Kategori: Röportajlar

  • ROUAGE | POP BEAT | 06.98

    YENİ SINGLE: endless loop — 1 Haziran’da yayımlanıyor 

    TV anime serisi LEGEND OF BASARA’nın açılış tema şarkısı. 

    B yüzü: 「ねがい」(Negai). 

    İlk baskıya özel ek: LEGEND OF BASARA illüstrasyon kartı. 

    INDIES REMIX BEST ALBUM: ROUAGE -312604806- — 29 Haziran’da yayımlanıyor 

    100.000 adetle sınırlı baskı. 

    Özgün seri numarası içeren kapak. 

    Katalog numarası: PHCL-5098 

    Fiyat: 3.059 yen (vergi dâhil). 

    6 Haziran Cumartesi — 「街の足跡」 

    Hibiya Açık Hava Konser Alanı 

    Kapı açılışı: 17.30 

    Konser başlangıcı: 18.30 

    Ayrılmış koltuk: 4.200 yen (vergi dâhil) 

    Ayakta giriş: 3.990 yen (vergi dâhil) 

    Bilgi: ODYSSEY — 03-3796-9999 

    Radyo programı 

    「ROUAGE-RAW KAZUSHI TUNE」 adlı düzenli radyo programı yayında. Her salı 22.00–24.00 saatleri arasında JFM-FUJI üzerinden canlı olarak yayımlanıyor. 

    ROUAGE — endless loop 

    Katalog numarası: PHDL-1150 

    Fiyat: 1.020 yen (vergi dâhil). 

    Yayımlayan şirket: Mercury Music Entertainment Co., Ltd. 

    Dağıtım şirketi: PolyGram Co., Ltd. 

    Web sitesi: http://www.polygram.co.jp/ 

    LISEUR MUSIC 

    ROUAGE 

    “Özgür olabilirim” diyebilmenin verdiği özgüven. 

    1 Haziran’da yeni single’ları 「endless loop」 yayımlanıyor. Ardından 6 Haziran’da Hibiya Açık Hava Konser Alanı’nda sahne alacaklar. 

    Yükselişe geçen ROUAGE’un bugünkü durumunu vokalist KAZUSHI ve gitarist RIKA’ya sorduk. 

    Soldan sağa: SHONO (davul), KAZUSHI (vokal), RAYZI (gitar), RIKA (gitar) 

    Anime LEGEND OF BASARA’nın açılış tema şarkısı olan 「endless loop」, 1 Haziran’da yayımlanıyor. Peki, yalnızca şarkı değil, grubun kendisi de sanki bir şekilde yenilenmiş gibi geliyor. Yoksa bu yalnızca benim izlenimim mi? 

    Manga ve Hokkaido’nun karından ilham alarak doğan bir şarkı 

    𒀸 「endless loop」u yaparken şarkının animede kullanılacak olması üzerinizde bir baskı yarattı mı? 

    KAZUSHI (bundan sonra K): Başlangıçta endişeliydim. Bir manga sanatçısı için eserinin animeye uyarlanması çok büyük bir olay sonuçta. Bu yüzden saygısızlık etmemek adına şarkı sözlerini yazmadan önce mangayı baştan sona okudum… ve hüngür hüngür ağladım. (Gülüyor.) Duygusal olan grup üyelerinden bazıları da daha ilk ciltten itibaren gözyaşlarına boğulmuş galiba. (Gülüyor.) 

    Ama bu kez bize hiçbir kısıtlama getirilmemişti; istediğimiz gibi üretmekte özgürdük. Bu yüzden baskı hissetmeme rağmen (gülüyor), şarkının imajına sadık kalarak sözleri yazdım. 

    RIKA (bundan sonra R): 25 Ocak’ta, Hokkaido’daki konser mekânımıza plak şirketinden biri mangayı getirip bıraktı. Konserden sonra kuliste bize hikâyenin ana hatlarını anlattı. 

    Konser sonrası kutlamasında sabah beşe kadar içmiş olmamıza rağmen (gülüyor), otele döndüğümde şarkıyı bestelemeye başladım. MD’ye kaydederken ♪la la la♪ diye mırıldanıyordum. 

    Daha önceden kafamda bulunan şarkı imgesi, Hokkaido’nun soğuğunda gördüğüm bembeyaz kar duvarlarıyla çevrili şehir manzarası ve manganın dünyası… Bu üç unsur bir anda birbirine bağlandı. 

    𒀸 Yani tesadüfen ortaya çıkmış bir şey gibi mi? 

    R: Tesadüf diyecek olursak, evet, bir bakıma öyle. 

    𒀸 Peki ya şarkı sözleri? 

    K: Şarkıyı dinlediğimde aldığım his, aksine, bunaltıcı ve daraltıcı bir şeydi. (Gülüyor.) Ben de bu hissi kelimelere döktüm. 

    Başlığın ifade ettiği şey, ben ölsem bile insanlar var olduğu sürece devam edecek bir “çember”; canlılar var olduğu sürece devam edecek bir “çember” gibi bir şey. 

    𒀸 Ortaya çıkan son hâli, RIKA’nın başlangıçtaki hayaliyle karşılaştırınca nasıl? 

    R: Kafamda canlandırdığımdan farklı bir biçime büründü ama atmosferi ve dünyası gerçekten havalı, diye düşündüm. 

    KAZUSHI’nin sözlerini okuyup kendi açımdan yorumladığımda, düşündüklerime oldukça yakın olduğunu hissediyorum. Gerçi benim düşündüklerimi yazıya dökseydim, yalnızca tek bir satırda bitecek kadar kısa olurdu. (Gülüyor.) 

    𒀸 Şarkı sözlerinde aydan bahsediliyor. Ayı sever misin? 

    K: Evet, ay konusunda biraz takıntılıyım. (Gülüyor.) Özellikle yeni ay civarında, Dünya’dan yansıyan ışık sayesinde Ay’ın karanlık kısmının parladığı o görüntüyü seviyorum. 

    Sözlerde “Ay tarafından teselli edilmek” gibi bir ifade var. Gerçekten de Ay’ın canlıları iyileştirici bir etkisi olduğu söyleniyor. Ben bunu bizzat hissediyorum; örneğin geceleri yürüyüşe çıktığımda. 

    𒀸 Şarkı sözlerini Ay’a bakarken mi yazdın? 

    K: Hayır, yazmam gerekiyordu, ben de eve döndüm. (Gülüyor.) Bu kez pek çok konuda kararsız kaldım. Normalde pek yapmadığım bir şeyi yaparak vokal direktörüne danıştım ve fikir alışverişinde bulunduk. 

    Şimdiye kadar kendim gidip birine danıştığım pek olmazdı. Ama bu kez denedim ve birilerine danışmanın da iyi bir şey olduğunu düşündüm. (Gülüyor.) 

    Saçını kestirmesi ve radyoya başlaması da olumlu bir değişimin göstergesi 

    𒀸 Bu, duygularındaki bir değişimden mi kaynaklanıyor? 

    K: Olumlu anlamda, “Her şey olabilir. Ne yaparsak yapalım, onu kendi tarzımızda özümseyebiliriz,” diyebilecek bir özgüven kazandığımı düşünüyorum. 

    Artık kendimi eskisi kadar kasmıyorum; kişisel olarak da böyleyim. CHILDREN’S AQUA turnesi sırasında giderek bu hâle gelmeye başladım. 

    Hokkaido’daki konserin bis bölümünden sonra, sahnede kendi saçımı kesiverdim. (Gülüyor.) 

    𒀸 Ne!? 

    K: Ah, ama bunu olumsuz bir ruh hâliyle yapmadım. Grup üyelerine bile söylememiştim, bu yüzden herkes şaşırdı. Şimdi hem ruh hâlim açısından hem de saç bakımı bakımından daha rahatım. (Gülüyor.) 

    R: Uzun kalan kısımlarını otelde ben kesip düzelttim gerçi. 

    𒀸 Pişman olmadın mı? 

    K: Hiç olmadım. Saçımı kestim diye benden hoşlanmamaya başlayacak insanlar varsa, artık hoşlanmasalar da olur, diyecek kadar rahatım. (Gülüyor.) 

    𒀸 Merak etme, sana yakışmış. Bu arada radyoya başladığınızı duydum. 

    K: Evet, kendimizi bir anda radyo programının içinde bulduk. (Gülüyor.) 

    𒀸 Pek konuşmayan biri olduğun izlenimi var ama… 

    K: Hayır, aslında oldukça konuşkanım. (Gülüyor.) Yanımda sürekli not defteri taşıyorum ve elimden geleni yapıyorum. 

    Canlı yayın olduğu için yasaklı bir kelime söylersem programın başımıza iş açması, hatta sona ermesi bile mümkün. Bu yüzden programı yarıda bırakmayacak ve ilgili kişileri zor durumda bırakmayacak şekilde konuşmaya çalışıyorum. (Gülüyor.) 

    Radyo, benim için yeni bir meydan okuma. 

    𒀸 Yeni şeylerden söz etmişken, 6 Haziran’daki Hibiya konseri… Açık havada ilk kez sahne alacaksınız, değil mi? 

    K: Evet. Hava, güneş, Ay… Dışarıdaki her türlü unsurdan yararlanarak eğlenmek istiyorum. (Gülüyor.) 

    R: Yağmur mevsimine denk gelme ihtimali de yüksek. Belki yağmurdan da yararlanırız. (Gülüyor.) 

    𒀸 Konserin adı 「宙の足跡」. Bu isim ne anlama geliyor? 

    K: Biraz büyük bir meseleye değineceğim ama… Biz insanların ayak izleri Ay’da bile var. Uzaya uydular gönderiyoruz. Bence hem Dünya hem de uzay, insanların bıraktığı izlerle dolu. 

    Aynı şekilde, Hibiya’daki açık hava konserinde bir araya gelen herkesle birlikte uzaya da bir iz bırakabileceğimizi düşündüm. 

    𒀸 Açık havada konser vermek de sizin için bir ilk mi? 

    R: Evet. Uzun zamandır açık havada konser vermek istediğimizi söylüyorduk. Şimdi o dileğimiz gerçekleşecek gibi hissediyorum. 

    Haziran, yılın günlerin en uzun olduğu dönemlerinden biri. Hatta işler öyle gelişebilir ki konserin neredeyse yarısında sahne ışıklarını kullanamayabiliriz. 

    Işıkların olmaması bizim için adeta çırılçıplak sahneye çıkmak gibi. En doğal hâlimizle, kendimiz olarak mücadele etmek anlamına geliyor. Bu yüzden kendimizi iyice hazırlamamız gerekecek diye düşünüyorum. 

    𒀸 Konseri dört gözle bekliyoruz! 

    R: Eh, kendimizi gereğinden fazla germeden, doyasıya eğlenmek istiyorum. Ama şunu da söyleyeyim: Biz çıplak hâlimizle bile havalıyız. (Gülüyor.) 

    #pluto:sahnede hiçbir şeyin arkasına saklanamamak, tüm doğallıklarıyla ortaya çıkmak anlamında çıplak diyo 🙂

    Röportaj ve metin: Kimiko Masubuchi (増渕公子) 

    ROUAGE (fotoğrafta soldan sağa) 

    SHONO (davul) — 21 Mart doğumlu. O kan grubu. 

    KAZUSHI (vokal) — 12 Haziran doğumlu. A kan grubu. 

    RAYZI (gitar) — 18 Haziran doğumlu. AB kan grubu. 

    RIKA (gitar) — 16 Ocak doğumlu. B kan grubu. 

    Grup 1993 yılında kuruldu. 1996 yılında 「Queen」 single’ıyla büyük bir plak şirketinden çıkış yaptı. 

    Gelecek planları kapsamında 1 Haziran’da 「endless loop」 single’ı, 29 Haziran’da ise ROUAGE -312604806- adlı indie remix best albümü yayımlanacak. Ayrıca 6 Haziran’da Hibiya Açık Hava Konser Alanı’nda sahne alacaklar. 

    KAZUSHI, FM FUJI’de 「ROUAGE-RAW KAZUSHI TUNE」 adlı radyo programını sunuyor. Program her salı 22.00–24.00 saatleri arasında yayımlanıyor. 

    Kaynak: POP BEAT
    Yayın Yılı: 06.1998
    Orijinal Dil: Japonca
    Çeviri/Scan: Pluto Blackfish

    İlk Çeviri Yayınlama: 01.07.2024
    Revize Edilmiş Sürüm: 07.10.2026

    Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.

  • L’Arc~en~Ciel | POP BEAT | 06.98

    Meydan okuma, coşku ve tehlike. 

    Ülke genelinde 53 konserlik L’Arc~en~Ciel Tour ’98 – Hāto ni Hi o Tsukero! turnesinin ilk durağı! 1 Mayıs’ta Yokosuka Sanat Tiyatrosu’nda gerçekleşen konserden ilk haberler! 

    Tokyo Dome’daki duygusal geri dönüş konserinin (23 Aralık) üzerinden beş ay geçti. Nihayet L’Arc~en~Ciel’in konser turnesi başladı. Bu kez ülkenin dört bir yanını kapsayan uzun bir turneyle yola çıkıyorlar. Tokyo Dome konserinde bilet bulamayan ya da konser mekânının uzaklığı yüzünden gitmekten vazgeçmek zorunda kalanlar, bu kez onlarla buluşabilecek. Üstelik konserlerin çoğu salon tipi mekânlarda gerçekleşeceğinden, grubu canlı olarak yakından hissetmek de mümkün olacak. 

    Turnenin adı ise L’Arc~en~Ciel Tour ’98 – ハートに火をつけろ! (Kalbine Ateş Yak!). Bir anda akıllarına gelerek ortaya çıktığı söylenen bu alışılmadık, eğlenceli başlığa yakışır biçimde grup, turnenin ilk konserinde de yeni bir yüzünü gösterdi. İşte 1 Mayıs’ta Yokosuka Sanat Tiyatrosu’nda gerçekleşen konserin ayrıntıları. 

    Daha dolgun ve daha derin bir hyde vokali 

    1 Mayıs, saat 17.30. Keikyu hattındaki Shioiri İstasyonu’ndan indiğimde gözüme ilk çarpan şey, ellerinde “L’Arc~en~Ciel konser bileti arıyorum, elinde fazladan olan varsa lütfen bana versin” yazılı kâğıtlarla bekleyen kız grupları oldu. 

    Birkaç gün öncesine kadar yazdan kalma sıcaklıkların yaşandığı havanın aksine, şimdi hava insanın içini ürpertecek kadar soğuktu. İncecik elbiseleriyle duran kızlar, “Elinde fazladan bilet olan yok mu?!” diye var güçleriyle sesleniyorlardı. Bilet bulup bulamayacakları belli değildi; hatta bulamama ihtimalleri daha yüksekti. Buna rağmen ellerinden geleni yapan bu kızları görünce, L’Arc~en~Ciel’in ne kadar sevildiğini bir kez daha anladım. 

    İstasyondan kısa bir yürüyüşle ulaşılan konser mekânının önünde şimdiden uzun bir kuyruk oluşmuştu. Girişte de kalabalık vardı. Neler olduğunu görmek için yaklaştığımda karşıma hyde çıktı… Hayır, hyde’a tıpatıp benzeyen biri! Etrafını saran bir sürü kız, ondan “Birlikte fotoğraf çektirebilir miyiz?” diye rica ediyordu. 

    Etrafa göz gezdirince oldukça fazla erkek hayranın da geldiğini fark ettim. Kızların enerjisi karşısında biraz çekingen duruyor olsalar da yüzlerindeki heyecan aynıydı. 

    Saat altıyı geçince salona girdim. Sahneyi çepeçevre saran, beşinci kata kadar uzanan balkon benzeri bir seyirci düzeni vardı. Pek alışık olmadığım bir mimariydi; âdeta bir opera binasını andırıyordu. Böyle görkemli bir mekânda Enya’nın müziği usulca çalıyor, atmosfer giderek daha da ağırbaşlı bir hâl alıyordu. Buna karşılık seyirciler son derece rahat ve gündelik bir görünümdeydi. Yakınımdaki koltuklarda oturan kızlar, ilk bis sırasında hep birlikte “DIVE TO BLUE” şarkısını söylemek için birbirlerine haber gönderiyorlardı. 

    Saat 18.44’te konser nihayet başladı. O anda bütün salon ayağa kalktı. Tokyo Dome konserinden bu yana beş ay geçmişti; uzun zamandır bu anı bekleyen yaklaşık 2.000 hayranın tezahüratları salonu dolduruyordu. Üyeler sahneye çıktığında çığlıklar daha da yükseldi. Görünüşe bakılırsa coşku daha şimdiden doruk noktasına ulaşmıştı. 

    Loş sahnede tetsu’nun kıyafeti fosforlu turuncusuyla ışıldıyordu. Saçlarını savurarak gitar çalan ken’in ve davullara güçlü darbeler indiren yukihiro’nun siluetleri giderek belirginleşiyordu. 

    Derken hyde’ın sesi duyulmaya başladı. Altı ay aradan sonra hyde’ın sesini ilk kez canlı dinlediğim o anda, sesinin her zamankinden daha dolgun ve daha derin olduğunu hissettim. Daha önce “Bir vokalist olarak tekniğimi geliştirmek istiyorum” demişti. Sanırım o sözlerinin karşılığı tam da buydu. 

    Seyircilerin üzerine doğru, sahnenin en önüne kadar ilerleyerek onlara meydan okurcasına şarkı söylüyordu. 

    İkinci şarkıya geçildiğinde hyde sahnenin en önüne geldi. tetsu ve ken de öne çıkarak çalıyordu. hyde iki kolunu genişçe açtı; sanki herkesi kollarının arasına alıyormuş gibi bir duruş sergiledi. Bu hareket, hayranların enerjisini içine çekiyormuş gibi de onlara kendi enerjisini veriyormuş gibi de görünüyordu. 

    “Yokosuka’daki herkese iyi akşamlar! Biz L’Arc~en~Ciel’iiiz!” 

    Biraz önceki karizmatik ve mesafeli havasından sıyrılan hyde, ilk sözleriyle her zamanki samimi tavrına geri dönmüştü. 

    “Ahh, başladı sonunda, değil mi? Biz de ilk turne programına baktığımızda çok şaşırdık. ‘Biraz kısaltsak mı?’ dedik ve bazı konserleri çıkardık.” (Seyircilerden “Hayııır!” sesleri yükselir.) 

    “Ama Yokosuka’yı çıkarmadık!” (“Yeah!”) 

    “Bugün turnenin ilk günü; mutlu musunuz?” (“Mutluyuz!”) 

    “Yanlışları bulmaya çalışmayın, ha!” (Gülüyor.) 

    Ardından peş peşe pop melodiler ağırlık kazandı. Yaşam enerjisiyle dolu, güzel melodiler kulağa her zamankinden daha ferah geliyordu. Sahnenin arkasından gökkuşağı renklerinde ışıklar süzülmeye başladığında hyde, seyircilere neredeyse dokunacak kadar yaklaştı. Önüne doğru yığılan hayranlara meydan okurcasına şarkı söylüyordu. 

    ken de sahnenin önüne çıktı ve gitarını çalarken neşeyle dönüp duruyordu. tetsu ise her zamanki yerinde, sessizce performansına odaklanmıştı. 

    Gerçekten de bu salonda sahneyle seyirciler arasındaki mesafe çok azdı. En öndeki hayranlar, üyelere ellerini uzatsalar dokunabilecek gibiydi. hyde da o ellere muzipçe dokunacakmış gibi yapıyordu. Bu kendine özgü iletişim biçimi hayranları büyük bir sevince boğuyordu. 

    “Hellooo! Hepiniz L’Arc~en~Ciel’i seviyor musunuz?” 

    Seyirciler hep bir ağızdan “Seviyoruz!!” diye bağırdı. 

    “Gerçekten miii?” 

    “Bu yılın başından beri L’Arc~en~Ciel bir sürü şey yayımladı. Tabii hepiniz hepsini takip ediyorsunuz, değil mi?” 

    “Ediyoruz!!” 

    “Ne güzel ya!” 

    hyde, memnun bir ifadeyle seyircilere göz gezdirirken amfiden aniden bozulmuş, patlak bir ses yükseldi. Bu, gitarının ayarlarıyla uğraşan ken’in çıkardığı sesti. 

    “Çok gürültülü ya!” 

    hyde bunu son derece rahat bir tavırla söyledi. Sanki yoğun tempoda devam eden konserin bu kısa molasının tadını çıkarıyordu. 

    Ardından, Hollywood filmi GODZILLA’nın film müziği albümünde yer alan yeni şarkıları “浸食 lose control” başta olmak üzere, melankolik ve sert parçalar peş peşe geldi. 

    Konserin ortasındaki konuşma bölümünde, tam da onlardan bekleneceği üzere mizah dolu bir kısma yer verildi. O ana kadar dört üyenin de meydan okuduğu 2.000 kişilik seyirci kitlesi, böylece kısa bir mola verme fırsatı buldu. 

    Sonrasında da hit şarkılar arka arkaya gelmeye devam etti. Coşku öyle büyüktü ki küçük salon sanki yıkılacak gibiydi. Seyircilerin bu enerjisi üyelerin yüzlerine de yansıyor, hepsi son derece eğleniyor görünüyordu. 

    hyde, tetsu’nun yanına giderek dirseğini omzuna dayadı ve ikisi aynı mikrofona birlikte şarkı söyledi. Ardından hyde hafifçe başını eğerek uzaklaştı. Bu hareketi ona nedense alışılmadık derecede toy ve sevimli bir hava veriyordu. Sahnedeki böyle anlara da tanık oluyorduk. 

    hyde’ın çaldığı armonikayı seyircilere fırlatmasıyla çığlıkları andıran tezahüratlar yükseldi. 

    Konser sırasında çalınan “DIVE TO BLUE” şarkısında, “定められた運命” (önceden belirlenmiş kader) sözleri geldiğinde salon hep birlikte tempo tutmaya başladı. hyde da sahnenin en ucuna kadar koşarak seyircileri coşturdu. 

    Ardından biraz su içip soluklandı ve birden mikrofon aracılığıyla uzun uzun bağırdı: 

    “AAAAAA!” 

    “Bugün Yokosuka’dayız ya, işte… (salona göz gezdirir) Burası biraz opera binasına benziyor, değil mi? Tavanı da bayağı yüksekmiş.” 

    Kendini şarkılara kaptırmış olmalıydı; sözleri, sanki az önce uykudan uyanmış bir çocuk gibi söyledi. 

    Konserin buraya kadarki kısmı göz açıp kapayıncaya kadar geçmişti ama geriye çalınacak yalnızca birkaç şarkı kalmıştı. 

    Sahneye fantastik görüntüler yansıtıldı ve ağırbaşlı bir giriş müziği duyulmaya başladı. hyde gözlerini kapatarak her bir sözcüğünü özenle, sanki onlara kıyamıyormuş gibi söyledi. Salondaki 2.000 kişinin tamamı nefesini tutmuşçasına şarkıyı dinliyordu. Belki de bu şarkı ilk kez kendilerine ulaştığında hissettikleri mutluluğu sessizce hatırlıyorlardı. 

    “THANK YOU! Çok teşekkür ederim!” 

    Saat tam sekizdi. Üyeler gülümseyerek bu sözlerin ardından sahneden ayrıldılar. 

    Samimi tavırları herkesin içini ısıtıyordu 

    Yirmi dakika kadar beklendi. Üstlerini değiştiren üyeler, bis için yeniden sahneye çıktılar. 

    “YEAH! Haydi Yokosuka, geliyoruz! Haydi! Şimdi sizi ürkütücü, dehşet verici bir parçayla yere sereceğiz!” 

    Ama başlayan şarkı, aksine, son derece tatlı ve yumuşak bir parçaydı. 

    ken, gitarını çalarken ağzında bir sigara tutuyordu. Solo sırasında üzerine spot ışığı düştüğünde biraz utanmış gibi görünüyordu. 

    Bir ara hyde şarkının sözlerini unuttu. Ancak bu durum, aksine, salonda sıcak bir birliktelik duygusu yarattı ve herkesin yüzünü gülümseten sevimli bir aksiliğe dönüştü. 

    “♪ Minato no Yōko, Yokohama, Yokosuka!” 

    hyde, biraz detone ve hiç beklenmedik bir anda şarkı söylemeye başladı. Hayranlar da onu taklit ederek hep bir ağızdan eşlik ettiler. 

    “Hepiniz bu şarkıyı ne iyi biliyorsunuz yaa! Bir sonraki şarkıda size yeni bir parça dinleteyim mi? Evrenin en önce dinleyenleri olduğunuz için ne kadar şanslısınız!” 

    Salonun kulakları sağır edecek kadar yüksek tezahüratları eşliğinde, gerçekten de ilk kez dinleyicilerle buluşan yeni şarkı “HONEY” çalınmaya başladı. 

    hyde’ın gitarıyla açılan parça, hızlı tempolu ve son derece hareketliydi. 

    Ardından gelen şarkıda hyde, hayranlarından aldığı pembe bir çiçeği elinde tutarak şarkı söyledi. Parçanın ortasındaki arada ise bağırdı: 

    “YEAH! Yokosuka, sukajan ceketleriyle ünlü bir şehir, öyle mi? (Bilerek abartılı bir Yokohama ağzıyla) Yukkie de kendine bir sukajan almış galiba!” 

    yukihiro ayağa kalkarak seyircilere eğilip selam verdi. Salon bir anda “Yukkie!” tezahüratlarıyla doldu. 

    Şarkı yeniden başlayacaktı ama zamanlama tutmadı ve giriş başarısız oldu. 

    “Bir daha yapıyoruz! Daha ilk konserimiz, idare edin bizi!” 

    İkinci denemede başarılı oldular. 

    hyde mikrofon standını devirerek sahnenin bir ucundan diğerine büyük bir enerjiyle koşuşturdu. tetsu ve ken de gülümseyerek öne çıktılar; hayranların enstrümanlarına dokunmasına fırsat vermeye çalışıyorlardı. 

    Sahnenin ortasına geri dönen hyde, yere uzanmış hâlde şarkı söylemeye devam etti. 

    “Herkes iyi mi? Enerjiniz yerinde mi? Bir sonraki şarkı son şarkımız.” 

    “Bugün nasıldı? Beğenmediniz mi yoksa?!” 

    “Bundan sonra Japonya’nın dört bir yanını dolaşıp daha da havalı bir hâle gelerek geri döneceğiz. O yüzden bizi bekleyin! Bizi bekle, Yokosuka!” 

    Konserin en son şarkısında hyde’ın güzel falsetto sesi, sıcaklık ve coşkuyla dolup taşan salonda yankılanıyordu. Birkaç dakika boyunca her şey son derece kutsal bir atmosfere bürünmüştü. 

    hyde’ın da farkında olduğu üzere, turnenin ilk günü olması nedeniyle bu performansta bir miktar tutukluk bulunduğunu inkâr etmek mümkün değildi. Buna rağmen küçük bir konser salonuna özgü o canlılık, doğallık ve gösterişten uzak, rahat atmosfer, herkesin içini ısıtmış olmalıydı. 

    Yeni L’Arc~en~Ciel artık kesinlikle doğmuştu. Üstelik yalnızca kalpleri ateşleyecek bir coşku değil, içten içe yanan, hafif bir ışık da yakacaktı. 

    L’Arc~en~Ciel 

    hyde — Vokal. 

    tetsu — Bas gitar. 3 Ekim doğumlu. 

    ken — Gitar. 28 Kasım doğumlu. 

    yukihiro — Davul. 24 Kasım doğumlu. 

    Grup, 1991 yılında tetsu’nun öncülüğünde Osaka’da kuruldu. 1994 yılında 眠りによせて adlı video single ile çıkış yaptı. 

