatışmaları. Ruhun birbirine karıştığı o kaotik taraf. Sanırım bu, en çok şarkının enstrümantal ara bölümünü dinlediğinizde ortaya çıkıyor.
𒀸 İlk versiyonda ağırlıklı olarak grubun sound’unun temel alındığı düzenlemeyle karşılaştırıldığında, bu versiyonda çeşitli ses unsurlarının daha karmaşık biçimde birbirine geçtiği hissediliyor.
Mana: Çünkü daha çok ruhsal bir sound hâline geldi.
𒀸 Özellikle gitar konusunda nasıl bir yaklaşım benimsediniz?
Mana: Ses tonunun kendisinde canlı performanslarda kullandığım sesi kullandım. Ama az önce söylediğim şeyi ifade etmek istediğim için bu kez çalma biçimimi değiştirdim. Tremolo kolunu çok fazla kullandım.
𒀸 Duyduğuma göre çalarken kendinizi oldukça kaptırıyormuşsunuz.
Mana: Evet, kaptırıyordum. Durumu tarif edecek olursam, gitarı çapraz şekilde tutuyordum, gözlerim kapalıydı, ağzım da hafif aralıktı. Böyle mest olmuş bir hâlde çalıyordum.
𒀸 Mana’nın o “mest olmuş” yüzünü gerçekten görmek isterdim. (gülüyor)
Mana: Ama bu, gitaristlerde sık görülen “kendi çaldığım şeye kendimi kaptırdım!” tarzı bir şey kesinlikle değil, tamam mı? Gitar çalıyorum ama gitarın kendisine değil, gitar olmayan başka bir şeyin sesine kendini kaptırmış gibi çalıyordum. Gerçi şarkıya göre değişiyor. Bazı şarkılarda ayakta durup ortalığı dağıtarak çaldığım da oluyor. Ama son zamanlarda, daha doğrusu, müzikten olduğu gibi keyif almakta biraz zorlanıyor olabilirim.
𒀸 Müzikten ziyade, ses düzeyi durumu mu?
Mana: Aynen öyle. Sesin neden bu dünyada var olduğunu ve o sesi çalarken benim neyi çalmam gerektiğini anladığım zaman, müzik benim için artık yalnızca eğlenceli bir şey olmaktan çıktı.
𒀸 Ama ifadeyi değiştirirsek, buna bir tür aydınlanmaya ulaşmak da denebilir, değil mi?
Mana: Ne dersiniz? Dünyada bazen bilmemek daha iyi olan şeyler de vardır. Aşk gibi mesela, değil mi?
𒀸 Mana’dan böyle sözler duymak şaşırtıcı doğrusu. (gülüyor)
Mana: Gerçi bu sadece bir benzetme. Ama bazen “keşke bilmeseydim” dediğimiz şeyler de oluyor; bunların üstesinden geldiğimizde sonunda bir mutluluk hissi elde edebiliyoruz, herhâlde.
𒀸 Peki, bu kayıt sırasında bunun üstesinden gelebildiniz mi?
Mana: Yok… Bunu söyleyemem. (gülüyor) Ama şu sıralar gerçekten zorlanıyorum. Ruhumun kendi yeteneklerime yetişemediği bir durumda olmaya devam ediyorum.
𒀸 Bu da oldukça zor bir mesele.
Mana: Ruhumdan doğan ve ifade etmek istediğim şeyler var. Bunları ifade edebilmek için, ister gözle görülebilen ister kulakla duyulabilen bir biçime sokmam gerekiyor. Ama artık yeteneklerimin buna yetişemediğini hissediyorum. Bu yüzden şu sıralar bir tür çileye girmem gerektiğini düşünüyorum.
𒀸 Bir şelalenin altında suya tutulmayı denemeye ne dersiniz?
Mana: Evet, belki o da iyi olabilir. Yeteneklerim hâlâ yeterince gelişmiş değil, daha da ilerletmem gerekiyor. Üstelik bu yalnızca ders çalışmak ya da pratik yapmakla çözülebilecek bir mesele değil; bu yüzden çok zor. Bir de zamanım yok.
𒀸 Zor bir durum gerçekten. Böyle bir hâlde stres birikmiyor mu?
Mana: Son zamanlarda stres ve çatışma artık her yere yansıyor.
𒀸 Sadece ses konusunda değil yani?
Mana: Gece yarısı garip çığlıklar atmak gibi şeyler… Ya da her gün yılan balığı yemeden duramamak gibi.
𒀸 Her gün mü? Sıkılmıyor musunuz?!
Mana: İnanılmaz ama vücudum yılan balığını resmen istiyor. (gülüyor)
𒀸 Bir dönemki köri çılgınlığı gibi yani. (gülüyor)
Mana: Ama köriyi en azından kendim yapabiliyorum, o yüzden sorun değil. Yılan balığını ise henüz kendim yapamıyorum.
𒀸 “Henüz” dediğinize göre, ileride kendiniz yapmayı mı düşünüyorsunuz??
Mana: İlgimi çekiyor. Şu sıralar çeşitli yılan balığı restoranlarını dolaşıyorum. Geçenlerde bir restoranda ustanın yaşam biçimini gözlemleme fırsatım oldu ve bundan gerçekten çok etkilendim. O insanın yılan balığına duyduğu tutkuya bakmak gerçekten muhteşemdi.
