Der Zibet’in vokalisti ISSAY, on dokuz yaşındayken bir gün ansızın bir grup kurmaya karar verdi ve ertesi gün harekete geçti.
Normalde bir grup kurarken insanların örnek aldığı bir grup ya da ulaşmak istediği belirli bir müzikal anlayış olur. Ama ISSAY’in aklında bunların hiçbiri yoktu.
Tek istediği bir grup kurmaktı.
Aslında “istemek” bile doğru kelime değil.
O bunu yapmak zorundaydı.
Der Zibet’in konserlerini izlediğimde en çok hissettiğim şey ISSAY’in içindeki huzursuzluk oluyor.
Performansın iyi ya da kötü olması, seyircinin nasıl tepki verdiği hiç fark etmiyor.
Bana hep, içinde taşan bir şeyi dışarı çıkarmaya çabalıyormuş gibi geliyor.
Buna ister “gō” (insanın sırtında taşıdığı yazgı ve yük), ister “iblis” deyin.
İşte bu yüzden müzik onun için “sevdiği”, “eğlendiği” ya da “işi” olan bir şey değil.
Onun için müzik, yapmak zorunda olduğu bir şey.
İlk LP ile ikinci LP arasındaki dönemde Der Zibet hem kadrosunu değiştirdi hem de müzikal açıdan büyük bir dönüşüm geçirdi.
Bugün özellikle sahne performansı açısından çok iyi bir noktadalar.
Yani ISSAY, içinde taşan o şeyi dışarı vurmanın yolunu yavaş yavaş öğreniyor.
Ama yine de…
Hâlâ huzursuz görünüyor.
Çünkü içinde taşıdığı o taşkınlık, sıradan insanların taşıyabileceğinden çok daha büyük.
— Ken Satō
Kaynak: Rockin’On Japan Vol.5 Yayın Yılı: 07.1987 Orijinal Dil: Japonca Çeviri/Scan: Pluto Blackfish
İlk Çeviri Yayınlama: 12.07.2024 Revize Edilmiş Sürüm: 06.07.2026
Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.
“İlk albümümüz çıktığında bile grubumuz değişmeye başlamıştı. Canlı performanslarımızın yönü de farklılaşmaya başlamıştı. Ondan önce, tabiri caizse daha ‘teatral’ bir anlayışımız vardı. (lol) İlk dönem konserlerimizde pandomim gösterilerimi de işin içine katıyor, bir bakıma durgunluk ile hareketi, COOL ile HOT’u kesin çizgilerle ayırıyorduk. Ama zamanla bunu kontrol edemez hâle geldik… Bireysel enerjinin ötesinde, grubun ortak enerjisi ortaya çıkmaya başladı. Bence bunun en iyi yansıması da ELECTRIC MOON oldu.”
Bunlar, ISSAY’in der Zibet hakkında anlattıklarıydı.
Bu sözlerden de anlaşılacağı gibi, grubun yeni yönü sahnede şekillenmişti. Onlarca konser boyunca, daha önce yarı proje grubu görünümündeki topluluk giderek daha sıkı kenetlenmiş gerçek bir gruba dönüştü. Hatta buna, “bir topluluktan tek bir organizmaya dönüşmek” demek bile yanlış olmaz.
İşte bu yeni hâliyle der Zibet’i görmek için 13 Şubat’ta Shibaura’daki depo tipi canlı müzik mekânı INK STICK’e doğru yola çıktım. Şubat olmasına rağmen havada garip bir ılıklık vardı. Deniz kıyısına bırakılmış eski balıkçı teknelerinin yanından geçerek MYSTERY PARK’a ulaştım.
Mekânın önünde şimdiden büyük bir kalabalık toplanmıştı. Aralarından geçip ikinci kata çıktım. Ama doğrusu, salonun dekorunu görünce istemsizce içimden “Ne kadar ucuz durmuş!” demek geçti. (Gerçi daha sonra tam da bu “ucuzluk” hissinin kendine özgü atmosferi yaratacağını o anda tahmin etmem mümkün değildi.)
Tavandan sarkıtılmış tuvalet kâğıtları, salonun dört bir yanına serpiştirilmiş alüminyum folyodan yapılmış “Electric Moon” süsleri… HIKARU bu konser için “Çok fazla düşünmeden, rahat bir hava olsun istedik.” demişti ama ilk bakışta bana daha çok okul festivallerinde kurulan derme çatma korku evlerini hatırlattı.