    Grup şu anda L’Arc~en~Ciel Tour ’98 – ハートに火をつけろ! adlı ülke çapındaki turnesini sürdürüyor. 

    Ayrıca, 浸食 lose control parçasının da yer aldığı GODZILLA: THE ALBUM albümü henüz ayın 13’ünde yayımlandı. Temmuz ayında ise yeni bir single yayımlanması planlanıyor. 

    Röportaj ve metin: Sachi Harada (原田早知) 

    L’Arc~en~Ciel de katılıyor! 

    GODZILLA filminin soundtrack albümü 

    Godzilla / GODZILLA: THE ALBUM 

    11 Temmuz’da Japonya genelinde gösterime girecek Hollywood filmi GODZILLA’nın müziklerini içeren Godzilla / GODZILLA: THE ALBUM albümü, 13 Mayıs’ta piyasaya sürüldü. Albümde, Asya’yı temsil eden sanatçılardan biri olarak L’Arc~en~Ciel de yer alıyor. 

    Aslında bu albüm, çok sayıda müzik ödülü kazanmış sanatçıları bir araya getiren, oldukça güçlü bir kadroyla hazırlanmış. Bu nedenle Japonya da dâhil olmak üzere Asya ülkelerinde yayımlanan albüm versiyonlarında L’Arc~en~Ciel’in “浸食 lose control” adlı parçasına da yer verilmiş. 

    Peki, L’Arc~en~Ciel’in parçasına gelelim. Henüz dinlememiş olanlar için kısaca açıklamak gerekirse, Godzilla’dan esinlenerek hazırlandığı söylenen şarkının sözleri hyde’a, bestesi ise ken’e ait. Parça, ağır tempolu ve büyüleyici bir havaya sahip bölümler içerirken bir anda sert bir müzikal yapıya geçiyor. Arada alışılmadık ölçüler de kullanılıyor; müzikal açıdan son derece iddialı bir çalışma. 

    Albümdeki diğer parçalar arasında Grammy ödüllü sanatçı Jamiroquai’nin, Japonya’da Sony’nin MiniDisc reklamlarından tanınan yeni şarkısı “Deeper Underground” da bulunuyor. Ayrıca Led Zeppelin’in 1975 tarihli klasik şarkısı “Kashmir”den esinlenen ortak çalışma “Come with Me” de albümde yer alıyor. 

    Amerika’da çoklu platin plak kazanan Bringing Down the Horse albümünden bu yana yayımlanan ilk yeni çalışması olarak, David Bowie’nin klasik parçasını yorumlayan The Wallflowers’ın “Heroes” adlı cover’ı da albümün dikkat çeken parçalarından biri. 

    Bunların yanı sıra Rage Against the Machine, Green Day, Foo Fighters, Ben Folds Five ve Michael Penn gibi son derece önemli sanatçıların ses getiren çalışmaları da albümde bulunuyor. 

    13 Mayıs’taki çıkış günü, albüm Japonya genelindeki yedi farklı açık hava dev ekranında aynı anda yayımlanarak büyük ilgi topladı. Üstelik albümdeki parça, L’Arc~en~Ciel’in bu konser turnesinde de seslendiriliyor. Sakın kaçırmayın!

    Kaynak: POP BEAT
    Yayın Yılı: 06.1998
    Orijinal Dil: Japonca
    Çeviri/Scan: Pluto Blackfish

    İlk Çeviri Yayınlama: 13.05.2024
    Revize Edilmiş Sürüm: 06.10.2026

    Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.

  • MASCHERA | POP BEAT | 06.98

    “MASCHERA özel yelpazesi” hediye!

    16 Mayıs Cumartesi, 17 Mayıs Pazar, 23 Mayıs Cumartesi ve 24 Mayıs Pazar olmak üzere dört gün boyunca, 「ékou」 single’ının çıkışını kutlamak amacıyla “MASCHERA özel yelpazesi” hediye edilecek (adetle sınırlıdır)!

    İsteyenler Shibuya 109 – 21. kat etkinlik alanına uğrayabilir. 

    RADYO PROGRAMLARI
    bayFM – “Magic Mush ROOM”
    Her pazartesi 23.30–00.00

    CBC – “MASCHERA Hi-Speed Cafe”
    Her salı 23.30–00.00

    RESMÎ FAN KULÜBÜ
    “Spaghetti House” üyelik başvuruları devam ediyor.
    İletişim: 03-5434-0784

    MASCHERA
    3. Single: 「ékou」

    Kansai TV / Fuji TV ağına bağlı “Don’t Worry!” dizisinde kullanılan şarkı

    Her salı 22.00–22.54 

    B yüzü: “NO RETURN”

    İlk baskıya özel [BUL kartı] 

    21 Mayıs 1998’de satışta 

    Yapımcı: NOBUHIKO SATOH 

    TMDN-35 / ¥1.020 (vergi dahil) 

    “Don’t Worry!” dizisinin ending teması 「[ékou]」 ile onların dünyası genişliyor!

    Herkesin kalbine dokunan bir ses. 

    Metin: Sanae Mukoude 

    Kansai TV / Fuji TV ağına bağlı “Don’t Worry!” dizisinde hâlihazırda yayınlanmakta olan MASCHERA’nın yeni şarkısı 「[ékou]」. Bu kez, insanda bir yerlerde geçmişe özlem uyandıran bu şarkı hakkında ve şarkı sözlerinde geçen “anne”den yola çıkarak dört üyenin anneleri hakkında konuştuk.

    “Natsukashii”yi anahtar kelime edinerek, kalplerinin derinliklerindeki kelimeleri ortaya çıkardılar

    𒀸 Öncelikle, nisan ayındaki Tokyo–Nagoya–Osaka turnesi oldukça başarılı geçmiş gibi görünüyor. 

    MICHI: Uzun bir aradan sonra verdiğimiz ilk canlı performanstı, bu yüzden ilk gün Nagoya’da kendimi havaya sokmakta biraz zorlandım. Ama sonrasında güzel bir şekilde adım adım yükseldik. Bu yüzden Tokyo için artık geçer not verebilirim diye düşünüyorum. 

    TAKUYA: Benim için yeni şarkıyı ilk kez canlı çalmak ve şarkının imajını hayranlarla birlikte oluşturabilmek çok güzeldi. Indies dönemimizde bu zaten alışılmış bir şeydi, değil mi? Ama o zamanki hislerden de farklıydı; bu açıdan ilginçti. 

    𒀸 Peki bu yeni şarkıya gelecek olursak, daha önce bahsettiğiniz her şarkıya özel anahtar kelime bu kez de var mı?

    TAKUYA: Son zamanlarda fark ettim ki, dört kişinin zihnindeki imajın örtüştüğü çok oluyor ama normalde bunları kelimelere dökmüyoruz. Bu yüzden böyle röportajlarda hepimizin hissettiklerini yeniden teyit etmiş oluyoruz. Bu arada, bu seferki anahtar kelime “natsukashii”.

    HIRO: TOMO şarkıyı getirdiği anda bile bende böyle bir imaj oluşmuştu. 

    TOMO: Ben şarkıyı yaptığım aşamada aslında bu kadar net bir imaja sahip değildim ama zamanla şekillendi. 

    MICHI: Ben de herkesin kafasındaki bu imajı genişletmekten başka çaremiz yokmuş gibi hissederek, çeşitli şeyleri deneye yanıla şarkıyı şekillendirdim. 

    𒀸 Çocukluk anıları gibi, daha önce rastlamadığımız ifadelerin de yer aldığı bir şarkı sözü, değil mi?

    MICHI: Evet. Kalbimin derinliklerindeki kelimeleri ortaya çıkarmaya çalışarak… Şarkıyı ilk dinlediğimde bana çok taze gelmişti. Ben de o tazeliğin gerisinde kalmamak istedim. 

    𒀸 Peki başlığın yazımına gelecek olursak? 

    MICHI: “Ekō” kelimesine sözlükten baktığımda iki farklı anlam/girdi olduğunu gördüm ama ikisinin de telaffuz gösterimi aynı. Aslında adı, kalpte yankılanan bir ses gibi bir imajdan yola çıkarak koymuştum ama onu tek bir anlama indirgemek de istemedim. Biraz daha soyut kalsa bile daha geniş bir anlam taşımasını istediğim için, özellikle telaffuz sembolleriyle yazmayı tercih ettim.

    Annelerine benzeyen dört üyenin anlattığı anneleri nasıl insanlar? 

    𒀸 Şarkı sözlerinde geçen “anne” sözü dikkatimi çekti. Bu yüzden biraz da annelerinizden bahsetmenizi istiyorum. 

    MICHI: Sonuçta annemiz babamızdan farklı cinsiyetten biri ama bazı konularda anneye danışmak daha kolay oluyor, değil mi? Hoşlandığım insanların da bir şekilde ona benzediğini düşünüyorum. Ama dörtümüz de istisnasız annelerimize benziyoruz. (gülüyor) 

    HIRO: Hepsini karıştırıp “çizgilerle eşleştirin” deseler, herkes doğru eşleştirir. (gülüyor)

    TAKUYA: HIRO’nun annesi adeta arkadaşı gibidir. Büyük deprem sırasında bile… 

    HIRO: Dolaplar falan devrilmişti ve odadan çıkamaz hâle gelmişti. Sonra içerinin arka tarafından “Hiiirooo!” diye seslendiğini duydum. “İyi misin?” diye seslenip etraftaki eşyaları kenara çekerek kapıyı açtığımda, böyle bir durumda bile yüzünde kocaman bir gülümsemeyle “Güüünaydın!” dedi. (gülüyor) “Günaydın demek de ne demek şimdi!” (gülüyor)

    𒀸 Ne tatlı bir anneymiş. (gülüyor) Peki MICHI’nin annesi nasıl biridir? 

    MICHI: Benim annemin enerjisi çok yüksektir. Tıpkı benim sahnedeki hâlim gibi. 

    TOMO: Biz onlarda kaldığımızda, daha sabahtan hazırladığı yemeklerin sayısı inanılmaz oluyor. (gülüyor) 

    TAKUYA: Zamanımız olmasa bile mutlaka “Bir şeyler yiyip öyle git!” der. Ben de aceleyle yiyince, “Demek açmışsın!” deyip tabağıma bir porsiyon daha koyardı. (gülüyor)

    MICHI: Sanırım misafir ağırlamayı çok seviyor. 

    HIRO: Bu arada, son zamanlarda fark ettim de TAKUYA babasına da benzemeye başladı. 

    𒀸 O zaman anne baban da birbirleriyle iyi anlaşıyorlar?

    TAKUYA: Çok iyi anlaşıyorlar. Hatta bazen birlikte randevuya çıkar gibi buluşmaya falan giderler. (gülüyor) 

    Üçü bir ağızdan: Ne güzel ama, değil mi? 

    MICHI: Herhâlde aramızda en “anne” gibi olan kişi o. 

    𒀸 Peki ya TOMO’nun annesi? 

    MICHI: Gerçekten birbirlerine çok benziyorlar. 

    HIRO: Özellikle sigara içme şekli. (gülüyor) Ama Tokyo’ya taşınırken kendi başımıza taşınmıştık. O sırada TOMO’nun annesi çok ağladı. Bu bizi gerçekten mutlu etmişti.

    TOMO: O zamana kadar bana sürekli “Hadi, kalk artık” deyip duruyordu ama. (gülüyor)

    MICHI: Ama bunları konuşurken düşündüm de, bu single’ın bir de dizi bağlantısı var; dolayısıyla annelerimizin de şarkıyı dinleme fırsatı oluyor. Belki biz de bunun biraz farkında olarak kendimizi ifade etmeye çalıştık. Çünkü normalde annelerimize “teşekkür ederim” demek bile kolay olmuyor.

    MASCHERA 

    (Fotoğrafta yukarıdan aşağıya) 

    MICHI — Vokal / 18 Ağustos / A grubu 

    TAKUYA — Gitar / 11 Nisan / B grubu 

    HIRO — Bas / 5 Nisan / O grubu 

    TOMO — Davul / 8 Şubat / AB grubu  

    Eylül 1992’de Hyōgo Prefektörlüğü’nün Himeji şehrinde kuruldu. Indies döneminde bir single ve üç albüm yayımladı. Nisan 1997’de Tokyo’ya taşınan grup, Aralık ayında “Yurari” single’ıyla major çıkışını gerçekleştirdi. 3. single 「[ékou]」, başrolünde Masahiko Kondo’nun yer aldığı “Don’t Worry!” dizisinin insert şarkısı olarak kullanılıyor. 

    Kaynak: POP BEAT
    Yayın Yılı: 06.1998
    Orijinal Dil: Japonca
    Çeviri/Scan: Pluto Blackfish

    İlk Çeviri Yayınlama: 20.05.2024
    Revize Edilmiş Sürüm: 06.10.2026

    Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.

  • MALICE MIZER | VICIOUS | 01.94

    Müziği sanatsal bir ifade olarak yüceltmek istiyoruz.

    Şu sıralar Kantō müzik sahnesinde yeni bir fırtına estiren MALICE MIZER. Kuruluşlarının birinci yıl dönümü konserini tüm biletleri tüketerek büyük bir başarıyla geride bıraktılar. Şimdilerde ise Kantō’nun genç gruplarını bir araya getirerek “Trajedinin Ziyafeti” adlı etkinliği düzenliyor ve hep birlikte Kantō müzik sahnesini hareketlendirmeye çalışıyorlar. Kuşkusuz, bundan böyle sahnenin tam ortasında fırtınalar estirecek olanlar onlar.

    Fotoğraf: KAZUYA SEKIYAMA
    Metin/Kopya: TOMONORI NAGASAWA

    Fotoğrafta soldan: KOZI, MANA, TETSU, YU-KI, 右狂

    𒀸 Öncelikle grubun nasıl kurulduğunu soralım.

    MANA: 92 yılının ağustos ayında ben ve KOZI olarak kurduk. Biz ikimiz de dahil olmak üzere, tüm üyeler aslında birbirimizi önceden tanıyorduk. Üstelik gruplarımız da aynı dönemde dağıldığı için, birlikte müzik yapalım derken şimdiki üyeler de doğal olarak bir araya geldi.

    𒀸 O hâlde sound açısından da, en başta “şunu yapalım” diye belirli bir amaçla bir araya gelmekten ziyade, birlikte çaldıkça nasıl bir müzikal çizgi oluşturacağınızın yavaş yavaş şekillendiğini mi söyleyebiliriz?

    MANA: Hayır, daha ilk başta ikimiz bir araya geldiğimiz andan itibaren yönümüz kesin olarak belliydi. Bu, Avrupai bir imajdı. Hem sound hem de görsel açıdan diğer gruplarda olmayan bir özgünlüğe sahip bir grup yapmak istiyorduk.

    𒀸 Anladım. Yani en başından beri hem sound’u hem de görselliği önemsemeyi düşünüyordunuz.

    MANA: Evet. Biz oldukça fazla bölüm ve değişim içeren şarkılar yapıyoruz ama vokallerin kolay dinlenebilir olmasına ve fazla niş/uzman işi bir hâle gelmemesine dikkat ediyoruz. Her şeyden önce kendi özgünlüğümüzü ortaya koymak istiyoruz. İşte bu yüzden, daha en başından, ortalıkta gördüğümüz yalnızca makyaj yapan gruplardan farklı, kendine has bir kimliği olan özel bir grup imajını güçlü bir şekilde yaratmayı hedefliyorduk.

    𒀸 O hâlde, başından beri ne yapmak istediğiniz aşağı yukarı belli olduğuna göre, müzik yapmak sizin için daha kolay olmuştur, değil mi?

    TETSU: Nasıl bir sound’a ulaşmak istediğimiz belli olduğu için, ilk zamanlarda becerilerimiz hedeflediğimiz müzikal sonuca yetişemediğinden oldukça zorlandık. Ama bir yıldan fazla zaman geçtikten sonra, artık nihayet istediğimiz şekle girmeye başladı.

    MANA: Bugüne kadar pek çok grup ortaya çıktı ama biz onların ötesine geçecek, özel bir özgünlük ortaya koymak istiyoruz. Bu yüzden yalnızca müziği değil, sanatın her alanını grubun içine katıp, bunları daha üst bir düzeye taşıyarak somut bir biçime dönüştürebilsek iyi olur diye düşünüyorum.

    𒀸 Peki, bunu biraz somutlaştırırsak tam olarak ne gibi şeylerden söz ediyoruz?

    MANA: Bir anlık görüntü demek belki daha doğru… Sahneye çıkıp yalnızca müzik çalmakla kalmayıp, müzikal ya da opera gibi, sahneyi izlerken grubun imajını zihinde canlandıracak görsel bir şey sunmak istiyorum.

    YU-KI: Konserlerde de yalnızca sahneye çıkıp müzik çalıp geri dönmek istemiyoruz. Tiyatral unsurları performansın içine dahil edip görsel bir etki yaratarak, MALICE MIZER’ın sahip olduğu atmosferi daha belirgin bir şekilde aktarmak istiyoruz. Bu yüzden bundan sonra da MALICE MIZER’ı görsel, işitsel ve müzikal olmak üzere her açıdan ifade edebilmek istiyoruz.

    𒀸 Yani grup olarak yalnızca müziği değil, tiyatral ve görsel unsurlar gibi pek çok şeyi de kullanarak MALICE MIZER’ı bütünsel bir sanat olarak ifade etmek istiyorsunuz, öyle mi?

    TETSU: Ama sonuçta merkezde olan şey müziğin kendisi. Dolayısıyla temelde belirleyici olan müzik, ama görsel açıdan da neredeyse aynı düzeyde kendimizi ifade edebilmek istiyoruz. Yani sahnede bir filmden alınmış tek bir sahneyi andıran bir atmosfer yaratabilirsek, bunun ideal olduğunu düşünüyorum.

    𒀸 Şarkıların içinde de bir hikâyesellik var, değil mi?

    MANA: Şarkıları bir hikâye üzerine düşünerek yazıyorum. Bu yüzden canlı performansı izleyip yalnızca o anın tadını çıkarmakla kalmayıp, sahnemizle tekrar tekrar karşılaştıkça kendi hislerimizin daha derin taraflarının da ortaya çıkacağını düşünüyorum. Bu yüzden yalnızca bir kez izlediğinizde ne kadar iyi olduğunu anlamak zor olabilir ama derinlemesine tanıdıkça oldukça ilginç olduğunu göreceksiniz. Tıpkı çiğnedikçe tadının daha çok ortaya çıkması gibi.

    𒀸 Peki, bu tiyatral unsurlar bundan sonra daha da ön plana çıkarılacak mı?

    MANA: Daha doğrusu, şu anda sadece böyle bir ifade biçiminin en uygunu olduğunu düşünüyorum. Zamanla ise farklı ifade biçimlerine de yönelmek istiyorum.

    𒀸 Ama MALICE MIZER’ın kuruluşunun üzerinden henüz yaklaşık bir yıl geçmiş olmasına rağmen, seyirci açısından da performans açısından da oldukça kendine özgü bir duruş oluşturmaya başladığı söylenebilir, değil mi?

    TETSU: Gerçekten de biz de kendi gelişimimizi artık hissedebiliyoruz.

    𒀸 Konserin akışını da oldukça ayrıntılı düşünüp hazırlıyorsunuz, değil mi?

    MANA: Şarkıları hikâyesel bir bütün oluşturacak şekilde sıralıyoruz. İşte bu yüzden seyircinin yalnızca terleyip eğlendiği bir konser değil, kalbine dokunan o burukluğu hissetmesini; yani bir film izleyip duygulandığında yaşadığına benzer hisleri verebilen konserler yapmak istiyoruz.

    𒀸 Elbette tek bir şarkının içinde bile çeşitli dramatik unsurlar var; üstelik sözleriniz de kesinlikle doğrudan değil, değil mi?

    TETSU: Hayır, aslında kelimelerin kendisini doğrudan kullanıyoruz ama anlamları derin. Bu yüzden doğrudan ifadeleri bir araya getiriyoruz; insan şarkıyı bir kez dinlediğinde sözleri aklında tutabiliyor ama o sözlerin birbirleriyle olan bağlantısını anlamaya çalıştığında, altında oldukça derin bir anlam olduğunu fark ediyor. Biz de böyle bir hikâyeselliğe sahip sözler yazmaya özen gösteriyoruz. Bu da yine konserlerdeki hikâyesel yapıya bağlanıyor.

    𒀸 Örneğin, şarkı sözlerinde de belirli bir estetik anlayış gözetiyor musunuz?

    TETSU: Hayır, öyle bir şey yok. Çünkü bunu aramaya başladığınızda iş haç, kilise, siyahlar ve benzeri klişelere dönüşüyor. Tam tersine, ben böyle şeylerden hoşlanmıyorum. Bunun yerine, insanın içindeki sevinci, öfkeyi, hüznü ve neşeyi; kısacası tüm duyguları ifade etmek istiyorum.

    𒀸 Yoksa MALICE MIZER, grubun kendisini başlı başına bir sanat olarak mı görüyor?

    MANA: Daha doğrusu, biz müziği çok seviyoruz. Yarattığımız müzikle bizi dinleyen insanları duygulandırmak istiyoruz. Bu yüzden yalnızca eğlendiren bir şey değil; şarkıyı dinlerken gözyaşlarının kendiliğinden dökülmesini sağlayacak, dinleyenlere “Bu his de ne böyle?” diye düşündürecek, müziği insanın kalbine güçlü bir şekilde kazıyan bir grup olmayı hedefliyoruz.

    Üstelik, eğlenmek güzel bir duygu ama o anla sınırlı kalıyor, sonrasında geriye pek bir şey bırakmıyor, değil mi? Oysa insanın kalbine işleyen yaralar, hüzün ve duygulanma uzun süre kalıcı oluyor. Aslında ben de müzik dinlerken böyle bir duygu yaşadığım için, aynı hissi herkese aktarmak istedim ve bu yüzden grup kurup müzik yapmaya başladım.

    𒀸 Anladım. O hâlde son olarak, 1994 yılı için hedeflerinizden bahseder misiniz?

    右狂: Yalnızca bizim ortaya koyabileceğimiz özgünlüğü daha da geliştirirken, müzik sahnesinde büyük bir devrim yaratmak istiyoruz.

    TETSU: Her şeyden önce, bir yıldır yaptığımız çalışmalar kendimize olan güvenimizi artırdı. Bu yüzden bundan sonraki çalışmalarımızın bize daha da fazla güven vermesi ve yeni hayallerimizi gerçekleştirebilmek için elimizden geleni yapacağız.

    Ayrıca, Tokyo’nun grup sahnesini hep birlikte canlandırma düşüncesiyle, MALICE MIZER’ın düzenlediği “Trajedinin Ziyafeti” adlı etkinliği kasım ayında başlattık. Bir sonraki etkinlik 22 Ocak’ta Shinjuku Loft’ta yapılacak, o yüzden hepinizi bekliyoruz.

    PROFİL

    92 yılının ağustos ayında kurulan MALICE MIZER. Üyeleri TETSU (Tetsu – Vo), MANA (Mana – G), KOZI (Kozi – G), YU-KI (Yu-Ki – B) ve 右狂 (Ukyo – Dr) olmak üzere beş kişiden oluşuyor.

    Şu anda “BRAIN TRASH” adlı derleme CD’de bir şarkıyla yer alıyorlar.

    Bundan sonraki konser programları ise şöyle: 29 Aralık, Osaka Muse Hall; 30 Aralık, Yokohama Monster; 22 Ocak, Shinjuku Loft – “İkinci Gece: Trajedinin Ziyafeti”.

    Kaynak: Vicious
    Yayın Yılı: 01.1994
    Orijinal Dil: Japonca
    Çeviri/Scan: Pluto Blackfish

    İlk Çeviri Yayınlama: 29.09.2026

    Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.

  • MODERNISM OF THE NEWEST AGE | Fool’s Mate | 09.93

    EN YENİ ÇAĞIN MODERNİZMİ 

    Saldıran Yeni Neslin Dalgaları 

    Canlı müzik sahnesi, bir an olsun durmaksızın hareket etmeye devam ediyor. 

    Yeni bir müzikal kimlik arayışındaki grupların ardı ardına ortaya çıktığı şu dönemde, bu kez mevcut sahneye yeniden göz atarken son zamanlarda dikkat çeken, gelecek vadeden grupları seçtik. Onları tanıtmanın yanı sıra, nasıl bir özgünlüğün peşinden gittiklerini ve bir grup olarak kendilerini nasıl var etmeye çalıştıklarını da anket formatında sorduk. 

    VOGUE 
    Angè∞Graie 
    SLEEP MY DEAR 
    Kneuklid-Romance 
    SCARE CROW 
    MALICE MIZER 
    NERVE 
    if… 
    堕天使 (Daten-shi) 
    ROSÉ NOIR 
    LITTLE VAMPIRE 
    LALA+MELEIS 

    Planlama & Metin: Kazumi Kanoh 

    Sonsuz yönlere özgürce kanat açarak faaliyet gösteren gruplar 

    Televizyon ve diğer medya araçlarının desteğiyle yaşanan, bir dönem fırtına gibi esen grup patlamaları artık yalnızca geçmişte kalmış bir anı gibi görünüyor. “Gerçek olanlar hayatta kaldı” gibi anlamsız tartışmalar da daha yeni sona ermişken, kendi güçlerini sonuna kadar ortaya koyarak gelişmeye çalışan gruplar hâlâ durmaksızın ortaya çıkıyor. 

    BUCK-TICK, X, LADIES ROOM, Zi:kill, LUNA SEA, JUSTY-NASTY, GARGOYLE… Bağımsız sahneden ana akıma geçtikten sonra gösterdikleri dikkat çekici başarıları sıralamaya kalksak sonu gelmez. Kendilerine özgü güçlü bir grup kimliği ortaya koyarak müzik dergilerinin kapaklarını süslüyorlar. Elbette bu grupların da canlı müzik sahnesinden geçerek sayısız zorluğun üstesinden geldiğini ve kendi yollarını açan öncüler hâline geldiklerini söylemeye gerek bile yok. 

    Kim tarafından ortaya atıldığı bilinmez ama zamanla “Visual Kei” gibi bir terim oluştu ve doğal bir şekilde kullanılmaya başlandı. Ondan önce “saç dikme tarzı” deniyordu; belki de şimdiki isim hâlâ daha iyidir. 

    Fakat bu kelimeyi kullananlarla bu kelimeyle tanımlananların her ikisi açısından da sorunlar olduğunu düşünüyordum. Sadece görsellik yeterli mi, müzik hiç önemli değil mi? Saçlarını dikerek, makyaj yaparak ve gösterişli kıyafetler giyerek sahneye çıkan her grup bu kategorinin içine giriyordu; bunun gruplar açısından da pek hoş bir durum olmadığını düşünüyordum. Böyle bir kategoriye sokulan gruplardan hiç itiraz gelmiyor muydu? 

    Sadece “dikkat çektiği için” ya da “havalı olduğu için” böyle davranmak gibi basit bir düşünce yalnızca görsellikle sınırlı değildir; aslında bir grubu kurmanın ilk nedenleri için de aynı şey söylenebilir… 

    Fakat böyle bir endişeye gerek olmadığı ortaya çıktı. 

    Bir zamanlar ciddi bir risk oluşturan “görünüşteki gösterişliliği” artık doğal bir silah gibi kullanıyorlar. Üstelik başlangıçta başka bir şeyin türevi oldukları söylense bile, kendi inandıkları “sevdiğimiz ses” ve “tarz” doğrultusunda ilerliyor, bunları geliştirerek özgünlük yaratıyor ve sonunda insanların da bunu kabul etmesini sağlıyorlar. 

    Örneğin ortaya çıkardıkları ses istemeden mevcut bir parçaya benzetilse bile, o mevcut parçayı aslında hiç bilmeden, “Neye benzerse benzesin, biz yaptığımızda bizim sesimiz olur” diyebiliyorlar. Bu özgüven de güçlü bir silah. 