Yu~ki: Bu kadar abartılacak ne var ki?
(Yan tarafta sessizce çikolata yiyen Yu~ki bir anda lafa girer.)
Mana: Hiç anlamıyorsun. Yılan balığında romantizm ve duygu var.
𒀸 …………

KÖZİ
𒀸 Fiilen MALICE MIZER’in ilk ulusal salon turnesi olan “merveilles ~終焉と帰趨~” Temmuz ayında sona erdi. Közi için dolu dolu, tatmin edici günler oldu mu?
Közi: Oldu tabii. Öncelikle personel kadrosu geçen yıldan tamamen farklıydı. Budokan’dakiyle aynı seti, aynı yapıyı ve aynı sahne düzenlemelerini bütün turne boyunca yanımızda götürdük, dolayısıyla gerçekten büyük bir ekip olduk. Bunu yalnızca bizim yaptığımız değil, hep birlikte yaptığımız yönünde çok güçlü bir bilinç vardı. Hep birlikte kaplıcaya bile gittik.
𒀸 Bunun için gerçekten zamanınız oldu mu?
Közi: Hmm, yoktu ama zorla yarattık. (gülüyor) Dogo Onsen’e gittik. Üyelerden sadece Kami’yle ben girdik.
𒀸 Sadece ikiniz mi?
Közi: Yok, yani… diğerleri utangaç insanlar. Değil mi, Yu~ki-chan?
(Yanında PowerBook’uyla uğraşan Yu~ki’nin yüzüne doğru eğilerek.)
Yu~ki: Çünkü gerçekten hiç zaman olmadığını, ancak beş ya da on dakika girebileceğimizi söylediler.
𒀸 Gerçekten de çok sıkışık bir programmış.
Közi: Evet, öyleydi. Turne boyunca ne olursa olsun sürekli meşguldük. Yolculuk sırasında bile genellikle personelle toplantı yapıyorduk. Ama böyle zamanımız azken bile insan bir kaplıcaya girmek istiyor, değil mi?
Yu~ki: Yok, uğraşamam.
𒀸 İnsanların değerleri farklı demek. (gülüyor)
Közi: Tam da zaman sınırlı olduğu için onu verimli kullanmak istiyorsun. Gerçi o verimli kullanımın ne olduğu kişiden kişiye değişiyor. Kaplıcada bir sürü fotoğraf da çektik.
𒀸 Kaplıcada mı? Ne tür fotoğraflar?!
Közi: Ne olacak, tabii ki çırılçıplak fotoğraflar.
𒀸 Kimin?
Közi: Benimle Kami’nin. Gerçi kimlerin göreceğini ve nerede yeniden ortaya çıkacağını bilemediğimiz için, tedbir olsun diye güneş gözlüğü takmıştık.
𒀸 Çıplak olup yalnızca güneş gözlüğü takmak… oldukça sürreal bir görüntü değil mi?
Közi: Aynen. Sonradan baktığımızda aşırı derecede doğal olmayan fotoğraflardı. (gülüyor)
Yu~ki:(kahkahalara boğulur)
𒀸 Peki neden böyle fotoğraflar çektiniz?
Közi: Hmm? Seyirlik olsun diye. Gerçi herhâlde bir gün bir yerlerde ortaya çıkma fırsatı bulurlar.
𒀸 Haa… öyle mi…
Közi: Mesela fan kulübünün bülteninde falan kullanabiliriz.
𒀸 Tabii fotoğraflara sansür uygulanacaktır, değil mi?
Közi: Öyle bir şey yapılmaz herhâlde. Öyle olursa gerçeği anlatamayız. Sonuçta biz gerçeği arayan bir grubuz.
𒀸 Anlaşılan turne böyle saçma sapan anekdotlarla da doluydu. (gülüyor) Peki ciddi anlamda herhangi bir keşif ya da farkındalık da yaşadın mı?
Közi: O da oldu. Hem de fazlasıyla. Aynı yapıyı ve aynı sahne düzenini kullansak bile hiçbir konser bir öncekinin aynısı olmadı, olamadı. Bunun bir nedeni de seyircilerle birlikte yarattığımız bir alan olması. Dolayısıyla orada elde edebileceğin şeyler de yalnızca o anda elde edebileceğin şeyler oluyor.
Bu yüzden bu turnenin benim için ne kadar büyük bir şey hâline geldiğini, “şu kısmı şöyleydi” diye somutlaştırarak anlatamayacak kadar büyük olduğunu düşünüyorum. Bir de… özellikle ilk kez “yalnız değilim” duygusunun ortaya çıktığını düşünüyorum.
♪ Yalnız değiliiiim ♪
(İdol dönemindeki Amachi Mari’nin şarkısını taklit ediyor. Bilmeyen okuyucular büyüklerine sorsun.)
Böyle bir his işte. (gülüyor)
𒀸 Yani ne yaparsan yap seni destekleyen, seni anlayan insanların bulunduğunun farkına varmaya başlamaktan mı söz ediyorsun?
Közi: Evet. Personel de, seyirciler de dâhil olmak üzere herkesin MALICE MIZER’in dünyasını oluşturan unsurlar olduğu konusunda daha önce de konuşmuştuk. Ama bunu yeniden gerçekten hissettim.
𒀸 O hâlde örneğin Budokan’ın hemen ardından doğrudan Yokohama Arena’ya çıksaydınız ve bu turneyi yapmamış olsaydınız, orada ortaya çıkacak şeyin tamamen farklı olması oldukça muhtemel miydi?
