Yazar: Pluto Blackfish

  • Ф(Phl) | Fool’s Mate | 01.00

    Ф(Phl) 

    ISSAY & Hirose Satoshi 

    Vecdin Romantizmi 

    Mart ayında faaliyetlerine ara verdikten sonra, 25 Ağustos’ta 
    Shinjuku Loft’ta verdikleri dönüş konseriyle büyük yankı
    uyandıran Ф(Phl), uzun zamandır beklenen ilk tam uzunluktaki
    albümü NAKED’ı 8 Aralık’ta yayımlıyor. 

    Peki “NAKED” isminin ardında nasıl bir düşünce yatıyor? 

    Grubun vokalisti ISSAY ve gitaristi Hirose Satoshi, yeni albümün
    ortaya çıkış sürecini bizimle paylaştılar. 

    𒀸 Bir önceki mini albümden bu albüme gelene kadar geçen
    süreçte grubun oldukça değiştiğini söyleyebiliriz sanırım. 

    ISSAY: Önceki mini albümle bu albüm arasında iki farklı dönem
    yaşadık aslında. Bir dönem neredeyse sürekli konser veriyorduk.
    Sonra da Hirose’nin geçirdiği talihsiz kazadan dolayı uzun süre
    sahneye çıkamadığımız bir dönem oldu. 

    İlk dönem boyunca aklımız tamamen konserlerdeydi. O yüzden
    önceki mini albüm Ф(Phl) de canlı performanslarımızın doğal bir
    uzantısı gibi ortaya çıktı diyebilirim. Aradan biraz zaman geçtikten
    sonra ise… Bu arkadaş sahneden düştü ve sakatlandı. 

    Hirose: Resmen sahneden aşağı uçtum. Ayağa bile
    kalkamıyordum. Üstelik üzerimde hâlâ sahne kostümüm vardı. 
    Ambulans beni o hâlimle hastaneye götürdü. Muayene sırasında
    bile sahne pantolonumu indiriyorlardı… Hayatımın en sefil
    anlarından biriydi. (lol) 

    ISSAY: Aynen öyle. (lol) Sonra evde dinlenmek zorunda kaldığı
    dönemde, ayağı kırık olmasına rağmen durmadan şarkılar
    yazmaya başladı. 

    Hirose: Ayağım kırık olmasına rağmen yani. (lol) 

    ISSAY: Evet. Aferin sana doğrusu. 

    Hirose: Yapacak başka bir şeyim yoktu ki. Dışarı çıkamıyordum. 
    Gezemiyordum. Evden çıkacak durumda değildim. Ben de… 
    “Tam zamanı. Oturup şarkı yazayım.” dedim. 

    ISSAY: İşin ilginç tarafı, o dönemde yazdığı parçalar gerçekten
    çok iyiydi. Bu albüme giren şarkıların büyük bölümü de işte o
    sırada yazıldı. 

    𒀸 Tam anlamıyla “kötü görünen bir olayın iyi bir sonuca
    dönüşmesi” olmuş diyebiliriz sanırım… Affedersiniz. (lol)
    Peki ne kadar süre yürüyemediniz? 

    Hirose: Yaklaşık iki ay doğru dürüst yürüyemedim. Oldukça
    uzun sürdü. 

    ISSAY: Doktor üç ay süreceğini söylemişti. Biz de gerçekten
    üç ay boyunca hareket edemeyeceğini sanıyorduk. Ama… 
    Hayvan gibi toparladı. (lol) 

    Hirose: Röntgeni çektiklerinde kemiğin kırıldığını söylediler. 
    Hatta iki hafta kadar hastanede yatmam gerektiğini bile söylediler. 
    Ama beş altı gün sonra tekrar baktılar. “Kaynamış.” dediler. (lol) 
    Doktorlar bile şaşırdı. “Böyle bir iyileşme hızı görmedik.” dediler. 
    Gerçekten garipti. 

    ISSAY: Sen gerçekten “İyileşeyim artık.” diye düşündün mü? 

    Hirose: Yoo. 

    ISSAY: (lol) Sadece canının acıması hoşuna gitmiyordu. 

    Hirose: Aynen öyle. 

    ISSAY: Tam da o sıralarda Danger Crue Records’tan teklif geldi. 
    Bunun üzerine, “Önce stüdyoya girip elimizdeki parçaları iyice
    şekillendirelim.” dedik. Bir önceki mini albümde daha çok
    konserlerde çaldığımız parçaları temel almıştık. Canlı performansın
    enerjisini albüme taşımaya çalışıyorduk. Ama bu kez ağırlığı stüdyo
    çalışmalarına verdik. 

    Hirose: Önceki mini albüm tamamen prova stüdyosunda
    doğmuştu. Dört kişi jam yaparken güzel bir riff ya da hoş bir melodi
    çıkarsa onu birlikte geliştiriyorduk. O dönemde amacımız aslında
    mini albüm yapmak değildi. Daha çok konser repertuvarımızı
    genişletmek istiyorduk. Çünkü elimizde yeterince şarkı yoktu. Ama
    bu kez durum farklıydı. Bu defa gerçekten ortaya bir albüm koymayı
    hedefliyorduk. Bu yüzden stüdyoda uzun uzun düşünüp,
    düzenlemeler üzerinde çalışıp, parçaları bilinçli şekilde inşa ettik. 
    İki çalışma arasındaki en büyük fark da buydu. 

    𒀸 İlk tam uzunluktaki albüm olması da sanırım sizi daha ayrıntılı
    çalışmaya yöneltti. 

    Hirose: Kesinlikle. En küçük ayrıntılara kadar kafa yorduk. Mesela
    ISSAY bir söz yazdığında ilk okuduğumda çok hoşuma gidiyordu. 
    Ama bazen, “Bunu şöyle söylesen dinleyiciye daha rahat geçmez
    mi?” dediğim oluyordu. Benim yazdığım melodilerde de ISSAY’in 
    kendine özgü söyleyiş biçimi vardı. Çoğu zaman onun yaptığı
    değişiklikler daha iyi oluyordu. Ama bununla yetinmiyorduk. Her
    şeyi kaydedip eve gidiyor, tekrar dinliyor, düzenlemeleri yeniden
    gözden geçiriyorduk. Küçücük bir değişiklik bile bazen parçanın
    tamamını yeniden düşünmemize neden oluyordu. 

    ISSAY: Bu kez sözleri de oturup tek seferde yazmadım. Önce
    genel yönünü belirledim. Sonra Jimmy’ye ve diğer üyelere
    gösterip konuştuk. Fikir alışverişi yaptık. 

    Hirose: Önceki albümde sürekli konseri düşünüyorduk. Bu kez
    ise açıkçası konseri neredeyse hiç düşünmedik. 

    𒀸 Yani bu kez önceliğiniz canlı performanstan çok, albümün kendi
    başına bir eser olarak tamamlanmasıydı. Albümün genel resmini en
    başından görebiliyor muydunuz? 

    ISSAY: Aslında hedefimiz en başından albümün tamamını görmek
    değildi. Daha çok, Phl’nin sahip olduğu müzikal alanı mümkün
    olduğunca genişletmek istiyorduk. Pop olacaksa gerçekten pop
    olsun. Daha deneysel olacaksa da sonuna kadar gitsin. Her şarkının
    kendi yönünde cesurca ilerlemesini istedik. İlk başta bunun
    sonunda nasıl bir albüm ortaya çıkacağını biz de bilmiyorduk. Ama
    çalıştıkça yavaş yavaş şekillenmeye başladı. 

    Hirose: Ama bir şey kesindi. Albümün mümkün olduğunca geniş bir
    yelpazeye sahip olmasını daha en başından istiyorduk. 