    Günümüz grupları işte böylesine güçlü, kurnaz (gülüyor) ve aynı zamanda güven veren gruplar. 

    Grupların faaliyetleri çeşitlendikçe “indie” kelimesi bile artık gerçek anlamını yitirdi ve onu özellikle kullanmanın bir gereği kalmadı. 1990’lı yıllara girilmesiyle birlikte canlı müzik sahnesi daha da hareketlenmeye başladı. 

    Buradaki hareketlilik, seyirci sayısının kaç olduğu ya da kaç plak satıldığı gibi somut, sayısal meselelerden kaynaklanmıyor. Asıl ilginç olan, hem grupların hem de dinleyicilerin kendi değerlerini sonuna kadar kullanarak harekete geçmeye başlaması; yani bunun arkasında bir “kendi iradesiyle hareket etme” hâlinin bulunması. 

    Son zamanlarda bu sahnenin ilginçliğini fark eden büyük plak şirketleri, canlı müzik sahnesinde aktif olan grupları bir araya getiren toplama albümleri peş peşe yayımlıyor. Bağımsız plak şirketlerinin giderek ortadan kalktığı mevcut durumda bu, gruplar açısından bir kurtuluş niteliğinde. Hayranlar açısından da tek bir albümde çeşitli grupların müziklerini dinleyebilmek büyük bir mutluluk. 

    Eskiden müzikten önce görselliğin öne çıkarıldığı ve bunun ön yargılar nedeniyle yanlış anlaşılmalara yol açtığı dönemden farklı olarak, nesiller değiştikçe dinleyicilerin müzik dinleme biçiminin de daha esnek hâle geldiği bir gerçek. Bu durum böylece olumlu bir yönde ilerlerse, bir bakıma güven veren bir gelişme de olacaktır. 

    Grupların kendileri de çevrelerindeki trendlere kapılmadan çeşitli müzik anlayışlarını bünyelerine katıyorlar. (Artık tek bir müzik türüne bağlı kalarak faaliyet gösteren grup neredeyse hiç görülmüyor.) Bunları artık kendi özgün sesleri olarak ifade etmeye çalıştıkları görülüyor. 

    Böylesi bir ortamda canlı müzik sahnesini tek bir hareket olarak özetlemek mümkün değil. Farklı grupları tek bir kelimenin altında toplamak istemediğimiz gibi, bunu yapmak için zaten herhangi bir neden de yok. 

    Hiçbir şeye bağlı kalmadan sonsuz yönlere özgürce kanat açarak faaliyet gösteren bu gruplardan büyük umut bekliyoruz. 

    Bu kez seçtiğimiz gruplar arasında görsellik ya da sound açısından ortak bir özellik bulunmuyor. Artık “taşma” gibi basit bir kelimeyle açıklanamayacak kadar çeşitlenen bu ortamda, dikkat çekici gruplar buldukça onları bundan sonra da sırasıyla ele almaya devam edeceğiz. 

    Sorular 

    ① Üye isimleri (enstrüman/rol) 
    ② Profil 
    ③ Şimdiye kadar yayımlanan çalışmalar 
    ④ Grubun kendi gözünden güçlü yönleri 
    ⑤ Bu grubun ifade etmek istediği şey nedir? 
    ⑥ Canlı sahnede dikkat ettikleri şeyler 
    ⑦ Grubun hedeflediği yön ve amaç 
    ⑧ Gelecekteki faaliyet planları 
    ⑨ İletişim bilgileri 

    Fotoğraf: Yosuke Komatsu

    VOGUE (ヴォーグ) 

    ① Üyeler 

    CHIKA (Vokal) 
    JEANA (Programlama & Gitar) 
    CIVA (Gitar) 
    HIKO (Bas) 
    SYURA (Perküsyon & Davul) 

    ② Profil 

    1993 baharında, eski Majestic Isabel üyesi CHIKA, kendi müzikal anlayışını takip edebilmek amacıyla JEANA (ex-UNI;SEX),
    CIVA (ex-LALA+MELEIS), HIKO (ex-YANKEE ROSE) ve 
    SYURA’yı (ex-Kuroyume destek üyesi) davet ederek grubu kurdu. 

    ③ Yok. 

    ④ Hem görsel hem de işitsel açıdan her şey bizim güçlü yönümüz. 

    ⑤ Beş üyenin beş farklı kişiliğinin birbiriyle kaynaştığı; “güzellik”, “sükûnet” ve “hareket”ten oluşan bir ses dünyasını ifade etmek. 

    ⑥ “Bir mekân yaratmak.” 

    ⑦ Uyanmış “sınırların ötesindeki gizemliliği” ortaya koymak. 

    ⑧ Gelecek faaliyetler 

    6 Ağustos: Yokohama Monster (etkinlik)  

    17 Ağustos: Yamagata Şehir Salonu (etkinlik)  

    28 Ağustos: Kyoto Sports Valley (etkinlik)  

    29 Ağustos: Osaka YANTA Rokumeikan  

    31 Ağustos: Nagoya Music Farm  

    ⑨ Free Will  03-5351-1090 

    Angè∞Graie (アンジェ∞グレイ) 

    ① Üyeler 

    KAZUTO (Vokal) 
    HIRO (Gitar) 
    MINAMI (Bas) 
    PERO (Davul / Destek) 

    ② Profil 

    1992 yılının Haziran ayında, L’Arc-en-Ciel’den ayrılan HIRO önderliğinde kuruldu. 

    Bir demo kaset hazırladılar. 200 adetle sınırlı olması planlanan kaset için 800’den fazla başvuru geldi. Daha sonra başta Kanto bölgesi olmak üzere konserler gerçekleştirdiler. 1993 yılının Ocak ayında davulcu gruptan ayrıldı ve PERO destek davulcusu olarak katıldı. Etkinliklere katılmak da dâhil olmak üzere konser faaliyetlerini yoğun biçimde sürdürerek bugüne geldiler. 

    ③ Dağıtım amaçlı demo kaset (şu anda temin edilemiyor).  

    Toplama albüm “Climax Pleasure” (BMG Victor; “Monochrome” adlı parçayı içeriyor, 21 Ağustos’ta yayımlanacak).  

    ④ Akılda kalıcı melodiler. Tek bir konser içerisinde dinleyiciyi bazen neşelendiren, bazen hüzünlendiren çeşitli şarkı karakterleri. 

    ⑤ Her bir şarkının içine işlenmiş çeşitli hikâyeler. 

    ⑥ Şarkıların içinde duygularımızı dürüstçe ifade etmek ve dinleyen insanların kalplerine seslenmek. 

    ⑦ Herkesin birlikte mırıldanabileceği şarkılar yapmak istiyoruz. 

    ⑧ 

    6 Ağustos: Nagoya Bottom Line  

    21 Ağustos: Shinjuku LOFT  

    29 Ağustos / 6 Eylül: Osaka Rockets  

    ⑨ 〒221 Kanagawa, Yokohama, Kanagawa-ku, Katakura Postanesi 
    Angè∞Graie adına 

    Kneuklid-Romance (ニュークリッド・ロマンス) 

    ① Üyeler 

    Yukino (Vokal) 
    Kenichi (Gitar) 
    Tetsu (Gitar) 
    Tatsuya (Bas) 
    Gaz (Davul / Destek) 

    ② Profil 

    1992 yılının Haziran ayında kuruldu. Aynı yılın Aralık ayında vokalist Yukino gruba katıldı. Ayda 2-3 konser gerçekleştiren grup, şu anda Meguro Rokumeikan’da ayda bir, bunun dışında da 1-2 konser düzenliyor. 

    Bu yılın ilkbaharı civarında önceki davulcu gruptan ayrıldı ve eski Malice Mizer üyesi Gaz destek davulcusu olarak katıldı. Grup bu şekilde faaliyetlerini sürdürüyor. 

    ③ Ücretsiz dağıtım amaçlı demo kaset (şu anda temin edilemiyor).  

    İlk CD: LOVE SONG  

    ④ Müzik açısından belirli bir kalıba bağlı değiliz; sözler ve içerik açısından ise LOVE SONG konseptini benimsiyoruz. Yoğun şarkıların içinde bile hüzün ve kırılganlığı hissettiren canlı performanslarımız görülmeye değer. 

    ⑤ Hüzün, kırgınlık gibi insanın zayıf yönlerini ortaya çıkarmak; ruhsal ve insani yönü güçlü bir sahne yaratmak. Fakat bunu izleyicilere zorla kabul ettirmek istemiyoruz… 

    ⑥ Ciddi bakışların ve ifadelerin doğal şekilde ortaya çıkabilmesi için sahnedeki gerilimi korumak. Görsel açıdan aktif olmak. 

    ⑦ Ne yaparsa yapsın “havalı” olduğu düşünülen bir grup olmak. Bir anda dağılıp gidecek bir grup olmak istemiyoruz. Hedefimiz sınırsız. 

    ⑧ 

    31 Temmuz: Meguro Rokumeikan (CD çıkış konseri)  

    15 Ağustos: Meguro Rokumeikan  

    18 Ağustos: Nagoya Music Farm  

    20 Ağustos: Osaka YANTA Rokumeikan  

    23 Ağustos: Hiroshima Namiki Junction  

    25 Ağustos: Okayama Pepperland  

    ⑨ 〒151 Tokyo, Shibuya-ku, Hatagaya 1-28-1-102 
    Office ARTS “Kneuklid-Romance” adına 
    03-5453-6941 

    [Özür ve Düzeltme] 

    Geçen ayki sayının 166. sayfasında, Kneuklid-Romance makalesindeki metinlerin yerleri birbirine karışmıştır. Doğru sıralamada ikinci bölümün 4-9. satırları, üçüncü bölümün 6-7. satırları arasına gelmektedir. 

    Okunmasını son derece güçleştirdiğimiz için grup ve tüm okurlarımızdan özür dileriz. 

    if… (イフ) 

    ① Üyeler 

    MIKAMI (Vokal) 
    AKIE (Gitar) 
    Kō (Bas) 
    KO-KI (Davul) 

    ② Profil 

    1992 yılının Eylül ayında MIKAMI (ex-Hysteria), AKIE ve YOSHITSUGU’nun (şimdiki Coulter of the Deeper) oluşturduğu üç kişilik akustik bir ünite olarak faaliyet göstermeye başladılar. 

    Daha sonra Kō (ex-Alligator) ve KO-KI (ex-Locks) katılarak beş kişilik bir kadroya dönüştüler. 

    15 Mart 1993’te if… adıyla ilk konserlerini gerçekleştirdiler; ancak YOSHITSUGU o gün gruptan ayrıldı. Yeni gitarist olarak FUJIEDA’yı aldılar ve birkaç konser gerçekleştirdiler, fakat FUJIEDA da bu yılın Haziran ayında ayrıldı. Şu anda dört kişilik kadroyla faaliyet gösteriyorlar. 

    ③ Yok. 

    ④ Çeşitli müzik türlerinin özünü bünyesine katan bir sound. 

    ⑤ “if…” 

    ⑥ Ortamın havasını bozmamak. 

    ⑦ Belirsiz olan şeyleri ve duyguları açık biçimde aktarmak. 

    ⑧ 

    11 Ağustos: Osaka Rockets  

    13 Ağustos: Nagoya Music Farm  

    21 Ağustos: Nagano J (Malice Mizer ile ortak turne)  

    ⑨ 048-859-3952 [Saitō] 

    ROSÉ NOIR (ロゼ・ノアール) 

    ① Üyeler 

    KANMI (Vokal) 
    Gille (Gitar) 
    SHU-ICHI (Gitar) 
    KEN (Bas) 
    YU-ICHI (Davul) 

    ② Profil 

    1993 yılının Ocak ayında, eski Lunatic Mode üyesi KANMI (Kamui) ve Gille, eski 49ER üyesi KEN ve eski UNI;SEX üyesi YU-ICHI tarafından kuruldu. 

    Mart ayında YANTA Rokumeikan’da ilk konserlerini gerçekleştirdiler. Nisan-Mayıs aylarında Nagoya ve Kanto bölgesine açıldılar. 27 Mayıs’taki konserden itibaren eski NER-VOUS üyesi SHU-ICHI gruba katıldı ve kadro beş kişiye çıktı. 

    ③ Üç şarkılık demo kaset. (Nisan-Mayıs aylarındaki konserlerde dağıtılan kaset / şu anda temin edilemiyor.) 

    ④ Bir kez izlediğinizde bir sonraki sefer mutlaka yeniden izlemek ve dinlemek isteyeceğiniz bir canlı performans ve sound. İnsanların üzgün, hüzünlü, neşeli ya da kırgın olduğu zamanlarda bile dinlemek ve izlemek isteyeceği bir grup olmak. 

    ⑤ İnsanların her birinin çok zayıf yönleri olduğunu düşünüyoruz. İnsan kendi zayıf yönlerini ortaya çıkardığında hissettiği “kırgınlığı”, “hüznü” ve “şefkati” ifade etmek istiyoruz. 

    Hayat boyunca birkaç kez ortaya çıkan, bir şeyi “unutmak istememe” duygusunu yeniden hatırlatmak istiyoruz. Sonunda bir gün unutulacak olsa bile, o anın duygusunu yeniden hatırlatabilmek istiyoruz. 

    ⑥ Canlı performanslarda, kayıtlı müzikten farklı olarak “göstermeye” önem veriyoruz. Hem işitme hem de görme duyusuna hitap etmek. Her şarkının taşıdığı anlama göre grubun yaydığı o aura benzeri şeyi canlı olarak ne kadar aktarabildiğimiz önemli. 

    ⑦ “O grup vardı, o şarkı vardı ve benim hayata bakışımı değiştirdi.” dedirtecek; her bir insanın kalbinde yaşamaya devam edecek bir grup olmak nihai amacımız. Elbette burada “değişmek”ten kastımız olumlu yönde değişmek. 

    ⑧ 

    31 Temmuz: Yokohama Monster / Ichikawa CLUB GIO (gece boyu etkinlik)  

    7 Ağustos: Nagoya Music Farm  

    10 Ağustos: Osaka Rockets  

    13 Ağustos: Kintetsu Theatre (etkinlik)  

    28 Ağustos: Osaka YANTA Rokumeikan  

    ⑨ 〒659 Hyogo, Ashiya, Midorigaoka-chō 16-5-307 
    Sakurai aracılığıyla, OFFICE ROSÉ  0797-31-9597 

    NERVE (ナーヴ) 

    ① Üyeler 

    KUMA (Vokal) 
    REN (Gitar) 
    YOSHIHIKO (Bas) 
    JUNJI (Davul) 

    ② Bilinmiyor. 

    ③ Yok. 

    ④ Tüm gücümüzle ortaya çıkardığımız müziğin tamamını dinleyicilerin kabul etmesini istiyoruz. 

    ⑤ Self-esteem / Özsaygı. 

    ⑥ Tek seferde bütün enerjiyi ortaya koymak. 

    ⑦ Şimdilik yapabileceğimiz tek şey çaba gösterip gelişmek. 

    ⑧ 

    7 Ağustos: Ebisu Guilty  

    ⑨ Backstage Project  048-883-2711 

    MALICE MIZER (マリス・ミゼル) 

    ① Üyeler 

    Tetsu (Vokal) 
    MANA (Gitar) 
    KÖZI (Gitar) 
    YU-KI (Bas) 
    右狂 (Davul) /KAMI

    ② Profil 

    1992 yılının Ağustos ayında MANA ve KÖZI merkezinde kuruldu. Aynı yılın 31 Ekim’inde ilk konserlerini gerçekleştirdiler. 

    1993 yılının Mart ayında davulcu GAZ gruptan ayrıldı. 20 Haziran’daki konserden itibaren destek üyesi olarak yer alan 右狂 resmen gruba katıldı ve mevcut kadro oluştu. 

    ③ Toplama albüm BRAIN TRASH (BMG Victor; “SPEED OF DESPERATE” adlı parçayı içeriyor)  

    Sans Logique (demo kaset / şu anda temin edilemiyor)  

    Sadness (demo kaset / şu anda temin edilemiyor)  

    ④ Her insanın içinde bulunan “hüzün” ve “sevgi” duygularını kalbin derinliklerinden ortaya çıkaran bir sound. 

    ⑤ Şarkılara Avrupa’ya özgü bir atmosfer ve dramatik bir nitelik kazandırmak. 

    ⑥ Sound ve görsellik (video) aracılığıyla, tüm üyelerin duygularının izleyen insanlara aktarılmasını sağlamaya dikkat ediyoruz. 

    ⑦ Sound ve görsellik (video) aracılığıyla dünyanın dört bir yanındaki insanları etkilemek. Malice Mizer Sound’unu oluşturmak ve onu mümkün olduğunca kusursuz bir noktaya yaklaştırmak. 

    ⑧ 

    6 Ağustos: Yokohama Monster  

    11 Ağustos: Osaka Rockets  

    13 Ağustos: Nagoya Music Farm  

    17 Ağustos: Ibaraki Lighthouse  

    19 Ağustos: Niigata Junk Box  

    21 Ağustos: Nagano J  

    ⑨ M*midinette Office 
    Tokyo, Suginami-ku, Shimoigusa 3-40-7-102 
    03-3396-1727 

    LALA+MELEIS (ララ・メルイーズ) 

    ① Üyeler 

    E-KU (Vokal) 
    YASUYUKI (Gitar) 
    HIRO (Bas) 
    狂死 (Davul) /Kyoushi

    ② Profil 

    1991 yılının Haziran ayında kuruldu. Aynı yılın Kasım ayında E-KU katıldı. 1992 yılının Ocak ayında CIVA ve 狂死 gruba katıldı. 

    Haziran 1992’de demo kasetlerinin çıkış konserini gerçekleştirdiler. Temmuz ayında Nervous Night adlı toplama videoda yer aldılar. Aynı yılın Kasım ayında ilk orijinal videolarının çıkış konserini gerçekleştirdiler. 

    1993 yılının Mayıs ayında ikinci videolarını ücretsiz olarak dağıttıkları bir konser düzenlediler. Aynı yılın Haziran ayında CIVA (Gitar) gruptan ayrıldı. Şu anda dört kişi olarak faaliyet gösteriyorlar. 

    ③ 

    İlk demo kaset COMPLEXTY (temin edilebilir)  

    Toplama video Nervous Night (temin edilebilir)  

    İlk orijinal video Pantomaimist (temin edilebilir)  

    İkinci orijinal video (temin edilemiyor)  

    ④ Kendine özgü güçlü karakter taşıyan şarkılar ve etkileyici sahne performansı. 

    ⑤ İnsanların sahip olduğu çok yönlü duygular. 

    ⑥ Her üyenin kendi yarattıkları şarkı dünyasının içine girebilecek güvene ve rahatlığa sahip olarak sahneye çıkması. 

    ⑦ Fantastik melodiler ile saldırgan sound’un iki farklı yönünü, dört kişinin müziğiyle uyumlu hâle getirmek. 

    ⑧ 

    6 Ağustos: Ikebukuro Cyber  

    16 Ağustos: Meguro Rokumeikan  

    11 Eylül: Shinjuku Antinoch  

    15 Eylül: Meguro Rokumeikan  

    29 Eylül: Meguro Live Station  

    ⑨ Shinjuku Antinoch  03-3350-5670 

    SLEEP MY DEAR (スリープ・マイ・ディア) 

    ① Üyeler 

    KōHEY (Vokal) 
    YASUHIRO (Gitar) 
    SAKI (Gitar) 
    YASUMICHI (Bas) 
    KENT (Davul) 

    ② Profil 

    1990 yılı civarında YASUMICHI merkezinde, SAKI ve YASUHIRO ile birlikte SLEEP’in temeli olan grup kuruldu. 

    1991 yılının Aralık ayında grup adını SLEEP MY DEAR olarak değiştirdi ve aynı zamanda KENT gruba katıldı. 1992 yılının Şubat ayında KōHEY katıldı. Aynı yılın Aralık ayında Nagoya Music Farm’da ilk solo konserlerini gerçekleştirdiler. 

    ③ Misty Night (demo kaset / Enban-ya tarafından sınırlı sayıda yeniden yayımlandı)  

    Believe (demo kaset / şu anda temin edilemiyor)  

    ④ Tek bir müzik türünün sınırları içinde kalmadan kendi duygularını açıkça ortaya koymak ve kalplerindeki çığlığı melodilerin üzerine taşımak. 

    ⑤ Sadece neşeli olan ya da sadece sert olan şeyler değil; bir şeyin derinliklerinde bulunan hüzün ve acı. Yalnızca yüzeyde görünen şeye değil, onun ardında bulunan başka bir şeye bakmak. 

    ⑥ O anda sahnede bulunan kendimizi tamamen ortaya koymak. 

    ⑦ İçimizde bulunan şeyleri — ister sevinç ister hüzün olsun — olduğu gibi, dürüstçe ortaya koymak istiyoruz. 

    ⑧ 

    30 Temmuz: Okayama Pepperland  

    2 Ağustos: Osaka Rockets  

    4 Ağustos: Niigata Woody  

    6 Ağustos: Sapporo Messe Hall  

    8 Ağustos: Sendai Birdland  

    10 Ağustos: Meguro Rokumeikan  

    13-14 Ağustos: Nagoya Music Farm  

    ⑨ Tears Music 〒171 Tokyo, Toshima-ku, Ikebukuro 2-65-1 
    Plaza Ferris Onda 303 03-3987-9468 

    SCARE CROW (スケア・クロウ) 

    ① Üyeler 

    IZUMI (Vokal) 
    Hachisuka Takumi (Gitar) 
    ZIN (Bas) 
    Tokunaga Yoshiyuki (Davul) 

    ② Profil 

    1991 yılının Nisan ayında, IZUMI ve Takumi’nin birlikte faaliyet gösterdiği gruba davulcu Tokunaga katıldı. Bas gitarist ise destek üyesi olarak yer alıyordu ve grup SCARE CROW adıyla faaliyet göstermeye başladı. 

    1992 yılının Ocak ayında ZIN basçı olarak resmen katıldı ve mevcut kadro oluştu. Daha sonra başta Meguro Live Station olmak üzere Ichikawa CLUB GIO, Meguro Rokumeikan gibi mekânlarda faaliyet gösterdiler. Osaka ve Nagoya’da da iki ayda bir konser düzenliyorlar. 

    ③ MY HOME AND MOTHER (demo kaset) 

    ④ Kendi müziğimizi yapmak. 

    ⑤ Son derece doğal bir şey; örneğin bir nehrin akış sesini duyduğunuzda nehrin varlığını anlayabilmeniz gibi. 

    ⑥ Kendi müziğimizi canlı performansta nasıl ifade edeceğimiz — yani o sesin sahne üzerinde bir biçim kazanması. 

    ⑦ Kendi görüntümüzün bile kaybolacağı bir dünya yaratmak. 

    ⑧ 

    31 Temmuz: Meguro Rokumeikan  

    29 Ağustos: Meguro Live Station  

    ⑨ Tokyo, Nerima-ku, Miharadai 3-4-9 
    SCARE CROW OFFICE “Miharadai Clinic” 
    03-3867-2695 

    LITTLE VAMPIRE (リトル・ヴァンパイア) 

    ① Üyeler 

    MASAKI (Vokal) 
    KAZUYA (Gitar) 
    DAI (Bas) 
    CHŪ (Davul) 

    ② Profil 

    1992 yılının Şubat ayında kuruldu. Temmuz ayında vokalist MASAKI oldu. Ekim 1992 ile Ocak 1993 arasında Hokoten’de canlı performanslar gerçekleştirdiler. 

    Şu anda faaliyetlerini başta Meguro Rokumeikan ve Ichikawa CLUB GIO olmak üzere sürdürüyorlar. 

    ③ Demo kaset (Aralık 1992’de yayımlandı / şu anda temin edilemiyor)  

    Toplama albüm L.S.D. (BMG Victor; “KISS” adlı parçayla katıldılar)  

    ④ Dört üyenin de özel hayatlarından vazgeçmişçesine taşıdığı yeşil saçlar. Ucuz/sade ama herkesin keyifle dinleyebileceği pop bir sound. 

    ⑤ Eğlenceyi ve şarkı sözlerinin mesajını aktarmak istiyoruz. 

    ⑥ Şarkı yapısını ve sözleri karıştırmamak. 

    ⑦ CD çıkarıp turneye çıkmak! 

    ⑧ 

    16 Ağustos: Ichikawa CLUB GIO  

    31 Ağustos: Meguro Rokumeikan  

    ⑨ VAMPIRE OFFICE  〒151  Tokyo, Shibuya-ku, Hatsudai 1-31-7-304 
    03-5350-3683 

    堕天使 — DATENSHI (だてんし / Düşmüş Melek) 

    ① Üyeler 

    POE-ZO (Vokal) 
    華戲 (Gitar) 
    殺姫 (Gitar) 
    HIRYU (Bas) 
    SHIN (Davul) 

    ② Profil 

    1992 yılının sonbaharında kuruldu. Aynı yılın yıl sonu etkinliklerinde birkaç kez sahne aldılar. Sonrasında Tokyo’da yoğun biçimde canlı performans faaliyetlerini sürdürdüler. 

    ③ 堕天使 adlı demo kaset. 

    5 Haziran 1993’te Koenji LAZY WAYS’de gerçekleştirdikleri solo konser sırasında yalnızca 120 adet satıldı. Şu anda temin edilemiyor. 

    ④ Saldırgan vokal, birbiriyle iç içe geçen twin gitarlar ve çeşitli ritimler ortaya çıkaran bas ile davul. 

    Beş kişinin yarattığı sound’da, kopacakmış gibi hassas bölümler ile sürünerek ilerliyormuşçasına ağır ve saldırgan bölümler bir arada bulunuyor. Müzik türleri konusunda hiçbir şekilde kendimizi sınırlamıyoruz. 

    ⑤ İnsanların güçlü ve zayıf yönlerini müzik aracılığıyla ifade etmek istiyoruz. 

    ⑥ Sahne üzerinde, müzikte olduğu gibi beş kişinin arasındaki dengeye dikkat ediyoruz. 

    ⑦ İzleyen insanların adeta donup kalacağı kadar yoğun bir gerilimi, müzik ve sahne aracılığıyla ifade etmek istiyoruz. 

    ⑧ 

    31 Temmuz: Meguro Rokumeikan  

    3 Ağustos: Niigata Junk Box  

    6 Ağustos: YANTA Rokumeikan  

    7 Ağustos: Nagoya Music Farm  

    17 Ağustos: Ichikawa CLUB GIO  

    ⑨ 堕天使  〒158  Tokyo, Setagaya-ku, Todoroki 6-21-9 
    Grand Excel Jiyugaoka 309  03-5707-0244 [Yamazaki] 

    Kaynak: Fool’s Mate
    Yayın Yılı: 09.1993
    Orijinal Dil: Japonca
    Çeviri/Scan: Pluto Blackfish

    İlk Çeviri Yayınlama: 02-03.10.2025
    Revize Edilmiş Sürüm: 08.09.2026

    Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.

  • JUN (LADIES ROOM) & Shinya (LUNA SEA)  | Fool’s Mate | 09.93

    Davul Oturumu & Sohbet Canlı Performansı 

    JUN (LADIES ROOM) & Shinya (LUNA SEA) 

    DARAMA of DRUMS 

    Rapor: Hideaki Hazumi 
    Fotoğraflar: Hitoshi Katō 

    Davul semineri gibi biraz ciddi görünebilecek bir içerik olmasına 
    rağmen, ikilinin kendi karakterlerini yansıtan anlaşılır davul 
    anlatımları ve esprileri sayesinde salon coşkulu alkışlar ve 
    çığlıklarla dolup taştı! 