Közi: Kesinlikle farklı olurdu. Bu yüzden Arena’da ben de Budokan zamanına göre çok daha rahat performans gösterebildim. Elbette kendi açımdan çözmem gereken meseleler vardı ama bu, gereksiz yere kendimi kasmam anlamına gelmedi. Gerçi karnımı biraz kasıyordum.
𒀸 O da ne demek?!
Közi: Biraz göbeğim çıkmıştı da. (gülüyor) Arena’nın başındaki kostüm göbeği ortaya çıkaran bir şeydi, değil mi?
𒀸 Haa, mesele buymuş. (gülüyor)
Közi: Çünkü turneden döndüğümde fena hâlde kilo almıştım. Taşraya gidince insan her yerde güzel yemekler yiyor.
𒀸 Yapacak bir şey yok tabii.
Közi: Son zamanlarda yine durum fena. Yemeden duramayacak hâle geliyorum. Her gün çeşitli şeyler yüzünden zorlanıyorum.
𒀸 Biraz aşırı yemek yeme eğiliminde misin?
Közi: Aynen. Abartırsam günde beş öğün yiyor bile olabilirim. Stresten kaynaklanıyor.
𒀸 Közi, genellikle oldukça rahat görünüyorsun ama aslında bu konuda beklenmedik derecede hassas mısın?
Közi: Tabii ki. Sonuçta bunu böyleymiş gibi göstermenin de bir sınırı var. Temelde pozitif bir herifim ama yine de bazı zamanlar oluyor. “Ne istiyorsun benden? Beni bu kadar mı köşeye sıkıştıracaksın?!” gibi. (gülüyor)
Yu~ki:(yine kahkahalara boğulur)
𒀸 Günümüzün hayat şartları zaten yeterince zor. Böyle bir ortamda turneyi ve Arena konserini iyi bir şekilde tamamlamış olmanın verdiği özgüven insanı ayakta tutuyor olabilir mi?
Közi: Evet! O bile olmasaydı şimdiye kadar çoktan yerde sürünüyor olurdum herhâlde. Bizim şarkı söyleyen adam canlı performanslar hakkında sık sık “Döneceğim yer orası…” diye havalı havalı konuşuyor ya… (Gackt’ın konuşma tarzıyla) İşte son zamanlarda o sözün ne anlama geldiğini nihayet anlamaya başladığımı hissediyorum.
𒀸 Bu düşünceler, doğal olarak bu kez “Le ciel ~空白の彼方へ~” kayıtlarında da kendini gösterdi mi?
Közi: Sanırım gösterdi. Aynı zamanda bu şarkı konusunda özellikle bestecinin düşüncelerine önem vermek istedim. Sonuçta grup olarak bütün üyelerin duyarlılıklarını kullanarak yeniden yapmak söz konusu olsa bile, sözleri de müziği de başlangıçta Gackt yazmıştı. Bu yüzden onun fikrine saygı göstermenin şarkıya daha fazla ikna edicilik kazandıracağını düşündüm.
𒀸 Turne boyunca bu şarkının kendisiyle epey yakınlaştığınızı düşünüyorum. Peki Közi için “Le ciel”, “üzücü”, “acı verici”, “nazik”, “ağır” gibi ifadelerle tarif edecek olursak nasıl bir his taşıyor?
Közi: “Üzücü”, “acı verici” gibi şeylerin hepsini içeren, insanın sahip olduğu bütün duyguların topyekûn kaosun içinde olduğu bir şey gibi. Sanırım bu da bu kez ortaya çıkan sese yansıdı.
𒀸 Gerçekten de. Gitar da sanki kişniyor gibi.
Közi: Gitarı çok çaldım. Bu sefer delicesine çaldım.
𒀸 Yaklaşık kaç gitar kullandınız?
Közi: Normal bir elektro gitar ve naylon telli klasik gitarın elektrikli versiyonu olan bir ele-gat olmak üzere iki tane.
𒀸 O ele-gat’ın sesi gerçekten oldukça etkileyici.
Közi: Bu sefer o ses daha en başından kafamda çalıyordu. Ben de “Bunda ele-gat’tan başka çare yok” diye düşündüm.
𒀸 Kayıt sırasında ruhsal açıdan ne durumda olduğunuzu hatırlıyor musunuz?
Közi: Herhâlde yine kaotik bir durumdu. Kulaklık da takmadım, click de dinlemedim. Gerçi bu zaten her zamanki hâlim.
𒀸 Ee, o zaman neye göre çalıyorsunuz?
Közi: Karın saatime göre. (gülüyor)
𒀸 Lütfen düzgün cevap verin! (gülüyor)
Közi: Ama yarısı şaka. Gerçekte kendi bedenime ve duygularıma göre çalıyorum. Özellikle bu şarkının fazla katı bir havası olsun istemedim. Bu açıdan canlı performanstaki hisle aynı. Dolayısıyla bunu şimdi yeniden kaydetsem muhtemelen yine farklı bir şey ortaya çıkardı.
Düşünce biçimi olarak, “bu da Le ciel’in bir tanesi” demek değil mi? Bunun bütün cevap olduğu anlamına gelmiyor.