    ISSAY: Evet. Her şarkının kendi karakterine sonuna kadar gitmesine
    izin verdik. Sonuçta bunları çalan yine bu dört kişi. O yüzden ne
    kadar farklı yönlere gidersek gidelim, en sonunda yine Phl olarak
    duyulacağını biliyorduk. 

    Hirose: Ama bu albüm sayesinde kendimle ilgili bir şeyi fark
    ettim. Meğer ne kadar detaycıymışım. 

    ISSAY: (kahkahalar) 

    𒀸 Yoksa mükemmeliyetçi misiniz? 

    Hirose: Aslında kendimi hiçbir zaman öyle biri olarak görmedim. 
    Hatta ayrıntılarla fazla uğraşan insanları biraz itici bulurdum. Ama
    bu albümde… Resmen içimden çıktı. (lol) Bazen kendi kendime, “Bu
    kadar uğraşmaya gerçekten gerek var mı?” diye düşündüğüm bile
    oldu. Sonra aklıma başka bir şey geldi. Belki de bu… Zanaatkâr ruhu
    denen şeydir. Sanki Hakone’de yapılan o ince ahşap işçiliği
    gibi… Milim milim uğraşıyordum. 

    ISSAY: Gerçekten öyleydi. (lol) 

    Hirose: Bir yanım “Boş ver artık.” diyordu. Ama diğer yanım “İyi ki
    uğraşmışım.” diyordu. Sanırım grubun hepimizde böyle bir taraf
    vardı. Gerçi gitaristler zaten biraz detaycı olur. Hâlâ dinlediğimde, 
    “Şurayı bir daha çalsam…” dediğim yerler var. 

    ISSAY: (kahkahalar) Geçen gece seni bunu söylerken rüyamda
    bile gördüm. 

    𒀸 Ama sanatçı açısından bakınca, bu kadar ince ayrıntıya kadar
    inebilmek büyük bir ayrıcalık olmalı. 

    ISSAY: İlginç olan şu… Bu kadar ayrıntıyla uğraşmamıza rağmen
    ortaya çıkan albüm hiç boğucu olmadı. Tam tersine… Oldukça
    nefes alan bir albüm oldu bence. 

    𒀸 Peki albümün bütününe yayılan ortak bir tema var mıydı? 

    ISSAY: Tek bir ana temadan çok, her şarkının kendi dünyasını
    kurması daha önemliydi. Ama baştan beri konuştuğumuz bir şey
    vardı. Hem müzikal olarak… Hem de sözlerde… Mümkün olduğunca
    geniş bir ifade alanı yaratmak istiyorduk. “Biz bugüne kadar bunu
    hiç söylemedik.” dediğimiz cümleleri bile özellikle kullanmaya
    çalıştık. 

    𒀸 Mesela hangi şarkıda? 

    ISSAY: “Anata ni Kizutsukitai” (Senden Yara Almak İstiyorum) 
    bunun en belirgin örneği olabilir. O şarkının sözlerini Jimmy ile
    birlikte yazdık. Ben sözler üzerinde uzun süre düşünüp
    duruyordum. Sonra Jimmy bana, “Peki buna ne dersin?” 
    diyerek bambaşka bir metin getirdi. İlk bakışta benim düşündüğüm
    konseptten tamamen farklıydı. Ama kullandığı kelimeler çok
    ilginçti. Bir süre sonra fark ettim ki…  

    Aslında benim anlatmak istediğim dünyaya da kusursuz şekilde
    uyuyor. Bunun üzerine iki fikri birleştirdik. Sonra tekrar değiştirdik. 
    Tekrar düzelttik. Tekrar yazdık. Ortaya gerçekten ilginç bir şey
    çıktı. Üstelik içinde benim normalde asla kullanmayacağım
    ifadeler de vardı. Ama buna rağmen… Şarkının dünyası hiç
    bozulmadı. Aslında üyelerden sık sık böyle fikirler alırım. Ama
    sanırım en belirgin örnek bu oldu. 

    𒀸 Şarkı sözlerinin bile ortaklaşa yazılması pek alışıldık bir durum
    değil. Demek ki grubun temel yaklaşımı, en iyi sonuca birlikte
    ulaşmak. Peki “NAKED” ismi ne zaman ortaya çıktı? Albümün
    bütününü görmeye başladığınızda mı? 

    ISSAY: Evet. Başlarda böyle bir isim yoktu. En son… Artık albüm
    neredeyse tamamlanmışken geldi. 

    𒀸 “Çıplak”, “maskesiz”, “kendini olduğu gibi ortaya koymak”… Bunlar
    grubun o dönemki ruh hâlini anlatan kelimeler miydi? 

    ISSAY: Evet. Aslında bunu en başta en çok isteyenlerden biri
    Jimmy’ydi. 

    Hirose: Önceki mini albümdeki Phl… Tamamen siyahlara bürünmüş,
    sert ve mesafeli bir gruptu. Bu kez ise… Sanki bütün zırhlarımızı
    çıkarmış gibiydik. Ama bu, zayıflığımızı göstermek istediğimiz
    anlamına gelmiyor. Daha çok… Gerçekten hoşumuza giden şeyleri
    olduğu gibi paylaşmak istedik. 

    Birlikte vakit geçirirken nasıl hissediyorsak… Bu albüm de biraz öyle
    oldu. İlk kurulduğumuz zamanlarda dinleyiciyle aramızda bilinçli bir
    mesafe vardı. Gerçi… Sanırım bunun sebebi biraz utangaç
    olmamızdı. (lol) 

    ISSAY: Bir de hepimiz uzun yıllardır müzik yapıyoruz. İster istemez
    insanın üzerine pek çok şey yapışıyor. Beklentiler… Alışkanlıklar… 
    Etiketler… Sanırım bu albümde hepsini üzerimizden çıkarıp atmak
    istedik. İşte “NAKED” dediğimiz şey de biraz buydu. 

    𒀸 Albüm kapağı da ismiyle tamamen örtüşüyor. Gerçekten oldukça
    çarpıcı bir görsel olmuş. 

    ISSAY: Aslında o fikir de albüme “NAKED” adını vermeden önce
    ortaya çıkmıştı. 

    Hirose: Tabii iş gerçekten “göstermeye” kalsaydı… Bundan çok
    daha ileri gidebilirdik. Ama öyle bir şeyi görüp de sevinecek kimse
    yok sonuçta. (lol) Eğer gerçekten “hazırlanmış” görünmek
    isteseydik, çekimden önce bir hafta spor salonuna gider, biraz kas
    yapar, fotoğraf çekiminde de üstümüze biraz yağ sürerdik. 

    ISSAY: O zaman bambaşka insanlar olurduk! (lol) 

    𒀸 Albüm boyunca her şarkı bambaşka bir dünyaya açılıyor. Buna
    rağmen albümü baştan sona dinlediğinizde güçlü bir bütünlük hissi
    kalıyor. Üstelik bittiğinde insanda hem hoş bir ağırlık hem de uzun
    süre devam eden bir etki bırakıyor. 

    ISSAY: Sanırım bunun nedeni bu gruptaki dört kişinin de
    karakterinin çok belirgin olması. Bir vokalist olarak şunu
    söyleyebilirim… Hepsi teknik açıdan son derece iyi müzisyenler. 
    İsteseler her tarzı çalabilirler. Ama hiçbiri kendi kokusunu
    kaybetmeyi istemiyor. Bence grubun en ilginç tarafı da bu. 

    Eğer her şeyi kusursuz çalabilen ama kendine ait hiçbir rengi
    olmayan insanlarla karşılaşsaydım, onlarla birlikte müzik
    yapmazdım. Her biri kendi dünyasına sahip. Ama aynı zamanda o
    dünyanın içinde yeni şeyler denemekten korkmuyor. Sanırım bu
    yüzden birbirinden oldukça farklı şarkılar çalsak bile sonunda hepsi
    tek bir albümün parçası gibi duyuluyor. 

