Kategori: Röportajlar

  • By-Sexual | Fool’s Mate | 09.93

    “YOUNG SPIRITS” LIVE REPORT 

    Şu sıralar tam anlamıyla yükselişte olan BY-SEXUAL, genç ruhunu sonuna kadar 
    yansıtan (gülüyor) yeni albümü “YOUNG
    SPIRITS” ile uzun zamandır beklenen yaz 
    turnesi “LIVE SPIRITS”i sonunda başlattı. 

    Aslına bakılırsa, onların durumunda bu yeni 
    albüm sanki yalnızca bu yaz turnesini 
    gerçekleştirebilmek için yayımlanmış gibiydi. 

    Tam anlamıyla… 

    “Yaz geldi, hadi coşalım!” ruhuyla 
    hazırlanmış bir çalışma. 

    O hâlde, gençlik enerjisiyle dopdolu (gülüyor) 
    geçen turnenin ilk gününe birlikte 
    göz atalım. 

    23 Haziran 1993 (Çarşamba) 
    Nakano Sunplaza 

    Yazı: Sachie Tojo 
    Fotoğraflar: Saori Tsuji 

    Yarım yıllık bir aranın ardından BY-
    SEXUAL’ın ülke turnesi nihayet 
    başladı. 

    İlk durak, Nakano Sunplaza. 

    O sabah gökyüzü, yağmur mevsimine yakışır 
    şekilde kapalı ve yağışlıydı. Ama bu hava, 
    salona gelen kimsenin keyfini kaçırmaya 
    yetmedi. 

    Daha kapıda grubun üyelerini taklit eden 
    hayranlar göze çarpıyordu. Bu zaten alışıldık 
    bir manzaraydı. Ancak BY-SEXUAL söz 
    konusu olduğunda iş bununla sınırlı 
    kalmıyordu. Tokkōfuku’lar, transparan 
    denizci üniformaları, T-back’ler, dönemin 
    grunge  modası… Hepsi aynı salonda 
    buluşmuştu. 

    Grubun özgür ruhuna yakışır şekilde, hayran 
    kitlesi de “her şey serbest” anlayışını 
    benimsemiş gibiydi. Gerçi bir tek 
    J-League modasına özenen kimseye 
    rastlamadık… 

    Hayranların kıyafetlerini izlerken konserin 
    başlaması planlanan saat çoktan yirmi 
    dakika geçmişti. Salonda çalan Vince Neil 
    yavaş yavaş kısıldı. Salon ışıkları söndü. 

    Hangi konsere giderseniz gidin, en heyecan 
    verici an her zaman açılış anıdır. 

    Kıpkırmızı takip ışıkları sahnenin iki yanından 
    seyircilerin üzerine uzanıyor. Hoparlörlerden 
    acil durum alarmı yükseliyor. Karanlığa alışan 
    gözler, sahnede beliren siluetleri seçmeye 
    başlıyor. Derken bütün tezahüratlar tek bir 
    noktada birleşiyor… 

    Ve “OH MY!” başlıyor. 

    Gerçekten nefes kesen bir açılıştı. 

    Sahne tamamen aydınlandığında, güneş 
    gözlüğünü takmış SHO sarı tonlarının hâkim 
    olduğu kostümüyle dikkat çekiyordu. Diğer 
    üyelerin kostümlerinde ise kırmızı renk 
    ön plandaydı. 

    RYÖ, yeni gitarını her zamankinden biraz 
    daha yukarıda duracak şekilde kısa askıyla 
    kullanıyordu. DEN’in bembeyaz Steinberger
    bas gitarı ise ışıkların altında göz 
    kamaştırıyordu. SHO, güneş gözlüğünü 
    seyircilere doğru fırlattıktan sonra grup hiç 
    vakit kaybetmeden “BE FREE”ye geçti. 