𒀸 Bu single’ın yayımlanmasıyla birlikte MALICE MIZER şimdilik “merveilles serisi” kapsamındaki faaliyetlerine bir nokta koymuş olacak. Bir sonraki adımla ilgili planlar da artık yavaş yavaş şekillenmeye başladı mı?
Közi: Tabii ki. Gayet net bir şekilde görüyorum.
𒀸 Ne kadar net?
Közi: Hmm… “oboro” kadar.
𒀸 “Oboro” mu?
Közi: “Oboroge nagara”nın, yani “belirsiz bir şekilde”nin…
𒀸 Ee? Bu aslında hiç net görünmediği anlamına gelmiyor mu? (gülüyor)
Közi: Hayır! Her şey senaryoya göre ilerliyor!

YU~KI
𒀸 Yokohama Arena’daki konserle birlikte “merveilles ~終焉と帰趨~” turnesi finaline ulaştı. Yu~ki için bu turne nasıl bir anlam taşıdı?
Yu~ki: Çeşitli yerlerde çeşitli insanlarla tanıştığımız ve çeşitli sahnelere çıktığımız bir turneydi ama bu konseptle ilgili her şeyin henüz tamamen sona ermediğini hissediyorum. Gerçi bir anlamda bir noktaya geldik. Ama personelle aramızdaki güven ilişkisi de dâhil olmak üzere, insanlarla kurduğumuz temaslar sırasında bu kez çok fazla şey hissettim.
Bu yüzden her seferinde aynı şarkıları çalsam bile, kendi açımdan farklı duygular ve farklı hislerle çaldığım zamanlar oldu. Çok şey kazandım.
𒀸 Örneğin, kayıt yaptığınız zamankinden farklı yorumların şarkılara yansımaya başladığını mı söylüyorsunuz?
Yu~ki: Evet, öyle. Ama bu, zihnimde düşünüp oluşturduğum bir yorum değil. Daha doğal, sezgisel bir düzeyde farklılıkların ortaya çıkması gibi. Çalarken fark ettiğimde gözyaşlarımın yanaklarımdan süzüldüğü oluyordu. Üstelik bir türlü durmuyordu.
𒀸 Daha önce böyle bir deneyim yaşamış mıydınız?
Yu~ki: Hayır, yaşamamıştım. Böyle nedensizce yoğun bir şekilde üzülmek ya da insanın içine saplanır gibi bir acı hissetmek benim için ilk kezdi. Ama aslında sahnede olduğum zamanlarda, böyle anlarda şaşırtıcı biçimde sakinleşebiliyorsunuz. “Ah, böyle ağlayıp durursam çok utanırım” diye düşünüyordum. (gülüyor)
𒀸 Yok canım, bence utanılacak bir şey değil.
Yu~ki: Sanırım hem fiziksel hem de ruhsal açıdan epey sınırda bir durumda performans gösteriyordum. O yüzden sinirlerim fazlasıyla hassaslaşmış olabilir.
𒀸 Bütün bunları yaşadıktan sonra Arena konseri, Yu~ki için güçlü bir başarı ve tamamlanmışlık duygusu yaratmış olabilir.
Yu~ki: Tam anlamıyla “gözümün önünden bir film şeridi geçer gibi” birçok şeyi hatırladım. “au revoir” ya da “エーゲ”yi çalarken, “Ah, böyle şeyler de olmuştu” diye biraz uzaklara dalarak hatırladığım anlar oldu. (gülüyor)
Ben bile şaşırdım. “Neden şimdi, tam burada Fransa’ya gittiğim zamanı hatırlıyorum?” diye düşündüm.
𒀸 Yalnızca turne sırasında yaşananları değil, o zamanki şeyleri de mi?
Yu~ki: Evet. Bir anda kafamın içinden hızla geçiverdi. Ve tam o anda, “Ah! Yanlış çaldım!” gibi bir şey oldu. (gülüyor)
𒀸 Demek ki şarkının taşıdığı duygunun içine bu kadar dalmıştınız. (gülüyor)
Yu~ki: Öyle de denebilir. (gülüyor) Ama son zamanlarda gerçekten şunu düşünüyorum: Eskiden canlı performanslarda hata yapmadan, mümkün olduğunca doğru çalmaya çalışmak benim için çok önemliydi. Ama sonuçta bu bir canlı performans. Bunun dışında, “yalnızca o anda ortaya çıkabilecek şeyler” de var, değil mi? Bence artık bunlara biraz daha fazla değer verebilirim.
Elbette asgari düzeyde korunması gereken şeyleri korumak gerekir. Ama kendi duygusal eğrimdeki değişime göre ritmi biraz olsun öne çekmem bile bence sorun olmayabilir. Bu açıdan Kami’nin bana yardımcı olduğu çok nokta oldu.
𒀸 Arena konserinde, bir performans sanatçısı olarak sizin için en duygusal an hangisiydi?
Yu~ki: Kesinlikle… “Le ciel”in sonundaki sahneydi. O bölüm var ya, kaç kez yapsam da gerçekten insanı içine çeken bir tarafı oluyor. Özellikle Arena’da, turnede yaptığımız gösteriden bazı açılardan farklıydı. Bir de mekânın o kadar geniş olması nedeniyle yeniden çok taze bir his verdi.
𒀸 Bu kez “Le ciel”, “Le ciel ~空白の彼方へ~” biçiminde yeniden düzenlenip single olarak yayımlanıyor. Yeniden kayıt sırasında Yu~ki olarak özellikle nelere dikkat ettiniz?
