日本語原文
第3話




Ф(Phl)
ISSAY & Hirose Satoshi
Vecdin Romantizmi
Mart ayında faaliyetlerine ara verdikten sonra, 25 Ağustos’ta
Shinjuku Loft’ta verdikleri dönüş konseriyle büyük yankı
uyandıran Ф(Phl), uzun zamandır beklenen ilk tam uzunluktaki
albümü NAKED’ı 8 Aralık’ta yayımlıyor.
Peki “NAKED” isminin ardında nasıl bir düşünce yatıyor?
Grubun vokalisti ISSAY ve gitaristi Hirose Satoshi, yeni albümün
ortaya çıkış sürecini bizimle paylaştılar.
𒀸 Bir önceki mini albümden bu albüme gelene kadar geçen
süreçte grubun oldukça değiştiğini söyleyebiliriz sanırım.
ISSAY: Önceki mini albümle bu albüm arasında iki farklı dönem
yaşadık aslında. Bir dönem neredeyse sürekli konser veriyorduk.
Sonra da Hirose’nin geçirdiği talihsiz kazadan dolayı uzun süre
sahneye çıkamadığımız bir dönem oldu.
İlk dönem boyunca aklımız tamamen konserlerdeydi. O yüzden
önceki mini albüm Ф(Phl) de canlı performanslarımızın doğal bir
uzantısı gibi ortaya çıktı diyebilirim. Aradan biraz zaman geçtikten
sonra ise… Bu arkadaş sahneden düştü ve sakatlandı.
Hirose: Resmen sahneden aşağı uçtum. Ayağa bile
kalkamıyordum. Üstelik üzerimde hâlâ sahne kostümüm vardı.
Ambulans beni o hâlimle hastaneye götürdü. Muayene sırasında
bile sahne pantolonumu indiriyorlardı… Hayatımın en sefil
anlarından biriydi. (lol)
ISSAY: Aynen öyle. (lol) Sonra evde dinlenmek zorunda kaldığı
dönemde, ayağı kırık olmasına rağmen durmadan şarkılar
yazmaya başladı.
Hirose: Ayağım kırık olmasına rağmen yani. (lol)
ISSAY: Evet. Aferin sana doğrusu.
Hirose: Yapacak başka bir şeyim yoktu ki. Dışarı çıkamıyordum.
Gezemiyordum. Evden çıkacak durumda değildim. Ben de…
“Tam zamanı. Oturup şarkı yazayım.” dedim.
ISSAY: İşin ilginç tarafı, o dönemde yazdığı parçalar gerçekten
çok iyiydi. Bu albüme giren şarkıların büyük bölümü de işte o
sırada yazıldı.
𒀸 Tam anlamıyla “kötü görünen bir olayın iyi bir sonuca
dönüşmesi” olmuş diyebiliriz sanırım… Affedersiniz. (lol)
Peki ne kadar süre yürüyemediniz?
Hirose: Yaklaşık iki ay doğru dürüst yürüyemedim. Oldukça
uzun sürdü.
ISSAY: Doktor üç ay süreceğini söylemişti. Biz de gerçekten
üç ay boyunca hareket edemeyeceğini sanıyorduk. Ama…
Hayvan gibi toparladı. (lol)
Hirose: Röntgeni çektiklerinde kemiğin kırıldığını söylediler.
Hatta iki hafta kadar hastanede yatmam gerektiğini bile söylediler.
Ama beş altı gün sonra tekrar baktılar. “Kaynamış.” dediler. (lol)
Doktorlar bile şaşırdı. “Böyle bir iyileşme hızı görmedik.” dediler.
Gerçekten garipti.
ISSAY: Sen gerçekten “İyileşeyim artık.” diye düşündün mü?
Hirose: Yoo.
ISSAY: (lol) Sadece canının acıması hoşuna gitmiyordu.
Hirose: Aynen öyle.
ISSAY: Tam da o sıralarda Danger Crue Records’tan teklif geldi.
Bunun üzerine, “Önce stüdyoya girip elimizdeki parçaları iyice
şekillendirelim.” dedik. Bir önceki mini albümde daha çok
konserlerde çaldığımız parçaları temel almıştık. Canlı performansın
enerjisini albüme taşımaya çalışıyorduk. Ama bu kez ağırlığı stüdyo
çalışmalarına verdik.
Hirose: Önceki mini albüm tamamen prova stüdyosunda
doğmuştu. Dört kişi jam yaparken güzel bir riff ya da hoş bir melodi
çıkarsa onu birlikte geliştiriyorduk. O dönemde amacımız aslında
mini albüm yapmak değildi. Daha çok konser repertuvarımızı
genişletmek istiyorduk. Çünkü elimizde yeterince şarkı yoktu. Ama
bu kez durum farklıydı. Bu defa gerçekten ortaya bir albüm koymayı
hedefliyorduk. Bu yüzden stüdyoda uzun uzun düşünüp,
düzenlemeler üzerinde çalışıp, parçaları bilinçli şekilde inşa ettik.
İki çalışma arasındaki en büyük fark da buydu.
𒀸 İlk tam uzunluktaki albüm olması da sanırım sizi daha ayrıntılı
çalışmaya yöneltti.
Hirose: Kesinlikle. En küçük ayrıntılara kadar kafa yorduk. Mesela
ISSAY bir söz yazdığında ilk okuduğumda çok hoşuma gidiyordu.
Ama bazen, “Bunu şöyle söylesen dinleyiciye daha rahat geçmez
mi?” dediğim oluyordu. Benim yazdığım melodilerde de ISSAY’in
kendine özgü söyleyiş biçimi vardı. Çoğu zaman onun yaptığı
değişiklikler daha iyi oluyordu. Ama bununla yetinmiyorduk. Her
şeyi kaydedip eve gidiyor, tekrar dinliyor, düzenlemeleri yeniden
gözden geçiriyorduk. Küçücük bir değişiklik bile bazen parçanın
tamamını yeniden düşünmemize neden oluyordu.
ISSAY: Bu kez sözleri de oturup tek seferde yazmadım. Önce
genel yönünü belirledim. Sonra Jimmy’ye ve diğer üyelere
gösterip konuştuk. Fikir alışverişi yaptık.
Hirose: Önceki albümde sürekli konseri düşünüyorduk. Bu kez
ise açıkçası konseri neredeyse hiç düşünmedik.
𒀸 Yani bu kez önceliğiniz canlı performanstan çok, albümün kendi
başına bir eser olarak tamamlanmasıydı. Albümün genel resmini en
başından görebiliyor muydunuz?
ISSAY: Aslında hedefimiz en başından albümün tamamını görmek
değildi. Daha çok, Phl’nin sahip olduğu müzikal alanı mümkün
olduğunca genişletmek istiyorduk. Pop olacaksa gerçekten pop
olsun. Daha deneysel olacaksa da sonuna kadar gitsin. Her şarkının
kendi yönünde cesurca ilerlemesini istedik. İlk başta bunun
sonunda nasıl bir albüm ortaya çıkacağını biz de bilmiyorduk. Ama
çalıştıkça yavaş yavaş şekillenmeye başladı.
Hirose: Ama bir şey kesindi. Albümün mümkün olduğunca geniş bir
yelpazeye sahip olmasını daha en başından istiyorduk.