    Konserin daha ilk bölümünden itibaren 
    seyirciyi sürekli coşturan SHO’nun sesi son 
    derece güçlüydü. Synth düzenlemesiyle 
    dikkat çeken “DYNAMITE GIRL” sırasında 
    yaptığı meşhur monkey dance ile birlikte 
    salondaki “Julisen”ler (Juliana Tokyo’da 
    kullanılan katlanır yelpazeler) daha da büyük 
    bir coşkuyla sallanmaya başladı. 

    Juliana Tokyo’da bu yelpazeler sağa sola 
    sallanırken, burada öne arkaya hareket ediyor 
    olmaları ise işin en eğlenceli ayrıntılarından 
    biriydi. 

    RYÖ ile düet yaptığı “HAPPY BIRTHDAY
    FOR ME” sırasında kullanılanışıklandırma 
    ise gecenin en etkileyici görsel anlarından 
    birini yarattı.Salon karanlığa gömülürken 
    yalnızca üyelerin kıyafetlerinin renkleri 
    yavaşça ortaya çıkıyor, sahnede neredeyse 
    tabloyu andıran bir görüntü oluşuyordu. 

    “Yarım yıllık bir aradan sonra yeniden 
    buluşmuş sevgililer gibiyiz. SHO biraz 
    heyecanlı görünse de…” 
    (Seyirciler kahkahaya boğuluyor.) 
    “Genç ruhumuzla sonuna kadar 
    birlikte eğleneceğiz!” 

    SHO’nun bu konuşması salondan 
    büyük alkış aldı. 

    “Genç ruh”tan söz etse de, kısa süre 
    önce doğum gününü kutlayan DEN artık 
    bir yaş daha almıştı. Üstelik grup arkadaşları 
    ona hiçbir hediye almamıştı. Bunun üzerine 
    DEN de kendi kendine bir video kamera 
    satın alıp o günkü konseri kaydetmek 
    üzere yanında getirmişti. 

    Konserin henüz ilk yarısında SHO’nun bu 
    kadar konuşkan olması ise pek alışıldık bir 
    durum değildi. 

    Buradan itibaren yeni albümden parçalar 
    peş peşe seslendirildi. BY-SEXUAL’ın ilk
    shuffle ritmine sahip şarkısı “SEXY CAT”, 
    canlı performansta beklenenden çok daha 
    etkileyici bir izlenim bıraktı. 
    Sahnenin arkasını kaplayan kırmızı ışıklar 
    eşliğinde çalınan “CHASE” ise, RYÖ’nün 
    vokalinin melodiyi daha da belirgin hâle 
    getirdiği anlardan biriydi. 

    “4D POCKET turnesinde HAPPY
    BIRTHDAY FOR ME’i dans 
    ederek söylemeyi düşünüyorduk.” 
    (Salondan “Kyaa~!” çığlıkları yükseliyor.) 
    “Ama bugün onu zaten yaptık. O yüzden 
    yeni albümden BEGINNER’S DANCE ile 
    sadece biraz…” 
    (Salonu yeniden büyük tezahüratlar kaplıyor.) 
    “…Böyle bir şey bekliyor muydunuz?”
    (gülüşmeler) 

    Elbette bekliyorduk! 

    SHO’nun, “Bunu tek başıma yapmak biraz 
    utandırıyor. Siz de dans ederseniz çok 
    sevinirim.” sözlerinin ardından sahne ile 
    seyirciler “BEGINNER’S DANCE” 
    eşliğinde tek bir bütün hâline gelerek 
    dans etmeye başladı.

    Albüm röportajında söz ettikleri yaz turnesi 
    gerçekten gerçekleşirse, bu şarkının adeta 
    Young Spirits versiyonu bir bon odoriye 
    dönüşmesi hiç de şaşırtıcı olmazdı.
    Belki biraz fazla ileri gidiyoruz ama… 
    (gülüşmeler). 