Yu~ki: Buraya kadar turneyi sürdürdüğümüzde, bu şarkının seriyi sonlandıran bir rolü olduğunu düşünüyorum. Ama benim özellikle önem verdiğim şey, şarkının sahip olduğu duyguyu ne ölçüde sese dönüştürüp ifade edebileceğimdi.
Ne kadar zor şeyler yapacağım gibi bir mesele değildi. Günlük hayatım boyunca hissettiğim şeyleri, çeşitli insanlarla temas ederek öğrendiğim duyguları ve bunların hepsini ortaya koyabilsem yeterli olur diye düşünüyordum.
𒀸 Bunun sonucunda bu kez “Le ciel ~空白の彼方へ~”, albümde yer alan “Le ciel”den biraz farklı bir izlenime sahip oldu.
Yu~ki: Evet, mesela etnik vurmalı çalgıları andıran loop sesleri de var. Bu kez böyle seslerin eklenmesiyle şarkı, aslında en başından beri bu şarkıyla ilgili kafamda taşıdığım imgeye daha da yaklaştı.
𒀸 Peki bu imge nasıl bir şey?
Yu~ki: Doğa, uçsuz bucaksız gökyüzü, yaşamın sıcaklığı gibi hisler.
𒀸 Gerçekten de daha büyük bir ölçeğe kavuşmuş gibi geliyor.
Yu~ki: Bu düzenlemenin temelini Gackt düşünmüştü ama ritim kısmını Kami en başından beri oldukça ayrıntılı ve özenli bir şekilde oluşturuyordu. Ben de onu dinleyip üzerine sesler ekleyerek kayıt yaptım.
𒀸 Bu sırada yaklaşım açısından bakıldığında, basın ses rengi de önceki versiyondan oldukça farklıydı, değil mi?
Yu~ki: Önceden fretless bas kullanıyordum ama bu kez normal bas çaldım. Bu yüzden ses açısından çok daha doğrudan bir hâle geldiğini düşünüyorum.
𒀸 Bu, turne sırasında geliştirdiğiniz tarzı kayıt sürecine de yansıttığınız anlamına mı geliyor?
Yu~ki: Hayır, ama kayıt ile canlı performans birbirinden farklı şeyler. Elbette canlı performanstan edindiğim çeşitli şeylerin etkilediği noktalar var. Ama kayıt sırasında üzerinde çok daha fazla düşünüp çalışabiliyorsunuz.
Özellikle bu seferki gibi bir düzenlemeye geldiğimizde, grupla provaya girip defalarca birlikte çalarak sonra kaydetmekten farklı oluyor, değil mi?
𒀸 Loop seslerinin de devreye girmesiyle daha karmaşık bir hâle geliyor.
Yu~ki: Tam da bu yüzden, yapan tarafın kusursuz bir imgeyi kavrayana kadar geçirdiği süreç zor oluyor. Canlıda yaptıklarımızı bir kenara koyup, bunu sıfırdan yeniden düşünmek gerekiyor. His olarak, bir kez tamamlanmış bir yapbozu parçalayıp yeniden en baştan yapmak gibi.
Üstelik ortaya çıkan resmin önceki versiyondan farklı bir açıya sahip olması gibi bir durum da var.
𒀸 Zor bir süreç gerçekten.
Yu~ki: Öyle yanları da var ama bundan daha önemlisi, benim için çok taze ve uyarıcı bir deneyimdi; bundan memnun kaldım. Şimdi geriye, bunu dinleyen insanların ne hissedeceği kalıyor.
𒀸 Bugün burada konuştuklarımızı dinlerken şöyle bir şey hissettim: Yu~ki, eskisine göre daha girişken olmuş gibi değil mi?
Yu~ki: Nasıl desem? Öyleymiş gibi gelmiyor da değil… Ama şimdi böyle söyleyince, eskiden kendi fikirlerimi ve düşüncelerimi bastırdığım zamanlar olmuş olabilir. Bir de yaptığım şeylere bakışımın yavaş yavaş değiştiği söylenebilir.
𒀸 Nasıl değişti?
Yu~ki: Müzik aracılığıyla onu alan insanlar üzerinde bir şekilde etki yaratmak istiyorum. Hatta bunun gerçekten gerçekleşebildiğine dair bir his de taşıyorum. Galiba bu konuda giderek daha hırslı hâle geliyorum.
Sonuçta mektup aldığımda mutlu oluyorum. “Aa, demek herkes böyle hissediyor” diye düşünüyorum. Böyle olunca da daha fazla çabalamak istiyorum.
Gerçi benim durumum Kami gibi “Size benim hayatımı göstereceğim!” diyecek kadar ileri gitmiyor. Benim öyle bir rock ruhum yok. (gülüyor)
𒀸 Ama yine de oldukça fazla “ateş” gelmiş gibi değil mi? Canlı performansta duygulanmanız, müziğin kendisine karşı daha hırslı hâle gelmeniz gibi…
Yu~ki: Herhâlde sonunda kan dolaşmaya başladı; insan olarak. “İnsan nedir?” temasının peşinden gitmeye değmiş demek ki. (gülüyor)
𒀸 O zaman daha önce insan değil miydiniz?