    30 Mayıs’ta Ginza’daki Yamano Müzik Mağazası’nda, LADIES ROOM’dan JUN ve LUNA SEA’den Shinya gibi sahnenin 
    iki önde gelen davulcusunun katılımıyla gerçekleştirilen Davul 
    Oturumu & Sohbet Canlı Performansının 
    nasıl geçtiğine göz atıyoruz. 

    LADIES ROOM’dan JUN ve LUNA SEA’den Shinya, günümüzün 
    yetenekli davulcularından ikisi olarak, 30 Mayıs’ta Tokyo’nun 
    Ginza semtindeki Yamano Müzik Mağazası’nda “Davul Oturumu & 
    Seminer” adlı eğitici bir etkinlik gerçekleştirdi. İkilinin o dönemdeki 
    popülaritesini yansıtır şekilde salon kız hayranlarla tıklım tıklım 
    dolmuştu; arka sıralardan sahneyi görmek için boyunuzu uzatsanızbile sahneyi görmek neredeyse mümkün değildi. Hatta salonun dışında, içeri giremeyen pek çok kişi de vardı. 

    Sahnenin ortasına Yamaha’nın POWER V SPECIAL adlı sade 
    bir seti yerleştirilmiş, ikilinin ana davul setleri ise sahnenin 
    iki yanına kurulmuştu. Etkinliğin amaçlarından biri, 
    böylesine standart bir davul setiyle bile onların çıkardığı sese 
    mümkün olduğunca yakın bir ses elde edilebileceğini göstermekti. Üstelik davul başlıklarının tamamında hazır, standart ürünler 
    kullanılacaktı. 

    Nihayet ikili sahneye çıktı ve çıkar çıkmaz güçlü bir tezahürat 
    yükseldi. Ardından hiç bekletmeden iki davullu bir solo 
    performansına başladılar. İkilinin performansını böylesine 
    yakından izleyebilmek başlı başına ilgi çekiciydi. Üstelik 
    profesyoneller tarafından akort edildiğinde, setler şaşırtıcı biçimde profesyonel ekipmanların çıkardığı sese yaklaşıyordu. Eğer önceden bununla ilgili bilgi verilmemiş olsaydı, aradaki farkı 
    neredeyse anlayamayacağınızı düşünüyorum. 

    Ardından kendi tanıtımlarını yapan ikili, kullandıkları ekipmanları 
    espriler eşliğinde açıklayarak salonu daha da coşturdu. 
    Anlaşılan o ki, Extasy çıkışlı davulcular arasında 
    “oyuncu” ruhlu olanların sayısı hayli fazla. 

    Daha sonra sunucunun da katılımıyla; davulla nasıl tanıştıkları, 
    etkilendikleri davulcular, sevdikleri davul kalıpları ve akort tercihleri gibi konuları, zaman zaman gerçekten çalarak anlattılar. 
    Özellikle davul başlıkları ve trigger sistemleri hakkındaki açıklamalarıhem anlaşılır hem de oldukça öğreticiydi. 

    Ardından, etkinliğe gelenlerin önceden doldurduğu anketlerde yer alan soruları yanıtladıkları bölüme geçildi. Elbette soruların tamamı davulla ilgiliydi. Sorular, oldukça ileri düzey teknik konulardan yeni 
    başlayanların sorabileceği temel sorulara kadar uzanıyor; kadınlı 
    erkekli, oldukça geniş bir katılımcı kitlesinin farklı düzeylerdeki 
    meraklarını yansıtıyordu. 

    Ancak ikili, soruların her birine büyük bir özen ve sabırla cevap verdi.Davulun cazibesini başkalarına anlatmaktan ve davulu daha geniş 
    kitlelere tanıtmaktan duydukları büyük mutluluk, yüzlerindeki 
    neşeli ifadeden açıkça belli oluyordu. Bu hâlleri gerçekten çok etkileyiciydi. 

    Son olarak oldukça uzun bir iki davullu ortak performans 
    gerçekleştirdiler ve, 

    “Fırsatımız olursa bunu yine yapmak isteriz.”

    sözlerini bırakarak bu etkinliği sonlandırdılar. 

    (Etkinliğin ardından davul başlıkları ve trampetlerin satışının 
    yapıldığı bir imza etkinliği gibi çeşitli etkinlikler de düzenlenmiş.) 

    Daha sonra JUN’un önerisiyle, bu tür davul semineri etkinliklerinin 
    dergi sayfalarında da sürekli bir köşe olarak devam ettirilmesine 
    karar verildi. Okurlardan geniş kapsamlı şekilde sorular toplanacak. Ayrıntılar için aşağıdaki duyuruya göz atabilirsiniz. 

    Yeni Seri Başlıyor!! 

    JUN & Shinya 

    30 Mayıs’ta Ginza’daki Yamano Müzik Mağazası’nda büyük ilgi 
    gören bu seminerin ardından, dergimizde de ikilinin yer alacağı 
    yeni bir seri başlatılmasına karar verildi. 

    Bu nedenle siz değerli okurlarımızdan davulla ilgili sorularınızı 
    bekliyoruz. 

    Teknik konulardan zihinsel ve psikolojik konulara kadar; başlangıç 
    seviyesinden ileri seviyeye, hatta hiç davul deneyimi olmayanlara 
    kadar, davulla ilgili her türlü soru kabul edilecektir. 

    JUN ve Shinya, sorularınızı dergi sayfalarında nazik ve ayrıntılı bir 
    şekilde yanıtlayacaklar! 

    Sorularınızı, 

    “JUN & Shinya’ya Soru” 

    ibaresiyle birlikte dergimizin editörlüğüne gönderin. Bekliyoruz! 

    Kaynak: Fool’s Mate
    Yayın Yılı: 09.1993
    Orijinal Dil: Japonca
    Çeviri/Scan: Pluto Blackfish

    İlk Çeviri Yayınlama: 09.09.2025
    Revize Edilmiş Sürüm: 08.09.2026

    Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.

  • MALICE MIZER | POP BEAT | 06.98

    MALICE MIZER 

    Yasak İtiraf 

    “merveilles” albümünden, çarpıcı bir single olarak 
    yayımlanan “ILLUMINATI”. 

    Yeniden doğmuş hâliyle bu parça ve coupling 
    şarkısı “N・p・s N・g・s” içinde saklı dünyaya 
    göz atıyoruz… 

    Tatlı ama tehlikeli bir koku, S&M havası… 
    Dinleyenlerde şehvetli duygular uyandıran 
    “ILLUMINATI”, 20 Mayıs’ta single olarak 
    piyasaya çıkıyor. Canlı performansları ve 
    kostümlerdeki o gizemli havanın yanı sıra, 
    bu parça için yeni çekilen PV’nin de bir 
    hayli “uçuk” olduğu söyleniyor.

    Bu yüzden bu sefer MANA, KÖZI ve 
    YU~KI’nin kalplerinin derinliklerindeki 
    “yasaklı kapıyı” aralamak üzere bu 
    röportajı gerçekleştirdik. 

    Albümle ilk çıkışta 2. sıraya yerleştiler!! 

    Peki bu haberi duyunca MANA-sama’nın yaptığı ilk şey ne oldu? 

    𒀸 Öncelikle son gelişmelerle başlayalım. 
    Albümle ilk çıkışta 2. sıraya yerleşmeniz hayırlı olsun! Ama böyle deyince kızıyorsunuz, değil mi?
    Çünkü birinci olmadınız. 

    MANA (bundan sonra M): Evet… 

    KÖZI (bundan sonra K): Hey! (gülüyor) 

    𒀸 Açıkçası, 2. sıra hakkında ne düşünüyorsunuz? 

    YU~KI (bundan sonra Y): Ben memnunum. Sıralamalara çok takılmam ama 2. olmak, o kadar çok insanın bizi dinlediği anlamına geliyor sonuçta. 

    M: Biraz rehavete kapılmışım. 2. olduğumuzu duyduğum 
    an her şeyden soğudum. Hiçbir şey yapmak istemedim. 

    K: MANA-chan, seyahate çıkmak için hazırlık 
    yapıyordu zaten. (gülüyor) 

    𒀸 Fransa’daki memleketine dönmek için hazırlık 
    yapıyordu, değil mi? (gülüyor) 

    M: Aynen öyle. 

    𒀸 Peki, 1 Nisan’daki ilk Budokan konseriyle ilgili 
    izlenimlerinizi alabilir miyiz? Sahneye çıkmadan 
    önce Budokan’a özel bir bağınız olmadığını söylemiştiniz. 

    M: Şimdilik tek söyleyebileceğim şey, yağmur yağıyor 
    olması çok canımı sıktı. Sadece bu. 

    K: “Kirli, cilveli bir hava” vardı diyelim. (öfkeyle homurdanıyor) 

    𒀸 ?? Neresinden baktınız da öyle hissettiniz? 

    K: Ben öyle hissettim. 

    𒀸 …Ah! O yazdığım konser raporuydu! Özür dilerim… 
    Ortada bir noktada sırtına bir bebek taşıyınca 
    biraz cilveli geldi belki dedim… 

    K: O bebek değildi. Benim diğer benimdi. 

    𒀸 (Donup kalır.) Peki ya YU~KI-san? 

    Y: Her şey benim için çok öğretici oldu. 
    İnsanı motive eden, ileriye dönük bir konserdi. 

    𒀸 Sahnedeyken sendeleyip düşmediniz mi? 

    Y: Asla! Düşmek mi? Sol taraftaki podyumda olan 
    her şey zaten senaryoda yazılıydı. 
    Gerçek gibiydi, değil mi? 

    𒀸 Evet, fazlasıyla gerçekçiydi. 

    Y: Kan bile aktı sonuçta. (gülüyor) 

    𒀸 (gülüyor) Gelelim “ILLUMINATI”nin single 
    olarak yayımlanmasına… Bu nasıl gelişti? 

    M: Bir sebebi varmış galiba ama tam olarak bilmiyorum. Perdenin arkasında biri var… Gölgelerde bir kuklacı. 
    Fazla konuşmak tehlikeli olabilir, o yüzden detaylara giremeyeceğim. 

    𒀸 Anladım… Peki, “P-type” olarak belirtilmiş.
    Bunun anlamı ne? 

    K: Müzikal olarak bir şeyler değişti. Dinleyince 
    “P-type” olduğunu anlarsınız zaten. 

    𒀸 “P” bir şeyin kısaltması mı? 

    K: Onu söylemek çok tehlikeli. 

    𒀸 Konu şarkılara gelince hemen susuyorsunuz, ne yapacağımı şaşırıyorum. (ağlamaklı) 
    Coupling parça olan “N・p・s N・g・s”‘in indie döneminizde bir kaydı vardı ama bu versiyonun 
    yeniden kaydedildiği söyleniyor.
    İçindeki çocuk sesi de değişti mi? 

    M: Çocuk olup olmadığını söyleyemem ama 
    seslendiren kişi farklı. 

    𒀸 Gerçi yetişkin biri de helyum gazı çekse 
    sesi ince çıkar tabii. 

    K: Ya da YU~KI-chan’ın gerçek sesi de olabilir.
    Solo bölümde bile “arayoo~” diye, Shimura Ken’in 
    yaşlı kadın tiplemesi gibi bir sesle konuşuyordu zaten. (gülüyor) 

    Y: E-evet, öyle… İnce sesler çıkarabiliyorum, 
    doğal hâliyle yani. (gülüyor) 

    M: Aranjman da indie dönemine kıyasla gelişti. 
    Şimdi “N-type” oldu. 

    𒀸 “Normal Type”ın kısaltması mı? 

    M: Öyle düşünülebilir, yani… sorun değil. 

    K: Sözlükten bakarsınız artık. “N” harfiyle başlayan bir sürü şey vardır. Hatta belki sözlükte bile yoktur. (gülüyor) 

    𒀸 Çok zalimsiniz!!! 

    Pikachu Gücünde! “ILLUMINATI”nin Tehlikeli PV Dünyası 

    𒀸 “ILLUMINATI”nin PV’si şu sıralar “Downtown DX”
    programının kapanışında kısmen yayınlanıyor, değil mi? 

    M: Evet, aynen öyle. Ama aslında o gösterilen 
    versiyondan çok daha hızlı kare geçişleri var. 
    Yavaşlatıp izlersen, görmemen gereken 
    şeyleri görebilirsin. (gülüyor) 

    K: Ekrana yaklaşık 2 metre kadar yaklaşırsan 
    mesela. (gülüyor) Sonra da baktıktan sonra 
    miden bulanabilir, kusacak gibi olabilirsin. (gülüyor) 

    𒀸 Tehlikeli açıklamalar bunlar. (gülüyor) Yayınlanmayan bölümlerdeki solo sahnelerden 
    birinde YU~KI-san’ın kan dolu bir küvette 
    yıkandığı söyleniyor. 

    Y: Evet, öyle… Ama sonuçta üzerimde kıyafet vardı yani. 

    K: Ben de o küvete girdim. Kendi sahnemi çektikten 
    sonra vücudumu yıkamam gerekiyordu da. (gülüyor) 

    M: Benim sahnemde kan yoktu. Basitçe söylemek gerekirse… “kadınla kadın arasındaki güzellik” gibi bir şeydi. 

    𒀸 Yani… lezbiyen sahnesi mi? 

    M: Genel hatlarıyla, evet. 

    𒀸 Gackt-san’ın ise bir yatak sahnesi çektiği söyleniyor. 

    K: Evet, yaptı. KAMI de benzer bir şeyler yaptı.
    Ben de onları izledim. Ama izlemek daha utandırıcıydı! (gülüyor) Aşırı gergindiler, sanki 
    “Na-nasıl yapacağım şimdi?” gibiydiler. (gülüyor) 

    𒀸 İşin tekniği açığa çıkacak diye korkuyorum. (gülüyor) Kostümler nasıldı peki? 

    M: Ben sekreterim. 

    K: Ben bir savaşçıydım. 

    Y: Ben yakalanmış bir pandaydım. 

    𒀸 Panda deyince… Ana besini şeker kamışıydı, değil mi? 

    Y: Evet, ben tatlı şeyleri severim çünkü. (gülüyor) 

    𒀸 Beyaz önlük giydiğiniz sahneler de var mı? 

    K: Herkes değil ama öyle sahneler de oldu. 

    M: Çekim yeri, gerçek bir laboratuvardı bu arada. 

    𒀸 Ortaya çıkan şey, kanlı ve korku filmi havasında bir şey mi oldu? 

    M: Hayır, korku değil. Bu sadece “ILLUMINATI”nin dünyası. 

    𒀸 Peki tarif edecek olsan, nasıl bir dünya bu? 

    M: Erotik bir dünya. 

    K: Erotik, grotesk ve şiddet dolu bir şey diyebiliriz. 

    𒀸 Bu kadar sert içerik yüzünden televizyonda 
    yayınlanamayacağına dair bir endişeniz olmadı mı? 

    M: Bu işe kalkıştıysak, sonuna kadar gitmek isteriz. Her şeyin dibine kadar inmek istiyoruz. “Japon siyaseti de neymiş!” havasındayız. 

    K: Asıl mesele hükümet, yani “government”. (gülüyor) Bu parçayı klip hâline getirme kararı çıktığı anda nasıl 
    bir şey olacağı belliydi zaten. Yarı yolda bırakmak bir anlam 
    ifade etmiyor. Bu hâli bile aslında epey bastırılmış versiyon. 

    M: Evet. 

    𒀸 Yani hâlâ içimizde kalan şeyler var, diyorsunuz? 

    M: Daha da çok yapmak isterdim! 

    K: Daha da darmadağın etmek isterdim. (gülüyor) 

    M: Bu klip televizyonda yayınlanamıyorsa, 
    Japonya artık bitmiş demektir. 

    K: Elveda o zaman. Biz yarın sabah saat 
    tam 8’de Azusa 2 numaralı trene biniyoruz. 

    𒀸 O tren Shinshū yönüne gidiyor ama. (gülüyor) 

    Y: Bu single gerçekten tehlikeli. 

    K: Ama sevgili okuyucular, yine de “ILLUMINATI”yi 
    alın tamam mı? ♡ (gülüyor) 

    M: Kendinizi bırakın, bol bol yapın. 

    𒀸 Neyii? 

    M: Onu söylersem “bip” olur. (gülüyor) 

    𒀸 Normal bir insan da yapabilir mi? Kaç kişiyle olursa olsun? 

    M: Elbette! Tek başına da, kaç kişiyle olursa olsun da olur. (gülümseyerek) 

    𒀸 Haah… Peki özne nereye kayboldu şimdi… Neyse, kendimize gelelim. “ILLUMINATI” ve 
    “N・p・s…” şarkılarının sahne performansları 
    ve kostümleri bana SM dünyasını çağrıştırıyor açıkçası. 

    M: Öyle düşünmen aslında güzel olabilir. 

    K: Keyfine göre düşün yani. (gülüyor) 

    𒀸 Bugünkü Malice çok soğuk… 

    K: Amacımız doğrudan SM dünyasını yansıtmak değil 
    ama bu iki parçada öyle unsurlar da var, evet. 

    S mi, M mi?  YU~KI’nin kendisinin bile bilmediği gerçek doğası ne? 

    𒀸 Peki sado ya da mazo gibi yönlerinizin olduğunu 
    düşünüyor musunuz? 

    K: Acıyı severim açıkçası. Başkalarına acı vermeyi de severim. 
    Sonuçta acı çekmek de bir tür çile değil mi? Mesela hâlâ elimin içinde bir kurşun kalem ucu var. İçeride kaldı. 

    𒀸 O bir kaza değil miydi? 

    K: Girmesi kazaydı, evet. (gülüyor) İlkokul ikinci sınıftayken saplandı ve bir türlü çıkaramadık. 
    Eskiden benek gibi görünüyordu ama artık görünmüyor.
    Demek ki içeri doğru ilerliyor. Gittikçe elimin 
    ortasından uzaklaşıyor yani… 

    𒀸 S mi? Yoksa M mi? YU~KI’nin kendisinin 
    bile bilmediği gerçek doğası ne? 

    Y: Ben acıya gelemem açıkçası. 

    𒀸 Başkalarına acı vermek de mi hoşuna gitmez? 

    Y: Tekme atmayı severim. Sinirliyken tekme 
    atınca insan rahatlıyor ya. 

    𒀸 İnsanlara mı tekme atıyorsun? 

    Y: (gülerek) Yok artık, insanlara tekme atmak doğru değil tabii. 
    Acı vermek başka bir şey ama… Mesela kendimi yormak, 
    uykusuz kalmak, göz kırpmamak gibi şeylere karşı pek 
    antipatim yok. Ama “S misin M misin?” diye sorulursa, 
    seçmesi zor. Çünkü iradem güçlü. Muhtemelen 
    farkında olmadan kendimi bastırıyorum. 

    𒀸 Siz ikiniz, hiç patlamış bir YU~KI gördünüz mü? 

    K: Sık sık görüyoruz aslında. (gülüyor) 

    Hepsi: (kahkahalar) 

    Y: Hiç de iradem güçlü değilmiş yani. (gülüyor) 

    K: Sadece kendi farkında değil. 

    M: Bir keresinde büyük bir saksıyı kaldırıyordu,
    hem de sokakta. (gülüyor) 

    K: O sırada bağırıyordu da: “UAAAHHH!!” diye. (gülüyor) 

    𒀸 O sessiz YU~KI’den beklenmeyecek hareketler…
    Peki ya MANA-san? 

    M: Ben de, şey… tırnak aralarını kazımayı severim aslında. Hobi gibi bir şey oldu artık. 

    𒀸 Tırnakları dibinden kesmeyi mi seviyorsun yani? 

    M: Hayır, tırnağı değil. Parmakla tırnak arasına bir şey sokup 
    orayı kazımayı seviyorum. Elimde kitap varsa, sayfalarını 
    tırnağın altına sokup kazırdım. O yüzden öğrenciyken 
    ders kitaplarım hep harap hâldeydi. 

    𒀸 Aman Tanrım, acımıyor mu o? 

    M: Çok acıyor. (gülüyor) Aslında sadece sağ el başparmağım 
    aşınıyor. Çocukluğumdan beri yapıyorum; artık bunu 
    yapmadan duramaz hâle geldim… 

    𒀸 Yani M tipi misin? 

    M: Ama her şeyi darmadağın etmeyi seviyorum. (gülümseyerek) 

    𒀸 Neyi? 

    M: Bunu söyleyemem. (gülüyor) 

    𒀸 Ben şimdi sizin konuşmadığınız özneyi aramak 
    üzere yola çıkıyorum! (ağlayarak) 

    K: İyi yolculuklar!

    Malice Mizer 

    Gackt.C (ガクト): Vokal & piyano, 4 Temmuz doğumlu, A kan grubu. 
    MANA (マナ): Gitar & synth, 19 Mart doğumlu, O kan grubu. 
    KÖZI (コージ): Gitar & synth, 29 Mayıs doğumlu, A kan grubu. 
    YU~KI (ユーキ): Bas, 8 Ağustos doğumlu, A kan grubu. 
    KAMI (カミ): Davul, 1 Şubat doğumlu, A kan grubu. 

    300.000’den fazla satışa ulaşan ilk albümleri 『merveilles』 
    hâlen hit olmayı sürdürüyor. Dördüncü single “ILLUMINATI”, 20 Mayıs’ta yayımlanacak. 

    Hayran mektupları için: 
    〒142-8691 
    Tokyo, Shinagawa-ku, Ebara Posta Ofisi 
    Posta Kutusu No. 11 
    Midi: Nette (üye adı)様 adresine gönderilebilir. 

    Kaynak: POP BEAT
    Yayın Yılı: 06.1998
    Orijinal Dil: Japonca
    Çeviri/Scan: Pluto Blackfish

    İlk Çeviri Yayınlama: 30.06.2025
    Revize Edilmiş Sürüm: 07.09.2026

    Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.

  • MALICE MIZER | J-ROCK magazine | 01.98

    MALICE MIZER “deuxieme anniversaire ~Görkemli Diriliş Hikâyesi~” Canlı Konser Raporu 

    10 Ekim 1997 — Hibiya Açıkhava Tiyatrosu 

    Malice Mizer’in dönüşünün ikinci yılını kutlayan görkemli bir diriliş gösterisi 

    10 Ekim’de, hafif serinliğiyle sonbaharın gelişini hissettiren Hibiya Açıkhava Tiyatrosu’nda, Malice Mizer’in yeni vokalisti Camui Gackt’ı kadrosuna katıp yeniden sahnelere dönmesinin üzerinden tam iki yıl geçmişti. Vokalistin gruptan ayrılmasıyla bir süre faaliyetlerine ara veren Malice Mizer, bu iki yıl içinde faaliyet gösterdiği alanı bağımsız müzik piyasasından ana akım müzik piyasasına taşıdı; ifade alanları olan canlı performanslarda ise canlı müzik kulüplerinde de konser salonlarında da kendi dünyalarını rahatlıkla yaratabilecek kadar gelişti. İşte böyle bir Malice Mizer, daha önce deneyimlemediği açık hava ortamında, “deuxieme anniversaire ~Görkemli Diriliş Hikâyesi~” adını verdiği, dönüşlerinin ikinci yılını kutlayan özel bir konser gerçekleştirdi. 

    Seyirciyi aydınlatan ışıklar ağır ağır söndürüldüğünde, siyah giysilere bürünmüş 20-30 kişilik bir topluluk bir tabutu omuzlayarak sahneye çıktı ve tabutu sahnenin ortasına yerleştirdi. Ardından bir kadın kurban olarak sunuldu. Tabutun içinden Yu~ki’nin canlandırdığı Kont Drakula ortaya çıktı ve kadının boğazına okşarcasına dişlerini geçirdi. Kanını emen Kont, sahneden gösterişli bir tavırla ayrıldı; ancak kendinden geçmiş hâldeki kadının üzerine siyah giysili kişiler hep birden üşüştü. Borulu orgun gerilim yüklü fon müziği doruk noktasına ulaştığında, siyah giysililer tarafından kaldırılarak yeniden ortaya çıkan kadın, farkına bile varmadan Gackt’a dönüşmüştü. Ve böylece sahnede, Drakula’yı motif alan “Transylvania” adlı parça başladı. 

    Daha ilk anda son derece teatral bir açılışla kendi dünyalarını hiç zorlanmadan yaratan Malice Mizer, ardından opera izliyormuşçasına hissettiren performansları etkileyici icralarla harmanlayarak, baş döndürücü bir hızla birbirinden farklı sahneleri ortaya koydu ve seyirciyi giderek daha da kendi dünyasının içine çekti. 

    Özellikle her bir üyenin solo performansları dikkat çekiciydi. Kont Yu~ki’nin, çıldırmanın eşiğine gelmiş, köşeye sıkışmış bir ruh hâlini canlandırdığı “CROIX”, Mana ve Közi’nin SM esintileri taşıyan dans performansı “COLOR ME BLOOD RED” gibi, her üye kendi kişiliğini öne çıkaran solo performanslar sergiledi. 

    Bunlar arasında en çarpıcı olan ise, Gackt’ın kalbin yaralarını iyileştirircesine yumuşak melodiler çalan piyanosu ile Kami’nin güçlü ve incelikli davul çalışının adeta bir düello sergilediği “regret ~konçerto~” idi. Bazen davulların, bazen de piyanonun dişlerini gösterdiği bu “keder” ile “deliliğin” konçertosu, gerçekten de görkemli bir sanat eseriydi. 

    Solo performansların ardından 10 dakikalık bir ara verildi ve konser ikinci bölüme geçti. Tiyatral bir havaya sahip ilk bölümden farklı olarak, burada rock müziğini kullanan bir ifade biçimi, yani doğrudan bir canlı performans vardı. MC sırasında, önceki gece hiç uyumadığı için biraz “dağılmış” görünen Gackt, ilk bölümdeki mesafeli ve yaklaşılması güç performanslarıyla seyircide yarattığı havanın aksine, burada gülümseten ve samimi bir iletişim kurdu. Bu iletişim, seyircideki gerginliği dağıtarak sahneyle seyirci arasındaki bağı daha da derinleştiren son derece etkili bir canlandırıcı oldu. 

    Böylesine sıcak ve samimi geçen MC’nin ardından, “APRES MIDI”den itibaren renkli tonlar yayan ve parçalara genişlik kazandıran Mana ve Közi’nin iki synthesizer gitarı, Yu~ki’nin sağlam ve güçlü bası ile Kami’nin davulları, seyirciyi Malice Mizer’in dünyasının derinliklerine doğru çekti. 

    Ve ardından encore. Üçüncü bölüm sayılabilecek bu sahnede, üyeler Güneş Işınlı Bayrağı havaya kaldırarak askeri üniformalar içinde sahneye çıktılar. Kıpkırmızı ışıklarla yıkanan sahnede histerik parçalar çalınırken, gerilim dolu atmosfer seyirci sıralarına kadar yayıldı. “N.p.s N.g.s” sırasında “Die game” üzerinden gerçekleşen call & response (karşılıklı haykırış) ile sahne ve seyirci arasında coşkulu bir birlik duygusu doğdu ve gerilimle yüklü enerji doruk noktasına ulaştı. 

    Konser böylece büyük bir finalle sona erdi. Tüm hikâyenin sahnede tamamlanmasının ardından geriye kalan boş sahnede, “~前兆~”nın şiirsel güzellikteki ezgisi akarken, sahne dekorları kıvılcımlar saçarak duruyordu. 