Konser başlamadan önce grup için görevlendirilen DJ, Cream ve Jimi Hendrix gibi klasik rock sanatçılarının parçalarını ardı ardına çalıyordu. Açıkçası içimden, “Umarım birazdan izleyeceğimiz şey sadece nostaljik bir gösteri değildir.” diye geçirmeden edemedim.
Fakat konser başlar başlamaz bütün bu endişelerim bir anda dağılıp gitti.
Ses olağanüstü derecede derli topluydu.
Bulunduğum ikinci kat normalde sektör mensupları için ayrılan bölümdü ve bu tür yerlerde ses çoğu zaman boğuklaşırdı. Ama der Zibet’in sesi bulunduğum noktaya bile tüm gücüyle ulaşıyordu.
Belli ki bugünkü kimliklerini gerçekten sahnede inşa etmişlerdi.
ISSAY sahnedeki duruşunu büyük bir rahatlıkla ortaya koyuyor; kimi zaman yumuşak, kimi zaman son derece güçlü söylüyordu. HIKARU ise gitarist olarak sahip olduğu tüm birikimi der Zibet’in müziğine en doğru şekilde aktarıyordu.
HAL ile MAYUMI ise yalnızca diğer iki üyenin boşluklarını doldurmuyordu. Grubun müzikal omurgasını kuran asıl güç onlardı. Senkopları, küçük ritmik dokunuşları ve ince ayrıntıları der Zibet’in müziğine bambaşka bir karakter kazandırıyordu. Hatta bazı şarkılarda ritim bölümü adeta müziği önden sürüklüyordu.
Üstelik MAYUMI o gün elinden sakattı; üstüne yüksek ateşli bir grip geçiriyordu. Buna rağmen diğer üyeleri yönlendirirken grubun temelini oluşturan davul performansından hiçbir şey kaybetmemişti.
HAL de aynı derecede etkileyiciydi. Ansızın patlayan bas yürüyüşleri tamamen o ana özgü bir enerji taşıyor, grubun yarattığı “beat”in bir anda canlanmasını sağlıyordu.
HIKARU ise ritim bölümünün hareketlerini dikkatle izliyor ve gitarını buna göre şekillendiriyordu. Ritim gitar ile solo gitar arasına keskin sınırlar koymuyor; ihtiyaç duyduğu anda ikisi arasında doğal biçimde geçiş yapıyordu. Gitar düzenlemelerinin sürekli değişmesi de bunun en güzel göstergesiydi.
İşte bu yüzden ISSAY’i yalnızca grubun vokalisti olarak görmek doğru olmaz.
O, der Zibet’in sesinin ayrılmaz bir parçası.
Müzik onun etrafında dönmüyor; o da müziğin içinde diğer üyelerle birlikte aynı merkezde duruyor.
Bir röportajında söylediği “Dört kişi aynı hizada durup aynı manzaraya bakıyoruz.” sözü tam da bunu anlatıyor. Gözlerinizi kapattığınızda bile dört kişinin tek bir çizgide birlikte performans sergilediğini hissedebiliyorsunuz.
Turne hâlâ devam ettiği için repertuvardan söz etmeyeceğim. Ama nefeslileri de içine katan o yoğun, duygusal ve son derece sıkı sahne sesini en az bir kez canlı dinlemelisiniz.
Çünkü o anda MYSTERY PARK gerçekten karşınızda beliriyor.
Kaynak: Arena37℃ Yayın Yılı: 04.1987 Orijinal Dil: Japonca Çeviri/Scan: Pluto Blackfish
İlk Çeviri Yayınlama: 10.07.2024 Revize Edilmiş Sürüm: 06.07.2026
Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.
Bizi “entelektüel” bir gruptan çok, vahşi bir canlı performans grubu olarak tanımalarını istiyoruz.
“İşte dijital beat’in ulaştığı son nokta.” Der Zibet’in 12 inçlik single’ı “Girls”, işte böyle bir sloganla tanıtılıyor.
Der Zibet’i uzun zamandır sahnede izleyenler, grubun son dönemlerde daha dans odaklı parçalar çalmaya başladığını fark etmişlerdir. Ancak ilk albümleri “Violette Balle”‘den beri grubu takip etmeyenler için “Girls” azımsanmayacak kadar şaşırtıcı olmuş olmalı.