Yu~ki: Ha? Belki de öyleydi. Bu sefer de video ve fotoğraflardaki görünüşüm insan gibi değil zaten. (gülüyor)
𒀸 Peki bu single ile “merveilles serisi”ni tamamlayan MALICE MIZER bundan sonra nereye gitmeye çalışıyor? Kişisel görüşünüzü öğrenebilir miyiz?
Yu~ki: Bilmiyorum. Ama kişisel açıdan soruyorsanız, şimdilik bir yerlere seyahat etmek istiyorum.
𒀸 Yine mi? Bir ara Banana Wani-en demiştiniz. Bu kez nereye gitmek istiyorsunuz?
Yu~ki: Yakın/Orta Doğu’ya herhâlde.
𒀸 Ne yapmak için?
Yu~ki: Yani, aslında pek bilmiyorum ama öyle bir his var. O tarafların halk çalgıları falan ilginç olabilir, değil mi?
𒀸 Konu biraz asıl amacından saptı sanki. (gülüyor)
Yu~ki: Eh, küçük şeyleri kafanıza takmayın. Gerçi… Yakın/Orta Doğu neresi ki?!

KAMİ
𒀸 Biraz geçmişte kalmış bir konu ama, MALICE MIZER için fiilen ilk ulusal salon turnesi olan “merveilles ~終焉と帰趨~” senin için de çok şey kazandığın bir turne oldu, değil mi Kami-kun?
Kami: Ah, evet… Orası gerçekten derindi. Oldukça derindi ama kısaca söylemek gerekirse, şimdiye kadar sürdürdüğümüz “merveilles” akışı vardı ve ben onun içinde yer alan şeyleri kendi tarzımla ifade edebilmek için sürekli çabalıyordum. Ama turne sırasında biraz sağlığımı bozdum.
𒀸 Doğru, turne sırasında bir kez Tokyo’ya döndüğünde fenalaşmıştın, değil mi?
Kami: Evet. Şöyle bir şey oldu: “merveilles” dünyasına dair hislerim giderek daha da derinleşirken, bedenim buna ayak uyduramadı. Sonuçta turnenin ikinci yarısından itibaren, sanki kötü taraflarım giderek daha fazla ortaya çıktı.
𒀸 Kötü taraflar derken, özellikle ne gibi şeylerden söz ediyorsun?
Kami: Hmm… Bu aslında benim içimde yaşadığım bir mesele. Davulcu olarak nasıl çaldığım gibi bir mesele de değil. Nasıl anlatsam? Şöyle… Canlı performans sırasında işler istediğim gibi gitmediğinde, gereksiz duygular devreye giriyor. Bir tür zihinsel dağınıklığın beni engellemesi gibi.
𒀸 Yani bunlar, Yokohama Arena’daki final konserine kadar senin için büyük bir sorun hâline geldi?
Kami: Gerçekten çok büyük bir sorundu. Üstelik sonunda da bunu tamamen aşamadım.
𒀸 Öyle mi!?
Kami: Turne bitene kadar sürekli kendimi kötü hissediyordum.
𒀸 Ama izleyen biri olarak baktığımda, Arena’daki Kami’de bu kadar ciddi bir sorun olduğunu hissetmedim.
Kami: Sanırım turneyi sürdürürken büyüyen tarafım, dışarıdan öyle görünmemi sağladı. Fiziksel olarak da ruhsal olarak da tam anlamıyla iyi durumda değildim; kendi içimde bazı şeyler tam olarak birbirine oturmamış olsa bile, sanırım bunları bir şekilde telafi edecek bir şeyler kazanmışım.
𒀸 Bu, belki de kelimelere dökülmesi zor olan bir tür gelişimdi?
Kami: Evet, tam olarak öyle. Ben de o günün, yani Yokohama Arena’nın videosunu sonradan izlediğimde, o sırada düşündüğüm kadar kötü olmadığımı fark ettim ve bu bana garip geldi. Ama bunun muhtemelen gelişmek anlamına geldiğini hissettim.
Bir de grup arkadaşlarımdan ve bizi izlemeye gelen insanlardan aldığım, görünmeyen bir güç vardı ya… Sanırım onun da etkisi çok büyüktü.
𒀸 Bütün bu zorluklara rağmen, bu kadar çok konser verdikten sonra, Kami’nin içinde canlı performansların içeriğine dair yorumunun da yavaş yavaş değiştiğini söyleyebilir miyiz?
Kami: Canlı performansın tamamına yönelik olmaktan ziyade, değişen şey her bir şarkıya dair hislerim ve yorumumdu. Çünkü bütünün ötesinde, her şarkının kendine ait bir konsepti ve hikâyesi de var. Bunları ne ölçüde kendi tarzımla ortaya koyabileceğim meselesi zaten uzun zamandır üzerinde çalıştığım bir konu.
𒀸 Bir şarkıya ne kadar duygusal olarak bağlanırsanız, orada bir tür “duygusal dalgalanma” ortaya çıkıyor. Bir davulcu için de bu “dalgalanmayı” ritmik istikrarla nasıl birleştireceği zor bir mesele olabilir.
Kami: Evet, bu benim uzun zamandır peşinden gittiğim büyük bir mesele. Gerçi turnenin ilk yarısı bu açıdan iyiydi.
Bir de Arena konusunda, şarkı sıralaması turnenin asıl bölümünden biraz farklıydı, değil mi? Bu da zorlayıcıydı. Çünkü turnede ikinci yarıda yaptığımız o coşkulu, kendimizi bıraktığımız bölüm bir anda en başa gelmişti.