    Hirose: Temelde hepimizin ortak olduğu bir şey var. Hiçbirimiz
    istemediğimiz bir şeyi yapmak istemiyoruz. İster tek bir konser
    olsun… İster tek bir albüm… Ortaya koyduğumuz işte kendi
    varlığımızı hissedebilmek istiyoruz. Ve dönüp baktığımızda, “İşte
    buna gerçekten güvenebilirim.” diyebileceğimiz işler yapmak
    istiyoruz. Belki biraz egoistçe… Ama sanırım başka türlü de
    yapamıyoruz. Canlı performanslarda da aynı. Sahneden indikten
    sonra “Keşke…” demek istemiyorum. 

    𒀸 Grubu ilk kurduğunuzda sizi harekete geçiren şey, “Bizim
    gerçekten havalı bulduğumuz müziği yapmak istiyoruz.”
    düşüncesiydi. Aradan geçen zamanda bu değişti mi? 

    ISSAY: Hayır. Bence değişmedi. Temelinde hâlâ aynı şey var. Tabii
    bugün artık, “Bu albümü daha renkli yapalım.” ya da “Müzikal
    sınırlarımızı biraz daha genişletelim.” gibi şeyler konuşuyoruz. Ama
    bunların hepsi ikinci planda. Sonuçta… Bizim kendimizin havalı
    bulmadığı bir şeyi yayımlamamız mümkün değil. 

    Hirose: “Havalı” aslında çok soyut bir kelime. Bazen düşünüyorum
    da… Biz dört kişi sanki amatör sanatçılar gibiyiz. Çevremde pek
    çok rock müzisyeni arkadaşım var. Bazılarına bakıyorum da… 
    İçimden, “Sen rock müzisyeni değil, genç bir iş insanı
    olmuşsun.” demek geliyor. (lol) 

    ISSAY: Gerçekten öyle insanlar var. (lol) 

    Hirose: O yüzden galiba… Biz hâlâ biraz safız. 

    𒀸 Belki de müzisyen olmanın en temel arzusuna sadık
    kalmayı başarıyorsunuz. 

    Hirose: Olabilir. Ve sanırım bununla gurur duyuyorum. 

    𒀸 Bence asıl etkileyici olan da bu saflığı yıllar geçmesine
    rağmen koruyabilmeniz. 

    ISSAY: Çünkü başka hiçbir şey yapamıyoruz. (lol) 

    Hirose: Enerjimizi başka yerlere harcamıyoruz da ondan. (lol) 

    ISSAY: Ama şunu söylemek isterim… Bence bu albüm, Phl’yi daha
    önce hiç dinlememiş biri için bile rahatlıkla keyif alınabilecek bir
    albüm oldu. Eğer biraz ilginizi çektiyse… Lütfen en azından bir kez
    dinleyin. 

    NAKED 
    Danger Crue Records 
    HML-016 

    Röportaj: Yumiko Kakoi 
    Fotoğraf: Yohsuke Komatsu 

    Kaynak: Fool’s Mate
    Yayın Yılı: 01.2000
    Orijinal Dil: Japonca
    Çeviri/Scan: Pluto Blackfish

    İlk Çeviri Yayınlama: 28.07.2025
    Revize Edilmiş Sürüm: 08.07.2026

    Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.

  • DER ZIBET | Fool’s Mate | 04.96

    DER ZIBET 

    ISSAY 

    Hikâyenin Perde Arkası (Behind the Tale) 

    Bu Hikâyenin Sonunu Kimse Bilmiyor 

    Röportaj / Metin: Yuki Sugie 
    Fotoğraf: Yohsuke Komatsu 

    Grubun kariyerindeki on birinci stüdyo albümü ile, ilk dönemlerini 
    kapsayan Sixty Records ve BMG Victor yıllarından seçilen nadir 
    kayıtlar, remiksler ve çeşitli özel parçaların yer aldığı best
    of albüm… Bunlar sırasıyla “Kirigirisu” (Çekirge) ve “Ari” (Karınca) 
    adlarıyla aynı gün yayımlanıyor.
    Peki bu isimlerin ardındaki düşünce neydi? 

    DER ZIBET’in ilk kez denediği yaratım yöntemlerini de kapsayan 
    bu yeni çalışmayı grubun solisti ISSAY ile konuştuk. 

    𒀸 Böyle bir soruyla başlamak biraz tuhaf olacak ama… Grup 
    üyelerini temel alarak hazırlanan bu “Çekirge” kuklası gerçekten 
    inanılmaz olmuş. (lol) 

    ISSAY: Bu sefer bu kukla bayağı başroldeydi. Albüm kapağında da, 
    resmi sanatçı fotoğraflarında da hep onu kullandık. Hele HAL’ın 
    yüzü var ya… Kukla olmasına rağmen inanılmaz 
    benziyor diye bayağı beğenildi. (lol) 

    𒀸 Bu kuklanın röportaj sayfasına kadar gelmesinin sebebi de 
    yaklaşık bir yıllık aradan sonra yayımlanacak yeni albüm Kirigirisu 
    ile geçmiş kayıtları bir araya getiren best of albüm Ari’nin 
    23 Mart’ta aynı anda çıkacak olması. İki albümü yan yana 
    koyunca ortaya doğal olarak “Karınca ile Çekirge” çıkıyor. 
    Hâl böyle olunca da herkesin aklına Ezop’un ünlü masalı geliyor. 

    ISSAY: Evet, büyük ihtimalle öyle oluyordur. 

    𒀸 Peki bu fikir nasıl ortaya çıktı? 

    ISSAY: Bu tema kafamda sanırım geçen yaz şekillenmeye başladı. 
    Aslında ondan önce, ilkbahardaki turne sırasında HIKARU bana, 
    “Bir sonraki albümü önce sözlerden yola çıkarak yapmak istiyorum.
    En az üç şarkılık söz hazırla.” demişti. Ben de o sırada çeşitli şeyler 
    yazıp biriktiriyordum. Ama zaman geçtikçe, “Galiba bu kez tek 
    bir tema etrafında toplamak daha doğru olacak.” diye düşünmeye 
    başladım. Tam o günlerde bir akşam bir arkadaşımla içki içerken 
    laf dönüp dolaşıp bir anda Ezop’un Karınca ile Çekirge masalına 
    geldi. İkimiz de resmen, “Ben bu masaldan nefret ediyorum.” 
    demeye başladık. (lol) Çünkü o hikâyede bütün suç 
    çekirgeye yükleniyor, değil mi? 

    𒀸 “Çalışmayanın sonu kötüdür.” gibi oldukça ahlâkçı bir 
    masal sonuçta. 

    ISSAY: Aynen öyle. Ama ben çekirgenin kötü biri olduğunu 
    hiç düşünmüyorum. Hatta tam tersine… Bu kadar kötü 
    gösterilmesi bana hep haksızlık gibi gelmiştir. 

    𒀸 Katılıyorum. 

    ISSAY: Bence çekirgenin tek hatası varsa, o da gidip karıncadan 
    yardım istemesiydi. Bu albüm aslında tek bir düşünceden doğdu. 
    “Çekirge kötü değildir.” 

    𒀸 Aslında çekirge yaz boyunca istediği gibi yaşayarak hayatını 
    dolu dolu tamamlıyor. Sonunda ölse bile, başkalarının onu nasıl 
    değerlendirdiğinden bağımsız olarak kendi içinde pişmanlık 
    duyacağını sanmıyorum. 

    ISSAY: Aynen öyle. Sonuçta mesele şu: Yaptıklarının bedeli elbette 
    gelir. Ama bedelini ödemek, yaptığının yanlış olduğu anlamına 
    gelmez ki. 