    Dirilişlerinden bu yana işledikleri temaları yeniden sahneledikleri için, bu gösteri önceki turneleri “sans retour Voyage ‘erniered’”ın sahnesinin yeniden işlenmiş hâli olarak da görülebilir. Bu nedenle, sonraki gelişmeleri belli ölçüde önceden tahmin etmek mümkündü; dürüst olmak gerekirse, bu durum sürpriz etkisini biraz azaltıyordu. Ancak buna rağmen sahneden alınan etki kesinlikle yarıya inmedi. Malice Mizer, beklendiği gibi yenilikçi ve sıra dışı dünyasını bir kez daha gözler önüne serdi. Dirilişlerinin ikinci yılını kutlarken geçmişteki hâllerini de yeniden gösterdiler; ancak tüm bunların arasından bugünkü Malice Mizer’in izlerini de görmek mümkündü. Adının hakkını tam anlamıyla veren, gerçekten de “Görkemli Diriliş Hikâyesi”ydi. 

    MALICE MIZER “Pays de merveilles ~Boşluk Anının Kapısı~” Canlı Konser Raporu 
    11 Ekim 1997 — Hibiya Açıkhava Tiyatrosu 

    Daha önceki röportajda Gackt ve Kami’nin de söz ettiği üzere, bu günkü sahne “Pays de merveilles ~Boşluk Anının Kapısı~” turnesinin bir tür finali niteliğindeydi. Ancak bu, “final” değil, her şeyden önce yalnızca “final gibi bir şey”di. Aralarındaki farkın ne olduğunu konser sona erene kadar anlamak herhâlde mümkün olmayacaktı. İşte bu farkı kendi gözlerimle görmek için, bu açık hava konserinin ikinci gününe gittim. 

    Klasik müzikten oluşan fon müziği eşliğinde seyirci tarafındaki ışıklar söner sönmez, sahneden birbiri ardına duman sütunları yükseldi ve müthiş bir patlama sesiyle birlikte magnezyum alev sütunları göğe yükseldi. Bondage tarzı kıyafetlere bürünmüş üyeler daha ilk andan sahnede ortalığı kasıp kavurarak, gerilim ve çılgınlıkla dolu heyecan verici bir dünya yaratmaya başladılar. Gackt, efektlerle işlenmiş gürültülü vokallerini tükürürcesine dışarı savururken; Yu~ki yerin uğultusunu andıran titreşimli basını yankılatıyor, Kami ise bazen pad’lere yumruklarcasına vurarak, bazen de güçlü bir davul performansı sergiliyordu. Közi ise Mana’nın melodik gitarının üzerine duygusal gitarını işliyordu. Daha konserin başlarında olmalarına rağmen, sanki canlı performansın sonlarına gelinmişçesine gerilimli ve ateşli bir atmosfer, çatısı olmayan açık hava alanına çoktan yayılmıştı. Üstelik önceki günkü encore’da olduğu gibi, “N.p.s N.g.s” sırasında “Die game” üzerinden gerçekleşen call & response seyircinin coşkusunu daha da körükledi ve Gackt da “Hadi üzerime gelin!” diyerek seyirciyi kışkırttı. Bunun henüz açılışın beşinci şarkısı olduğunu tamamen unutturdu. 

    Seyircinin üzerinde dolaşan bu gergin havayı, her bir üyenin karakter imajını motif alan “bois de merveilles” performansıyla dağıttıktan sonra, “Gekka no Yasōkyoku” ile bambaşka bir Malice Mizer dünyası kuruldu. “Malice Mizer’in harikalarla dolu dünyasına hoş geldiniz” şeklindeki selamlama niteliğindeki MC’nin ardından, “Premier amour” ve “APRES MIDI” gibi hüzünlü melodilere sahip Malice tarzı pop parçaları seslendirildi. Günümüz J-pop’unda pek rastlanmayan duygusal bir yoğunluğa sahip, aynı zamanda akılda kalıcı Malice Mizer pop parçaları, bir yandan 60’lar ve 70’lerin Group Sounds ve kayōkyoku müziğine uzanan bir tür stilize estetik anlayışı hissettirirken, diğer yandan hiçbir şekilde eski moda hissettirmeyen 90’ların yüzyıl sonu rock’ı olarak tamamlanmıştı. Ayrıca tamamen kendilerine ait bir dünya yaratmış olmalarına rağmen, bunun içinde insanı boğacak kadar bunaltıcı bir gerilim hissi yoktu; seyircinin bir nebze rahatlayabileceği noktaların bulunması da onların canlı performanslarının cazibesiydi. Bu gün de o nokta Gackt’ın MC’siydi. Replik söyler gibi teatral oyunculuğunu sürdürürken, seyirciyi kendinden uzaklaştırmak yerine sürekli seyircinin göz hizasından konuştuğu MC’si, onun vücut sıcaklığını hissettirircesine insani bir sıcaklık taşıyor ve sempati uyandırıyordu. Belki de böylece, bir bütünlük yaratan güçlü ve sağlam bir bağ kuruluyordu. 

    İkinci perde sayılabilecek encore sahnesinde ise üyeler, video eseri “ヴェル・エール ~空白の瞬間(とき)の中で~ de l’image”deki kendi rollerine bürünerek tek tek öne çıkan sahneleri canlandırdılar ve videoda tam olarak ifade edilemeyen sahneleri de oynadılar. Bu performanslar videonun devamı olarak da yorumlanabilir ve sanki bu canlı performansın neden “final” değil de “final gibi bir şey” olduğunu açıklıyor gibiydi. Tek bir temanın sonunu göstermek yerine, bir sonraki adıma ilerlemek için “cevabı” sundukları söylenebilir. Videodaki dünyanın etkisini hâlâ üzerlerinde taşıyarak, çıkış single’ı “ヴェル・エール” ile canlı performansın finalini dramatik bir şekilde tamamladılar. 

    Bu Hibiya Açıkhava Tiyatrosu’ndaki iki günlük konserden geriye bende kalan düşünce, sahnede göz açıp kapayıncaya kadar değişen çeşitli sahnelerin her birinin Malice Mizer adlı grup tarafından inşa edilen bir dünyaya ait olduğuydu. Rokumeikan aristokratlarını andıran kostümlerden SM tarzı bondage kıyafetlerine, Kont Dracula’dan askeri üniformalara ve videoda canlandırdıkları dünyaya kadar bütün bunları, canlı performansın sınırlı zaman dilimi içinde tek bir opera ya da tiyatro oyunu gibi hiçbir uyumsuzluk hissettirmeden göstermeyi başardıkları için, onların çok yönlü ifade güçlerine hayran kalmamak mümkün değil. Sonuçta, yalnızca sesiyle değil, görsel olarak da kendini ifade eden Malice Mizer gibi gruplara “visual band” denmesi gerekmez mi? Ancak öyleyse, günümüz J-rock sahnesinde bu türden grupların bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az olması gerekirdi. Peki, medya tarafından böyle adlandırılan ve kendileri de kendilerini böyle tanımlayan, sadece makyaj yapmaktan ibaret olan bu tipler de neyin nesi? 

    MALICE MIZER RÖPORTAJI 

    Bu sefer, “göstermek”ten çok, “izle” der gibi sahneye çıktık. Böylece seyirciyle bir bütünlük oluştuğunu ve seyircinin enerjisi gibi bir şeyi hissedebildiğimizi düşünüyorum. Bunun bizim için iyi bir fırsat olduğunu düşünüyorum. 

    Hibiya Açıkhava Tiyatrosu’ndaki iki günlük performansta kendilerine özgü çarpıcı dünyalarını sergileyen Malice Mizer. Birkaç gün sonra, Tokyo’da adı belirtilmeyen bir yerde grubun lideri, gitarist Mana, vokalist Gackt ve basçı Yu~ki’yi bir araya getirdik. Elbette amaç, Açıkhava’daki bu iki gün ve özellikle ikinci günü “final gibi bir şey” niteliği taşıyan yaz turnesi “Pays de merveilles” hakkında konuşmaktı. Üyelerin merkezinde olduğu bir anlayışla faaliyet gösteren ve Malice Mizer olarak kendi ifade biçimlerini ortaya koyan bu üç üyenin sözlerinin satır aralarından, “Malice Mizer nedir…” sorusuna dair inancı en temel ve en önemli konseptleri olarak taşıdıkları açıkça anlaşılıyor. 

    Bireysel Karakterler Giderek Oturuyor 

    𒀸 Hibiya Açıkhava Tiyatrosu’ndaki iki günlük konserin ilk günü olan 10 Ekim’in teması “華麗なる復活劇” (Görkemli Diriliş Hikâyesi) idi. Bu gün geri dönüşünüzün ikinci yıl dönümü olduğuna göre, geri dönüşünüzden bu yana işlediğiniz temaları yeniden sahnelemiş oldunuz, değil mi? 

    Gackt (Vokal): Son zamanlarda Malice Mizer’i tanıyanlar bunları bilmiyordur. Ama uzun zamandır bizi izlemeye gelenlerin de yeniden görmek istediği sahneler olmuştur. 

    𒀸 Ama bunun sadece bir yeniden canlandırma olmadığını, bugünkü Malice Mizer’in bunu gerçekleştirmesiyle farklı bir şey ortaya koyabildiğinizi düşünüyorum. 

    Gackt: Açılış da tamamen farklıydı, kostümler de o dönemdeki kostümler değildi. 

    𒀸 Peki bunu gerçekleştiren kişi olarak, siz de farklı bir şeyi ifade etmeye mi çalıştınız? 

    Gackt: Benim durumumda, açılışa uygun bir kostüm getirmiştim. Yu~ki de açılışa uygun bir kostüm giymişti. O açılış için o kostümün olması gerekiyordu. O açılış olmasaydı, eminim kostümler de farklı olurdu. 

    Yu~ki: Evet, öyle. 10 Ekim açısından konuşursak, “Voyage”ı çıkardığımız dönemdeki açılış akışını birebir yeniden canlandırmadık. Ama göstermek ve dinletmek istediğimiz bir şey vardı. Açılıştaki SE’den ilk şarkıya kadar olan sahnelemeyi de hesaba kattığımızda, ben vampir olduğum için doğal olarak frak, silindir şapka ve pelerine ihtiyaç duyuluyordu. Ayrıca, o zamanlar yaptığımız gösterim biçiminin artık kusursuz olduğunu düşünmüyorum. Belki o zamanlar öyle düşünüyordum ama zamanla, kendi içimizde, hatta benim açımdan da özellikle vampir karakteri konusunda, “Bunu daha farklı, şöyle göstermek istiyorum” diye düşünmeye başladım. Ekstra oyuncuları da bolca kullanabildiğimiz için, bunu oldukça iyi ifade edebildiğimizi düşünüyorum. 

    𒀸 İkinci güne gelirsek, bu gün yaz turnesi “Pays de merveilles”in final niteliğinde bir performansıydı, değil mi? Bu yüzden, bis öncesinde gösterilen “ヴェル・エール~空白の瞬間(とき)の中で~de l’image (ドゥリマージュ)” videosundaki dünyayı bir adım daha ileri taşıyan, bir nevi devamı niteliğinde bir performans mı vardı? 

    Gackt: Evet. Ama bunu videonun devamını yapmak şeklinde yorumlamaktansa, yaz aylarında başlayan turnenin konsepti olarak düşünmek daha doğru. “Mana neden o kostümü giyiyor, Yu~ki neden o kostümü giyiyor, ben neden o kostümü giyiyorum?” sorusunun yanı sıra, “Video neden o şekilde hazırlanmış ve bununla diğer şeyler arasında nasıl bir bağlantı var?” kısmını da hâlâ anlamayan pek çok insan olduğunu düşünüyorum. Bunlar aslında birbirinden tamamen ayrı şeyler değil; hepsi tek bir konseptin içinde birleşiyor. Dolayısıyla, bunların nereden nereye ve nasıl birbirine bağlandığını biraz daha ileri götürdük diyebiliriz… Bis öncesinde yaptıklarımızın dışında bondage kostümleri de vardı, değil mi? İşte bu gibi unsurlarda, her birinin kendi ruh dünyasını; daha doğrusu, konsept içerisindeki rolünü, yani ortaya çıkan karakterlerin ruh dünyasını ifade ettik. 

    𒀸 Önceki röportajımızda, turne öncesinde belirlediğiniz “Seyirciyle aynı göz hizasında dururken şimdiye kadar yaptığımız şeyi gerçekleştirebilir miyiz?” ve “Yeni temayı gerçekten live house’larda hayata geçirebilir miyiz?” şeklindeki hedeflerin üstesinden gelip gelemeyeceğinizi sormuştum. O zaman Gackt’ın cevabı, “Yagai sona erene kadar bilemeyiz” olmuştu, değil mi? Şimdi Yagai de sona erdiğine göre, bu hedeflerin üstesinden gelebildiniz mi? 

    Gackt: Elbette, bu hedef olduğu için Yagai’yi gerçekleştirebildiğimizi düşünüyorum. Ayrıca, izlemeye gelen herkesin böyle düşündüğünü sanmıyorum ama “Malice Mizer’ın böyle konserler verebilmesinin sebebinin sahne düzeni olduğunu düşünüyordum ama aslında öyle olmadığını anladım” diyenler oldu. Hibiya Yagai’deki sahne düzeni de öyle aman aman büyük değildi, değil mi? Buna rağmen, Shibukō’ya kıyasla ölçek hissinin, yani seyirciye geçen şeylerin ve sahnedeki varlığınızın da açıkça çok daha büyük olduğu söylendi. Bunu duyduğuma gerçekten çok sevindim ve en azından bunu böyle hisseden insanların olması, yaz turnesini benim için gerçekten unutulmaz kıldı diye düşünüyorum. Ses açısından da, küçük live house’larda ses koşulları pek iyi olmuyor, değil mi? 

    𒀸 Mekâna göre sesin akustiği de tamamen değişiyor tabii. 

    Gackt: Böyle bir şey söylersem belki ayıp olacak ama, birdenbire ortaya çıkan gruplar var, değil mi? Baştan oluşturulup doğrudan salon sahnelerine çıkarılan gruplarla, live house’lardan başlayarak deneyim kazanıp yavaş yavaş büyüyen grupların ses kalitesinin açıkça farklı olduğunu düşünüyorum. Live house’larda seslerin duyulmasının zor olduğu koşullarda insanın kulağı gelişiyor ve ancak böylece gerçekten büyük sahnelere çıkabilecek hâle geldiğini düşünüyorum. Ama birdenbire ortaya çıkan birine “Hadi, şimdi bir salonda çal” dendiğinde, bunu kesinlikle yapabileceğini düşünmüyorum. Bunları ben de zaten düşünüyordum ve bunları bir kez daha gözden geçirmem gerektiğini de hissediyordum. Sanırım bu turnede yaşadıklarımızın da, az da olsa, bana bir şeyler kattığını düşünüyorum. 

    𒀸 Gackt, bu turneden elde ettiğiniz şeyler dediğimizde, bahsettiğiniz bu noktalar mı öne çıkıyor? 

    Gackt: Hayır, hepsini bir arada düşündüğümüzde çok büyük şeyler. Hem ruhsal açıdan hem bir vokalist olarak, hem de elbette Malice Mizer olarak. Her bir karakter giderek oturmaya başladı ve bunu gerçekten hissederek kavrayabilmek, bence grup için son derece önemli bir şey. 

    𒀸 Peki Mana, sizin bu turneden kazandığınız şey ne oldu? 

    Mana: “Pays de merveilles” konserindeki rolüm şimdiye kadar yaptıklarımdan farklıydı. Şimdiye kadar sahnede daha çok Orta Çağ Avrupa’sındaki bir aristokratı andıran, soylu bir imajla yer alıyordum ama bu yaz turnesinden itibaren, o asaletin içinde daha kızsı bir taraf diyebiliriz… 

    Gackt: Sevimlilik. (gülüyor) 

    Mana: Bu sevimliliği şimdiye kadar sahnede hiç ifade etmemiştim. Bu kez başkaraktere tamamen bürünmek istediğim için sahne performansımı da şimdiye kadar yaptığımdan tamamen farklılaştırdım. Kendimin farklı bir yönünü ortaya çıkarabildiğim için, benim için ifade dünyası da çok genişledi. Sahne benim için gerçekten çok yeniydi. Şimdiye kadar seyirciyi kendimden uzakta tutuyormuşum gibi bir tavrım daha baskındı ama bu kez ayakta izlenen bir turne olduğu için seyirciyle aramızdaki mesafe de oldukça yakındı, değil mi? Bu yüzden sahne performansımı da bu yakınlığı göz önünde bulundurarak şekillendirdim. İletişim kurmak diyebiliriz… Hatta duruma göre seyirciye el uzatmak gibi sahne hareketleri bile yaptım. Bu yüzden sahnede oldukça “göstermekten” ziyade “izle” der gibi bir tavırla hareket ettim. Böylece seyirciyle bir bütünlük hissi oluştu ve onların enerjisi gibi bir şeyi doğrudan hissedebildim. Bunun benim için de güzel bir başlangıç noktası olduğunu düşünüyorum. 

    𒀸 Peki Yu~ki, sizin bu turneden kazandığınız şey ne oldu? 

    Yu~ki: Şimdiye kadar çıktığımız turnelerde, başından sonuna kadar aynı PA ve ışık ekibiyle çalışabilmek ilk kez oldu. “Ritim bölümü olarak şöyle yapsanız daha iyi olur” gibi çeşitli tavsiyeler alarak ilerledik. Ritim bölümü olarak ve bir basçı olarak sese yaklaşımımızı sürekli konuşarak ilerledik. Bu açıdan bunun gerçekten olumlu bir katkı olduğunu düşünüyorum. 

    10 Gün Stüdyoda, 8 Gün Boyunca Çıkmazdaydık 

    𒀸 Şimdi de yeni single’ınız hakkında konuşmak istiyorum. 2. single olarak yayımlanacak “au revoir”da, farklı versiyonlarıyla aynı şarkı yer alıyor, değil mi? 

    Mana: Bundan sonra her şeyi “au revoir”ın imajı doğrultusunda yapmak istiyorum. Bu yüzden ben yalnızca tek bir şarkı koymak istemiştim. Ama Japonya’daki plak piyasasının koşulları nedeniyle bunu yapmak pek mümkün olmayınca, aynı şarkının iki farklı versiyonunu koyma yönüne gittik. Başta şarkıyı ben getirmiştim ama beş üyenin de fikirleri işin içine girince, şarkının imajı giderek genişledi. Bu iki versiyon da farklı şekiller üzerinde çalıştıkça ortaya çıktı. 

    Gackt: Gerçekten tesadüfen… Gerçi tesadüf demek yerine, belki de kaçınılmazdı demek gerekir. İkiye ayrıldı ve ikisi de güzel bir hâl aldı. 

    Mana: Bu yüzden, bu şarkının böyle olması gerektiğini düşündüm. Bir de beş kişinin gücünü hissettim. Beşimiz bir araya gelip duyarlılıklarımız birbirleriyle çarpıştığında, ortaya inanılmaz bir şey çıkabileceğini bizzat deneyimledim. 

    𒀸 İşte bu da bir grup olmak demek, değil mi? 

    Mana: Evet, aynen öyle. Bence Malice Mizer gerçekten de bir grubun olması gereken hale geldi. 

    Gackt: Aslında 10 gün boyunca stüdyoya girdik ve 8 gün boyunca sürekli bir çıkmaza girdik. 

    𒀸 Ama ilk şarkıda keman ön planda yer alıyor, değil mi? Böyle bir fikir ya da yönelim, Mana-san şarkıyı bestelediğinde de var mıydı? 

    Mana: Bestelediğim zamanki haliyle tamamlanmış hali arasında şarkının imajı açısından fark var. Başlangıçta daha fazla sevimlilik vardı. 

    Gackt: İlk kez dinlediğimde hemen aklıma gelen bir söz vardı. Nakarattı aslında. Sözlerle melodi aynı anda ortaya çıkıverdi ama akorlar farklıydı. 

    𒀸 Peki, buradan sonra düzenleme üzerinde çalışmaya mı başladınız? 

    Gackt: Düzenleme üzerinde çalışmaktan ziyade… 8. günde ateşim çıktı ve çöktüm, bir gün boyunca yatakta kaldım. O gün herkesin çalışıp ortaya çıkardığı ve “oldu” diyerek getirdiği şey aşırı sertti. Dinler dinlemez, “Bu böyle değil.” dedim (gülüyor). Sonra gece saat üç civarında herkesi tek tek arayıp, “Malice Mizer dediğimiz şey…” gibi konuşmalar yaptım ve ertesi gün bu kayıt ortaya çıktı. 

    𒀸 Gackt-san’dan böyle bir telefon aldığınızda ne hissettiniz? 

    Mana: Artık neyin ne olduğunu anlayamaz hale gelmiştim (gülüyor). O sırada iyi olabilir diye düşünmüştüm ama iyice düşününce, fazla sıkışıp kalmış ve Malice Mizer’ın konseptinden farklı bir yöne gitmiş olduğumuzu fark ettim. Bu yüzden telefonda konuştuktan sonra, “Malice Mizer nedir?” diye yeniden düşünüp, bir kez daha Malice Mizer’ın konseptine dönmeye karar verdik. 

    Bu konsept de şu: Ortada bir şarkı varsa ve amaç o şarkıyı yaşatmaksa, ben aslında gitaristim ama illa gitarla ifade etmek zorunda değilim. O şarkının imajına uyan herhangi bir enstrümanın kullanılabileceğini düşünüyorum. Biz de bu kısmı biraz unutmuştuk. 

    Gackt: Biraz da “ne olursa olsun” havasına girmiştim (gülüyor). 

    Mana: Biraz öyle bir hale geldiğim de doğru ama gerçekten, “Gitarla bol bol armoni yapayım” diye düşünmüştüm. Fazla ileri gidip şarkının imajını bozmuşum. Sonra Gackt’ın telefonuyla bir anda kendime geldim ve sonunda şimdiki haline ulaştık. 

    𒀸 Yu~ki-san, Gackt-san’ın telefonunu aldığınızda ne hissettiniz? 

    Yu~ki: Şarkının imajı konusunda ben de henüz tam olarak neyi hissetmem gerektiğini anlayamamıştım aslında. O sırada çaldığım bas, sadece akorları takip eden bir bas gibiydi. Bu yüzden Gackt’ın fikrini olduğu gibi kabul edebildim diyebilirim… 

    Başlangıçta büyük bir tema olarak Fransızlık vardı. Bu yüzden o konuda ben de biraz fazla düşünüp kafa yormuştum. Sonunda, şarkının imajıyla kendi imajımı ve kişisel rengimi harmanlayıp bunları şarkının içine katabilirsem en iyisi olur diye düşündüm. Bunun sonucunda çaldığım şey de şu anki düzenlemeye dönüştü. 

    Mana: Stüdyoya bu kadar kapanmak iyi değil. Bir noktadan sonra insan kendini salıyor (gülüyor). Şarkı ortaya çıktığında bir gün ara verip, yeni bir ruh haliyle dinleseydik, belki ben de “Aa!” deyip bir şeylerin farkına varabilirdim. Ama objektif bir şekilde dinlemek için hiç zamanımız olmadı. 

    Psikolojik olarak o kadar baskı altındaydık ki, “Oldu artık, böyle kalsın” gibi bir ruh haline girdik. 

    Yu~ki: Beş üyeyi stüdyoya kapatıp birlikte müzik yaptığımız süreyi artırırsak işin tamamlanacağını düşünürsün ya. Gerçekten böyle yapan gruplar da vardır. Ama bu beş kişi farklı. Bizim için daha çok sezgisel bir taraf var; aklımıza gelen şeyi düşünmeden ortaya koyduğumuzda çoğu zaman daha iyi bir şey ortaya çıkıyor. 

    Bu açıdan bakınca, herhalde tam tersi bir etki yaratmış oldu. 

    𒀸 Gackt-san’ın ateşlenip çökmüş olması iyi bir şey olmuş demek. 

    Gackt: Sanırım kaderdi. 

    𒀸 O halde son soruya geçelim. Aralık ayında Tokyo, Nagoya ve Osaka’da gerçekleştirilecek, “Ville de merveilles 透明の螺旋 (Şeffaf Spiral)” adlı kısa turne nasıl olacak gibi görünüyor? 

    Mana: Beni endişelendiren bir şey var… Gerçi endişe demekten ziyade, Tokyo’daki mekânın kapasitesi Yaon’dakinden daha düşük oldu. Hibiya Yagai Ongakudō’da 3.000 kişilik iki günlük konserler vardı, değil mi? Şimdi ise 2.000 kişilik iki günlük olacak. İzlemeye gelen insanların sayısı çok arttığı halde, çeşitli sebeplerden dolayı böyle olmak zorunda kaldı diyebiliriz. 

    Gackt: Bu yüzden genel halktan insanların bilet bulabileceğini sanmıyorum. Muhtemelen yalnızca fan kulübü üzerinden bile tamamen tükenir. 

    Mana: Birçok insanın bizi izlemesini gerçekten çok istiyoruz. O yüzden bu durum biraz sorun oluyor. Hatta fan kulübünde bile biletlerin parasını iade etmek zorunda kalınabilecek bir duruma gelindi. 

    Yu~ki: Ciddi misin? 

    Mana: Evet. Fan kulübündekilerin bile bilet bulamayacağı bir duruma geldik. Bu yüzden röportajlarda “Bir sonraki konser harika olacak” deyip, bunu duyan ve gelmek isteyen bir sürü insan olsa bile, konsere gelemiyorlar, değil mi? Böyle mektuplar geliyor. 

    Gackt: Bunu görünce gerçekten çok üzülüyorum. 

    𒀸 O zaman turne hakkında pek bir şey söylemek mümkün değil. 

    Gackt: Gelemeyecek insanları düşündükçe gerçekten çok üzülüyorum ve kendimi mahcup hissediyorum. 

    CANLI PROGRAM 

    『Ville de merveilles 透明の螺旋 (Şeffaf Spiral)』 

    • 22 Aralık — Aichi Kinrō Kaikan 
    • 24 Aralık — Osaka Kōsei Nenkin Kaikan Büyük Salon 
    • 28, 29 Aralık — Shibuya Kōkaidō 

    Single 

    au revoir 

    (CODA-1376 / Nippon Columbia) 

    Önceki yayınlar: 

    • 1997 Eylül sayısı (Röportaj) 
    • 1997 Kasım sayısı (Canlı performans raporu + röportaj) 
    • 1997 Aralık sayısı (Video gösterimi raporu) 

    Kaynak: J-ROCK magazine
    Yayın Yılı: 01.1998
    Orijinal Dil: Japonca
    Çeviri/Scan: Pluto Blackfish

    İlk Çeviri Yayınlama: 27-28.06.2025
    Revize Edilmiş Sürüm: 07.09.2026

    Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.

  • MALICE MIZER | Fool’s Mate | 11.98

    MALICE MIZER

    Coşkuya bürünen duyguların renkleri

    Şu anda perde arkasında bir sonraki gelişmenin hazırlığını yapan MALICE MIZER’in yayınladığı yeni single “Le ciel”.

    Bir hikâyenin ilk finalini oluşturan “merveilles” turnesinde son şarkı olarak yer alan bu parçaya beş üyenin yüklediği duyguları ve grubun son durumunu ele alan kişisel röportajlar.

    Röportaj & metin: Yuki Sugie
    Fotoğraflar: Saori Tsuji
    Kostüm tasarımı: Yukari Ohba (Midi:Nette)

    GACKT

    𒀸 “merveilles ~終焉と帰趨~” turnesinde Budokan, Niigata ve Yokohama Arena’daki toplam üç performansınızı izleme fırsatım oldu. Her birinde en çok aklımda kalan sahne, elbette finalde “Le ciel”‘in çalındığı andı. O sahneyi izlerken bir yandan iç acıtıcı bir his oluşuyor, diğer yandan da tuhaf bir şekilde kalbin iyileşiyormuş gibi hissettiriyordu. Belki de Gackt açısından bu turnede, her zamankinden daha fazla bedenini ve ruhunu tükettiğin bir his vardı, ne dersin?