𒀸 Aniden enerjiyi yükseltmeniz gerektiği için zor olabilir.
Kami: Hayır, enerjiyi yükseltmek açısından pek sorun yoktu. Ama daha en baştan öyle olunca, sakin olan kendimi kaybedecekmişim gibi hissettim ve biraz korkutucuydu. (gülüyor)
𒀸 Bir anlamda kontrolden çıkmaya yakın bir durum muydu?
Kami: Kendimi frenleyememek gibiydi. Ibaraki’deki konserde de bütün performans boyunca gözyaşlarımın bir türlü durmaması zordu.
𒀸 Sürekli ağlamak izleyenler için de korkutucu olmuştur herhâlde.
Kami: Ama gözyaşlarımı gizleyecek kadar anormal derecede terliyordum, o yüzden pek fark edilmemiş olabilir. Ateşim yaklaşık 39 dereceydi; ateş düşürücü de almıştım, onun etkisi de olmuştur herhâlde. Bütün vücudumdaki suyun dışarı çıktığını hissediyordum.
Ruhsal olarak da düşük müydüm, yüksek miydim, ben bile anlayamıyordum. “Galiba benim durumum gerçekten kötü” diye düşündüğüm oldu. (gülüyor)
Ama o sırada normalde bedenimin hareket etmemesi gerekmesine rağmen, yine de içimde bir şey uyandı.
𒀸 Bir tür uyanış yaşadın yani.
Kami: Evet. Sonra, kendi içimde farkında bile olmadığım böylesine güçlü bir gücün uyumakta olduğunu fark etmek bile beni yeniden duygulandırdı ve ağladım. (gülüyor)
𒀸 Belki biraz abartılı olacak ama, bu hayat görüşünü değiştirecek türden bir deneyim değil mi?
Kami: Ama gerçekten, bunu söylemenin abartı olmayacağı kadar güçlü bir his yaşamış olabilirim.
𒀸 Final Arena konserinde, Kami’nin içtenlikle teşekkür ettiği bir an vardı. O sırada şöyle düşündüm: “Bu insanın bu kadar açık bir ifadeyi dışarıya yansıtması ne kadar da nadir.”
Kami: Evet, gerçekten nadir bir şey. Aslında ben özünde dürüst ve açık bir insanım ama bunu günlük hayatta pek dışarıya gösteremiyorum. (utangaçça gülüyor)
𒀸 Turnede kazandığın bütün bu deneyimler, “Le ciel”i “Le ciel ~空白の彼方へ~” biçiminde yeniden kaydederken de işe yaradı mı?
Kami: Ah… Aslında burada “evet” demek isterdim. (gülüyor) Ama onun ritmini aslında turne sırasında kaydetmiştik.
𒀸 Yine de yeniden kayıt sırasında özellikle dikkat ettiğin bir şey olmuştur, değil mi?
Kami: Önceki “Le ciel”i evde dinlerken de, canlı performansta çalarken de, onda farklı yüzler ortaya çıktığını hissediyordum. “Bunu biraz daha şöyle yapsam daha iyi olmaz mı?” diye düşündüğüm noktalar vardı. Ben de işte o tarafları kullandım.
𒀸 Albüm versiyonu daha çok bir grup sound’u gibiydi, ama bu kez ritim daha sıra dışı bir hâle gelmiş ve bambaşka bir izlenim veriyor.
Kami: Loop’lar da kullandık. Ara bölümde dört kadar ritim üst üste biniyor. Ama bir kez tamamlanmış bir şeyi yeniden yapmak gerçekten zor. Çok düşündüm.
𒀸 Tahmin edebiliyorum.
Kami: Bunu şöyle düşünebilirsin: Şarkıyı bir kişiliğe benzetirsek, şimdiye kadarki “Le ciel” yalnızca şefkati bilen biri gibiydi. Bu kez ise sadece şefkati değil, öfkeyi ve daha birçok farklı duyguyu da öğrenmiş biri gibi duyulmasını istedim.
𒀸 Yani daha insana yakın bir hâle gelmiş gibi?
Kami: Aynen öyle. İnce duygusal değişimleri bile seslerin dengesini ve çalma biçimimi değiştirerek ifade etmeye çalıştım. Özellikle ara bölüm çok güçlü. Zillerde kontrolsüzce vuruşlar falan var. (gülüyor)
𒀸 “Kontrolsüzce vuruşlar” sözü bile kulağa oldukça güçlü geliyor. (gülüyor)
Kami: Hayır, ama gerçekten de bunlar benim yaşayış biçimimi yansıtan sesler. (生きざま)
𒀸 İşte geldi “yaşayış biçimi” açıklaması.
Kami: Çünkü gerçekten de o bölüm tam anlamıyla benim yaşayış biçimim. Kontrolsüzce vurmaktan başka, bağırıyorum da. O ara bölümde.
𒀸 Sesin de kayda girmiş miydi!?
Kami: İyi dinleyin. Gerçi iyi dinleseniz bile efekt uygulandığı için pek anlayamayabilirsiniz. (gülüyor)
𒀸 Peki o bağırış hangi durumda ortaya çıktı?
Kami: Ha? Yani, çalarken çıkardığım sesleri mikrofon tesadüfen yakalamış.
𒀸 Yani tesadüfen ortaya çıkan bir şeydi.