Programlama ve sampling ağırlıklı dijital beat’ler ile ISSAY’in vahşi vokali… Eğer “Violette Balle” dinleyicinin zekâsına ve duyarlılığına seslenen bir albümse, “Girls” çok daha doğrudan içgüdülere ve bedene hitap ediyor. İçinde hafif tehlikeli bir hava, hatta “acımsı” diyebileceğimiz bir sertlik (aku) hissediliyor.
Daha önce “Bir rock grubu olmak zorunda değiliz.” diyen ISSAY’e, son zamanlardaki düşüncelerini sorduk.
Röportaj: Hiroko Yamamoto Fotoğraf: Mariko Miura
𒀹 “Girls”ü dinleyen birçok hayran şaşıracaktır, değil mi?
𒀺 Bu kez sampling’in kralı benim. (lol) Ama aslında en çok istediğim şey, saf ve doğrudan bir güçtü.
𒀹 Oldukça sert bir parça olmuş.
𒀺 Daha doğrusu, grubumuzun yönünü en iyi yansıtan parça bu oldu. Biz zaten dans müziğine yakın olmak isteyen bir gruptuk. İlk albümümüzde de dans edilebilir bir hava vardı ama ben onu çok daha yoğun şekilde dans ettiren bir müzik yapmak istiyordum. Kendi adıma konuşursam, bu altyapının üzerine söylediğim vokali gerçekten çok seviyorum.
𒀹 Gerçekten çok etkileyici bir vokal.
𒀺 O vokal sanki arkadaki müzikle kavga ediyor, değil mi? (lol) Çünkü stüdyoda üstümü başımı umursamadan dans ede ede söylüyorum. Ses ne kadar dijital işlemlerden geçerse geçsin, söyleyen sonuçta yaşayan bir insan. Çok sert, vahşi ve saldırgan bir his veriyor. Eskiden böyle bir altyapının üzerine nasıl söylemem gerektiğini bilemezdim ama bu kez bunu aşabildim.
𒀹 Sesin de kalınlaşmış gibi.
𒀺 Ben ergenliğe yeni girdim. (Uzun bir sessizlik.) Boyum uzadı, sakallarım çıktı, sesim kalınlaştı… Tam ergenlik yani. (lol) Kaç yaşındayım bilmiyorum ama zor bir dönem. (lol)
𒀹 Eskiden “pop” tarafını özellikle vurguluyordunuz. Ama “Girls”ü dinleyince rock tarafına daha güçlü yöneldiğinizi hissettim.
𒀺 Sanırım öyle. Çünkü bizim gibi bir grubun ayakta kalabilmesi için böyle bir duruş sergilemesi gerekiyor. Yoksa insanlar sadece görüntümüze bakıp “Ne güzel, pop grubu işte.” deyip geçiyorlar. Bundan kurtulmamız gerektiğini hissettim.
𒀹 Bunu neden hissettin?
𒀺 Sanırım dergilerin bizi ele alış biçiminden ve konserlerde aldığım tepkilerden… Mesela röportajlarda sürekli “David Bowie’yi seviyorsun, değil mi?” diye soruyorlar. Der Zibet’i dinleyip insanların aklına neden hemen David Bowie geliyor? Buna gerçekten sinir oluyorum…
𒀹 İnsanların sizi önce dış görünüşünüzle değerlendirmesi kolay oluyor. Oysa Der Zibet’in müzikal açıdan ne kadar geniş bir yelpazesi olduğunu anlayacak daha fazla dinleyiciye ihtiyaç var.
𒀺 Kesinlikle. Ama bizim yapabileceğimiz tek şey insanların bizi dinlemesini ve sahnede izlemesini sağlamak. Reklam yapmak ya da medyada görünmekten söz etmiyorum. Yapmamız gereken şey, gerçekten güçlü bir canlı performans sergilemek. En azından konser boyunca seyirciyi tamamen içine çekebilmeliyiz. Bunun için mutlak bir güce sahip olmamız gerektiğinin farkındayız ve bunu ancak kendimiz başarabiliriz.
𒀹 Keşke insanlar “Der Zibet yakışıklı bir grup.” demekten çok, “Canlı performansları inanılmaz.” deseler.
𒀺 Aynen öyle. Bence doğru yol da bu. Daha fazla insanın bizi dinleyebilmesi için farklı gruplarla ortak konserler vermeye de devam etmek istiyoruz.
𒀹 Umarım kendi temposunda ilerleyen bir grup olmak yerine, kısa sürede çok büyük bir grup olursunuz.