    Gackt: Evet… Ama bu benim doğam gibi bir şey. Kendimi tüketmek, seçtiğim bu yolda ilerlerken taşıdığım bir kader. Ayrıca sanırım ben ancak kendimi bu şekilde tamamen ortaya koyduğum bir hayat yaşayabiliyorum. Bundan sonra da hep böyle olacak.

    𒀸 Yani sahnede ifade edilen o dünya, Gackt için gerçek bir şey mi?

    Gackt: Evet. MALICE MIZER’in dünyası genellikle “teatral”, “fantastik” gibi kelimelerle ifade ediliyor. Ama aslında özünde bulunan şeyler bunların tam tersi; çok daha çamurlu, oldukça çıplak ve gerçek bir tarafı olduğunu düşünüyorum. Elbette sahnede ifade edilen şeyler, o anda bana gelen şeye bedenimi teslim etmemin bir sonucu. Ama aynı zamanda orada benim sahip olduğum ruhsal tarafın da devreye girdiğini düşünüyorum.

    𒀸 Tam da bu yüzden, az önce de söylediğim gibi, o final sahnesi izleyen kişi açısından oldukça acı verici. Peki Gackt o şarkıyı söylerken nasıl bir ruh hâlinde oluyor?

    Gackt: His olarak anlatacak olursam, “Le ciel”i söylerken sanki yaklaşık beş metre geriden kendi sırtımı sessizce izliyor gibiyim. Orada kişisel duygularım devreye girmiyor. O anda bana inen şeye karşı ruhumun cevap verdiği bir durum bu.

    𒀸 Yani yalnızca duygularını şarkıya aktarıp söylemek gibi bir boyuttan söz etmiyoruz.

    Gackt: Çünkü bu anlamda ben hiçbir zaman tamamen öznel bir şekilde şarkı söylemiyorum. Elbette ruhumu tüketerek söylediğim anlar vardır. Ama yine de bu yaşam biçimini kendim seçmiş olmaktan ve böylece kendime bir mücadele alanı yaratmış olmaktan mutluluk duyuyorum.

    𒀸 Yine de insan yorulmaz mı? Kendini tüketmeye devam etmekten korktuğun oluyor mu?

    Gackt: Bana “Ruhsal bir çöküş yaşamayacak mısın?” diye soracak olursanız, bunu ben de bilmiyorum. Gerçek şu ki sanata kendini adamış ya da bu tür işlerde çalışan insanlar arasında ciddi şekilde çöken çok kişi var. Ben de şimdiye kadar böyle pek çok insan gördüm. Hatta bu turneyi izleyenlerden, sahnede sergilediğim ifadenin giderek daha çılgın bir hâl aldığını söyleyenler oldu. Bir yandan da bunun beni bir sanatçı olarak parlatan şey olduğunu söyleyenler vardı.

    𒀸 O hâlde artık sana “karizmatik” demek bile yetersiz kalıyor.

    Gackt: Bazen benim bu hâlim için “yazık” diyen insanlar da oluyor. Ama böyle düşünmelerine gerek yok. Bizim yarattığımız eserlerden bir şey hissedebilmeleri benim için yeterli. Acınmasını istemiyorum. Diyelim ki bir gün ben ya da biz çökersek, bu yalnızca yeterli güce sahip olmadığımız anlamına gelir, değil mi?

    𒀸 Oldukça sert bir bakış açısı.

    Gackt: Ama ben bunun hem onurum hem gururum hem de gücüm olduğunu düşünüyorum. Bizi ayakta tutan şey kendi ruhsal gücümüz ve aradığımız cevaba duyduğumuz arzu. Elbette yalnızca bunlar değil; bizi izlemeye gelen insanlardan aldığımız güç de çok büyük. Ama buna bağımlı hâle gelmek tehlikeli değil mi? Üzücü ama her zaman yalnızca iyi hayranların geleceği söylenemez.

    𒀸 Ne? Gerçekten mi!?

    Gackt: Sanırım bu turnede de MALICE MIZER bileti almak için inanılmaz yüksek bir talep vardı. Buna rağmen salonun içindeki bazı insanların laf attığını görüyorum. Gerçekten çok tuhaf geliyor bana. O kadar uğraşıp bilet alıp sonra böyle bir şey yapmak istiyorlar mı diye düşünüyorum.

    𒀸 Kendi arzularını ancak bu şekilde tatmin edebilen insanlar gerçekten çok mutsuz olmalı.

    Gackt: Öfkeyi bile aşan bir şey bu; insanın yalnızca acıması geliyor. Gerçekten.

    𒀸 Sonuçta… “kötülük ve trajedi” demek tam olarak doğru olmasa da, insanların içinde kötülüğün bulunduğu da bir gerçek galiba.

    Gackt: İnsanlarla alay ederek eğlenen insanlar internet dünyasında da yok mu? Bu turne sırasında haftalık dergilerle ilgili meseleler de oldu ama insanın vardığı yer yine hüzün oluyor. “Aynı insanlarız” diye düşündükçe çok üzüldüm ve kendimi çok boş hissettim.

    𒀸 “İnsan nedir?” sorusunun peşinden giden MALICE MIZER açısından oldukça ironik bir durum.

    Gackt: Ama öte yandan, pek çok şey aracılığıyla insanlardan etkilendiğim ve duygulandığım anlar da oldu. Arkadaşlarım ve çalışanlarım beni korumak için ellerinden geleni yaptıklarında, örneğin. Bu anlamda insanlardan umudumu kesmiş değilim.

    𒀸 Bu duyguların tümünün, “Le ciel”i yeniden “Le ciel ~空白の彼方へ~” biçiminde yaratırken de etkili olduğunu düşünüyorum. Gackt için bu şarkı şu anda nasıl bir anlam taşıyor?

    Gackt: Çok büyük bir anlam taşıyor. “Le ciel”, onu kendim yazmış olmama rağmen bana pek çok soru yönelten bir şarkı. Gerçek şefkatin ne olduğu sorusunu sürekli gündeme getiriyor.

    𒀸 Şefkat temel olarak insanlara yöneltilen ya da insanlardan alınan bir şey gibi geliyor bana. Ama biçimi çok farklı olabilir; zamana ve koşullara göre de değişebilir.

    Gackt: Öyle olsa bile bunun hangisinin doğru, hangisinin yanlış olduğunu söylemek mümkün değil, değil mi? Mesela… gerçekten sadece bir örnek veriyorum: Diyelim ki savaş alanındasın ve düşman tarafından takip ediliyorsun. O sırada en yakın arkadaşın vurulup ağır yaralanıyor. Ve sana “Beni boş ver, bırak ve git” diyor. Ama onu orada bırakırsan esir alınacağını ve işkence göreceğini de biliyorsun. Böyle bir durumda benim ne yapacağım da şefkatin sorgulandığı bir an olurdu, diye düşünüyorum.

    𒀸 Yani sınır koşullar altında şefkat meselesi.

    Gackt: Kaçamayacağımı bilsem bile onu sırtlayıp götürmek mi şefkat? Yoksa onun dediği gibi, ölebilecek olsa bile onu orada bırakmak mı şefkat? Ya da acı içinde “Beni öldür” derse, daha fazla acı çekmemesi için onu öldürmek mi şefkat? Bu çok zor bir mesele değil mi? Elbette bu yalnızca bir örnek ve o durumda ne yapacağımı ben de bilmiyorum. Ama zamana ve yere göre şefkat kavramı da değişiyor. Burada mutlak olarak doğru bir cevap yok; önemli olan insanın ne yapacağı ve ne hissedeceği, değil mi?

    𒀸 Bu kez “Le ciel ~空白の彼方へ~”nin önceki hâline kıyasla çok daha kaotik bir taraf barındırmasının nedeni, hakikate yönelik bu sorgulamanın daha da derinleşmiş olması mı?

    Gackt: Albümdeki “Le ciel”, Fransa’ya gittiğimde hissettiğim ilk izlenimi somutlaştıran bir parçaydı. Buna karşılık “Le ciel ~空白の彼方へ~”, aradan zaman geçtikçe o ilk izlenimin doğal ve kaçınılmaz bir biçimde genişlemesiyle ortaya çıkan şey. Elbette içinde sözünü ettiğin tarafların da olduğunu düşünüyorum.

    𒀸 Dinlediğimde bu versiyon bana aynı manzaraya farklı bir açıdan bakıyormuşum hissi verdi.

    Gackt: Anlıyorum. Bu kez o manzaranın merkezinde bulunan kişinin ben olduğumu herkesin hissetmesini istedim. Toprak, gökyüzü, rüzgâr… Fransa’da hissettiğim o duyguyu ses aracılığıyla hissetmenizi istedim. Bu yüzden sound’un da daha ambient bir yöne kaydığını düşünüyorum.

    𒀸 Vokali kaydederken nasıl bir ruh hâlindeydin?

    Gackt: Belki de zihnim neredeyse tamamen boştu. Ama o noktaya gelene kadar oldukça zordu. Arena konserleri bittikten sonra haftalık dergilerle ilgili meseleler ve başka pek çok şey oldu; bunlar psikolojik olarak beni etkilediği için kayıt sırasında üç gün boyunca sesim çıkmadı. Ama dördüncü gün sabah uyandığımda ‘Söyleyebilirim’ diye hissettim ve gerçekten de doğal bir şekilde söyleyebildim. Yalnızca şarkıyı bitirdiğimde, sanki mum yanıp tükenmiş gibiydim. (gülüyor)

    𒀸 Şimdi düşününce, şarkı sonunda piyano sesi kesilerek bitiyor, değil mi? Neden böyle bir biçimde sonlandırdınız? Bende tuhaf bir huzursuzluk hissi uyandırdı.

    Gackt: Bu çok sezgisel bir şeydi; öyle yapmak istedim. O piyano melodisi hüzünlü ve dokunaklı ama aynı zamanda canlı, değil mi? Ama bir anda yok oluyor. Bunun bazı insanlarda huzursuzluk yaratmasını anlayabiliyorum. Ben de bu kez kendi yaptığım şeyi dinlerken üzgün olmadığım hâlde gözyaşlarımı durduramadığım oldu. Sanırım bütün bunların nedeni bu şarkının içinde “bir şey” olması. Buradan ne hissedeceğiniz dinleyicilere bağlı. Biz burada yalnızca küçük bir kıvılcım yaratmış olduk. Ama bu şarkı aracılığıyla kendinize bakmanızı istiyorum. Sonra da onu kabullenmenizi… O cevap, sizin istediğiniz cevap olmasa bile.

    MANA

    𒀸 “merveilles” serisinin başlamasının üzerinden bir yıldan fazla zaman geçti. “merveilles ~終焉と帰趨~” turnesini geride bırakmanızın ardından, Mana’nın şimdiye kadar çizdiği dünyaya yönelik düşüncelerinde bir değişiklik oldu mu?

    Mana: Özsel, temel taraf açısından bakarsak pek büyük bir değişiklik olmadı. Ama canlı performanslarda bunu nasıl gösterdiğimiz açısından bir değişim yaşandığını düşünüyorum. Sonuçta Budokan ile taşradaki salonlar arasında fiziksel açıdan pek çok fark vardı.

    𒀸 Gerçekten de öyle. Geçen yazki turnenin bütün durakları ayakta izlenen konserlerden oluşuyordu ve aslında bu, ilk ulusal salon turnenizdi.

    Mana: Benim için salonlar daha kolaydı. Çünkü ayakta izlenen konserlerde, çeşitli sahne düzenlemeleri yapsak bile bunları göremediğini söyleyen çok insan oluyordu. Elbette o zamanlar turneyi ayakta izlenen konserler şeklinde yapmanın kendine özgü bir anlamı vardı. Ama bu turnede, sanırım aşağı yukarı herkesin iletilmesi gereken şeyi iletebildiğimizi hissediyorum.

    𒀸 İzleyici açısından baktığımızda da sahneleme daha anlaşılır hâle gelmişti ve bu sayede pek çok yeni şey keşfettik. Peki sahnede bunu gerçekleştiren taraf açısından nasıldı?

    Mana: Hmm… Zor bir soru. Benim açımdan gerek hikâye gerekse konsept zaten kafamda tamamlanmış durumda. Ama bu turneyi izleyen insanlardan gelen mektupları okuduğumda, mektup yazan kişi sayısı kadar farklı yorum olduğunu görüyorum. Bu konuda gerçekten çok şey hissettim. Özellikle bizi ilk kez izleyenlerden gelen mektuplarda samimi tepkiler çok güçlüydü ve bundan çok etkilendim.

    𒀸 Yani ortaya koyduğunuz şey, alıcıların zihninde gerçekten genişleyerek farklı biçimler kazanmış.

    Mana: İnsanların doğup büyüdükleri ortamlar ve yaşadıkları deneyimler birbirinden farklı. Dolayısıyla herkesin farklı düşüncelere sahip olması ve kendi düşüncesiyle kendi cevabını bulması gayet doğal. Bu yüzden benim kafamda olanla karşı tarafın düşündüğü şey örtüşmese bile bunda bir sorun yok. Birinden bir şey öğrenmek yerine, insanın kendi başına bir şey hissetmesinin önemli olduğunu düşünüyorum.

    𒀸 Bunu Mana’nın kendisine uyarlayacak olursak… Mana’nın gözünden MALICE MIZER nasıl görünüyor?

    Mana: MALICE MIZER’i yaklaşık altı yıldır yapıyoruz ama başlangıçtaki hislerimle şimdiki hislerim tamamen farklı olabilir. Yaptığımız şeyin temelinde yatan ana konsept aynı, fakat altı yıl boyunca pek çok şey gördüm, hissettim, pek çok insanla tanıştım. Bunların aracılığıyla duygularımın da bir şekilde etkilendiği bir gerçek.

    𒀸 Ne tür bir etkiden söz ediyoruz?

    Mana: Nasıl desem… Daha da açık bir ifadeyle, MALICE MIZER içindeki kendi rolümü çok daha net görmeye başladım. Kısaca söylemek gerekirse.

    𒀸 Daha önce Mana’nın söz ettiği “görev bilinci” de daha mı güçlendi?

    Mana: Evet, aynen öyle. Gerçekten de eskiden böyle bir görev bilincim yoktu. Grubu kurduğumuzda, içimde bulunan şeyleri ifade etmek istiyorum düşüncesiyle, biraz belirsiz bir noktadan başladım. Ama zamanla yalnızca benim yapabileceğim şeyler, benim yapmam gereken şeyler olduğunu fark etmeye başladım ve bu beni değiştirdi.

    𒀸 Öte yandan bazı üyelerin turne sırasında ruhsal açıdan iniş çıkışlar yaşayıp zorlandığı anlaşılıyor. Mana, sen iyi miydin?

    Mana: Bende hiç öyle bir şey olmadı.

    𒀸 Hiç dertlendiğin olmuyor mu?

    Mana: Oluyor. Ama benim dertlerim her zaman aynı seviyede, sabit bir hâlde oluyor. Ayrıca her şey benim bedenimin içinde süblime oluyor; bu yüzden gidip birine derdimi anlatıp teselli bulmak gibi bir şey de yaşamıyorum.

    𒀸 Buna rasyonel demek gerekirse gerçekten rasyonel bir yaklaşım.

    Mana: Ama belki de bu, insan olarak biraz yalnızlık verici bir şeydir, ne dersin?

    𒀸 Buna gerçekten inanıyor musunuz?

    Mana: Yok ya? Aslında ben de pek öyle düşünmüyorum. (gülüyor) Sadece başkaları böyle düşünebilir diye düşünüyorum.

    𒀸 İlginç bir duygu dünyası.

    Mana: Evet, öyle. Ben böyle tuhaf bir duygu dünyasına sahibim.

    𒀸 Yine de, sizin gibi biri için bile bu turnenin finali olan Yokohama Arena’da, her şey bittiği anda bir anlığına duygulanmış olmanız mümkün değil mi?

    Mana: Haah… Bu konuda söylemem gereken bir şey var mı, yok mu, onu söylemek bile zor. Hmm… Duygulandım. O kadar insanın çıkardığı tezahürat ve alkışlar karşısında, bunlara karşı içtenlikle duygulandım. Ama bunun dışındaki şeyler hakkında şu an için henüz bir şey söyleyemem.

    𒀸 Anladım… (ağlamaklı) O hâlde, bu Arena performansının ardından “Le ciel”, “Le ciel ~空白の彼方へ~” biçiminde yeniden düzenlenip single olarak yayımlanıyor. Bu yeniden kayıt sırasında Mana’nın en çok önem vermek istediği şey neydi?

    Mana: İnsanın tereddütleri ve çatışmaları. Ruhun birbirine karıştığı o kaotik taraf. Sanırım bu, en çok şarkının enstrümantal ara bölümünü dinlediğinizde ortaya çıkıyor.

    𒀸 İlk versiyonda ağırlıklı olarak grubun sound’unun temel alındığı düzenlemeyle karşılaştırıldığında, bu versiyonda çeşitli ses unsurlarının daha karmaşık biçimde birbirine geçtiği hissediliyor.

    Mana: Çünkü daha çok ruhsal bir sound hâline geldi.

    𒀸 Özellikle gitar konusunda nasıl bir yaklaşım benimsediniz?

    Mana: Ses tonunun kendisinde canlı performanslarda kullandığım sesi kullandım. Ama az önce söylediğim şeyi ifade etmek istediğim için bu kez çalma biçimimi değiştirdim. Tremolo kolunu çok fazla kullandım.

    𒀸 Duyduğuma göre çalarken kendinizi oldukça kaptırıyormuşsunuz.

    Mana: Evet, kaptırıyordum. Durumu tarif edecek olursam, gitarı çapraz şekilde tutuyordum, gözlerim kapalıydı, ağzım da hafif aralıktı. Böyle mest olmuş bir hâlde çalıyordum.

    𒀸 Mana’nın o “mest olmuş” yüzünü gerçekten görmek isterdim. (gülüyor)

    Mana: Ama bu, gitaristlerde sık görülen “kendi çaldığım şeye kendimi kaptırdım!” tarzı bir şey kesinlikle değil, tamam mı? Gitar çalıyorum ama gitarın kendisine değil, gitar olmayan başka bir şeyin sesine kendini kaptırmış gibi çalıyordum. Gerçi şarkıya göre değişiyor. Bazı şarkılarda ayakta durup ortalığı dağıtarak çaldığım da oluyor. Ama son zamanlarda, daha doğrusu, müzikten olduğu gibi keyif almakta biraz zorlanıyor olabilirim.

    𒀸 Müzikten ziyade, ses düzeyi durumu mu?

    Mana: Aynen öyle. Sesin neden bu dünyada var olduğunu ve o sesi çalarken benim neyi çalmam gerektiğini anladığım zaman, müzik benim için artık yalnızca eğlenceli bir şey olmaktan çıktı.

    𒀸 Ama ifadeyi değiştirirsek, buna bir tür aydınlanmaya ulaşmak da denebilir, değil mi?

    Mana: Ne dersiniz? Dünyada bazen bilmemek daha iyi olan şeyler de vardır. Aşk gibi mesela, değil mi?

    𒀸 Mana’dan böyle sözler duymak şaşırtıcı doğrusu. (gülüyor)

    Mana: Gerçi bu sadece bir benzetme. Ama bazen “keşke bilmeseydim” dediğimiz şeyler de oluyor; bunların üstesinden geldiğimizde sonunda bir mutluluk hissi elde edebiliyoruz, herhâlde.

    𒀸 Peki, bu kayıt sırasında bunun üstesinden gelebildiniz mi?

    Mana: Yok… Bunu söyleyemem. (gülüyor) Ama şu sıralar gerçekten zorlanıyorum. Ruhumun kendi yeteneklerime yetişemediği bir durumda olmaya devam ediyorum.

    𒀸 Bu da oldukça zor bir mesele.

    Mana: Ruhumdan doğan ve ifade etmek istediğim şeyler var. Bunları ifade edebilmek için, ister gözle görülebilen ister kulakla duyulabilen bir biçime sokmam gerekiyor. Ama artık yeteneklerimin buna yetişemediğini hissediyorum. Bu yüzden şu sıralar bir tür çileye girmem gerektiğini düşünüyorum.

    𒀸 Bir şelalenin altında suya tutulmayı denemeye ne dersiniz?

    Mana: Evet, belki o da iyi olabilir. Yeteneklerim hâlâ yeterince gelişmiş değil, daha da ilerletmem gerekiyor. Üstelik bu yalnızca ders çalışmak ya da pratik yapmakla çözülebilecek bir mesele değil; bu yüzden çok zor. Bir de zamanım yok.

    𒀸 Zor bir durum gerçekten. Böyle bir hâlde stres birikmiyor mu?

    Mana: Son zamanlarda stres ve çatışma artık her yere yansıyor.

    𒀸 Sadece ses konusunda değil yani?

    Mana: Gece yarısı garip çığlıklar atmak gibi şeyler… Ya da her gün yılan balığı yemeden duramamak gibi.

    𒀸 Her gün mü? Sıkılmıyor musunuz?!

    Mana: İnanılmaz ama vücudum yılan balığını resmen istiyor. (gülüyor)

    𒀸 Bir dönemki köri çılgınlığı gibi yani. (gülüyor)

    Mana: Ama köriyi en azından kendim yapabiliyorum, o yüzden sorun değil. Yılan balığını ise henüz kendim yapamıyorum.

    𒀸 “Henüz” dediğinize göre, ileride kendiniz yapmayı mı düşünüyorsunuz??

    Mana: İlgimi çekiyor. Şu sıralar çeşitli yılan balığı restoranlarını dolaşıyorum. Geçenlerde bir restoranda ustanın yaşam biçimini gözlemleme fırsatım oldu ve bundan gerçekten çok etkilendim. O insanın yılan balığına duyduğu tutkuya bakmak gerçekten muhteşemdi.

    Yu~ki: Bu kadar abartılacak ne var ki?

    (Yan tarafta sessizce çikolata yiyen Yu~ki bir anda lafa girer.)

    Mana: Hiç anlamıyorsun. Yılan balığında romantizm ve duygu var.

    𒀸 …………

    KÖZİ

    𒀸 Fiilen MALICE MIZER’in ilk ulusal salon turnesi olan “merveilles ~終焉と帰趨~” Temmuz ayında sona erdi. Közi için dolu dolu, tatmin edici günler oldu mu?

    Közi: Oldu tabii. Öncelikle personel kadrosu geçen yıldan tamamen farklıydı. Budokan’dakiyle aynı seti, aynı yapıyı ve aynı sahne düzenlemelerini bütün turne boyunca yanımızda götürdük, dolayısıyla gerçekten büyük bir ekip olduk. Bunu yalnızca bizim yaptığımız değil, hep birlikte yaptığımız yönünde çok güçlü bir bilinç vardı. Hep birlikte kaplıcaya bile gittik.

    𒀸 Bunun için gerçekten zamanınız oldu mu?

    Közi: Hmm, yoktu ama zorla yarattık. (gülüyor) Dogo Onsen’e gittik. Üyelerden sadece Kami’yle ben girdik.

    𒀸 Sadece ikiniz mi?

    Közi: Yok, yani… diğerleri utangaç insanlar. Değil mi, Yu~ki-chan?

    (Yanında PowerBook’uyla uğraşan Yu~ki’nin yüzüne doğru eğilerek.)

    Yu~ki: Çünkü gerçekten hiç zaman olmadığını, ancak beş ya da on dakika girebileceğimizi söylediler.

    𒀸 Gerçekten de çok sıkışık bir programmış.

    Közi: Evet, öyleydi. Turne boyunca ne olursa olsun sürekli meşguldük. Yolculuk sırasında bile genellikle personelle toplantı yapıyorduk. Ama böyle zamanımız azken bile insan bir kaplıcaya girmek istiyor, değil mi?

    Yu~ki: Yok, uğraşamam.

    𒀸 İnsanların değerleri farklı demek. (gülüyor)

    Közi: Tam da zaman sınırlı olduğu için onu verimli kullanmak istiyorsun. Gerçi o verimli kullanımın ne olduğu kişiden kişiye değişiyor. Kaplıcada bir sürü fotoğraf da çektik.

    𒀸 Kaplıcada mı? Ne tür fotoğraflar?!

    Közi: Ne olacak, tabii ki çırılçıplak fotoğraflar.

    𒀸 Kimin?

    Közi: Benimle Kami’nin. Gerçi kimlerin göreceğini ve nerede yeniden ortaya çıkacağını bilemediğimiz için, tedbir olsun diye güneş gözlüğü takmıştık.

    𒀸 Çıplak olup yalnızca güneş gözlüğü takmak… oldukça sürreal bir görüntü değil mi?

    Közi: Aynen. Sonradan baktığımızda aşırı derecede doğal olmayan fotoğraflardı. (gülüyor)

    Yu~ki:(kahkahalara boğulur)

    𒀸 Peki neden böyle fotoğraflar çektiniz?

    Közi: Hmm? Seyirlik olsun diye. Gerçi herhâlde bir gün bir yerlerde ortaya çıkma fırsatı bulurlar.

    𒀸 Haa… öyle mi…

    Közi: Mesela fan kulübünün bülteninde falan kullanabiliriz.

    𒀸 Tabii fotoğraflara sansür uygulanacaktır, değil mi?

    Közi: Öyle bir şey yapılmaz herhâlde. Öyle olursa gerçeği anlatamayız. Sonuçta biz gerçeği arayan bir grubuz.

    𒀸 Anlaşılan turne böyle saçma sapan anekdotlarla da doluydu. (gülüyor) Peki ciddi anlamda herhangi bir keşif ya da farkındalık da yaşadın mı?

    Közi: O da oldu. Hem de fazlasıyla. Aynı yapıyı ve aynı sahne düzenini kullansak bile hiçbir konser bir öncekinin aynısı olmadı, olamadı. Bunun bir nedeni de seyircilerle birlikte yarattığımız bir alan olması. Dolayısıyla orada elde edebileceğin şeyler de yalnızca o anda elde edebileceğin şeyler oluyor.

    Bu yüzden bu turnenin benim için ne kadar büyük bir şey hâline geldiğini, “şu kısmı şöyleydi” diye somutlaştırarak anlatamayacak kadar büyük olduğunu düşünüyorum. Bir de… özellikle ilk kez “yalnız değilim” duygusunun ortaya çıktığını düşünüyorum.

    ♪ Yalnız değiliiiim ♪
    (İdol dönemindeki Amachi Mari’nin şarkısını taklit ediyor. Bilmeyen okuyucular büyüklerine sorsun.)

    Böyle bir his işte. (gülüyor)

    𒀸 Yani ne yaparsan yap seni destekleyen, seni anlayan insanların bulunduğunun farkına varmaya başlamaktan mı söz ediyorsun?

    Közi: Evet. Personel de, seyirciler de dâhil olmak üzere herkesin MALICE MIZER’in dünyasını oluşturan unsurlar olduğu konusunda daha önce de konuşmuştuk. Ama bunu yeniden gerçekten hissettim.

    𒀸 O hâlde örneğin Budokan’ın hemen ardından doğrudan Yokohama Arena’ya çıksaydınız ve bu turneyi yapmamış olsaydınız, orada ortaya çıkacak şeyin tamamen farklı olması oldukça muhtemel miydi?

    Közi: Kesinlikle farklı olurdu. Bu yüzden Arena’da ben de Budokan zamanına göre çok daha rahat performans gösterebildim. Elbette kendi açımdan çözmem gereken meseleler vardı ama bu, gereksiz yere kendimi kasmam anlamına gelmedi. Gerçi karnımı biraz kasıyordum.

    𒀸 O da ne demek?!

    Közi: Biraz göbeğim çıkmıştı da. (gülüyor) Arena’nın başındaki kostüm göbeği ortaya çıkaran bir şeydi, değil mi?