ISSAY: Evet. Her şarkının kendi karakterine sonuna kadar gitmesine
izin verdik. Sonuçta bunları çalan yine bu dört kişi. O yüzden ne
kadar farklı yönlere gidersek gidelim, en sonunda yine Phl olarak
duyulacağını biliyorduk.
Hirose: Ama bu albüm sayesinde kendimle ilgili bir şeyi fark
ettim. Meğer ne kadar detaycıymışım.
ISSAY: (kahkahalar)
𒀸 Yoksa mükemmeliyetçi misiniz?
Hirose: Aslında kendimi hiçbir zaman öyle biri olarak görmedim.
Hatta ayrıntılarla fazla uğraşan insanları biraz itici bulurdum. Ama
bu albümde… Resmen içimden çıktı. (lol) Bazen kendi kendime, “Bu
kadar uğraşmaya gerçekten gerek var mı?” diye düşündüğüm bile
oldu. Sonra aklıma başka bir şey geldi. Belki de bu… Zanaatkâr ruhu
denen şeydir. Sanki Hakone’de yapılan o ince ahşap işçiliği
gibi… Milim milim uğraşıyordum.
ISSAY: Gerçekten öyleydi. (lol)
Hirose: Bir yanım “Boş ver artık.” diyordu. Ama diğer yanım “İyi ki
uğraşmışım.” diyordu. Sanırım grubun hepimizde böyle bir taraf
vardı. Gerçi gitaristler zaten biraz detaycı olur. Hâlâ dinlediğimde,
“Şurayı bir daha çalsam…” dediğim yerler var.
ISSAY: (kahkahalar) Geçen gece seni bunu söylerken rüyamda
bile gördüm.
𒀸 Ama sanatçı açısından bakınca, bu kadar ince ayrıntıya kadar
inebilmek büyük bir ayrıcalık olmalı.
ISSAY: İlginç olan şu… Bu kadar ayrıntıyla uğraşmamıza rağmen
ortaya çıkan albüm hiç boğucu olmadı. Tam tersine… Oldukça
nefes alan bir albüm oldu bence.
𒀸 Peki albümün bütününe yayılan ortak bir tema var mıydı?
ISSAY: Tek bir ana temadan çok, her şarkının kendi dünyasını
kurması daha önemliydi. Ama baştan beri konuştuğumuz bir şey
vardı. Hem müzikal olarak… Hem de sözlerde… Mümkün olduğunca
geniş bir ifade alanı yaratmak istiyorduk. “Biz bugüne kadar bunu
hiç söylemedik.” dediğimiz cümleleri bile özellikle kullanmaya
çalıştık.
𒀸 Mesela hangi şarkıda?
ISSAY: “Anata ni Kizutsukitai” (Senden Yara Almak İstiyorum)
bunun en belirgin örneği olabilir. O şarkının sözlerini Jimmy ile
birlikte yazdık. Ben sözler üzerinde uzun süre düşünüp
duruyordum. Sonra Jimmy bana, “Peki buna ne dersin?”
diyerek bambaşka bir metin getirdi. İlk bakışta benim düşündüğüm
konseptten tamamen farklıydı. Ama kullandığı kelimeler çok
ilginçti. Bir süre sonra fark ettim ki…
Aslında benim anlatmak istediğim dünyaya da kusursuz şekilde
uyuyor. Bunun üzerine iki fikri birleştirdik. Sonra tekrar değiştirdik.
Tekrar düzelttik. Tekrar yazdık. Ortaya gerçekten ilginç bir şey
çıktı. Üstelik içinde benim normalde asla kullanmayacağım
ifadeler de vardı. Ama buna rağmen… Şarkının dünyası hiç
bozulmadı. Aslında üyelerden sık sık böyle fikirler alırım. Ama
sanırım en belirgin örnek bu oldu.
𒀸 Şarkı sözlerinin bile ortaklaşa yazılması pek alışıldık bir durum
değil. Demek ki grubun temel yaklaşımı, en iyi sonuca birlikte
ulaşmak. Peki “NAKED” ismi ne zaman ortaya çıktı? Albümün
bütününü görmeye başladığınızda mı?
ISSAY: Evet. Başlarda böyle bir isim yoktu. En son… Artık albüm
neredeyse tamamlanmışken geldi.
𒀸 “Çıplak”, “maskesiz”, “kendini olduğu gibi ortaya koymak”… Bunlar
grubun o dönemki ruh hâlini anlatan kelimeler miydi?
ISSAY: Evet. Aslında bunu en başta en çok isteyenlerden biri
Jimmy’ydi.
Hirose: Önceki mini albümdeki Phl… Tamamen siyahlara bürünmüş,
sert ve mesafeli bir gruptu. Bu kez ise… Sanki bütün zırhlarımızı
çıkarmış gibiydik. Ama bu, zayıflığımızı göstermek istediğimiz
anlamına gelmiyor. Daha çok… Gerçekten hoşumuza giden şeyleri
olduğu gibi paylaşmak istedik.
Birlikte vakit geçirirken nasıl hissediyorsak… Bu albüm de biraz öyle
oldu. İlk kurulduğumuz zamanlarda dinleyiciyle aramızda bilinçli bir
mesafe vardı. Gerçi… Sanırım bunun sebebi biraz utangaç
olmamızdı. (lol)
ISSAY: Bir de hepimiz uzun yıllardır müzik yapıyoruz. İster istemez
insanın üzerine pek çok şey yapışıyor. Beklentiler… Alışkanlıklar…
Etiketler… Sanırım bu albümde hepsini üzerimizden çıkarıp atmak
istedik. İşte “NAKED” dediğimiz şey de biraz buydu.
𒀸 Albüm kapağı da ismiyle tamamen örtüşüyor. Gerçekten oldukça
çarpıcı bir görsel olmuş.
ISSAY: Aslında o fikir de albüme “NAKED” adını vermeden önce
ortaya çıkmıştı.
Hirose: Tabii iş gerçekten “göstermeye” kalsaydı… Bundan çok
daha ileri gidebilirdik. Ama öyle bir şeyi görüp de sevinecek kimse
yok sonuçta. (lol) Eğer gerçekten “hazırlanmış” görünmek
isteseydik, çekimden önce bir hafta spor salonuna gider, biraz kas
yapar, fotoğraf çekiminde de üstümüze biraz yağ sürerdik.
ISSAY: O zaman bambaşka insanlar olurduk! (lol)
𒀸 Albüm boyunca her şarkı bambaşka bir dünyaya açılıyor. Buna
rağmen albümü baştan sona dinlediğinizde güçlü bir bütünlük hissi
kalıyor. Üstelik bittiğinde insanda hem hoş bir ağırlık hem de uzun
süre devam eden bir etki bırakıyor.
ISSAY: Sanırım bunun nedeni bu gruptaki dört kişinin de
karakterinin çok belirgin olması. Bir vokalist olarak şunu
söyleyebilirim… Hepsi teknik açıdan son derece iyi müzisyenler.
İsteseler her tarzı çalabilirler. Ama hiçbiri kendi kokusunu
kaybetmeyi istemiyor. Bence grubun en ilginç tarafı da bu.
Eğer her şeyi kusursuz çalabilen ama kendine ait hiçbir rengi
olmayan insanlarla karşılaşsaydım, onlarla birlikte müzik
yapmazdım. Her biri kendi dünyasına sahip. Ama aynı zamanda o
dünyanın içinde yeni şeyler denemekten korkmuyor. Sanırım bu
yüzden birbirinden oldukça farklı şarkılar çalsak bile sonunda hepsi
tek bir albümün parçası gibi duyuluyor.