    𒀸 Duyduğuma göre Fransa’da bu masal biraz farklı anlatılıyor. 
    Çekirge yardım istemeye gittiğinde karınca ona, “Yaz boyunca 
    şarkı söyleyip dans ettin. Eğer şimdi uzun kışımızı şarkılarınla 
    güzelleştirirsen sana yardım ederim.” diyormuş. 

    ISSAY: O kesin sonradan ortaya çıkmış bir versiyondur. 

    𒀸 Ama kulağa oldukça Fransızca geliyor. 

    ISSAY: (lol) Aslında bu hikâyenin gerçek sonunu kimse tam 
    olarak bilmiyor. Ben de pek çok kişiye, “Karınca ile Çekirge’nin 
    asıl sonu nasıldı?” diye sordum. Meğer anlatılan sonlar birbirinden 
    farklıymış. Ama değişmeyen tek şey şu… Çekirge önce karınca 
    tarafından güzelce azarlanıyor. (lol) Ondan sonrasıysa üç farklı 
    sona ayrılıyor. Ama Ezop’u düşündüğümde… 
    Bence çekirge sonunda ölüyor. 

    𒀸 Yani siz de öyle düşünüyorsunuz. 

    ISSAY: Sonuçta Ezop o dönemde köle olarak yaşamış bir adamdı. 
    Yazdığı fabllar da insanların dünyada nasıl ayakta kalacağını 
    anlatıyor. Öyle birinin çekirgeyi kurtaracak bir son yazacağını 
    hiç sanmıyorum. Hem Ezop’un masalları zaten epey acımasızdır. 
    Ama bu, karıncanın kötü olduğu anlamına da gelmiyor. Ben 
    sadece… Çekirgenin kötü biri olmadığını söylemek istedim. Bunu 
    albümün teması hâline getirsek ilginç olur diye düşündüm. 
    Zaten… Biz de sonuçta çekirgeyiz. (lol) 

    𒀸 Demek o meşhur çekirge kuklası da bu fikirden doğdu. 

    ISSAY: Aynen öyle. (lol) Ama işin komik tarafı şu… Arkadaşımla 
    saatlerce “Çekirge kötü değildir.” diye konuştuktan sonra bir 
    anda içime kurt düştü. “Acaba sadece biz mi böyle düşünüyoruz?” 
    Diye. Sonra birkaç arkadaşıma daha, “Ben çekirgenin kötü 
    olduğunu düşünmüyorum.” dedim. Hepsi de hiç düşünmeden, 
    “Evet ya, kesinlikle.” diye cevap verdi. İşte o zaman cesaret bulup 
    bu fikri gruba götürdüm. Onlar da hemen benimsedi. Sonra da 
    dedik ki… “Bu kez sıra çekirgenin intikamında!” (lol) 

    𒀸 Yani bu süreç sonunda ortaya çıkan albüm aynı zamanda Der
    Zibet için oldukça farklı bir çalışma yöntemiyle hazırlanmış oldu.
    Şarkı sözlerinin müzikten önce yazılması, grup açısından pek 
    alışıldık bir yöntem sayılmaz, değil mi? 

    ISSAY: Daha önce de bu şekilde yaptığımız birkaç şarkı olmuştu.
    Ama bu kez olduğu gibi albümde sekiz parçanın birden bu 
    yöntemle hazırlanması sanırım ilk kez oldu. 

    𒀸 Oldukça yüksek bir sayı. 

    ISSAY: Evet. Sözleri yazış biçimim de bu kez biraz farklıydı. 
    Önce sözlerin ilk taslağı ortaya çıkıyordu. Sonra “çekirge” fikri 
    belirginleşmeye başladıkça o tema etrafında müzik şekilleniyor 
    ya da sözler yeniden düzenleniyordu. Bu şekilde hazırladığımız 
    ilk albüm oldu diyebilirim. 

    𒀸 Peki HIKARU size “Bu kez önce sözleri yazacağız.” dediğinde ilk 
    tepkiniz ne olmuştu? 

    ISSAY: İlk düşündüğüm şey, “Yine başıma iş açtı…” oldu. (lol) Çünkü 
    önce müzik olduğunda kafanda görüntüler oluşturmak çok daha 
    kolay oluyor. Kaç kelime kullanabileceğin de aşağı yukarı belli 
    oluyor. Bazen o tür kısıtlamalar insanın işini kolaylaştırıyor. 
    O yüzden başlangıçta ortada hiçbir şey yokken söz yazmak bana 
    oldukça zahmetli gelmişti. Ama HIKARU, “Tamamlanmış sözler 
    olmasına gerek yok. Bana önce taslağını getir.” 
    deyince öyle başladım. 

    𒀸 Sizce HIKARU neden bu albümde özellikle bu yöntemi 
    denemek istedi? 

    ISSAY: Geçen yılın ilk yarısında Sasano Michiru’nun kayıtlarında 
    çalışmıştı. Orada da aynı yöntem uygulanmış. Çok hoşuna gitmiş 
    olacak ki, “Bu kez biz de deneyelim.” demiş. 

    𒀸 Peki sizin açınızdan, albümün genel şekli ortaya çıkana kadar 
    epey deneme yanılma yaşandı sanırım. 

    ISSAY: Evet. İlk başta gerçekten ne yapacağımı bilmiyordum. 
    Derken Ağustos sonlarına doğru HIKARU aradı. 

    𒀸 “Ödev ne oldu?” diye mi? 

    ISSAY: Aynen öyle. (lol) Aslında o zamana kadar parça parça 
    yazıyordum. Ama hiçbirini toparlamamıştım. Sonra üç gün 
    sonra toplantı yapacağımız söylendi. Ben de üç günde yazdım. (lol) 

    𒀸 Epey uğraşmışsınız. 

    ISSAY: En az üç şarkılık söz istemişti. Ben de nasıl olsa birkaç tanesi 
    elenir diye düşünerek sekiz tane götürdüm. Sonra… Hepsi kabul 
    edildi. (lol) 

    𒀸 Peki bu yeni çalışma yöntemi vokalist olarak sizi nasıl etkiledi? 

    ISSAY: Müzikal açıdan çok daha rahattı. Şimdiye kadar önce melodi 
    olurdu. Ben de sözleri o melodinin içine yerleştirirdim. Böyle olunca 
    gerçekten söylerken zorlayan yerler çıkabiliyordu. Ama bu kez 
    melodiyle sözler neredeyse en başından beri birlikte gelişti. O 
    yüzden söylemesi çok daha kolaydı. Aslında buna “önce söz 
    yazmak” demekten çok, hem müziği hem sözleri aynı anda özgürce 
    değiştirebildiğimiz bir süreç demek daha doğru olur. 

    𒀸 Bu albümde vokaliniz önceki çalışmalara göre daha çok orta 
    ve pes tonlara yaslanıyor gibi. 

    ISSAY: Evet. Bu albümdeki parçaların çoğu Der Zibet standartlarına 
    göre daha düşük tonlarda. 

    𒀸 Bu bilinçli bir tercih miydi? 

    ISSAY: Evet. Özellikle ben istedim. Sebebi sadece pes söylemenin 
    kolay olması değildi. Bu ses aralığında söylediğim zaman şarkıya 
    küçük nüanslar katmak çok daha kolay oluyor. Sesini sürekli 
    zorladığında ister istemez tekdüzeleşiyorsun. 

    𒀸 Özellikle “Çekirgeyi Kim Öldürdü?” oldukça pes bir şarkı. 

    ISSAY: Doğru. Canlıda nasıl olacak bakalım. (lol) Gerçi Hamlet
    Machine’de bundan daha düşük söylediğim parçalar var. O yüzden 
    çok sorun olacağını sanmıyorum. Hem nakarat zaten oldukça 
    yükseliyor. 

    𒀸 Pes ve tiz arasında bu kadar büyük fark olunca insan 
    yorulmaz mı? 