𒀺 (lol) Bu güzelmiş. “Becerikli şahin pençelerini gizler.” derler ya… Şaka bir yana. (lol) Elbette daha da büyüyeceğiz. Şu anda tek istediğimiz şey daha vahşi olmak. İnsanlar bizim grubumuz hakkında sürekli “entelektüel” falan diyorlar ama aslında hiç de öyle değiliz. İçimizde vahşi bir taraf var ve insanların bunu da görmesini istiyorum. Hatta “Bunlar dâhi sanıyorduk, meğer tam anlamıyla delilermiş!” desinler. (lol) İşte ulaşmak istediğim nokta bu.
Gerçekten de Der Zibet, dış görünüşü öne çıktıkça yanlış anlaşılmaya daha açık hâle gelen bir grup. Bu yüzden herkesi susacak kadar etkileyici bir sahne performansı sergilemeleri büyük önem taşıyor. Nitekim konserlerde seslendirdikleri yeni parçaların kalitesi gerçekten göz kamaştırıcı. Geriye kalan tek şey, dinleyiciyi tamamen kendilerine çekebilmeleri…
ISSAY’le yaptığımız bu söyleşi de gösteriyor ki, o bunun fazlasıyla farkında.
Der Zibet şu sıralar ülke çapındaki turnesine devam ediyor. Çok yakında ikinci albümlerinin kayıtlarına da başlayacaklar. Dünden daha vahşi, dünden daha çarpıcı olmalarını yine sabırsızlıkla bekliyoruz!
Kaynak: Arena37℃ Yayın Yılı: 07.1986 Orijinal Dil: Japonca Çeviri/Scan: Pluto Blackfish
İlk Çeviri Yayınlama: 09.07.2024 Revize Edilmiş Sürüm: 06.07.2026
Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.
Bu kez der Zibet dosyamızın ikinci bölümünde; kadınlar, aşk, erkeklik anlayışı ve daha birçok konu başta olmak üzere beş ana tema üzerine konuştuk. Merak edilen der Zibet’i daha yakından tanımak için harika bir fırsat!
Röportaj: Yuko Umehara Fotoğraf: Motoko Sashi
𒀸 Kadınların farkına ne zaman varmaya başladınız?
HIKARU: Tam olarak ne zaman kadınların farkına vardığımı bilmiyorum ama anaokulu öğretmenime âşıktım. Onu inanılmaz güzel biri olarak hatırlıyordum ama yıllar sonra fotoğrafını görünce aslında o kadar da güzel olmadığını fark ettim. (lol)
ISSAY: İki yıl önce. Gerçekten. Çünkü çocukken hem erkek arkadaşlarımı hem de kız arkadaşlarımı severdim; o zamanlar kız ya da erkek diye ayırmazdım. Sanırım iki yıl önce ilk kez, “Aa, bu bir kızmış… Olmaz!” diye düşündüm. Kızlar belli bir yaşa gelince değişiyor ya… Önce “Bir tuhaflık var.” diye düşünüyordum, sonra “Demek ki kızmış.” diye fark ettim.
MAYUMI: Ben ise ilk öpücüğümü aldıktan sonra… (lol) Şaka bir yana, anaokulundayken Yoko-chan vardı!
HAL: ISSAY’in bahsettiği anlamda düşünürsek ben de oldukça geç fark ettim. Çünkü hep on kızın arasında tek erkek olarak oynayan çocuktum. Kadınları gerçekten bilinçli şekilde fark etmeye başlamam sanırım lisenin sonlarına denk geliyor. Ama ilk aşk anlamında söyleyecek olursam, ilkokuldayken Takako Yamada adında bir kızdan hoşlanıyordum. Bana Sign wa V’nin bir fotoğraf kartını vermişti, çok mutlu olmuştum.
𒀸 Kadınların hayatınızdaki yeri
MAYUMI: Vazgeçilmezler. Lise ikinci sınıftayken ilk kez bir kızla çıkmaya başladığımda, insanın en az bir kez böyle bir ilişki yaşaması gerektiğini düşündüm. O deneyim sayesinde bakış açım genişledi.
ISSAY: Beni korkutan şey, kadın olduğunun farkında olmayan kadınlar. Kadınlardan nasıl etkilendiğime gelince… Terk edildiğim zaman şarkı yazabiliyorum. (lol)
MAYUMI: Bence erkeklerin harekete geçebilmesi için mutlaka bir hedefe ihtiyacı var. Kadınlar ise belirgin bir hedefleri olmasa bile ilerleyebiliyorlar. Hangisinin daha iyi olduğu meselesi değil bu ama doğrusu bu yönlerini kıskanıyorum. Bu yüzden onlara büyük saygı duyuyorum, ama aynı zamanda onları anlamanın zor olduğunu da düşünüyorum.