    𒀸 Haa, mesele buymuş. (gülüyor)

    Közi: Çünkü turneden döndüğümde fena hâlde kilo almıştım. Taşraya gidince insan her yerde güzel yemekler yiyor.

    𒀸 Yapacak bir şey yok tabii.

    Közi: Son zamanlarda yine durum fena. Yemeden duramayacak hâle geliyorum. Her gün çeşitli şeyler yüzünden zorlanıyorum.

    𒀸 Biraz aşırı yemek yeme eğiliminde misin?

    Közi: Aynen. Abartırsam günde beş öğün yiyor bile olabilirim. Stresten kaynaklanıyor.

    𒀸 Közi, genellikle oldukça rahat görünüyorsun ama aslında bu konuda beklenmedik derecede hassas mısın?

    Közi: Tabii ki. Sonuçta bunu böyleymiş gibi göstermenin de bir sınırı var. Temelde pozitif bir herifim ama yine de bazı zamanlar oluyor. “Ne istiyorsun benden? Beni bu kadar mı köşeye sıkıştıracaksın?!” gibi. (gülüyor)

    Yu~ki:(yine kahkahalara boğulur)

    𒀸 Günümüzün hayat şartları zaten yeterince zor. Böyle bir ortamda turneyi ve Arena konserini iyi bir şekilde tamamlamış olmanın verdiği özgüven insanı ayakta tutuyor olabilir mi?

    Közi: Evet! O bile olmasaydı şimdiye kadar çoktan yerde sürünüyor olurdum herhâlde. Bizim şarkı söyleyen adam canlı performanslar hakkında sık sık “Döneceğim yer orası…” diye havalı havalı konuşuyor ya… (Gackt’ın konuşma tarzıyla) İşte son zamanlarda o sözün ne anlama geldiğini nihayet anlamaya başladığımı hissediyorum.

    𒀸 Bu düşünceler, doğal olarak bu kez “Le ciel ~空白の彼方へ~” kayıtlarında da kendini gösterdi mi?

    Közi: Sanırım gösterdi. Aynı zamanda bu şarkı konusunda özellikle bestecinin düşüncelerine önem vermek istedim. Sonuçta grup olarak bütün üyelerin duyarlılıklarını kullanarak yeniden yapmak söz konusu olsa bile, sözleri de müziği de başlangıçta Gackt yazmıştı. Bu yüzden onun fikrine saygı göstermenin şarkıya daha fazla ikna edicilik kazandıracağını düşündüm.

    𒀸 Turne boyunca bu şarkının kendisiyle epey yakınlaştığınızı düşünüyorum. Peki Közi için “Le ciel”, “üzücü”, “acı verici”, “nazik”, “ağır” gibi ifadelerle tarif edecek olursak nasıl bir his taşıyor?

    Közi: “Üzücü”, “acı verici” gibi şeylerin hepsini içeren, insanın sahip olduğu bütün duyguların topyekûn kaosun içinde olduğu bir şey gibi. Sanırım bu da bu kez ortaya çıkan sese yansıdı.

    𒀸 Gerçekten de. Gitar da sanki kişniyor gibi.

    Közi: Gitarı çok çaldım. Bu sefer delicesine çaldım.

    𒀸 Yaklaşık kaç gitar kullandınız?

    Közi: Normal bir elektro gitar ve naylon telli klasik gitarın elektrikli versiyonu olan bir ele-gat olmak üzere iki tane.

    𒀸 O ele-gat’ın sesi gerçekten oldukça etkileyici.

    Közi: Bu sefer o ses daha en başından kafamda çalıyordu. Ben de “Bunda ele-gat’tan başka çare yok” diye düşündüm.

    𒀸 Kayıt sırasında ruhsal açıdan ne durumda olduğunuzu hatırlıyor musunuz?

    Közi: Herhâlde yine kaotik bir durumdu. Kulaklık da takmadım, click de dinlemedim. Gerçi bu zaten her zamanki hâlim.

    𒀸 Ee, o zaman neye göre çalıyorsunuz?

    Közi: Karın saatime göre. (gülüyor)

    𒀸 Lütfen düzgün cevap verin! (gülüyor)

    Közi: Ama yarısı şaka. Gerçekte kendi bedenime ve duygularıma göre çalıyorum. Özellikle bu şarkının fazla katı bir havası olsun istemedim. Bu açıdan canlı performanstaki hisle aynı. Dolayısıyla bunu şimdi yeniden kaydetsem muhtemelen yine farklı bir şey ortaya çıkardı.

    Düşünce biçimi olarak, “bu da Le ciel’in bir tanesi” demek değil mi? Bunun bütün cevap olduğu anlamına gelmiyor.

    𒀸 Bu single’ın yayımlanmasıyla birlikte MALICE MIZER şimdilik “merveilles serisi” kapsamındaki faaliyetlerine bir nokta koymuş olacak. Bir sonraki adımla ilgili planlar da artık yavaş yavaş şekillenmeye başladı mı?

    Közi: Tabii ki. Gayet net bir şekilde görüyorum.

    𒀸 Ne kadar net?

    Közi: Hmm… “oboro” kadar.

    𒀸 “Oboro” mu?

    Közi: “Oboroge nagara”nın, yani “belirsiz bir şekilde”nin…

    𒀸 Ee? Bu aslında hiç net görünmediği anlamına gelmiyor mu? (gülüyor)

    Közi: Hayır! Her şey senaryoya göre ilerliyor!

    YU~KI

    𒀸 Yokohama Arena’daki konserle birlikte “merveilles ~終焉と帰趨~” turnesi finaline ulaştı. Yu~ki için bu turne nasıl bir anlam taşıdı?

    Yu~ki: Çeşitli yerlerde çeşitli insanlarla tanıştığımız ve çeşitli sahnelere çıktığımız bir turneydi ama bu konseptle ilgili her şeyin henüz tamamen sona ermediğini hissediyorum. Gerçi bir anlamda bir noktaya geldik. Ama personelle aramızdaki güven ilişkisi de dâhil olmak üzere, insanlarla kurduğumuz temaslar sırasında bu kez çok fazla şey hissettim.

    Bu yüzden her seferinde aynı şarkıları çalsam bile, kendi açımdan farklı duygular ve farklı hislerle çaldığım zamanlar oldu. Çok şey kazandım.

    𒀸 Örneğin, kayıt yaptığınız zamankinden farklı yorumların şarkılara yansımaya başladığını mı söylüyorsunuz?

    Yu~ki: Evet, öyle. Ama bu, zihnimde düşünüp oluşturduğum bir yorum değil. Daha doğal, sezgisel bir düzeyde farklılıkların ortaya çıkması gibi. Çalarken fark ettiğimde gözyaşlarımın yanaklarımdan süzüldüğü oluyordu. Üstelik bir türlü durmuyordu.

    𒀸 Daha önce böyle bir deneyim yaşamış mıydınız?

    Yu~ki: Hayır, yaşamamıştım. Böyle nedensizce yoğun bir şekilde üzülmek ya da insanın içine saplanır gibi bir acı hissetmek benim için ilk kezdi. Ama aslında sahnede olduğum zamanlarda, böyle anlarda şaşırtıcı biçimde sakinleşebiliyorsunuz. “Ah, böyle ağlayıp durursam çok utanırım” diye düşünüyordum. (gülüyor)

    𒀸 Yok canım, bence utanılacak bir şey değil.

    Yu~ki: Sanırım hem fiziksel hem de ruhsal açıdan epey sınırda bir durumda performans gösteriyordum. O yüzden sinirlerim fazlasıyla hassaslaşmış olabilir.

    𒀸 Bütün bunları yaşadıktan sonra Arena konseri, Yu~ki için güçlü bir başarı ve tamamlanmışlık duygusu yaratmış olabilir.

    Yu~ki: Tam anlamıyla “gözümün önünden bir film şeridi geçer gibi” birçok şeyi hatırladım. “au revoir” ya da “エーゲ”yi çalarken, “Ah, böyle şeyler de olmuştu” diye biraz uzaklara dalarak hatırladığım anlar oldu. (gülüyor)

    Ben bile şaşırdım. “Neden şimdi, tam burada Fransa’ya gittiğim zamanı hatırlıyorum?” diye düşündüm.

    𒀸 Yalnızca turne sırasında yaşananları değil, o zamanki şeyleri de mi?

    Yu~ki: Evet. Bir anda kafamın içinden hızla geçiverdi. Ve tam o anda, “Ah! Yanlış çaldım!” gibi bir şey oldu. (gülüyor)

    𒀸 Demek ki şarkının taşıdığı duygunun içine bu kadar dalmıştınız. (gülüyor)

    Yu~ki: Öyle de denebilir. (gülüyor) Ama son zamanlarda gerçekten şunu düşünüyorum: Eskiden canlı performanslarda hata yapmadan, mümkün olduğunca doğru çalmaya çalışmak benim için çok önemliydi. Ama sonuçta bu bir canlı performans. Bunun dışında, “yalnızca o anda ortaya çıkabilecek şeyler” de var, değil mi? Bence artık bunlara biraz daha fazla değer verebilirim.

    Elbette asgari düzeyde korunması gereken şeyleri korumak gerekir. Ama kendi duygusal eğrimdeki değişime göre ritmi biraz olsun öne çekmem bile bence sorun olmayabilir. Bu açıdan Kami’nin bana yardımcı olduğu çok nokta oldu.

    𒀸 Arena konserinde, bir performans sanatçısı olarak sizin için en duygusal an hangisiydi?

    Yu~ki: Kesinlikle… “Le ciel”in sonundaki sahneydi. O bölüm var ya, kaç kez yapsam da gerçekten insanı içine çeken bir tarafı oluyor. Özellikle Arena’da, turnede yaptığımız gösteriden bazı açılardan farklıydı. Bir de mekânın o kadar geniş olması nedeniyle yeniden çok taze bir his verdi.

    𒀸 Bu kez “Le ciel”, “Le ciel ~空白の彼方へ~” biçiminde yeniden düzenlenip single olarak yayımlanıyor. Yeniden kayıt sırasında Yu~ki olarak özellikle nelere dikkat ettiniz?

    Yu~ki: Buraya kadar turneyi sürdürdüğümüzde, bu şarkının seriyi sonlandıran bir rolü olduğunu düşünüyorum. Ama benim özellikle önem verdiğim şey, şarkının sahip olduğu duyguyu ne ölçüde sese dönüştürüp ifade edebileceğimdi.

    Ne kadar zor şeyler yapacağım gibi bir mesele değildi. Günlük hayatım boyunca hissettiğim şeyleri, çeşitli insanlarla temas ederek öğrendiğim duyguları ve bunların hepsini ortaya koyabilsem yeterli olur diye düşünüyordum.

    𒀸 Bunun sonucunda bu kez “Le ciel ~空白の彼方へ~”, albümde yer alan “Le ciel”den biraz farklı bir izlenime sahip oldu.

    Yu~ki: Evet, mesela etnik vurmalı çalgıları andıran loop sesleri de var. Bu kez böyle seslerin eklenmesiyle şarkı, aslında en başından beri bu şarkıyla ilgili kafamda taşıdığım imgeye daha da yaklaştı.

    𒀸 Peki bu imge nasıl bir şey?

    Yu~ki: Doğa, uçsuz bucaksız gökyüzü, yaşamın sıcaklığı gibi hisler.

    𒀸 Gerçekten de daha büyük bir ölçeğe kavuşmuş gibi geliyor.

    Yu~ki: Bu düzenlemenin temelini Gackt düşünmüştü ama ritim kısmını Kami en başından beri oldukça ayrıntılı ve özenli bir şekilde oluşturuyordu. Ben de onu dinleyip üzerine sesler ekleyerek kayıt yaptım.

    𒀸 Bu sırada yaklaşım açısından bakıldığında, basın ses rengi de önceki versiyondan oldukça farklıydı, değil mi?

    Yu~ki: Önceden fretless bas kullanıyordum ama bu kez normal bas çaldım. Bu yüzden ses açısından çok daha doğrudan bir hâle geldiğini düşünüyorum.

    𒀸 Bu, turne sırasında geliştirdiğiniz tarzı kayıt sürecine de yansıttığınız anlamına mı geliyor?

    Yu~ki: Hayır, ama kayıt ile canlı performans birbirinden farklı şeyler. Elbette canlı performanstan edindiğim çeşitli şeylerin etkilediği noktalar var. Ama kayıt sırasında üzerinde çok daha fazla düşünüp çalışabiliyorsunuz.

    Özellikle bu seferki gibi bir düzenlemeye geldiğimizde, grupla provaya girip defalarca birlikte çalarak sonra kaydetmekten farklı oluyor, değil mi?

    𒀸 Loop seslerinin de devreye girmesiyle daha karmaşık bir hâle geliyor.

    Yu~ki: Tam da bu yüzden, yapan tarafın kusursuz bir imgeyi kavrayana kadar geçirdiği süreç zor oluyor. Canlıda yaptıklarımızı bir kenara koyup, bunu sıfırdan yeniden düşünmek gerekiyor. His olarak, bir kez tamamlanmış bir yapbozu parçalayıp yeniden en baştan yapmak gibi.

    Üstelik ortaya çıkan resmin önceki versiyondan farklı bir açıya sahip olması gibi bir durum da var.

    𒀸 Zor bir süreç gerçekten.

    Yu~ki: Öyle yanları da var ama bundan daha önemlisi, benim için çok taze ve uyarıcı bir deneyimdi; bundan memnun kaldım. Şimdi geriye, bunu dinleyen insanların ne hissedeceği kalıyor.

    𒀸 Bugün burada konuştuklarımızı dinlerken şöyle bir şey hissettim: Yu~ki, eskisine göre daha girişken olmuş gibi değil mi?

    Yu~ki: Nasıl desem? Öyleymiş gibi gelmiyor da değil… Ama şimdi böyle söyleyince, eskiden kendi fikirlerimi ve düşüncelerimi bastırdığım zamanlar olmuş olabilir. Bir de yaptığım şeylere bakışımın yavaş yavaş değiştiği söylenebilir.

    𒀸 Nasıl değişti?

    Yu~ki: Müzik aracılığıyla onu alan insanlar üzerinde bir şekilde etki yaratmak istiyorum. Hatta bunun gerçekten gerçekleşebildiğine dair bir his de taşıyorum. Galiba bu konuda giderek daha hırslı hâle geliyorum.

    Sonuçta mektup aldığımda mutlu oluyorum. “Aa, demek herkes böyle hissediyor” diye düşünüyorum. Böyle olunca da daha fazla çabalamak istiyorum.

    Gerçi benim durumum Kami gibi “Size benim hayatımı göstereceğim!” diyecek kadar ileri gitmiyor. Benim öyle bir rock ruhum yok. (gülüyor)

    𒀸 Ama yine de oldukça fazla “ateş” gelmiş gibi değil mi? Canlı performansta duygulanmanız, müziğin kendisine karşı daha hırslı hâle gelmeniz gibi…

    Yu~ki: Herhâlde sonunda kan dolaşmaya başladı; insan olarak. “İnsan nedir?” temasının peşinden gitmeye değmiş demek ki. (gülüyor)

    𒀸 O zaman daha önce insan değil miydiniz?

    Yu~ki: Ha? Belki de öyleydi. Bu sefer de video ve fotoğraflardaki görünüşüm insan gibi değil zaten. (gülüyor)

    𒀸 Peki bu single ile “merveilles serisi”ni tamamlayan MALICE MIZER bundan sonra nereye gitmeye çalışıyor? Kişisel görüşünüzü öğrenebilir miyiz?

    Yu~ki: Bilmiyorum. Ama kişisel açıdan soruyorsanız, şimdilik bir yerlere seyahat etmek istiyorum.

    𒀸 Yine mi? Bir ara Banana Wani-en demiştiniz. Bu kez nereye gitmek istiyorsunuz?

    Yu~ki: Yakın/Orta Doğu’ya herhâlde.

    𒀸 Ne yapmak için?

    Yu~ki: Yani, aslında pek bilmiyorum ama öyle bir his var. O tarafların halk çalgıları falan ilginç olabilir, değil mi?

    𒀸 Konu biraz asıl amacından saptı sanki. (gülüyor)

    Yu~ki: Eh, küçük şeyleri kafanıza takmayın. Gerçi… Yakın/Orta Doğu neresi ki?!

    KAMİ

    𒀸 Biraz geçmişte kalmış bir konu ama, MALICE MIZER için fiilen ilk ulusal salon turnesi olan “merveilles ~終焉と帰趨~” senin için de çok şey kazandığın bir turne oldu, değil mi Kami-kun?

    Kami: Ah, evet… Orası gerçekten derindi. Oldukça derindi ama kısaca söylemek gerekirse, şimdiye kadar sürdürdüğümüz “merveilles” akışı vardı ve ben onun içinde yer alan şeyleri kendi tarzımla ifade edebilmek için sürekli çabalıyordum. Ama turne sırasında biraz sağlığımı bozdum.

    𒀸 Doğru, turne sırasında bir kez Tokyo’ya döndüğünde fenalaşmıştın, değil mi?

    Kami: Evet. Şöyle bir şey oldu: “merveilles” dünyasına dair hislerim giderek daha da derinleşirken, bedenim buna ayak uyduramadı. Sonuçta turnenin ikinci yarısından itibaren, sanki kötü taraflarım giderek daha fazla ortaya çıktı.

    𒀸 Kötü taraflar derken, özellikle ne gibi şeylerden söz ediyorsun?

    Kami: Hmm… Bu aslında benim içimde yaşadığım bir mesele. Davulcu olarak nasıl çaldığım gibi bir mesele de değil. Nasıl anlatsam? Şöyle… Canlı performans sırasında işler istediğim gibi gitmediğinde, gereksiz duygular devreye giriyor. Bir tür zihinsel dağınıklığın beni engellemesi gibi.

    𒀸 Yani bunlar, Yokohama Arena’daki final konserine kadar senin için büyük bir sorun hâline geldi?

    Kami: Gerçekten çok büyük bir sorundu. Üstelik sonunda da bunu tamamen aşamadım.

    𒀸 Öyle mi!?

    Kami: Turne bitene kadar sürekli kendimi kötü hissediyordum.

    𒀸 Ama izleyen biri olarak baktığımda, Arena’daki Kami’de bu kadar ciddi bir sorun olduğunu hissetmedim.

    Kami: Sanırım turneyi sürdürürken büyüyen tarafım, dışarıdan öyle görünmemi sağladı. Fiziksel olarak da ruhsal olarak da tam anlamıyla iyi durumda değildim; kendi içimde bazı şeyler tam olarak birbirine oturmamış olsa bile, sanırım bunları bir şekilde telafi edecek bir şeyler kazanmışım.

    𒀸 Bu, belki de kelimelere dökülmesi zor olan bir tür gelişimdi?

    Kami: Evet, tam olarak öyle. Ben de o günün, yani Yokohama Arena’nın videosunu sonradan izlediğimde, o sırada düşündüğüm kadar kötü olmadığımı fark ettim ve bu bana garip geldi. Ama bunun muhtemelen gelişmek anlamına geldiğini hissettim.

    Bir de grup arkadaşlarımdan ve bizi izlemeye gelen insanlardan aldığım, görünmeyen bir güç vardı ya… Sanırım onun da etkisi çok büyüktü.

    𒀸 Bütün bu zorluklara rağmen, bu kadar çok konser verdikten sonra, Kami’nin içinde canlı performansların içeriğine dair yorumunun da yavaş yavaş değiştiğini söyleyebilir miyiz?

    Kami: Canlı performansın tamamına yönelik olmaktan ziyade, değişen şey her bir şarkıya dair hislerim ve yorumumdu. Çünkü bütünün ötesinde, her şarkının kendine ait bir konsepti ve hikâyesi de var. Bunları ne ölçüde kendi tarzımla ortaya koyabileceğim meselesi zaten uzun zamandır üzerinde çalıştığım bir konu.

    𒀸 Bir şarkıya ne kadar duygusal olarak bağlanırsanız, orada bir tür “duygusal dalgalanma” ortaya çıkıyor. Bir davulcu için de bu “dalgalanmayı” ritmik istikrarla nasıl birleştireceği zor bir mesele olabilir.

    Kami: Evet, bu benim uzun zamandır peşinden gittiğim büyük bir mesele. Gerçi turnenin ilk yarısı bu açıdan iyiydi.

    Bir de Arena konusunda, şarkı sıralaması turnenin asıl bölümünden biraz farklıydı, değil mi? Bu da zorlayıcıydı. Çünkü turnede ikinci yarıda yaptığımız o coşkulu, kendimizi bıraktığımız bölüm bir anda en başa gelmişti.

    𒀸 Aniden enerjiyi yükseltmeniz gerektiği için zor olabilir.

    Kami: Hayır, enerjiyi yükseltmek açısından pek sorun yoktu. Ama daha en baştan öyle olunca, sakin olan kendimi kaybedecekmişim gibi hissettim ve biraz korkutucuydu. (gülüyor)

    𒀸 Bir anlamda kontrolden çıkmaya yakın bir durum muydu?

    Kami: Kendimi frenleyememek gibiydi. Ibaraki’deki konserde de bütün performans boyunca gözyaşlarımın bir türlü durmaması zordu.

    𒀸 Sürekli ağlamak izleyenler için de korkutucu olmuştur herhâlde.

    Kami: Ama gözyaşlarımı gizleyecek kadar anormal derecede terliyordum, o yüzden pek fark edilmemiş olabilir. Ateşim yaklaşık 39 dereceydi; ateş düşürücü de almıştım, onun etkisi de olmuştur herhâlde. Bütün vücudumdaki suyun dışarı çıktığını hissediyordum.

    Ruhsal olarak da düşük müydüm, yüksek miydim, ben bile anlayamıyordum. “Galiba benim durumum gerçekten kötü” diye düşündüğüm oldu. (gülüyor)

    Ama o sırada normalde bedenimin hareket etmemesi gerekmesine rağmen, yine de içimde bir şey uyandı.

    𒀸 Bir tür uyanış yaşadın yani.

    Kami: Evet. Sonra, kendi içimde farkında bile olmadığım böylesine güçlü bir gücün uyumakta olduğunu fark etmek bile beni yeniden duygulandırdı ve ağladım. (gülüyor)

    𒀸 Belki biraz abartılı olacak ama, bu hayat görüşünü değiştirecek türden bir deneyim değil mi?

    Kami: Ama gerçekten, bunu söylemenin abartı olmayacağı kadar güçlü bir his yaşamış olabilirim.

    𒀸 Final Arena konserinde, Kami’nin içtenlikle teşekkür ettiği bir an vardı. O sırada şöyle düşündüm: “Bu insanın bu kadar açık bir ifadeyi dışarıya yansıtması ne kadar da nadir.”

    Kami: Evet, gerçekten nadir bir şey. Aslında ben özünde dürüst ve açık bir insanım ama bunu günlük hayatta pek dışarıya gösteremiyorum. (utangaçça gülüyor)

    𒀸 Turnede kazandığın bütün bu deneyimler, “Le ciel”i “Le ciel ~空白の彼方へ~” biçiminde yeniden kaydederken de işe yaradı mı?

    Kami: Ah… Aslında burada “evet” demek isterdim. (gülüyor) Ama onun ritmini aslında turne sırasında kaydetmiştik.

    𒀸 Yine de yeniden kayıt sırasında özellikle dikkat ettiğin bir şey olmuştur, değil mi?

    Kami: Önceki “Le ciel”i evde dinlerken de, canlı performansta çalarken de, onda farklı yüzler ortaya çıktığını hissediyordum. “Bunu biraz daha şöyle yapsam daha iyi olmaz mı?” diye düşündüğüm noktalar vardı. Ben de işte o tarafları kullandım.

    𒀸 Albüm versiyonu daha çok bir grup sound’u gibiydi, ama bu kez ritim daha sıra dışı bir hâle gelmiş ve bambaşka bir izlenim veriyor.

    Kami: Loop’lar da kullandık. Ara bölümde dört kadar ritim üst üste biniyor. Ama bir kez tamamlanmış bir şeyi yeniden yapmak gerçekten zor. Çok düşündüm.

    𒀸 Tahmin edebiliyorum.

    Kami: Bunu şöyle düşünebilirsin: Şarkıyı bir kişiliğe benzetirsek, şimdiye kadarki “Le ciel” yalnızca şefkati bilen biri gibiydi. Bu kez ise sadece şefkati değil, öfkeyi ve daha birçok farklı duyguyu da öğrenmiş biri gibi duyulmasını istedim.

    𒀸 Yani daha insana yakın bir hâle gelmiş gibi?

    Kami: Aynen öyle. İnce duygusal değişimleri bile seslerin dengesini ve çalma biçimimi değiştirerek ifade etmeye çalıştım. Özellikle ara bölüm çok güçlü. Zillerde kontrolsüzce vuruşlar falan var. (gülüyor)

    𒀸 “Kontrolsüzce vuruşlar” sözü bile kulağa oldukça güçlü geliyor. (gülüyor)

    Kami: Hayır, ama gerçekten de bunlar benim yaşayış biçimimi yansıtan sesler. (生きざま)

    𒀸 İşte geldi “yaşayış biçimi” açıklaması.

    Kami: Çünkü gerçekten de o bölüm tam anlamıyla benim yaşayış biçimim. Kontrolsüzce vurmaktan başka, bağırıyorum da. O ara bölümde.

    𒀸 Sesin de kayda girmiş miydi!?

    Kami: İyi dinleyin. Gerçi iyi dinleseniz bile efekt uygulandığı için pek anlayamayabilirsiniz. (gülüyor)

    𒀸 Peki o bağırış hangi durumda ortaya çıktı?

    Kami: Ha? Yani, çalarken çıkardığım sesleri mikrofon tesadüfen yakalamış.

    𒀸 Yani tesadüfen ortaya çıkan bir şeydi.

    Kami: Bu kez tesadüfen ortaya çıkan şeyler gerçekten çoktu. Mesela Gackt bana “Ritmi umursama, istediğin gibi çal” dedi ve bazı yerlerde o kaydı olduğu gibi kullandık.

    𒀸 Böyle durumlarda benimsediğin yaklaşım, davulcu kimliğinin ötesine geçiyor mu?

    Kami: Evet. O noktada kendimi pek davulcu gibi hissetmiyordum. Çünkü yalnızca davulcu olarak hareket etseydim, muhtemelen belli ölçüde kalıpların içinde kalan bir şey ortaya çıkardı. O sırada tamamen bir ifade sanatçısı konumundaydım.

    𒀸 Tam anlamıyla “yaşayış biçimi” diyebiliriz.

    Kami: Gackt sık sık kendisinin şarkının kahramanı olduğunu düşünerek söylediğini anlatıyor. Ben de aynı duyguyla yapıyorum. Kendimi şarkının kahramanı olmuş gibi hissediyorum.

    𒀸 Belki zor bir soru ama Kami’ye göre bu şarkıdaki Luciel karakteri sonunda kurtuluyor mu?

    Kami: Kim bilir… Bu şarkının yorumu benim o anki ruh hâlime göre bile değişiyor. Dileğim, kurtulmuş olması. Ama gerçekten ne olduğunu herkes kendi içinde hissedip düşünsün.

    1997 Temmuz’unda…

    1997 Temmuz’unda Malice Mizer, “merveilles” adlı hikâyenin bir perdesini kapattı. Ancak onların hikâyesi henüz sona ermiş değildi.

    Malice Mizer’ın sahnede ördüğü “kötülük ve trajedi” dünyasının, o gizemli ve sonsuz hikâyenin parçalarını burada yeniden canlandırıyoruz.

    Sonsuz bir hikâye yazan grup, bir sonraki perdeyi açmadan önce…

    ACİL YAYIN KARARI!