Hirose: Temelde hepimizin ortak olduğu bir şey var. Hiçbirimiz
istemediğimiz bir şeyi yapmak istemiyoruz. İster tek bir konser
olsun… İster tek bir albüm… Ortaya koyduğumuz işte kendi
varlığımızı hissedebilmek istiyoruz. Ve dönüp baktığımızda, “İşte
buna gerçekten güvenebilirim.” diyebileceğimiz işler yapmak
istiyoruz. Belki biraz egoistçe… Ama sanırım başka türlü de
yapamıyoruz. Canlı performanslarda da aynı. Sahneden indikten
sonra “Keşke…” demek istemiyorum.
𒀸 Grubu ilk kurduğunuzda sizi harekete geçiren şey, “Bizim
gerçekten havalı bulduğumuz müziği yapmak istiyoruz.”
düşüncesiydi. Aradan geçen zamanda bu değişti mi?
ISSAY: Hayır. Bence değişmedi. Temelinde hâlâ aynı şey var. Tabii
bugün artık, “Bu albümü daha renkli yapalım.” ya da “Müzikal
sınırlarımızı biraz daha genişletelim.” gibi şeyler konuşuyoruz. Ama
bunların hepsi ikinci planda. Sonuçta… Bizim kendimizin havalı
bulmadığı bir şeyi yayımlamamız mümkün değil.
Hirose: “Havalı” aslında çok soyut bir kelime. Bazen düşünüyorum
da… Biz dört kişi sanki amatör sanatçılar gibiyiz. Çevremde pek
çok rock müzisyeni arkadaşım var. Bazılarına bakıyorum da…
İçimden, “Sen rock müzisyeni değil, genç bir iş insanı
olmuşsun.” demek geliyor. (lol)
ISSAY: Gerçekten öyle insanlar var. (lol)
Hirose: O yüzden galiba… Biz hâlâ biraz safız.
𒀸 Belki de müzisyen olmanın en temel arzusuna sadık
kalmayı başarıyorsunuz.
Hirose: Olabilir. Ve sanırım bununla gurur duyuyorum.
𒀸 Bence asıl etkileyici olan da bu saflığı yıllar geçmesine
rağmen koruyabilmeniz.
ISSAY: Çünkü başka hiçbir şey yapamıyoruz. (lol)
Hirose: Enerjimizi başka yerlere harcamıyoruz da ondan. (lol)
ISSAY: Ama şunu söylemek isterim… Bence bu albüm, Phl’yi daha
önce hiç dinlememiş biri için bile rahatlıkla keyif alınabilecek bir
albüm oldu. Eğer biraz ilginizi çektiyse… Lütfen en azından bir kez
dinleyin.
NAKED
Danger Crue Records
HML-016
Röportaj: Yumiko Kakoi
Fotoğraf: Yohsuke Komatsu
Kaynak: Fool’s Mate
Yayın Yılı: 01.2000
Orijinal Dil: Japonca
Çeviri/Scan: Pluto Blackfish
İlk Çeviri Yayınlama: 28.07.2025
Revize Edilmiş Sürüm: 08.07.2026
Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.


DER ZIBET
ISSAY
Hikâyenin Perde Arkası (Behind the Tale)
Bu Hikâyenin Sonunu Kimse Bilmiyor
Röportaj / Metin: Yuki Sugie
Fotoğraf: Yohsuke Komatsu
Grubun kariyerindeki on birinci stüdyo albümü ile, ilk dönemlerini
kapsayan Sixty Records ve BMG Victor yıllarından seçilen nadir
kayıtlar, remiksler ve çeşitli özel parçaların yer aldığı best
of albüm… Bunlar sırasıyla “Kirigirisu” (Çekirge) ve “Ari” (Karınca)
adlarıyla aynı gün yayımlanıyor.
Peki bu isimlerin ardındaki düşünce neydi?
DER ZIBET’in ilk kez denediği yaratım yöntemlerini de kapsayan
bu yeni çalışmayı grubun solisti ISSAY ile konuştuk.
𒀸 Böyle bir soruyla başlamak biraz tuhaf olacak ama… Grup
üyelerini temel alarak hazırlanan bu “Çekirge” kuklası gerçekten
inanılmaz olmuş. (lol)
ISSAY: Bu sefer bu kukla bayağı başroldeydi. Albüm kapağında da,
resmi sanatçı fotoğraflarında da hep onu kullandık. Hele HAL’ın
yüzü var ya… Kukla olmasına rağmen inanılmaz
benziyor diye bayağı beğenildi. (lol)
𒀸 Bu kuklanın röportaj sayfasına kadar gelmesinin sebebi de
yaklaşık bir yıllık aradan sonra yayımlanacak yeni albüm Kirigirisu
ile geçmiş kayıtları bir araya getiren best of albüm Ari’nin
23 Mart’ta aynı anda çıkacak olması. İki albümü yan yana
koyunca ortaya doğal olarak “Karınca ile Çekirge” çıkıyor.
Hâl böyle olunca da herkesin aklına Ezop’un ünlü masalı geliyor.
ISSAY: Evet, büyük ihtimalle öyle oluyordur.
𒀸 Peki bu fikir nasıl ortaya çıktı?
ISSAY: Bu tema kafamda sanırım geçen yaz şekillenmeye başladı.
Aslında ondan önce, ilkbahardaki turne sırasında HIKARU bana,
“Bir sonraki albümü önce sözlerden yola çıkarak yapmak istiyorum.
En az üç şarkılık söz hazırla.” demişti. Ben de o sırada çeşitli şeyler
yazıp biriktiriyordum. Ama zaman geçtikçe, “Galiba bu kez tek
bir tema etrafında toplamak daha doğru olacak.” diye düşünmeye
başladım. Tam o günlerde bir akşam bir arkadaşımla içki içerken
laf dönüp dolaşıp bir anda Ezop’un Karınca ile Çekirge masalına
geldi. İkimiz de resmen, “Ben bu masaldan nefret ediyorum.”
demeye başladık. (lol) Çünkü o hikâyede bütün suç
çekirgeye yükleniyor, değil mi?
𒀸 “Çalışmayanın sonu kötüdür.” gibi oldukça ahlâkçı bir
masal sonuçta.
ISSAY: Aynen öyle. Ama ben çekirgenin kötü biri olduğunu
hiç düşünmüyorum. Hatta tam tersine… Bu kadar kötü
gösterilmesi bana hep haksızlık gibi gelmiştir.
𒀸 Katılıyorum.
ISSAY: Bence çekirgenin tek hatası varsa, o da gidip karıncadan
yardım istemesiydi. Bu albüm aslında tek bir düşünceden doğdu.
“Çekirge kötü değildir.”
𒀸 Aslında çekirge yaz boyunca istediği gibi yaşayarak hayatını
dolu dolu tamamlıyor. Sonunda ölse bile, başkalarının onu nasıl
değerlendirdiğinden bağımsız olarak kendi içinde pişmanlık
duyacağını sanmıyorum.
ISSAY: Aynen öyle. Sonuçta mesele şu: Yaptıklarının bedeli elbette
gelir. Ama bedelini ödemek, yaptığının yanlış olduğu anlamına
gelmez ki.