    ISSAY: Ben tam tersine çok keyif aldım. Aslında bu yönelim GREEN 
    albümünde de başlamıştı. Bu kez biraz daha ileri götürdük. Bana 
    göre şarkı söylemenin en güzel hâli… İnsanın kendi kendine 
    mırıldanıyormuş gibi söyleyebilmesidir. 

    𒀸 Genel olarak bakınca Kirigirisu, Der Zibet’in bugüne kadarki 
    karakterini en eksiksiz yansıtan albümlerden biri gibi duruyor. Siz 
    hazırlarken böyle bir hedefiniz var mıydı? 

    ISSAY: Açıkçası özellikle hedeflediğimiz bir şey değildi. Ama dönüp 
    bakınca gerçekten Der Zibet’in özünü taşıyan bir albüm olmuş gibi 
    geliyor. Ben hiçbir zaman “Biraz daha pop yapalım.” ya da “Biraz 
    daha deneysel olalım.” diye düşünmedim. Sadece yapmak 
    istediğimizi yaptık. Gerçi… Belki gruptan başka biri gizlice öyle 
    düşünmüş olabilir. (lol) 

    𒀸 Ben özellikle albümün ikinci yarısındaki “Overture 11.17” ile 
    “Kum Saati” arasındaki akışı çok seviyorum. “11.17” gerçekten 
    kayıt tarihi mi? 

    ISSAY: Evet. O gün tek seferde kaydettik. 

    𒀸 Uzun zamandır böyle tam anlamıyla enstrümantal bir 
    parça yapmamıştınız. 

    ISSAY: Aslında bu kadar uzun olması planlanmamıştı. Kayıtlardan 
    önce iki gün kadar grip olduğum için provaya gelemedim. Ben 
    yokken üçü kendi aralarında doğaçlama yapmış. Parça da öyle 
    ortaya çıkmış. (lol) 

    𒀸 Bu albüm hem konseptiyle hem sözleriyle hem de müziğiyle 
    oldukça anlaşılır ama aynı zamanda çok güçlü bir enerji taşıyor 
    gibi geliyor. 

    ISSAY: Sanırım bunun sebeplerinden biri gereğinden fazla ses 
    üst üste koymamış olmamız. Bir de kayıt süreci inanılmaz 
    hızlı geçti. Provalarda her şey zaten hazırdı. Hatta
    son provada albümü baştan sona hiç durmadan çaldık. (lol) 

    𒀸 Yani resmen albümün genel provası olmuş. 

    ISSAY: Aynen öyle. Kayıtta da parçaları neredeyse aynı sırayla 
    çaldık zaten. 

    𒀸 Bir de aynı gün çıkacak olan best of albüm Ari var. Bu iki albüm 
    en başından beri birlikte mi düşünülmüştü? 

    ISSAY: Hayır. Kayıtlar bitmek üzereyken, Kirigirisunun kapak 
    tasarımı konuşulurken bu fikir geldi. Başlık ne olsun diye 
    düşünürken biri, “Karınca olsun.” dedi. Hepimiz de “Olur.” dedik. 
    Sonuçta hayatımız boyunca gerçekten biriktirdiğimiz tek şey bu 
    kayıtlar olmuş. (kahkahalar) 

    𒀸 Oldukça kara mizah… 

    ISSAY: Evet. (lol) Çünkü onun dışında biriktirdiğimiz hiçbir 
    şey yok. Ama düşün… 23 Mart’ta bir müzik dükkânına 
    gidiyorsun. Rafta Karınca ile Çekirge yan yana duruyor. 
    Ben olsam buna bayağı gülerdim. (lol)

    Kaynak: Fool’s Mate
    Yayın Yılı: 04.1996
    Orijinal Dil: Japonca
    Çeviri/Scan: Pluto Blackfish

    İlk Çeviri Yayınlama: 20.07.2025
    Revize Edilmiş Sürüm: 08.07.2026

    Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.

  • DER ZIBET | ROCKIN’ON JAPAN | 05.95

    Çocuklara Selam Söyleyin 

    Bu kez sıra grubun “ergenlik döneminde” mı? 

    Der Zibet’e özgü o taptaze amatör ruhun geri dönüşü: Green 
     

    Röportaj: Takako Inoue 

    Der Zibet’in yeni albümü Green, insanın canını acıtacak kadar 
    duru ve ferah. 

    İlk kez gündelik kıyafetlerini giyip tek başına sokağa çıktığında 
    hissedilen o heyecan… 

    Omzuna biri hafifçe dokunsa istemsizce koşmaya 
    başlayacakmışsın gibi hissettiren o ince gerginlik… 

    İşte albümün taşıdığı duygu tam olarak bu. 

    O genç, toy kalp… 

    Bir yandan akustik melodilerin zarafetini örerken, bir yandan 
    pop’un coşkusuyla ileri atılıyor; sonra ansızın kendini boğucu 
    bir çıkmazın içinde buluveriyor. 

    “Blizzard” ve “Song Bird” gibi “yalnızlık” üzerine yazılmış görkemli 
    ağıtlar ise dinleyeni gözyaşlarına boğacak kadar güçlü. 

    Albümün miksajı tamamlandıktan hemen sonra ISSAY 
    kahkahalar atarak, 

    “Bu albümü dünyaya tamamen sırtımı dönerek yaptım!” 

    demişti. 

    Ama ilginçtir… 

    ISSAY bunu ne zaman söylese ortaya mutlaka çok iyi bir iş çıkar. 

    Sevdiği her şeyi çekinmeden içine doldurduğu bu renkli albüm… 

    Zihnindeki görüntüleri olduğu gibi aktaran, kendine özgü sözleri… 

    Ve her şeyden önemlisi, sanki büyük bir keyifle, 
    hiçbir kuralı umursamadan hazırlanmış hissi… 

    Bütün bunlar albüme, en güzel anlamıyla bir amatör 
    ruh kazandırıyor. 

    Eğer Shishunki ISSAY’in kişisel tarihindeki “yeşil günleri” 
    anlatıyorsa, Green de Der Zibet’in grup olarak yeniden 
    yaşadığı bir ergenlik dönemi gibi. 

    Kimseye hesap vermeden kendi özüne dönen Der Zibet’in 
    bu etkileyici albümünü önümüzdeki iki ay boyunca 
    ayrıntılarıyla ele alacağız. 

    İlk bölümle başlayalım. 

    ISSAY: Bu albümün tek konsepti “Der Zibet”ti. (lol) “Pop olsun.” 
    “Deneysel olsun.” Bunların hiçbirini düşünmedik. Sadece… 
    “Der Zibet’e yakışanı yapalım.” dedik. Bizi zaten seven insanlar 
    dinlediğinde mutlu olursa bu bize yeterdi. Sözler için de özel bir 
    tema belirlemedim. Aslında başta bir anahtar kelime seçmeyi 
    düşündüm. Ama sonra vazgeçtim. 

    𒀸 Peki o anahtar kelime neydi? 

    ISSAY: Peter Pan’ın Karanlık Tarafı. 

    𒀸 Ama albümde gerçekten o hissediliyor. 

    ISSAY: Evet. Çünkü o sıralar zihnimi en çok meşgul eden şeylerden 
    biriydi. Dolayısıyla farkında olmadan şarkılara da yansıdı. Bir de… 
    Albüm bittikten sonra fark ettim. Sözlerde sürekli “çocuklar” 
    kelimesi geçiyor. Kendi kendime, “Neden durmadan çocuklardan 
    söz etmişim?” diye düşündüm. 

    𒀸 Ama albümün adını düşününce bunun çok doğal geldiğini 
    hissediyorum. 