Bir de nedense kadınlar sürekli bana gelip dertlerini anlatıyorlar. Böyle olunca çevremdekiler bana şakayla karışık “Sengoku Jesus” gözüyle bakıyorlar. (lol) Ama bundan şikâyetçi değilim; hatta hoşuma gidiyor.
HAL: Hayatın akışı içinde bazen hiçbir şey düşünmeden sevdiğin kadınla baş başa vakit geçirebilmek çok önemli. Böyle zamanlarım olmazsa kendimi iyi hissedemiyorum.
𒀸 Aşk size neler kazandırdı?
HIKARU: Belki hayat görüşüm değişmiştir ama bu biraz fazla genel kalıyor. Daha çok düşünce tarzım değişti diyebilirim. Kadınların erkeklerden gerçekten farklı olduğunu öğrendim.
ISSAY: Sanırım dünyam genişledi. Sevdiğim kişi benim için yeni bir pencere oldu; onun sayesinde daha önce bilmediğim şeyleri görmeye başladım.
MAYUMI: Artık konuşmasına gerek kalmadan, sadece gözlerine bakarak ne düşündüğünü anlayabiliyorum.
HAL: Eskiden insanların neden kadın-erkek ilişkilerine bu kadar önem verdiğini anlayamazdım. Ama biriyle çıkmaya başladıktan sonra bunun nedenini biraz olsun kavradığımı hissettim.
ISSAY: Şunu öğrendim… Birini ne kadar çok seversen, sonunda yine yalnızca kendin olabileceğini de o kadar iyi anlıyorsun.
𒀸 Sizce bir erkek nasıl olmalı?
HIKARU: Buna hemen cevap veremememin nedeni, kafamda kesin bir ideal olmaması olabilir. Ama ben kendi ayakları üzerinde duran biri olmak isterim. Günün birinde evlenecek olursam, önce sağlam bir temelim olmasını isterim. Biraz eski kafalı sayılabilecek bir erkek anlayışına sahibim. Erkek egemenliği fikrinden hoşlanmam ama “Kadın şöyle olur, erkek böyle olur.” gibi kalıpları da sevmiyorum.
ISSAY: Erkeklik taslamayın. İnsanları dış görünüşlerine bakarak “erkek” diye değerlendirmeyin. Sonuçta hepimiz hâlâ biraz çocuk kalabiliyoruz. Kendinizi olduğunuzdan büyük göstermeye çalışacağınıza, olduğunuz gibi olun.
MAYUMI: Dışarıdan gelen her şeyi içine alıp, kendi içinde süzüp yeniden dışarı verebilen biri olmalı. Ayrıca ruhen de her koşula uyum sağlayabilecek kadar esnek olması gerektiğini düşünüyorum.
HAL: Ben sadece hayallerini kaybetmeyen biri olmak isterim. Bence en önemlisi de bu.
𒀸 Moda
MAYUMI: Kıyafet konusunda çok takıntılı biri değilim. Dağınık giyinmeyi de severim; o günkü ruh hâlime göre giyinirim. Mesela bugün kendimi biraz havalı hissediyorum. (lol)
ISSAY: Şık olmak zorundayım! Hepsi bu.
MAYUMI: Ortaokuldayken ilk takım elbisemi aldım. Giydiğimde kendime çok yakıştırmıştım. Rahat kıyafetler giyince fazla hareketleniyorum; bu yüzden bana pek uygun olmadığını düşündüm. Aynaya baktığımda takım elbisenin bana yakıştığını gördüm, çevremden de olumlu tepkiler aldım. O günden beri hep takım elbise giyiyorum.
HAL: Eskiden kıyafetlere pek ilgim yoktu. Yeşil tonlarını sevdiğim için çoğu zaman sadece rengine bakarak kıyafet alırdım. Ama zamanla farklı insanlardan etkilenerek çok şey öğrendim. Hâlâ öğrenme aşamasındayım ama gözle görülür biçimde geliştiğimi düşünüyorum.
Kaynak: Arena37℃ Yayın Yılı: 01.1986 Orijinal Dil: Japonca Çeviri/Scan: Pluto Blackfish
İlk Çeviri Yayınlama: 08.07.2024 Revize Edilmiş Sürüm: 06.07.2026
Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.