𒀸 Duyduğuma göre Fransa’da bu masal biraz farklı anlatılıyor.
Çekirge yardım istemeye gittiğinde karınca ona, “Yaz boyunca
şarkı söyleyip dans ettin. Eğer şimdi uzun kışımızı şarkılarınla
güzelleştirirsen sana yardım ederim.” diyormuş.
ISSAY: O kesin sonradan ortaya çıkmış bir versiyondur.
𒀸 Ama kulağa oldukça Fransızca geliyor.
ISSAY: (lol) Aslında bu hikâyenin gerçek sonunu kimse tam
olarak bilmiyor. Ben de pek çok kişiye, “Karınca ile Çekirge’nin
asıl sonu nasıldı?” diye sordum. Meğer anlatılan sonlar birbirinden
farklıymış. Ama değişmeyen tek şey şu… Çekirge önce karınca
tarafından güzelce azarlanıyor. (lol) Ondan sonrasıysa üç farklı
sona ayrılıyor. Ama Ezop’u düşündüğümde…
Bence çekirge sonunda ölüyor.
𒀸 Yani siz de öyle düşünüyorsunuz.
ISSAY: Sonuçta Ezop o dönemde köle olarak yaşamış bir adamdı.
Yazdığı fabllar da insanların dünyada nasıl ayakta kalacağını
anlatıyor. Öyle birinin çekirgeyi kurtaracak bir son yazacağını
hiç sanmıyorum. Hem Ezop’un masalları zaten epey acımasızdır.
Ama bu, karıncanın kötü olduğu anlamına da gelmiyor. Ben
sadece… Çekirgenin kötü biri olmadığını söylemek istedim. Bunu
albümün teması hâline getirsek ilginç olur diye düşündüm.
Zaten… Biz de sonuçta çekirgeyiz. (lol)
𒀸 Demek o meşhur çekirge kuklası da bu fikirden doğdu.
ISSAY: Aynen öyle. (lol) Ama işin komik tarafı şu… Arkadaşımla
saatlerce “Çekirge kötü değildir.” diye konuştuktan sonra bir
anda içime kurt düştü. “Acaba sadece biz mi böyle düşünüyoruz?”
Diye. Sonra birkaç arkadaşıma daha, “Ben çekirgenin kötü
olduğunu düşünmüyorum.” dedim. Hepsi de hiç düşünmeden,
“Evet ya, kesinlikle.” diye cevap verdi. İşte o zaman cesaret bulup
bu fikri gruba götürdüm. Onlar da hemen benimsedi. Sonra da
dedik ki… “Bu kez sıra çekirgenin intikamında!” (lol)
𒀸 Yani bu süreç sonunda ortaya çıkan albüm aynı zamanda Der
Zibet için oldukça farklı bir çalışma yöntemiyle hazırlanmış oldu.
Şarkı sözlerinin müzikten önce yazılması, grup açısından pek
alışıldık bir yöntem sayılmaz, değil mi?
ISSAY: Daha önce de bu şekilde yaptığımız birkaç şarkı olmuştu.
Ama bu kez olduğu gibi albümde sekiz parçanın birden bu
yöntemle hazırlanması sanırım ilk kez oldu.
𒀸 Oldukça yüksek bir sayı.
ISSAY: Evet. Sözleri yazış biçimim de bu kez biraz farklıydı.
Önce sözlerin ilk taslağı ortaya çıkıyordu. Sonra “çekirge” fikri
belirginleşmeye başladıkça o tema etrafında müzik şekilleniyor
ya da sözler yeniden düzenleniyordu. Bu şekilde hazırladığımız
ilk albüm oldu diyebilirim.
𒀸 Peki HIKARU size “Bu kez önce sözleri yazacağız.” dediğinde ilk
tepkiniz ne olmuştu?
ISSAY: İlk düşündüğüm şey, “Yine başıma iş açtı…” oldu. (lol) Çünkü
önce müzik olduğunda kafanda görüntüler oluşturmak çok daha
kolay oluyor. Kaç kelime kullanabileceğin de aşağı yukarı belli
oluyor. Bazen o tür kısıtlamalar insanın işini kolaylaştırıyor.
O yüzden başlangıçta ortada hiçbir şey yokken söz yazmak bana
oldukça zahmetli gelmişti. Ama HIKARU, “Tamamlanmış sözler
olmasına gerek yok. Bana önce taslağını getir.”
deyince öyle başladım.
𒀸 Sizce HIKARU neden bu albümde özellikle bu yöntemi
denemek istedi?
ISSAY: Geçen yılın ilk yarısında Sasano Michiru’nun kayıtlarında
çalışmıştı. Orada da aynı yöntem uygulanmış. Çok hoşuna gitmiş
olacak ki, “Bu kez biz de deneyelim.” demiş.
𒀸 Peki sizin açınızdan, albümün genel şekli ortaya çıkana kadar
epey deneme yanılma yaşandı sanırım.
ISSAY: Evet. İlk başta gerçekten ne yapacağımı bilmiyordum.
Derken Ağustos sonlarına doğru HIKARU aradı.
𒀸 “Ödev ne oldu?” diye mi?
ISSAY: Aynen öyle. (lol) Aslında o zamana kadar parça parça
yazıyordum. Ama hiçbirini toparlamamıştım. Sonra üç gün
sonra toplantı yapacağımız söylendi. Ben de üç günde yazdım. (lol)
𒀸 Epey uğraşmışsınız.
ISSAY: En az üç şarkılık söz istemişti. Ben de nasıl olsa birkaç tanesi
elenir diye düşünerek sekiz tane götürdüm. Sonra… Hepsi kabul
edildi. (lol)
𒀸 Peki bu yeni çalışma yöntemi vokalist olarak sizi nasıl etkiledi?
ISSAY: Müzikal açıdan çok daha rahattı. Şimdiye kadar önce melodi
olurdu. Ben de sözleri o melodinin içine yerleştirirdim. Böyle olunca
gerçekten söylerken zorlayan yerler çıkabiliyordu. Ama bu kez
melodiyle sözler neredeyse en başından beri birlikte gelişti. O
yüzden söylemesi çok daha kolaydı. Aslında buna “önce söz
yazmak” demekten çok, hem müziği hem sözleri aynı anda özgürce
değiştirebildiğimiz bir süreç demek daha doğru olur.
𒀸 Bu albümde vokaliniz önceki çalışmalara göre daha çok orta
ve pes tonlara yaslanıyor gibi.
ISSAY: Evet. Bu albümdeki parçaların çoğu Der Zibet standartlarına
göre daha düşük tonlarda.
𒀸 Bu bilinçli bir tercih miydi?
ISSAY: Evet. Özellikle ben istedim. Sebebi sadece pes söylemenin
kolay olması değildi. Bu ses aralığında söylediğim zaman şarkıya
küçük nüanslar katmak çok daha kolay oluyor. Sesini sürekli
zorladığında ister istemez tekdüzeleşiyorsun.
𒀸 Özellikle “Çekirgeyi Kim Öldürdü?” oldukça pes bir şarkı.
ISSAY: Doğru. Canlıda nasıl olacak bakalım. (lol) Gerçi Hamlet
Machine’de bundan daha düşük söylediğim parçalar var. O yüzden
çok sorun olacağını sanmıyorum. Hem nakarat zaten oldukça
yükseliyor.