    ISSAY: Olabilir. Ama aslında bu albümün adı Der Zibet II de 
    olabilirdi. Shishunki III de. Children da. Dolphin da. Ya da Green. (lol) 

    𒀸 Sanırım bütün bu isimleri birbirine bağlayan ortak nokta, senin 
    içindeki çocuk taraf. Yani senin hiç değişmeyen yanın. “Green” 
    dediğin şey de bu, değil mi? 

    ISSAY: Evet. Benim için öyle. 

    𒀸 O zaman “çocuk” senin içinde koruman gereken tarafı 
    temsil ediyor diyebilir miyiz? 

    ISSAY: … Belki içimdeki çocuk. Belki gerçekten bu dünyada yaşayan 
    çocuklar. Belki bir zamanlar çocuk olmuş yetişkinler. Belki de henüz 
    doğmamış çocuklar. Bilmiyorum. Ama sanırım hepsinin ortak 
    noktası şu: İnsanın en canlı olduğu hâl. En doğal olduğu hâl. 
    Bu albümde söz yazma biçimim de ilk zamanlardaki 
    hâline geri döndü.  

    Eskiden olduğu gibi, “Ne anlatmak istiyorum?” diye başlamadım. 
    Önce imgeler geldi. Sonra kelimeler. Sonra o kelimelerin çıkardığı 
    ses. Şarkı sözlerini yine o akışın peşinden giderek yazdım. 
    Gözümün önüne görüntüler durmadan geliyor. Benim yaptığım 
    şey sadece… Onları yakalamaya çalışmak. Ama görüntüler öyle 
    hızlı geliyor ki elim yetişemiyor. Ben de peşlerinden koşup 
    hepsini not alıyorum. Sonra onları tek tek seçip bir araya 
    getiriyorum. Ortaya çıkan şey bazen rüya mı, gerçek mi belli 
    olmuyor. Ama benim için gerçekten var olan şeyler bunlar. 
    Onları yazmak istedim.  

    Herkes tarafından anlaşılmaları gerekmiyordu. Çünkü açıkçası… 
    Ben şu “mesaj şarkısı” denilen şeyi hiçbir zaman tam anlayamadım. 
    Hani birinin omzuna dokunup, “Öyle değil mi?” demek gibi… 
    “Ben de aynıyım.” “Sen de aynısın.” gibi şarkılar. Sanırım onlar 
    herkesin ortak hissini yakalamaya çalışıyor. Ama benim öyle bir 
    ortak paydam yok. Kendimi tam tersine… O ortak paydadan en 
    uzakta duran biri gibi hissediyorum. Bu yüzden bu albümde 
    kullandığım kelimeler de tam olarak oradan çıktı. 

    Kaynak: ROCKIN’ON JAPAN
    Yayın Yılı: 05.1995
    Orijinal Dil: Japonca
    Çeviri/Scan: Pluto Blackfish

    İlk Çeviri Yayınlama: 17.07.2025
    Revize Edilmiş Sürüm: 08.07.2026

    Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.

  • ISSAY&TAKASHI  | PATi PATi | 11.94

    ISSAY × TAKASHI 

    Zamanın Akışına Bırak 

    21 Eylül’de yayımlanan ISSAY’in ilk solo albümü FLOWERS, farklı
    müzisyenleri bir araya getiren özel bir çalışma. Albümdeki “Toki no Sugiyuku Mama ni” (Zamanın Akışına Bırak)
    adlı parçada DIE IN CRIES basçısı TAKASHI de konuk müzisyen
    olarak yer alıyor. 

    Bu söyleşi de, tıpkı şarkının adı gibi, zamanın akışına kendini
    bırakıyor; bir konudan diğerine geçerken sohbet hiç tükenmiyor… 

    Metin: Yuki Sugie
    Fotoğraf: Seiichi Inoue 
     

    𒀸 İlk ne zaman tanıştınız? 

    TAKASHI: İlk kez bir etkinlikte birlikte sahne almıştık sanırım,
    değil mi? 

    ISSAY: Yok, aslında ondan da önce ben DIE IN CRIES’in konserine
    gitmiştim. Konserden sonraki kutlamaya da uğramıştım ama o
    zaman gruptan yalnızca KYO’yu tanıyordum. 

    TAKASHI: Bizim gerçekten ilk kez oturup konuşmamız ise kayıt
    öncesindeki toplantıda oldu galiba. 

    𒀸 TAKASHI-san bu kez FLOWERS albümündeki “Toki no 
    Sugiyuku Mama ni” parçasında çalıyor. ISSAY-san, bu şarkıda
    özellikle onun basını istemenizin nedeni neydi? 

    ISSAY: TAKASHI’nin basında, New Wave sonrasının etkisini yaşamış
    bir müzisyenin duyarlılığı var bence. Ne kadar sert müzik yaparsa
    yapsın, çaldığında hep ince ve hassas bir taraf hissediliyor. Ben de
    bu parçada özellikle sertlikten çok, Avrupa rock’ının o melankolik
    ruhunu katmasını istedim. Bu yüzden onu aradım. 

    𒀸 Teklifi nasıl yaptınız? 

    ISSAY: Telefonu açıp doğrudan ben aradım. (lol) 

    𒀸 Peki siz ne dediniz, TAKASHI-san? 

    TAKASHI: “Tabii ki, memnuniyetle.” dedim. (lol) 

    𒀸 Şarkıyı ilk dinlediğinizde aklınızdan nasıl bir bas partisi
    geçiyordu? 

    TAKASHI: Açıkçası ilk anda ne yapacağımı pek bilmiyordum. (lol) 
    Önce sadece akor yürüyüşünü ezberledim. Sonra düşündüm ki bu
    parça öyle nota yağdırarak çalınacak bir şey değil. Daha çok 
    fretless bas kullanıp, notaların arasındaki boşlukları hissettiren bir
    yorum yapmak daha doğru olur. İlk kafamdaki fikir aşağı yukarı
    buydu. Tabii sonra hep birlikte çalmaya başlayınca yeni fikirler de
    gelişti. 

    ISSAY: Bu parça gerçekten zordu. Çünkü orijinali zaten çok güçlü
    bir şarkı. Asıl mesele onu bozmak değil, ona yeni bir kimlik
    kazandırmaktı. Davulcu Toyama bile epey kafa yordu. 

    TAKASHI: Evet. Gerçekten çok düşündük. 

    ISSAY: Başta prodüktörümüz Keiichi Suzuki’nin çizdiği genel bir yön
    vardı. Ama albümün temel fikri şuydu: Her davet ettiğimiz
    müzisyen, en çok kendisine benzeyen tarafını getirsin. Dolayısıyla
    herkes stüdyoya girene kadar ortaya nasıl bir şey çıkacağını biz de
    tam olarak bilmiyorduk. 

    TAKASHI: Bu kayıtların en ilginç kısmı ise “referans parçası”ydı. (lol) 

    ISSAY: Aynen. (lol) Hava inanılmaz güzeldi. Keiichi-san son derece
    ciddi bir ifadeyle, “Şimdi ‘Toki no Sugiyuku Mama ni’ toplantısına
    başlıyoruz.” dedi. Normalde böyle resmî konuşmaz. Ben de
    “Hayırdır?” diye düşünmeye başladım. Sonra, “Önce referans
    parçayı dinleyelim. Bugünkü masmavi gökyüzüne çok yakışacak bir
    eser.” dedi. Hepimiz merakla bekliyoruz. Bir anda David Bowie’nin 
    “Warszawa” parçası çalmaya başladı. (lol) Bir anda hepimizin morali
    çöktü. 