Kami: Bu kez tesadüfen ortaya çıkan şeyler gerçekten çoktu. Mesela Gackt bana “Ritmi umursama, istediğin gibi çal” dedi ve bazı yerlerde o kaydı olduğu gibi kullandık.
𒀸 Böyle durumlarda benimsediğin yaklaşım, davulcu kimliğinin ötesine geçiyor mu?
Kami: Evet. O noktada kendimi pek davulcu gibi hissetmiyordum. Çünkü yalnızca davulcu olarak hareket etseydim, muhtemelen belli ölçüde kalıpların içinde kalan bir şey ortaya çıkardı. O sırada tamamen bir ifade sanatçısı konumundaydım.
𒀸 Tam anlamıyla “yaşayış biçimi” diyebiliriz.
Kami: Gackt sık sık kendisinin şarkının kahramanı olduğunu düşünerek söylediğini anlatıyor. Ben de aynı duyguyla yapıyorum. Kendimi şarkının kahramanı olmuş gibi hissediyorum.
𒀸 Belki zor bir soru ama Kami’ye göre bu şarkıdaki Luciel karakteri sonunda kurtuluyor mu?
Kami: Kim bilir… Bu şarkının yorumu benim o anki ruh hâlime göre bile değişiyor. Dileğim, kurtulmuş olması. Ama gerçekten ne olduğunu herkes kendi içinde hissedip düşünsün.



1997 Temmuz’unda…
1997 Temmuz’unda Malice Mizer, “merveilles” adlı hikâyenin bir perdesini kapattı. Ancak onların hikâyesi henüz sona ermiş değildi.
Malice Mizer’ın sahnede ördüğü “kötülük ve trajedi” dünyasının, o gizemli ve sonsuz hikâyenin parçalarını burada yeniden canlandırıyoruz.
Sonsuz bir hikâye yazan grup, bir sonraki perdeyi açmadan önce…
ACİL YAYIN KARARI!
MALICE MIZER
Canlı Tarih Fotoğraf Kitabı
『retour [ルトゥール] (Geçici Başlık)』
Yaklaşık beş yıl boyunca dergimizin takip ettiği Malice Mizer’ın canlı sahnelerine yüklediği hikâyeyi, üyelerin yorumları ve fotoğraf çekimleriyle yeniden kurguluyoruz.
Bugüne kadar yayımlanmamış çok değerli canlı fotoğraflarının yanı sıra, grubun kuruluşundan itibaren eksiksiz kronolojisi ve tarihçe röportajlarını da içeren, hayranların mutlaka edinmesi gereken kalıcı bir arşiv niteliğinde özel baskı.
Kasım ayında yayımlanması planlanıyor.
Ayrıntılar, Fool’s Mate’in 12. sayısında (29 Ekim’de yayımlanacak) duyurulacaktır.
Tahmini fiyat: 3.000 yen (+600 yen kargo)
Yalnızca posta yoluyla siparişe özel hediyesi: B2 poster
Hediyeler sınırlı sayıda olduğundan, lütfen başvurunuzu mümkün olduğunca erken yapınız.
Kitapçı Sipariş Formu
(Fotokopi yapılabilir.)
Kitapçı mührü
Kitabın adı:
retour [ルトゥール] (Geçici Başlık)
Tahmini fiyat: 3.000 yen
◇ Adres
◇ Ad Soyad
Rezervasyon adedi: ______ adet
Yayınevi: Fool’s Mate
☎ 03-3374-6117
Rezervasyon yapmak isteyenlerin bu formu en yakın kitapçıya götürerek başvuruda bulunmaları rica olunur.
Posta yoluyla rezervasyon veya sipariş vermek isteyenler, her bir kitap için 3.000 yen + 600 yen kargo = 3.600 yen tutarını şirketimize göndermelidir.
Para gönderme yöntemleri için derginin “Back Number Communication” sayfasına bakınız.
MALICE MIZER
Yeni Single — 30 Eylül’de Çıkıyor
Le ciel ~空白の彼方へ~
CODA-1617
840 yen (vergi dahil)
İlk baskıya özel geniş format kapak
Canlı Video — 28 Ekim’de Çıkıyor
merveilles ~終焉と帰趨~ l’espace (レスパス)
“Tour ’98 merveilles ~終焉と帰趨~” canlı görüntüleri.
5.985 yen (vergi dahil)
Fan Club — マシェリ (ma chérie)
Fan kulübüne katılmak isteyenlerin, 80 yenlik pul yapıştırılmış geri dönüş zarfını ekleyerek aşağıdaki adrese, Midi: Nette bünyesindeki “ma chérie” üyelik birimine başvurmaları gerekmektedir.
Fan mektuplarınızı da aynı adrese gönderebilirsiniz.
〒142-8691
Tokyo-to, Shinagawa-ku, Ebara Postanesi, Posta Kutusu No. 11
Tel: 03-3796-2613
Mailrize — Columbia Records tarafından dağıtılan Midi Nette
Kaynak: Fool’s Mate
Yayın Yılı: 11.1998
Orijinal Dil: Japonca
Çeviri/Scan: Pluto Blackfish
İlk Çeviri Yayınlama: 01-04.07.2025
Revize Edilmiş Sürüm: 26.08.2026
Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.
