𒀸 Pes ve tiz arasında bu kadar büyük fark olunca insan
yorulmaz mı?
ISSAY: Ben tam tersine çok keyif aldım. Aslında bu yönelim GREEN
albümünde de başlamıştı. Bu kez biraz daha ileri götürdük. Bana
göre şarkı söylemenin en güzel hâli… İnsanın kendi kendine
mırıldanıyormuş gibi söyleyebilmesidir.
𒀸 Genel olarak bakınca Kirigirisu, Der Zibet’in bugüne kadarki
karakterini en eksiksiz yansıtan albümlerden biri gibi duruyor. Siz
hazırlarken böyle bir hedefiniz var mıydı?
ISSAY: Açıkçası özellikle hedeflediğimiz bir şey değildi. Ama dönüp
bakınca gerçekten Der Zibet’in özünü taşıyan bir albüm olmuş gibi
geliyor. Ben hiçbir zaman “Biraz daha pop yapalım.” ya da “Biraz
daha deneysel olalım.” diye düşünmedim. Sadece yapmak
istediğimizi yaptık. Gerçi… Belki gruptan başka biri gizlice öyle
düşünmüş olabilir. (lol)
𒀸 Ben özellikle albümün ikinci yarısındaki “Overture 11.17” ile
“Kum Saati” arasındaki akışı çok seviyorum. “11.17” gerçekten
kayıt tarihi mi?
ISSAY: Evet. O gün tek seferde kaydettik.
𒀸 Uzun zamandır böyle tam anlamıyla enstrümantal bir
parça yapmamıştınız.
ISSAY: Aslında bu kadar uzun olması planlanmamıştı. Kayıtlardan
önce iki gün kadar grip olduğum için provaya gelemedim. Ben
yokken üçü kendi aralarında doğaçlama yapmış. Parça da öyle
ortaya çıkmış. (lol)
𒀸 Bu albüm hem konseptiyle hem sözleriyle hem de müziğiyle
oldukça anlaşılır ama aynı zamanda çok güçlü bir enerji taşıyor
gibi geliyor.
ISSAY: Sanırım bunun sebeplerinden biri gereğinden fazla ses
üst üste koymamış olmamız. Bir de kayıt süreci inanılmaz
hızlı geçti. Provalarda her şey zaten hazırdı. Hatta
son provada albümü baştan sona hiç durmadan çaldık. (lol)
𒀸 Yani resmen albümün genel provası olmuş.
ISSAY: Aynen öyle. Kayıtta da parçaları neredeyse aynı sırayla
çaldık zaten.
𒀸 Bir de aynı gün çıkacak olan best of albüm Ari var. Bu iki albüm
en başından beri birlikte mi düşünülmüştü?
ISSAY: Hayır. Kayıtlar bitmek üzereyken, Kirigirisunun kapak
tasarımı konuşulurken bu fikir geldi. Başlık ne olsun diye
düşünürken biri, “Karınca olsun.” dedi. Hepimiz de “Olur.” dedik.
Sonuçta hayatımız boyunca gerçekten biriktirdiğimiz tek şey bu
kayıtlar olmuş. (kahkahalar)
𒀸 Oldukça kara mizah…
ISSAY: Evet. (lol) Çünkü onun dışında biriktirdiğimiz hiçbir
şey yok. Ama düşün… 23 Mart’ta bir müzik dükkânına
gidiyorsun. Rafta Karınca ile Çekirge yan yana duruyor.
Ben olsam buna bayağı gülerdim. (lol)
Kaynak: Fool’s Mate
Yayın Yılı: 04.1996
Orijinal Dil: Japonca
Çeviri/Scan: Pluto Blackfish
İlk Çeviri Yayınlama: 20.07.2025
Revize Edilmiş Sürüm: 08.07.2026
Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.


Çocuklara Selam Söyleyin
Bu kez sıra grubun “ergenlik döneminde” mı?
Der Zibet’e özgü o taptaze amatör ruhun geri dönüşü: Green
Röportaj: Takako Inoue
Der Zibet’in yeni albümü Green, insanın canını acıtacak kadar
duru ve ferah.
İlk kez gündelik kıyafetlerini giyip tek başına sokağa çıktığında
hissedilen o heyecan…
Omzuna biri hafifçe dokunsa istemsizce koşmaya
başlayacakmışsın gibi hissettiren o ince gerginlik…
İşte albümün taşıdığı duygu tam olarak bu.
O genç, toy kalp…
Bir yandan akustik melodilerin zarafetini örerken, bir yandan
pop’un coşkusuyla ileri atılıyor; sonra ansızın kendini boğucu
bir çıkmazın içinde buluveriyor.
“Blizzard” ve “Song Bird” gibi “yalnızlık” üzerine yazılmış görkemli
ağıtlar ise dinleyeni gözyaşlarına boğacak kadar güçlü.
Albümün miksajı tamamlandıktan hemen sonra ISSAY
kahkahalar atarak,
“Bu albümü dünyaya tamamen sırtımı dönerek yaptım!”
demişti.
Ama ilginçtir…
ISSAY bunu ne zaman söylese ortaya mutlaka çok iyi bir iş çıkar.
Sevdiği her şeyi çekinmeden içine doldurduğu bu renkli albüm…
Zihnindeki görüntüleri olduğu gibi aktaran, kendine özgü sözleri…
Ve her şeyden önemlisi, sanki büyük bir keyifle,
hiçbir kuralı umursamadan hazırlanmış hissi…
Bütün bunlar albüme, en güzel anlamıyla bir amatör
ruh kazandırıyor.
Eğer Shishunki ISSAY’in kişisel tarihindeki “yeşil günleri”
anlatıyorsa, Green de Der Zibet’in grup olarak yeniden
yaşadığı bir ergenlik dönemi gibi.
Kimseye hesap vermeden kendi özüne dönen Der Zibet’in
bu etkileyici albümünü önümüzdeki iki ay boyunca
ayrıntılarıyla ele alacağız.
İlk bölümle başlayalım.
ISSAY: Bu albümün tek konsepti “Der Zibet”ti. (lol) “Pop olsun.”
“Deneysel olsun.” Bunların hiçbirini düşünmedik. Sadece…
“Der Zibet’e yakışanı yapalım.” dedik. Bizi zaten seven insanlar
dinlediğinde mutlu olursa bu bize yeterdi. Sözler için de özel bir
tema belirlemedim. Aslında başta bir anahtar kelime seçmeyi
düşündüm. Ama sonra vazgeçtim.
𒀸 Peki o anahtar kelime neydi?
ISSAY: Peter Pan’ın Karanlık Tarafı.
𒀸 Ama albümde gerçekten o hissediliyor.
ISSAY: Evet. Çünkü o sıralar zihnimi en çok meşgul eden şeylerden
biriydi. Dolayısıyla farkında olmadan şarkılara da yansıdı. Bir de…
Albüm bittikten sonra fark ettim. Sözlerde sürekli “çocuklar”
kelimesi geçiyor. Kendi kendime, “Neden durmadan çocuklardan
söz etmişim?” diye düşündüm.
𒀸 Ama albümün adını düşününce bunun çok doğal geldiğini
hissediyorum.