    TAKASHI: Üstelik küllüğün içinde tütsü yanıyordu. (lol) 
    Herkes sessizce oturmuş dinliyor… 

    ISSAY: Ortam tam anlamıyla gizemliydi. Parça biter bitmez 
    Toyama’nın söylediği ilk cümle hâlâ aklımdadır. 
    “Şey… ama bunda davul yok.” (lol) 

    TAKASHI: Referans güzel de… Biz bununla tam olarak ne
    yapacağız? (lol) 

    ISSAY: Sonra KEN de, “Galiba gitar da yoktu…” dedi. Çünkü
    gerçekten sadece klavye vardı. Meğer Keiichi-san’ın kastettiği şey
    düzenleme değil, parçanın atmosferiymiş. Yani tamamen duygu ve
    nüans açısından bir referans. (lol) 

    TAKASHI: Ama kabul etmek gerekir ki… En azından ruh hâlimiz
    tamamen Avrupa’ya dönmüştü. (lol) 

    ISSAY: Sonra hep birlikte oturup konuştuk. En sonunda da şu karara
    vardık: “Bu parçayı yapacaksak önce kendimizi Avrupalı gibi
    hissetmeliyiz.” Hatta işi şakaya vurup, “Herkes kandaki Alman
    oranını mümkün olduğunca yükseltsin.” demeye başladık. (lol) 

    𒀸 Kayıtlar başladığında süreç nasıl ilerledi? 

    TAKASHI: Oldukça serbestti. Neredeyse jam session yapar gibi
    ilerledik. 

    ISSAY: Bir kez ortak atmosferi yakalayınca gerisi çok hızlı geldi. 

    TAKASHI: Kendi grubumdan oldukça farklı bir deneyimdi. Sürekli
    birbirimizi dinliyorduk. “Bakalım şimdi ne yapacak?” diye merak
    ederek çalmak çok keyifliydi. 

    ISSAY: Bu kayıtlar sayesinde bir şeyi yeniden fark ettim. 
    TAKASHI’nin bas tonu gerçekten inanılmaz güzel. O gün tesadüfen
    HAL de stüdyodaydı. Sürekli, “Bu nasıl ses ya? Hangi ekipmanı
    kullanıyorsun? Ben de aynısından istiyorum.” deyip duruyordu. (lol) 

    TAKASHI: Ben ise HAL orada olduğu için baştan sona gergindim.
    (lol) 

    ISSAY: Ama sonuçta ortaya gerçekten ilginç bir kayıt çıktı. 
    Parça ağır bir atmosfere sahip olmasına rağmen aynı zamanda
    olağanüstü şeffaf duyuluyor. 

    TAKASHI’nin bası da hayal ettiğimden bile daha iyi oturdu. Üstelik
    albümün akışı içinde de çok önemli bir yerde duruyor. Bence
    albümün gerçek anlamda dinleyiciyi içine çekmeye başladığı bölüm
    tam burası. “Dinleyeni tam kalbinden vuracağız.” diye 
    düşünüyordum. (lol) 

    𒀸 Gerçekten öyle. (lol) Hazır konu açılmışken şunu da sorayım…
    TAKASHI-san, sizce kanınızdaki “Alman oranı” doğal olarak yüksek
    mi? 

    TAKASHI: (lol) Bilmiyorum doğrusu. Ama gençken dinlediğim
    müzisyenler arasında öyle isimler vardı. O yüzden dolaylı da olsa
    onların etkisini almışımdır diye düşünüyorum. 

    ISSAY: Sonuçta New Wave dediğimiz akımın kökleri de Avrupa’ya
    dayanıyor. 

    TAKASHI: Ben aslında New Wave’den çok New Romantic 
    tarafındaydım. İlk dinlediğim grup Duran Duran’dı. Gerçi aynı
    dönemde Iron Maiden’ı da çok seviyordum. (lol) Hatta metal
    gruplarında da çalmışlığım var. 

    𒀸 ISSAY-san’ın metal dinlediğini hayal etmek biraz zor… 

    ISSAY: Hiç dinlemem. (lol) Hard rock da pek dinlediğim
    söylenemez. Gerçi Iggy Pop’u hard rock sayarsan, o
    başka. (lol) Benim New Wave dediğim zaman aklıma gelen
    isimler daha çok Gary Numan ya da Ultravox oluyor. 

    𒀸 Peki TAKASHI-san… Duran Duran dinlediğiniz dönemde
    gerçekten New Romantic tarzında mı giyiniyordunuz? 

    TAKASHI: New Romantic tarzı gömlekler bulabilmek için resmen
    dükkân dükkân dolaşıyordum. (lol) 

    ISSAY: Şimdi dönüp bakınca gerçekten tuhaf geliyor. (lol) O akım
    tam anlamıyla… Zengin görgüsüzlüğüyle aristokrat zevki arasında
    sıkışmış bir estetikti. (lol) 

    𒀸 Makyaj da yapıyor muydunuz? 

    TAKASHI: Lisenin birinci sınıfındayken makyaj yapıp okula
    gidiyordum. Her sabah öğretmen beni durdurup, “Sen ibne
    misin?” diye sorardı. (lol) 

    ISSAY: Benim lise yıllarım daha da eskiye denk geliyor. O zamanlar
    insanlar böyle şeyleri neredeyse psikolojik bir rahatsızlık gibi
    görüyordu. Öğretmenler hiçbir şey söylemezdi. Sanırım
    dokunulmaması gereken bir mesele olduğunu düşünüyorlardı. 
    Kimse karışmıyordu. Sadece… “Tuhaf çocuk.” muamelesi 
    görüyordum. Tam anlamıyla görmezden geliniyordum. (lol) 

    TAKASHI: Ben de saçlarımı uzattığım dönemde epey dalga konusu
    olmuştum. Parmakla gösterip, “Heavy metalci! Heavy metalci!” 
    diye bağırıyorlardı. Bayağı zorbalık gördüm. (lol) 

    𒀸 Peki kayıtlar bittikten sonra birlikte çıkıp içtiğiniz oldu mu? 

    TAKASHI: Henüz olmadı. Ama ISSAY-san hakkında duyduklarım
    var. (lol) 

    ISSAY: Yok canım… Ben o kadar da içen biri değilim. (lol) Öyle bir
    oturup mekândaki bütün içkileri bitirecek biri değilim. Benden çok
    daha sağlamları var. (lol) 

    ISSAY 

    DER ZIBET’in vokalisti. Bu kez kariyerinin ilk solo albümü FLOWERS’ı 
    yayımladı. Albümde yer alan seçkin konuk müzisyenler bile tek
    başına ISSAY’in müzisyenler arasındaki saygınlığını göstermeye
    yetiyor. DER ZIBET bu yıl onuncu kuruluş yılını kutluyor. Ayrıca 21
    Ekim’de grubun yeni video çalışmasının yayımlanması planlanıyor.
    Kendine özgü karakterlere sahip üyelerden oluşan DER ZIBET’in,
    onuncu yılının ardından çok daha büyük bir çıkış yapması
    bekleniyor. 

    TAKASHI 

    DIE IN CRIES’in bas gitaristi. Bu röportajda konuşulan “Toki no 
    Sugiyuku Mama ni” parçasında konuk müzisyen olarak yer alıyor.
    DIE IN CRIES ise ağustos ayında Shinjuku Power Station’da her
    gece farklı bir konseptle hazırlanan haftalık konser serisini
    gerçekleştirdi: “Cover Gecesi”, “Erkekler Gecesi”, “Dinner Gecesi” 
    ve “Sıradan Gece”. Grup kısa bir dinlenme dönemine giriyor
    olsa da, bu aranın ardından çok daha güçlenmiş bir DIE IN CRIES
    olarak geri dönmeleri bekleniyor. 
     

    Kaynak: PATi PATi
    Yayın Yılı: 11.1994
    Orijinal Dil: Japonca
    Çeviri/Scan: Pluto Blackfish

    İlk Çeviri Yayınlama: 15.07.2025
    Revize Edilmiş Sürüm: 08.07.2026

    Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.