    MALICE MIZER

    Canlı Tarih Fotoğraf Kitabı

    『retour [ルトゥール] (Geçici Başlık)』

    Yaklaşık beş yıl boyunca dergimizin takip ettiği Malice Mizer’ın canlı sahnelerine yüklediği hikâyeyi, üyelerin yorumları ve fotoğraf çekimleriyle yeniden kurguluyoruz.

    Bugüne kadar yayımlanmamış çok değerli canlı fotoğraflarının yanı sıra, grubun kuruluşundan itibaren eksiksiz kronolojisi ve tarihçe röportajlarını da içeren, hayranların mutlaka edinmesi gereken kalıcı bir arşiv niteliğinde özel baskı.

    Kasım ayında yayımlanması planlanıyor.
    Ayrıntılar, Fool’s Mate’in 12. sayısında (29 Ekim’de yayımlanacak) duyurulacaktır.

    Tahmini fiyat: 3.000 yen (+600 yen kargo)

    Yalnızca posta yoluyla siparişe özel hediyesi: B2 poster

    Hediyeler sınırlı sayıda olduğundan, lütfen başvurunuzu mümkün olduğunca erken yapınız.


    Kitapçı Sipariş Formu

    (Fotokopi yapılabilir.)

    Kitapçı mührü

    Kitabın adı:
    retour [ルトゥール] (Geçici Başlık)

    Tahmini fiyat: 3.000 yen

    ◇ Adres

    ◇ Ad Soyad

    Rezervasyon adedi: ______ adet

    Yayınevi: Fool’s Mate
    ☎ 03-3374-6117

    Rezervasyon yapmak isteyenlerin bu formu en yakın kitapçıya götürerek başvuruda bulunmaları rica olunur.

    Posta yoluyla rezervasyon veya sipariş vermek isteyenler, her bir kitap için 3.000 yen + 600 yen kargo = 3.600 yen tutarını şirketimize göndermelidir.

    Para gönderme yöntemleri için derginin “Back Number Communication” sayfasına bakınız.

    MALICE MIZER

    Yeni Single — 30 Eylül’de Çıkıyor

    Le ciel ~空白の彼方へ~

    CODA-1617

    840 yen (vergi dahil)

    İlk baskıya özel geniş format kapak


    Canlı Video — 28 Ekim’de Çıkıyor

    merveilles ~終焉と帰趨~ l’espace (レスパス)

    “Tour ’98 merveilles ~終焉と帰趨~” canlı görüntüleri.

    5.985 yen (vergi dahil)


    Fan Club — マシェリ (ma chérie)

    Fan kulübüne katılmak isteyenlerin, 80 yenlik pul yapıştırılmış geri dönüş zarfını ekleyerek aşağıdaki adrese, Midi: Nette bünyesindeki “ma chérie” üyelik birimine başvurmaları gerekmektedir.

    Fan mektuplarınızı da aynı adrese gönderebilirsiniz.

    〒142-8691
    Tokyo-to, Shinagawa-ku, Ebara Postanesi, Posta Kutusu No. 11
    Tel: 03-3796-2613

    Mailrize — Columbia Records tarafından dağıtılan Midi Nette

    Kaynak: Fool’s Mate
    Yayın Yılı: 11.1998
    Orijinal Dil: Japonca
    Çeviri/Scan: Pluto Blackfish

    İlk Çeviri Yayınlama: 01-04.07.2025
    Revize Edilmiş Sürüm: 26.08.2026

    Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.

  • MANA | Fool’s Mate | 09.98

    Mana (MALICE MIZER)

    Işığı ve Gölgeyi Yayan Son Kurtarıcı

    The Last Messiah with Light for Shade

    Bu sayının yayımlandığı sıralarda “merveilles” turnesi de Yokohama Arena’da sona ermiş, MALICE MIZER yeni bir hikâyenin başlangıcına doğru ilerliyor olacak.

    Onların dünyası daha ne kadar genişleyecek? Bunun anahtarını elinde tutan Mana’nın dünya görüşünün temelini araştırmak üzere onunla kişisel bir röportaj gerçekleştirdik.

    Ancak söyleşi beklenmedik bir yöne doğru ilerledi ve sonunda vardığı yer…!!

    Röportaj & kurgu: Kazumi Kanoh
    Fotoğraflar: Mayumi Fukaminato

    [Fotoğraflar 20 Temmuz 1997 Akasaka BLITZ, 10–11 Ekim Hibiya Açıkhava Sahnesi, 28–29 Aralık Shibuya Kōkaidō ve 1 Nisan 1998 Nippon Budokan konserlerinden.]


    𒀸 MALICE MIZER’in sahne anlayışını anlamaya çalışırken, öncelikle Mana-chan’ın canlı sahneye yönelmesini sağlayan kıvılcımı öğrenmek istiyorum.

    M: Bir grup olarak beni özellikle etkileyen bir şey olmadı. Onlu yaşlarımdayken sıradan bir şekilde yaşıyordum. Bir yandan da bir maaşlı çalışan olamayacağımı fark etmiştim. Başka ne yapabileceğimi de bilmiyordum. Müziği sevdiğim için, “Şimdilik bir grup kuralım bari,” gibi bir düşünceyle başladım. O zamanlar profesyonel olmayı hedeflediğim bir noktada değildim. Ama onlu yaşlarımdan yirmili yaşlarıma geçiş döneminde bir değişim oldu.

    𒀸 Nasıl bir değişim?

    M: İnsan olarak son derece yoğun duygular yaşadım ve kalbimin kapısı açıldı. İşte oradan sonra, aslında MALICE MIZER’in Mana’sı olan gerçek benliğim uyandı.

    𒀸 Peki, ondan önceki sen nasıldın?

    M: Artık başka bir insandım.

    𒀸 Topluma karşı kendini kapatmış mıydın?

    M: Öyle değil de… Aslında insan olarak dünyaya geldiğimde, yerine getirmem gereken bir tür görevim vardı. Kalbimin derinliklerinde uzun zamandır uyuyan o şey uyandı. O zamanki, yani onlu yaşlarımdaki ben, şimdiki benden tamamen farklıydı. Düşünce biçimim de bambaşkaydı. Şimdiki ben oldukça yenilikçi ve kendine güvenen biri ama onlu yaşlarımdaki ben gerçekten berbat bir insandı. Ne yapmam gerektiğini, ne için yaşadığımı bile bilmiyordum; öylece oradan oraya sürüklenip duruyordum. Bu yüzden o zamanlar “İşte bu!” deyip gerçekten yapmak istediğim bir şey hiç olmadı. Her zaman yarım yamalak kalıyordum.

    𒀸 Peki seni ne duygusal olarak harekete geçirdi de kalbinin kapısı açıldı?

    M: İşin ilginç yanı, bu bir şey görmemle falan olmadı. Daha çok ruhsal bir dünyayla, geçmişe ait anılarla ilgili bir şeydi… Küçüklüğümden beri gizemli şeyleri çok severdim. Ama neden sevdiğimi bilmiyordum. Şimdi ise neden sevdiğimi anlıyorum. Bir noktada, insanın düşünme kapasitesini aşan bir şey yaşadım. Ve orada gördüm… O gün, o anda, kesinlikle o yerdeydim.

    𒀸 Ah… anlayamıyorum…

    M: Sahne bulutların üzerindeydi.

    𒀸 Kendini köşeye sıkışmış hissettiğin bir olay yaşayıp duygularının patlamasıyla başka bir “sen” mi ortaya çıktı?

    M: Köşeye sıkışmak… Hmm, belki öyle denebilir. Ama ben çok çok eski bir zamanda bulutların üzerinde bulunmuşum. O zaman insan değildim. Bir gün uçağa bindiğimde, hayatımda ilk kez bulutların üzerini görebildim. O anda, “Ben geçmişte oradaydım,” diye fark ettim.

    𒀸 O sırada şimdiki sen mi ortaya çıkmıştı?

    M: Evet… Açıklaması zor ama… Benim şu anda MALICE MIZER yapıyor olmamın nedeni, grubun müzikal uyumu nasılmış, herkes birlikte çalıp ne kadar eğleniyormuş gibi bir şey değil. MALICE MIZER’i ilk kurduğumuz zamanlarda hâlâ bir grup olarak hareket ediyorduk. Ama zamanla farkına varmaya başladım. Artık beş-altı yıl oldu. Konsept hiç değişmediği için, aslında yapmamız gereken dünya o zamanlardan beri gözümün önündeydi.

    Ama insan her gün çeşitli şeylerle karşılaşıyor, bunlardan etkileniyor, pek çok şey hissediyor; bakış açısı değişiyor, farkında olmadığı şeylerin farkına varıyor. İşte MALICE MIZER yapmamın nedeni benim için bir görev duygusuna yakın.

    Hani majöre geçerken, o zamana kadar yaptığın müziğin bir hobiyken işe dönüştüğü söylenir ya. Bende durum böyle değil. Benim MALICE MIZER yapmam, iş kavramının ötesinde bir şey. Ne kadar zor olursa olsun, yapmak zorunda olduğum bir şey.

    𒀸 Bu, yaşamak için mi?

    M: Yaşamak için mi… Ya da dünyada var olmamın nedeni olarak mı, bilmiyorum. İnsan olarak bilmesem de olurdu belki bazı şeyleri. Ama ben öğrendiğim için artık zor bir yoldan yürümek zorunda kaldım. Bununla birlikte, o zorluğun arkasında mutluluk da var.

    Uyanmadan önceki ben hiçbir şey düşünmüyordu ve çok rahat bir hayat yaşıyordu. Ama uyandıktan sonra her şey çok ağırlaştı. Yine de artık kendi yaşam yolumu görebiliyorum ve neden var olduğum benim için açık hâle geldi. Bu açıdan iyi oldu. Ama aynı zamanda sürekli bir acıyı da üzerime almak zorunda kaldım.

    MALICE MIZER’in faaliyetleri dışarıdan bakıldığında görkemli ve çok eğlenceli görünüyor olabilir. Ama ben sürekli ruhsal dünyanın içinde savaşıyorum. Ben var olduğum sürece ruhumun dinleneceği bir an olmayacak.

    𒀸 Buradan kaçmaman mı gerekiyor?

    M: Kaçarsam kendimi yok etmekten başka çarem kalmaz.

    𒀸 Yani varoluş nedenin ortadan kalkar?

    M: Çünkü bunu yapabilecek tek kişi benim. Zor olduğunu düşünüyorum elbette ama yapmak zorunda olduğum için zor değil.

    𒀸 MALICE MIZER’in diğer üyeleri böyle bir Mana hakkında ne düşünüyorlar acaba?

    M: Onlara bu kadarını anlatmadım. (gülüyor)

    𒀸 Hmm… (gülüyor) MALICE MIZER dünyasını kendi görevin olarak yaratmak için pek çok farklı yöntem olabilir. Peki şu anki yaklaşımını seçmenin nedeni neydi?

    M: “Eğer bir grup yapmıyor olsaydın ne yapardın?” diye bir soru var ya. Belki resimle ifade ediyor olabilirdim, belki film yönetmeni olabilirdim diye düşünmek mümkün. Ama bunların hiçbiri benim için geçerli değil. Benim yaşam yolum, ifade biçimim yalnızca bu. Bunu yapmıyor olsaydım ben var olmazdım.

    Benim ifade etmem gereken en büyük şey “ses”.

    Dünyada gözle görülebilen, dokunulabilen, kokusu olan ve insanı etkileyebilen pek çok şey var. Ama sesin bir biçimi yok, gözle görülemiyor, dokunulamıyor, kokusu yok ve yalnızca o anda hızla geçip gidiyor. Buna rağmen insanın kalbine öyle güçlü bir şekilde saplanabiliyor ki gözyaşı dökebiliyorsun.

    İşte ben böyle bir “ses” tarafından çok güçlü bir şekilde büyülenmiş durumdayım.

    Benim MALICE MIZER ile yaptığım şey, bu “ses”i insanların gözleriyle görebileceği bir biçimde ifade etmek. Yani sesi üç boyutlu olarak, üstelik canlı bir şekilde ifade etmek.

    Filmde ses de var, görüntü de; bu yüzden toplam bir sanat olduğu söyleniyor. Ama sonuçta iki boyutlu bir dünya. Ben ise üç boyutlu, yalnızca o mekânda ortaya çıkabilecek bir atmosferi; sesi ve görüntüyü, her şeyi bir araya getiren bir şey yaratmak istiyorum.

    Bu yüzden “Ben bir grup kurmak istiyorum,” gibi bir düşünce değil bu.

    𒀸 Yani MALICE MIZER’in müziğinin kendisini gözle görülebilir bir biçime dönüştürdüğünüz şey, bugünkü sahneniz.

    M: Evet. Hâlâ başka ifade biçimleri olduğuna inanıyorum ve benim henüz fark etmediğim taraflar da olabilir. Şu anki hâlin nihai biçim olduğunu kesinlikle düşünmüyorum. Bundan sonra bambaşka bir görünüm de ortaya çıkabilir.

    𒀸 Demek ki MALICE MIZER’in Mana’sı var olduğu andan itibaren o dünya da başlamıştı?

    M: Başlamıştı. İnsanların aslında bilinçlerinin altında farkında oldukları şeyler vardır ama genel olarak bunların farkına varmazlar. Kalbini keskinleştirip farklı bir bakış açısından görmeye başladığında bunlar görünür hâle geliyor.

    Aslında herkesin içinde uyuyan bir bilinç var. Benim şu an bu hâle gelmem de kitaplar okuyup çalışarak öğrendiğim bir şey değil. Şu anda söylediklerimden herhangi biri bir başkasından etkilenerek ya da kitap okuyup öğrenerek oluşmadı. Buna rağmen bunları böyle anlatabiliyorum.

    Onlu yaşlarımdaki ben bunu asla düşünemezdi. Hiç ders çalışmıyordum zaten. Ama gerçek benliğim uyandığı andan itibaren değişmeye başladım.

    Bu yüzden muhtemelen herkesin içinde uyuyan bir şey var. Mesele, kişinin bunun farkına varıp varmaması. Ama belki de farkına varmamak daha iyidir.

    𒀸 Farkına vardığında acı tarafı da mı artıyor?

    M: Acı ile mutluluğun her zaman birbirine çok yakın olduğunu düşünüyorum.

    𒀸 Bir tür karşıtlık gibi mi?

    M: Evet. Acı veriyor ama onun karşılığında bir mutluluk da var… Yine de acı verici olduğu kesin. (gülüyor)

    𒀸 Bazen kendini kendin gibi hissetmediğin oluyor mu?

    M: MALICE MIZER’de ifade ettiğim şey oyunculuk değil, doğrudan kendim.

    𒀸 Ama şu anda sahnede yalnızca Mana-chan yok. Bu, bazen senin amaçladığın yönden farklılaşmıyor mu?

    M: Farklılaşmamasının nedeni, üyelerin geçmişte de gelecekte de olmayacak, tam da bu zamanda bir araya gelmiş “seçilmiş beş kişi” olması. Bu dünyayı yaratacak olan bu beş kişi, bu çağda mutlaka bir araya gelmeliydi.

    𒀸 Düşününce, ilk CD’niz memoire‘i hazırlamadan yaklaşık dört yıl önce seninle ilk konuştuğumda da “MALICE MIZER’in kimsenin yapamayacağı bir dünyayı ifade etmesini istiyoruz,” demiştin. O zamanlar bu kadar açık bir konsept yoktu; yalnızca temelsiz bir özgüven vardı. (gülüyor) Üstelik üyeler de farklıydı.

    M: Bir noktadan sonra görünmeye başladı. Grubu kurduktan bir süre sonrasına kadar göremiyordum ama çekirdek olan şeyi görebiliyordum. Bu yüzden çok güçlü bir güvenim vardı. Grup adına yüklenen düşünceden, o çekirdeği genişletmeye kadar…

    Ama o zamanlar henüz nasıl ifade edeceğimi bilmiyordum.

    Şimdiye kadar iki kez üye değişikliği yaşandı ama her seferinde o dönemde gerekli olan kişiler seçilmişti. Bugünkü noktaya gelebilmemizin nedeni de bu. Eğer en başından itibaren bu beş kişi bir araya gelmiş olsaydı, belki de işler böyle gelişmezdi.

    Belirlenmiş bir kaderin içinde, benim farkında olmadan buraya kadar gelmemi sağlayan bir senaryo vardı. Ama bir noktadan sonra o senaryo görünür hâle geldi.

    Shibuya Kōkaidō’da sahne aldığımızda da, Nippon Budokan’daki ilk konserimizde de… Herkes “MALICE MIZER’in bu kadar başarılı olacağını kim bilebilirdi?” diye düşünüyor olabilir. Ama ben bunu daha indie döneminde, canlı evlerinde sahne alırken bile görmüştüm.

    𒀸 Yani bu bir tesadüf değil, kaçınılmazdı.

    M: Evet. Bu yüzden büyük salonlarda sahne almak konusunda hiç tereddüt yaşamadım. İlk salon konserimizde sahne setinin plan ve üç boyutlu çizimlerini sahne yönetmenine götürdüğümde çok şaşırmıştı. (gülüyor) “Bu kadarını yapan bir grup daha önce hiç görmedim,” demişti.

    𒀸 Bu, Mana-chan’ın “merveilles konsepti grubun kuruluşundan beri vardı” derken kastettiği şey, öyle mi?

    M: Evet. Eskiden bunun henüz farkında değildim, bu yüzden kelimelerle düzgün ifade edemiyordum sadece.

    𒀸 Hmm… Bunu okuyan insanlar anlayabilecek mi acaba?

    M: Arada böyle röportajları da okumak iyi olur, millet. Anlamayanlar olabilir ama bu röportajdan bir şeyler hissedecek insanlar olduğunu düşünüyorum. Ben röportajlarda kendi dünyamdan söz etmek istiyorum. Şu an anlaşılması zor olabilir ama bugün biraz anlatmak istiyorum. (gülüyor)

    𒀸 Aşk anlayışından bahsetmektense, bunları anlatmak daha mı iyi?

    M: Ben hâlâ çocuğum, o yüzden aşk ve sevgi hakkında konuşamam. (gülüyor)

    𒀸 Güzelce sıyrıldın oradan. (gülüyor)

    M: Aslında kendi geçmişimin oluşumundan yola çıkarak hikâyeler yaratıyorum. Bu, benim yeryüzünde var olmamdan önceki hâlimle ilgili bir hikâye.

    𒀸 Az önce bahsettiğin, bulutların üzerinde gördüğün diğer sen mi?

    M: O da var. O zaman insan değildim. Avrupa’da doğmuş olan bir ben de var. Yeryüzünde doğmadan önceki geçmişimin oluşumuyla MALICE MIZER de birbirine bağlanıyor ve bu yüzden bu kadar derin bir hikâye ortaya çıkıyor.

    Avrupa’yı neden bu kadar sevdiğime gelince… Çünkü daha önce orada bulunmuş olma deneyimim var. Bazı şarkıları o döneme ait anılarımdan yola çıkarak da yapıyorum.

    𒀸 Yani yalnızca şimdiki sen değil, geçmişteki birçok senin birleşiminden bugünkü sen mi oluşuyor?

    M: Evet. Bedenlerim çeşitli biçimlerde olmuş olabilir ama ruh sürekli birbirine bağlıydı. Bu yüzden aşırı yoğun duygulara ulaşana kadar yalnızca şu anki bedenimdeki ruhum vardı. Ama o noktaya geldiğimde, geçmişten dolaşıp gelen ruhu fark ettim.

    İşte bu yüzden birinden etkilenmeme gerek kalmadan böyle bir dünya giderek oluşabiliyor.

    𒀸 Oldukça felsefi…

    M: Öyle mi? Ama son zamanlarda bunu kendim de hissediyorum. Hiçbir şey öğrenmeden nasıl böyle şeyler yapabiliyorum diye düşünüyorum.

    Şu anki bedenime ait olmayan bir zamandaki ruhun dolaşım hâlinde olduğunu, insan olmadığım zamanki hâlimin de gözümün önüne gelmeye başladığını hissediyorum. Bazı şeyleri hâlâ tam olarak göremiyorum ama böyle yerlerden yavaş yavaş bugünkü benliğimin oluştuğunu düşünüyorum.

    𒀸 Şu anda, bu çağda başka bir “sen” daha var mı?

    M: Kim bilir… Sanki yalnızca bir tane varmış gibi geliyor ama bilmiyorum. İnsanların sık sık söylediği şey şu: “Sahnede duran Mana ile böyle normal şekilde konuşan Mana tamamen farklı biri gibi görünüyor. Gerçekten aynı kişi mi?” Sahnede olduğum zamanki tavrımla şu anki tavrım farklı, değil mi?

    𒀸 Ama Mana-chan’ın yaydığı aura, nasıl giyinmiş olursan ol yine de yalnızca Mana-chan’a aitmiş gibi geliyor. Tanıyamadığım tek zaman, bir konserde kılık değiştirip salonun önünde kendi ellerinle broşür dağıttığın zamandı. (gülüyor) O zaman kendi enerjini ortadan kaldırmış gibiydin.

    M: (gülüyor) Evet, öyle.

    𒀸 Belki de sahnedeyken ve böyle konuşurken, doğal olarak kendi auranı ve “kî”ni farklı biçimlerde yayıyorsundur.

    M: Olabilir. Ama günlük hâlimdeki ben var ve sahneye çıkmadan önce kostümümü giyip “Şimdi MALICE MIZER’in Mana’sı oluyorum,” diye bir şey yapmıyorum kesinlikle. Bu yüzden belki de benim bilmediğim bir yerde bir şeyler oluyordur. (gülüyor)

    Bir de son zamanlarda hiç hastalanmıyorum. Bütün üyeler çevremde soğuk algınlığı geçirip yataklara düşse bile ben tek başıma hiçbir şey yaşamıyorum. Başta sadece hastalanmaya yatkın olmayan biri olduğumu düşünüyordum ama sonra bir şeylerin garip olduğunu düşünmeye başladım.

    Belki de insan biçiminde olmama rağmen içimde insan olmayan bir taraf çok fazla.

    Gerçekten tuhaf.

    Bir de üyelerle birlikteyken herkes bir şeye gülüp dururken ben hiç komik bulmuyorum. Aslında baştan beri manzai ve komediyi de sevmem ama yalnızca bununla sınırlı değil. İnsanların normalde duygusal olarak tepki vereceği şeyler olduğunda bile çoğu zaman hiçbir şey hissetmiyorum.

    Bu yüzden bana sık sık “Nasıl böyle ifadesiz kalabiliyorsun?” diyorlar. Ama o ifadesizlik benim için doğal. Kendimi tutmuyorum. Sadece sıradan insan dünyasında ortaya çıkan duygularla benim duygularım örtüşmüyor.

    𒀸 Tersine, başkalarının hiçbir şey hissetmediği şeylere gülüyor musun?

    M: Evet. Başkaları baktığında hiç komik olmayan şeylere, mesela… İnsanları gözlemlemeyi seviyorum. İnsanların farkında olmadan yaptıkları hâller bana komik gelebiliyor.

    Komedi gibi, birilerini güldürmek amacıyla bilinçli olarak yapılmış şeyler beni pek etkilemiyor. Bir insan hiçbir şey düşünmüyorken, o hâlinden daha fazla şey hissedebiliyorum.

    Bu yüzden birinin yaptığı sanatsal bir eseri izlemektense, çevrede tamamen doğal hâlde bulunan şeylere bakıp onlardan bir şeyler hissetmek ve bir şeyler çıkarmak benim için daha değerli.

    Bu yüzden sık sık yürüyüşe çıkarım. Bulutların gelişigüzel hareketlerinden, binaların arasındaki ışık ve gölgelerden bile bir şeyler keşfedebilirim.

    𒀸 Kendi yaptığın şeyler bu kadar yapay olmasına rağmen bu oldukça ilginç.

    M: Çünkü ister film olsun ister tiyatro, ben bunları doğrudan keyifle izleyemiyorum. Yaratıcının bir şey yapmaya çalıştığını görebildiğim için objektif olarak izleyemiyorum.

    𒀸 Mana-chan, psikolojik korku filmlerini seviyorsun, değil mi? Onları da özellikle mekanik taraflarını görmek için mi izliyorsun?

    M: Özellikle öyle yapmak için değil. (gülüyor) Bir de gotik romantik korku filmlerini seviyorum. Bunlar A sınıfı filmlerle karşılaştırıldığında senaryoları çok ucuz olabiliyor, hiç iniş çıkışları olmayabiliyor. Ama görüntü estetiğinde ve kamera kullanımında kendilerine özgü bir duygu var ve orada mekân yaratmaya yarayan bir şey bulabiliyorum.

    A sınıfı filmlerde senaryo fazla belli oluyor. Seyirciyi sıkmadan nasıl bir film yapılacağına ilişkin o yapay tarafı görebiliyorsun ve bu yüzden objektif olarak izleyemiyorum.

    A sınıfı filmlerin eğlenceli ve keyifli olduğunu elbette biliyorum. Ama benim doğrudan keyif alarak izleyebileceğim şeyler değiller. Bu yüzden yapay olmayan, doğal şeylerden daha fazla şey elde ediyorum.

    𒀸 Yani senin böyle objektif olarak gözlemleyebildiğin şeyler MALICE MIZER dünyasına yansıyor.

    M: Evet. Şu anda kendimi en rahat hissettiğim yer kendi odam. Orada üç boyutlu objeler var ve bütün aydınlatma dolaylı ışıkla sağlanıyor.

    Aslında en güzeli mum ışığı. Alevin içinde objeler yansıyor ve açıya göre bambaşka görüntüler ortaya çıkıyor ya… İşte böyle şeylere çok çekiliyorum.

    Bir şeyi doğrudan ışıkla aydınlatırsan bütün görünümü ortaya çıkar. Ama ışığı dolaylı olarak verdiğinde, sanki onun içinde saklı olan bir şeyler görünür hâle geliyor.

    Işık ve gölge söz konusu olduğunda, ben gölge tarafını — insanın en derinlerinde saklanan kısmı — ifade etmek istemişimdir hep. Bu da ifade biçimlerimden biri hâline geldi.

    𒀸 Anlıyorum. Bu röportaj yayımlandığında Yokohama Arena da sona ermiş olacak ve konserleri izleyen insanlar “merveilles” dünyasını yeniden düşünüyor olacaklar.

    M: Ben MALICE MIZER olarak sahnede performans sergiliyorum ve şu anda herkes MALICE MIZER’i bir grup olarak görüyor. Ama MALICE MIZER gerçekten bir grup mu acaba…

    Yani ayrı bir sanat topluluğu falan da değiliz. (gülüyor) Şimdilik herkesin içine girebilmesi kolay olsun diye grup biçimini kullanıyoruz ama asıl amacımız… Muhtemelen kimse farkında değil.

    Fufufu… (gülüyor)

    𒀸 İş giderek biraz dinî bir hâl almaya başladı ama…

    M: Belki de son kurtarıcı ben olacağım… Bunun ışığın mı yoksa gölgenin mi kurtarıcısı olacağını bilmiyorum ama… Herkesin kalbinin derinliklerinde uyuyan kısmı…

    𒀸 Ortaya çıkarmak mı?

    M: Ortaya çıkarırsam… Belki de “Keşke fark etmeseydim,” diye düşünebilirler.

    𒀸 Peki Mana-chan, sen fark ettiğine memnun musun?

    M: İşte bu zor. Ruhum nereye gitmeli? Aşkın, arzunun ve kederin sonuna vardığımda, ben neyi aramalıyım acaba?

    Kaynak: Fool’s Mate
    Yayın Yılı: 09.1998
    Orijinal Dil: Japonca
    Çeviri/Scan: Pluto Blackfish

    İlk Çeviri Yayınlama: 01.07.2025
    Revize Edilmiş Sürüm: 26.08.2026

    Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.