ISSAY: Olabilir. Ama aslında bu albümün adı Der Zibet II de
olabilirdi. Shishunki III de. Children da. Dolphin da. Ya da Green. (lol)
𒀸 Sanırım bütün bu isimleri birbirine bağlayan ortak nokta, senin
içindeki çocuk taraf. Yani senin hiç değişmeyen yanın. “Green”
dediğin şey de bu, değil mi?
ISSAY: Evet. Benim için öyle.
𒀸 O zaman “çocuk” senin içinde koruman gereken tarafı
temsil ediyor diyebilir miyiz?
ISSAY: … Belki içimdeki çocuk. Belki gerçekten bu dünyada yaşayan
çocuklar. Belki bir zamanlar çocuk olmuş yetişkinler. Belki de henüz
doğmamış çocuklar. Bilmiyorum. Ama sanırım hepsinin ortak
noktası şu: İnsanın en canlı olduğu hâl. En doğal olduğu hâl.
Bu albümde söz yazma biçimim de ilk zamanlardaki
hâline geri döndü.
Eskiden olduğu gibi, “Ne anlatmak istiyorum?” diye başlamadım.
Önce imgeler geldi. Sonra kelimeler. Sonra o kelimelerin çıkardığı
ses. Şarkı sözlerini yine o akışın peşinden giderek yazdım.
Gözümün önüne görüntüler durmadan geliyor. Benim yaptığım
şey sadece… Onları yakalamaya çalışmak. Ama görüntüler öyle
hızlı geliyor ki elim yetişemiyor. Ben de peşlerinden koşup
hepsini not alıyorum. Sonra onları tek tek seçip bir araya
getiriyorum. Ortaya çıkan şey bazen rüya mı, gerçek mi belli
olmuyor. Ama benim için gerçekten var olan şeyler bunlar.
Onları yazmak istedim.
Herkes tarafından anlaşılmaları gerekmiyordu. Çünkü açıkçası…
Ben şu “mesaj şarkısı” denilen şeyi hiçbir zaman tam anlayamadım.
Hani birinin omzuna dokunup, “Öyle değil mi?” demek gibi…
“Ben de aynıyım.” “Sen de aynısın.” gibi şarkılar. Sanırım onlar
herkesin ortak hissini yakalamaya çalışıyor. Ama benim öyle bir
ortak paydam yok. Kendimi tam tersine… O ortak paydadan en
uzakta duran biri gibi hissediyorum. Bu yüzden bu albümde
kullandığım kelimeler de tam olarak oradan çıktı.
Kaynak: ROCKIN’ON JAPAN
Yayın Yılı: 05.1995
Orijinal Dil: Japonca
Çeviri/Scan: Pluto Blackfish
İlk Çeviri Yayınlama: 17.07.2025
Revize Edilmiş Sürüm: 08.07.2026
Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.


ISSAY × TAKASHI
Zamanın Akışına Bırak
21 Eylül’de yayımlanan ISSAY’in ilk solo albümü FLOWERS, farklı
müzisyenleri bir araya getiren özel bir çalışma. Albümdeki “Toki no Sugiyuku Mama ni” (Zamanın Akışına Bırak)
adlı parçada DIE IN CRIES basçısı TAKASHI de konuk müzisyen
olarak yer alıyor.
Bu söyleşi de, tıpkı şarkının adı gibi, zamanın akışına kendini
bırakıyor; bir konudan diğerine geçerken sohbet hiç tükenmiyor…
Metin: Yuki Sugie
Fotoğraf: Seiichi Inoue
𒀸 İlk ne zaman tanıştınız?
TAKASHI: İlk kez bir etkinlikte birlikte sahne almıştık sanırım,
değil mi?
ISSAY: Yok, aslında ondan da önce ben DIE IN CRIES’in konserine
gitmiştim. Konserden sonraki kutlamaya da uğramıştım ama o
zaman gruptan yalnızca KYO’yu tanıyordum.
TAKASHI: Bizim gerçekten ilk kez oturup konuşmamız ise kayıt
öncesindeki toplantıda oldu galiba.
𒀸 TAKASHI-san bu kez FLOWERS albümündeki “Toki no
Sugiyuku Mama ni” parçasında çalıyor. ISSAY-san, bu şarkıda
özellikle onun basını istemenizin nedeni neydi?
ISSAY: TAKASHI’nin basında, New Wave sonrasının etkisini yaşamış
bir müzisyenin duyarlılığı var bence. Ne kadar sert müzik yaparsa
yapsın, çaldığında hep ince ve hassas bir taraf hissediliyor. Ben de
bu parçada özellikle sertlikten çok, Avrupa rock’ının o melankolik
ruhunu katmasını istedim. Bu yüzden onu aradım.
𒀸 Teklifi nasıl yaptınız?
ISSAY: Telefonu açıp doğrudan ben aradım. (lol)
𒀸 Peki siz ne dediniz, TAKASHI-san?
TAKASHI: “Tabii ki, memnuniyetle.” dedim. (lol)
𒀸 Şarkıyı ilk dinlediğinizde aklınızdan nasıl bir bas partisi
geçiyordu?
TAKASHI: Açıkçası ilk anda ne yapacağımı pek bilmiyordum. (lol)
Önce sadece akor yürüyüşünü ezberledim. Sonra düşündüm ki bu
parça öyle nota yağdırarak çalınacak bir şey değil. Daha çok
fretless bas kullanıp, notaların arasındaki boşlukları hissettiren bir
yorum yapmak daha doğru olur. İlk kafamdaki fikir aşağı yukarı
buydu. Tabii sonra hep birlikte çalmaya başlayınca yeni fikirler de
gelişti.
ISSAY: Bu parça gerçekten zordu. Çünkü orijinali zaten çok güçlü
bir şarkı. Asıl mesele onu bozmak değil, ona yeni bir kimlik
kazandırmaktı. Davulcu Toyama bile epey kafa yordu.
TAKASHI: Evet. Gerçekten çok düşündük.
ISSAY: Başta prodüktörümüz Keiichi Suzuki’nin çizdiği genel bir yön
vardı. Ama albümün temel fikri şuydu: Her davet ettiğimiz
müzisyen, en çok kendisine benzeyen tarafını getirsin. Dolayısıyla
herkes stüdyoya girene kadar ortaya nasıl bir şey çıkacağını biz de
tam olarak bilmiyorduk.
TAKASHI: Bu kayıtların en ilginç kısmı ise “referans parçası”ydı. (lol)
ISSAY: Aynen. (lol) Hava inanılmaz güzeldi. Keiichi-san son derece
ciddi bir ifadeyle, “Şimdi ‘Toki no Sugiyuku Mama ni’ toplantısına
başlıyoruz.” dedi. Normalde böyle resmî konuşmaz. Ben de
“Hayırdır?” diye düşünmeye başladım. Sonra, “Önce referans
parçayı dinleyelim. Bugünkü masmavi gökyüzüne çok yakışacak bir
eser.” dedi. Hepimiz merakla bekliyoruz. Bir anda David Bowie’nin
“Warszawa” parçası çalmaya başladı. (lol) Bir anda hepimizin morali
çöktü.
TAKASHI: Üstelik küllüğün içinde tütsü yanıyordu. (lol)
Herkes sessizce oturmuş dinliyor…
ISSAY: Ortam tam anlamıyla gizemliydi. Parça biter bitmez
Toyama’nın söylediği ilk cümle hâlâ aklımdadır.