  • DER ZIBET | PLUM | 12.89

    DER ZIBET 

    Salon ışıkları söndü. Seyircileri aydınlatan spotlar yavaş yavaş
    salonu taramaya başladı… 

    10 Ekim’de Shibuya Club Quattro’da DER ZIBET sahne aldı. 
    “Mammoth no Yoru” (“Mamutun Gecesi”) ile açılan konser,
    ilk andan itibaren tam gaz ilerledi. 

    “Bu gece hep birlikte eğlenelim!” diye seslendi ISSAY. 

    Yedinci parça “Niji o Mita ka” (“Gökkuşağını Gördün mü?”)
    sırasında destek müzisyen olarak klavyeci Nozawa Daijirō da
    sahneye katıldı. 

    Ardından ISSAY, 

    “Bugün bize katılacak bir konuğumuz daha var.” 

    dedi ve sahneye Chiwaki Mayumi çıktı. 

    Chiwaki daha önce Kochi’deki konserlerine de katılmıştı ve
    ikili yine birbirleriyle kusursuz bir uyum yakaladı. 

    Sohbet bölümünde (MC) Chiwaki bu kez Tosa seyahatlerinden
    söz açtı. 

    “ISSAY aslında Sakamoto Ryōma’nın büyük bir hayranı.” 

    deyince seyirciler sanatçının pek bilinmeyen bir yönünü de
    öğrenmiş oldu. ISSAY ise Ryōma’nın heykelini görememiş
    olmaktan dolayı hayal kırıklığını dile getirdi. 

    Konserin ikinci yarısında Chiwaki ile ISSAY gitarlarını da ellerine
    alınca salonun coşkusu daha da yükseldi. 

    Encore bölümünde ise “Funny Panic” bir kez daha seslendirildi. 

    Toplam 16 şarkının (bunların ikisi encore) yer aldığı konser, baştan
    sona keyifli ve oldukça dolu dolu geçen bir gece olarak hafızalarda
    kaldı.

    Kaynak: Arena37℃
    Yayın Yılı: 12.1989
    Orijinal Dil: Japonca
    Çeviri/Scan: Pluto Blackfish

    İlk Çeviri Yayınlama: 10.07.2025
    Revize Edilmiş Sürüm: 08.07.2026

    Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.

  • Chiwaki Mayumi&DER ZIBET | Arena37℃ | 06.89

    Chiwaki Mayumi & DER ZIBET 

    10 Nisan’da Inkstick Shibaura’da Chiwaki Mayumi ve
    DER ZIBET’ten rüya gibi bir ortak sahne 

    Fotoğraf: Nov Matsuzaki 

    Hikaru’nun Chiwaki Mayumi’nin albümüne katkıda bulunmuş
    olması ve Issay ile Chiwaki’nin uzun yıllara dayanan dostluğu
    (ikisi de tam bir glam tutkunu) sayesinde, DER ZIBET ile Chiwaki 
    arasında zaten özel bir bağ vardı. Belki de bu yüzden, 10 Nisan’da 
    Sophia Üniversitesi’nin düzenlediği etkinlik kapsamında Shibaura 
    Inkstick’te gerçekleşen DER ZIBET konserinde Chiwaki’nin konuk
    sanatçı olarak sahneye çıkması kimseyi şaşırtmadı. 

    Sonuç ise tek kelimeyle harikaydı. O gece izleyicilere, bütün
    sıkıntılarını bir kenara bırakıp yalnızca müziğin içinde
    kaybolabilecekleri unutulmaz bir gece armağan edildi. 

    Konser, planlanan saatten kısa bir süre sonra DER ZIBET’in 
    sahneye çıkmasıyla başladı. Grubu uzun bir aradan sonra yeniden
    gören hayranların heyecanı salonun her köşesine yayılmıştı. Çünkü
    onlar, geçen yıl Shibuya Kōkaidō’daki konserden bu yana ilk kez bu
    şekilde sahneye çıkıyordu. Yaklaşık dört aylık bekleyiş, hayranlar için
    gerçekten uzun gelmişti. 

    İlk olarak “Only “YOU” Only “Love”, ardından “Russia” çalındı. Sanki
    aylardır içlerinde biriken bütün enerjiyi tek seferde dışarı
    bırakıyormuşçasına sert ve vahşi bir performans sergilediler. 

    Issay seyircilere şöyle seslendi: 

    「Sanki sonunda kış uykusundan uyanmış gibiyim. Bundan sonra
    arayı fazla açmadan turneye çıkmayı düşünüyoruz. O yüzden
    bugün hep birlikte baharın gelişini kutlayalım.」

    Son dönemde gerek müzikleri gerek sahne kostümleriyle daha
    karanlık bir atmosfere yönelen DER ZIBET’in, bu gece yeniden eski
    gösterişli havasına kısa da olsa geri dönmüş olması dikkat çekiciydi.
    Uzun süredir göz önünde olmasalar da sahneye çıkan her üyenin
    yüzünde son derece keskin ve dinç bir ifade vardı. Gerçekten de
    uzun bir uykudan yeni uyanmış gibiydiler. 

    Konser tam ortalarına geldiğinde salonu bir anda kadın hayranların
    çığlıkları kapladı ve Chiwaki Mayumi, püsküllü, oldukça iddialı bir
    atletle sahneye çıktı. 

    Onun çekiciliği gösterişli ya da yapmacık değildi; dimdik
    duruşundan gelen doğal bir zarafete sahipti. Bu yüzden
    kadınların bile hayranlık duymaması mümkün değildi. 

    Ardından sırasıyla “Lady Universe”, Hikaru’nun Chiwaki için
    yazdığı “One Shot Two Heart” ve bu gece Issay ile düet
    yaptığı “Angel Fate” seslendirildi. 

    Bu konserin en şaşırtıcı yanlarından biri de Chiwaki Mayumi ile
    DER ZIBET’in müzikal dünyalarının beklenenden çok daha yakın
    olmasıydı. Chiwaki’nin şarkılarını onlar çalmaya başladığında sanki
    yıllardır birlikte çalışan tek bir grup sahnedeymiş hissi oluşuyordu. 

    Gerçek anlamda kusursuz bir uyum yakalamışlardı. 

    Chiwaki’nin sahneye çıkmasıyla konserin coşkusu doruğa ulaştı.
    Seyircilerin enerjisi öyle yükselmişti ki ortam neredeyse bir punk
    konserini andırıyordu. 

    Issay, seyircinin coşkusuna kapılıp durmaksızın haykırıyor; 
    Hikaru ise gitarını adeta durmaksızın konuşturuyordu. 

    Gerçek şu ki, DER ZIBET en çok böyle çılgın, gösterişli ve sınır
    tanımayan performanslarıyla etkileyici görünüyordu. 

    Ve encore… 

    Gecenin en büyük sürprizi henüz gelmemişti. 

    Chiwaki ile Issay birlikte, The Rocky Horror Show’dan bir parça,
    ardından David Bowie ile Mick Jagger’ın söylediği “Dancing in the 
    Street” ve Bay City Rollers’ın “Rock and Roll Love Letter” 
    şarkılarından oluşan bir medley seslendirdiler. 

    Salonun ışıkları yandıktan sonra bile kimse kolay kolay yerinden
    kıpırdayamadı. Herkes, biraz önce yaşananların gerçekten olup
    olmadığını anlamaya çalışıyormuş gibi sahnenin önünde öylece
    kalmıştı. 

    İşte o manzara, geceden geriye kalan en unutulmaz görüntüydü. 

    (Yamamoto Hiroko) 

    Kaynak: Arena37℃
    Yayın Yılı: 06.1989
    Orijinal Dil: Japonca
    Çeviri/Scan: Pluto Blackfish

    İlk Çeviri Yayınlama: 9.07.2025
    Revize Edilmiş Sürüm: 08.07.2026

    Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.