“Şey… ama bunda davul yok.” (lol)
TAKASHI: Referans güzel de… Biz bununla tam olarak ne
yapacağız? (lol)
ISSAY: Sonra KEN de, “Galiba gitar da yoktu…” dedi. Çünkü
gerçekten sadece klavye vardı. Meğer Keiichi-san’ın kastettiği şey
düzenleme değil, parçanın atmosferiymiş. Yani tamamen duygu ve
nüans açısından bir referans. (lol)
TAKASHI: Ama kabul etmek gerekir ki… En azından ruh hâlimiz
tamamen Avrupa’ya dönmüştü. (lol)
ISSAY: Sonra hep birlikte oturup konuştuk. En sonunda da şu karara
vardık: “Bu parçayı yapacaksak önce kendimizi Avrupalı gibi
hissetmeliyiz.” Hatta işi şakaya vurup, “Herkes kandaki Alman
oranını mümkün olduğunca yükseltsin.” demeye başladık. (lol)
𒀸 Kayıtlar başladığında süreç nasıl ilerledi?
TAKASHI: Oldukça serbestti. Neredeyse jam session yapar gibi
ilerledik.
ISSAY: Bir kez ortak atmosferi yakalayınca gerisi çok hızlı geldi.
TAKASHI: Kendi grubumdan oldukça farklı bir deneyimdi. Sürekli
birbirimizi dinliyorduk. “Bakalım şimdi ne yapacak?” diye merak
ederek çalmak çok keyifliydi.
ISSAY: Bu kayıtlar sayesinde bir şeyi yeniden fark ettim.
TAKASHI’nin bas tonu gerçekten inanılmaz güzel. O gün tesadüfen
HAL de stüdyodaydı. Sürekli, “Bu nasıl ses ya? Hangi ekipmanı
kullanıyorsun? Ben de aynısından istiyorum.” deyip duruyordu. (lol)
TAKASHI: Ben ise HAL orada olduğu için baştan sona gergindim.
(lol)
ISSAY: Ama sonuçta ortaya gerçekten ilginç bir kayıt çıktı.
Parça ağır bir atmosfere sahip olmasına rağmen aynı zamanda
olağanüstü şeffaf duyuluyor.
TAKASHI’nin bası da hayal ettiğimden bile daha iyi oturdu. Üstelik
albümün akışı içinde de çok önemli bir yerde duruyor. Bence
albümün gerçek anlamda dinleyiciyi içine çekmeye başladığı bölüm
tam burası. “Dinleyeni tam kalbinden vuracağız.” diye
düşünüyordum. (lol)
𒀸 Gerçekten öyle. (lol) Hazır konu açılmışken şunu da sorayım…
TAKASHI-san, sizce kanınızdaki “Alman oranı” doğal olarak yüksek
mi?
TAKASHI: (lol) Bilmiyorum doğrusu. Ama gençken dinlediğim
müzisyenler arasında öyle isimler vardı. O yüzden dolaylı da olsa
onların etkisini almışımdır diye düşünüyorum.
ISSAY: Sonuçta New Wave dediğimiz akımın kökleri de Avrupa’ya
dayanıyor.
TAKASHI: Ben aslında New Wave’den çok New Romantic
tarafındaydım. İlk dinlediğim grup Duran Duran’dı. Gerçi aynı
dönemde Iron Maiden’ı da çok seviyordum. (lol) Hatta metal
gruplarında da çalmışlığım var.
𒀸 ISSAY-san’ın metal dinlediğini hayal etmek biraz zor…
ISSAY: Hiç dinlemem. (lol) Hard rock da pek dinlediğim
söylenemez. Gerçi Iggy Pop’u hard rock sayarsan, o
başka. (lol) Benim New Wave dediğim zaman aklıma gelen
isimler daha çok Gary Numan ya da Ultravox oluyor.
𒀸 Peki TAKASHI-san… Duran Duran dinlediğiniz dönemde
gerçekten New Romantic tarzında mı giyiniyordunuz?
TAKASHI: New Romantic tarzı gömlekler bulabilmek için resmen
dükkân dükkân dolaşıyordum. (lol)
ISSAY: Şimdi dönüp bakınca gerçekten tuhaf geliyor. (lol) O akım
tam anlamıyla… Zengin görgüsüzlüğüyle aristokrat zevki arasında
sıkışmış bir estetikti. (lol)
𒀸 Makyaj da yapıyor muydunuz?
TAKASHI: Lisenin birinci sınıfındayken makyaj yapıp okula
gidiyordum. Her sabah öğretmen beni durdurup, “Sen ibne
misin?” diye sorardı. (lol)
ISSAY: Benim lise yıllarım daha da eskiye denk geliyor. O zamanlar
insanlar böyle şeyleri neredeyse psikolojik bir rahatsızlık gibi
görüyordu. Öğretmenler hiçbir şey söylemezdi. Sanırım
dokunulmaması gereken bir mesele olduğunu düşünüyorlardı.
Kimse karışmıyordu. Sadece… “Tuhaf çocuk.” muamelesi
görüyordum. Tam anlamıyla görmezden geliniyordum. (lol)
TAKASHI: Ben de saçlarımı uzattığım dönemde epey dalga konusu
olmuştum. Parmakla gösterip, “Heavy metalci! Heavy metalci!”
diye bağırıyorlardı. Bayağı zorbalık gördüm. (lol)
𒀸 Peki kayıtlar bittikten sonra birlikte çıkıp içtiğiniz oldu mu?
TAKASHI: Henüz olmadı. Ama ISSAY-san hakkında duyduklarım
var. (lol)
ISSAY: Yok canım… Ben o kadar da içen biri değilim. (lol) Öyle bir
oturup mekândaki bütün içkileri bitirecek biri değilim. Benden çok
daha sağlamları var. (lol)
ISSAY
DER ZIBET’in vokalisti. Bu kez kariyerinin ilk solo albümü FLOWERS’ı
yayımladı. Albümde yer alan seçkin konuk müzisyenler bile tek
başına ISSAY’in müzisyenler arasındaki saygınlığını göstermeye
yetiyor. DER ZIBET bu yıl onuncu kuruluş yılını kutluyor. Ayrıca 21
Ekim’de grubun yeni video çalışmasının yayımlanması planlanıyor.
Kendine özgü karakterlere sahip üyelerden oluşan DER ZIBET’in,
onuncu yılının ardından çok daha büyük bir çıkış yapması
bekleniyor.
TAKASHI
DIE IN CRIES’in bas gitaristi. Bu röportajda konuşulan “Toki no
Sugiyuku Mama ni” parçasında konuk müzisyen olarak yer alıyor.
DIE IN CRIES ise ağustos ayında Shinjuku Power Station’da her
gece farklı bir konseptle hazırlanan haftalık konser serisini
gerçekleştirdi: “Cover Gecesi”, “Erkekler Gecesi”, “Dinner Gecesi”
ve “Sıradan Gece”. Grup kısa bir dinlenme dönemine giriyor
olsa da, bu aranın ardından çok daha güçlenmiş bir DIE IN CRIES
olarak geri dönmeleri bekleniyor.
Kaynak: PATi PATi
Yayın Yılı: 11.1994
Orijinal Dil: Japonca
Çeviri/Scan: Pluto Blackfish
İlk Çeviri Yayınlama: 15.07.2025
Revize Edilmiş Sürüm: 08.07.2026
Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.

DER ZIBET
Salon ışıkları söndü. Seyircileri aydınlatan spotlar yavaş yavaş
salonu taramaya başladı…
10 Ekim’de Shibuya Club Quattro’da DER ZIBET sahne aldı.
“Mammoth no Yoru” (“Mamutun Gecesi”) ile açılan konser,
ilk andan itibaren tam gaz ilerledi.
“Bu gece hep birlikte eğlenelim!” diye seslendi ISSAY.
Yedinci parça “Niji o Mita ka” (“Gökkuşağını Gördün mü?”)
sırasında destek müzisyen olarak klavyeci Nozawa Daijirō da
sahneye katıldı.
Ardından ISSAY,
“Bugün bize katılacak bir konuğumuz daha var.”
dedi ve sahneye Chiwaki Mayumi çıktı.
Chiwaki daha önce Kochi’deki konserlerine de katılmıştı ve
ikili yine birbirleriyle kusursuz bir uyum yakaladı.
Sohbet bölümünde (MC) Chiwaki bu kez Tosa seyahatlerinden
söz açtı.
“ISSAY aslında Sakamoto Ryōma’nın büyük bir hayranı.”
deyince seyirciler sanatçının pek bilinmeyen bir yönünü de
öğrenmiş oldu. ISSAY ise Ryōma’nın heykelini görememiş
olmaktan dolayı hayal kırıklığını dile getirdi.
Konserin ikinci yarısında Chiwaki ile ISSAY gitarlarını da ellerine
alınca salonun coşkusu daha da yükseldi.
Encore bölümünde ise “Funny Panic” bir kez daha seslendirildi.
Toplam 16 şarkının (bunların ikisi encore) yer aldığı konser, baştan
sona keyifli ve oldukça dolu dolu geçen bir gece olarak hafızalarda
kaldı.
Kaynak: Arena37℃
Yayın Yılı: 12.1989
Orijinal Dil: Japonca
Çeviri/Scan: Pluto Blackfish
İlk Çeviri Yayınlama: 10.07.2025
Revize Edilmiş Sürüm: 08.07.2026
Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.

Chiwaki Mayumi & DER ZIBET
10 Nisan’da Inkstick Shibaura’da Chiwaki Mayumi ve
DER ZIBET’ten rüya gibi bir ortak sahne
Fotoğraf: Nov Matsuzaki
Hikaru’nun Chiwaki Mayumi’nin albümüne katkıda bulunmuş
olması ve Issay ile Chiwaki’nin uzun yıllara dayanan dostluğu
(ikisi de tam bir glam tutkunu) sayesinde, DER ZIBET ile Chiwaki
arasında zaten özel bir bağ vardı. Belki de bu yüzden, 10 Nisan’da
Sophia Üniversitesi’nin düzenlediği etkinlik kapsamında Shibaura
Inkstick’te gerçekleşen DER ZIBET konserinde Chiwaki’nin konuk
sanatçı olarak sahneye çıkması kimseyi şaşırtmadı.
Sonuç ise tek kelimeyle harikaydı. O gece izleyicilere, bütün
sıkıntılarını bir kenara bırakıp yalnızca müziğin içinde
kaybolabilecekleri unutulmaz bir gece armağan edildi.
Konser, planlanan saatten kısa bir süre sonra DER ZIBET’in
sahneye çıkmasıyla başladı. Grubu uzun bir aradan sonra yeniden
gören hayranların heyecanı salonun her köşesine yayılmıştı. Çünkü
onlar, geçen yıl Shibuya Kōkaidō’daki konserden bu yana ilk kez bu
şekilde sahneye çıkıyordu. Yaklaşık dört aylık bekleyiş, hayranlar için
gerçekten uzun gelmişti.
İlk olarak “Only “YOU” Only “Love”, ardından “Russia” çalındı. Sanki
aylardır içlerinde biriken bütün enerjiyi tek seferde dışarı
bırakıyormuşçasına sert ve vahşi bir performans sergilediler.
Issay seyircilere şöyle seslendi:
「Sanki sonunda kış uykusundan uyanmış gibiyim. Bundan sonra
arayı fazla açmadan turneye çıkmayı düşünüyoruz. O yüzden
bugün hep birlikte baharın gelişini kutlayalım.」
Son dönemde gerek müzikleri gerek sahne kostümleriyle daha
karanlık bir atmosfere yönelen DER ZIBET’in, bu gece yeniden eski
gösterişli havasına kısa da olsa geri dönmüş olması dikkat çekiciydi.
Uzun süredir göz önünde olmasalar da sahneye çıkan her üyenin
yüzünde son derece keskin ve dinç bir ifade vardı. Gerçekten de
uzun bir uykudan yeni uyanmış gibiydiler.
Konser tam ortalarına geldiğinde salonu bir anda kadın hayranların
çığlıkları kapladı ve Chiwaki Mayumi, püsküllü, oldukça iddialı bir
atletle sahneye çıktı.
Onun çekiciliği gösterişli ya da yapmacık değildi; dimdik
duruşundan gelen doğal bir zarafete sahipti. Bu yüzden
kadınların bile hayranlık duymaması mümkün değildi.
Ardından sırasıyla “Lady Universe”, Hikaru’nun Chiwaki için
yazdığı “One Shot Two Heart” ve bu gece Issay ile düet
yaptığı “Angel Fate” seslendirildi.
Bu konserin en şaşırtıcı yanlarından biri de Chiwaki Mayumi ile
DER ZIBET’in müzikal dünyalarının beklenenden çok daha yakın
olmasıydı. Chiwaki’nin şarkılarını onlar çalmaya başladığında sanki
yıllardır birlikte çalışan tek bir grup sahnedeymiş hissi oluşuyordu.
Gerçek anlamda kusursuz bir uyum yakalamışlardı.
Chiwaki’nin sahneye çıkmasıyla konserin coşkusu doruğa ulaştı.
Seyircilerin enerjisi öyle yükselmişti ki ortam neredeyse bir punk
konserini andırıyordu.
Issay, seyircinin coşkusuna kapılıp durmaksızın haykırıyor;
Hikaru ise gitarını adeta durmaksızın konuşturuyordu.
Gerçek şu ki, DER ZIBET en çok böyle çılgın, gösterişli ve sınır
tanımayan performanslarıyla etkileyici görünüyordu.
Ve encore…
Gecenin en büyük sürprizi henüz gelmemişti.
Chiwaki ile Issay birlikte, The Rocky Horror Show’dan bir parça,
ardından David Bowie ile Mick Jagger’ın söylediği “Dancing in the
Street” ve Bay City Rollers’ın “Rock and Roll Love Letter”
şarkılarından oluşan bir medley seslendirdiler.
Salonun ışıkları yandıktan sonra bile kimse kolay kolay yerinden
kıpırdayamadı. Herkes, biraz önce yaşananların gerçekten olup
olmadığını anlamaya çalışıyormuş gibi sahnenin önünde öylece
kalmıştı.
İşte o manzara, geceden geriye kalan en unutulmaz görüntüydü.
(Yamamoto Hiroko)
Kaynak: Arena37℃
Yayın Yılı: 06.1989
Orijinal Dil: Japonca
Çeviri/Scan: Pluto Blackfish
İlk Çeviri Yayınlama: 9.07.2025
Revize Edilmiş Sürüm: 08.07.2026
Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.