    Bu sıcak ve samimi atmosferin ardından 
    sahne ışıkları aniden değişti ve yerini 
    karanlık atmosferiyle “NERVOUS” aldı.

    Arka fonda, grubun ilk dönem logosunu 
    taşıyan büyük bir bayrak belirdi. Bu 
    karanlık havanın üzerine dans ritmiyle 
    düzenlenmiş kısa bir enstrümantal bölüm 
    eklendi ve ardından coşku yeniden 
    yükselerek “WELCOME PARTY” başladı.
    Daha kontrollü temposu, gerginliği 
    hissettiren davulları ve Rock’n’Roll ağırlıklı 
    düzenlemesiyle bu bölüm, bugünkü BY-
    SEXUAL’ın ulaştığı müzikal çizgiyi 
    açıkça yansıtıyordu. 

    “Az önceki dans nasıldı? Artık ortada 
    Checkers diye bir grup kalmadığına göre, 
    onları geçmenin tek yolu dans etmekten 
    geçiyor!
    Zaten biz kendimizi bir idol grubu 
    olarak görüyoruz!” (gülüşmeler) 

    SHO’nun bu esprili MC konuşmasıyla 
    salondaki coşku bir kez daha 
    zirveye ulaştı. “WHITE CHERRY” 
    sırasında sahnenin önündeki üç üye, 
    ritme kusursuz bir uyumla aynı anda 
    zıplarken konser de ikinci yarısına 
    iyice hız kazandırdı. 

    Sahnenin tavanından sarkan ışıklar ağır ağır 
    alçalırken, DEN’in chopper tekniğiyle çaldığı 
    basın zaman zaman diğer enstrümanların 
    önüne geçmesi ses dengesini biraz 
    gölgeliyordu; bu da gecenin küçük 
    eksilerinden biriydi. 

    Bununla birlikte günün en dikkat çekici anı 
    hiç kuşkusuz “PSYCHIC DANCE” oldu. 
    Davullar elektronik altyapıya geçiş 
    yaptığında, grunge tarzı kıyafetleriyle 
    NAO sahnenin sağ arka köşesinde belirdi. 
    Elindeki tefi ritme eşlik ederek çalarken 
    tüm vücuduyla müziğe kendini bırakıyordu.
    Uzun zamandır bu performansı izleme 
    fırsatı bulamayan hayranlar ise büyük bir 
    coşkuyla karşılık verdi. 

    Bu enerji hiç kesilmeden “THANK YOU
    FOR SMILE”a taşındı. SHO, Checkers’ın 
    “Namida no Request” şarkısındaki dans 
    figürlerini andıran hareketleri seyircilere 
    göstererek salonun ilgisini tamamen 
    üzerine çekti. 

    Temposu biraz düşürülerek yorumlanan 
    “GET, START, DON’T STOP, GO GO!”ın 
    ardından konser, “PRINCESS S.O.S!!” ile 
    ana bölümünü tamamladı. Rock’n’Roll 
    ağırlıklı bu üçlü kapanış, gecenin enerjisini 
    son ana kadar korumayı başardı. 

    Enkorda ise “SO BAD BOY” yeniden 
    sahneye taşındı ve gece, “Q2” ile noktalandı. 

    Işık ile gölge… Sakinlikle hareket…
    Pop ile siber punk… 

    BY-SEXUAL eğlenceyi her zaman müziğinin 
    ayrılmaz bir parçası olarak kullanıyor. Ancak 
    bu gecenin asıl dikkat çekici yanı, tüm bu 
    zıtlıkları belirgin kontrastlar hâlinde sahneye 
    taşımasıydı. Sonuç olarak ortaya çıkan 
    konser, yalnızca yeni albümden şarkılar 
    çalan bir tanıtım gecesi değil; albümün 
    akışını, atmosferini ve kimliğini baştan sona 
    sahneye taşıyan bütünlüklü bir performans 
    olarak hafızalarda yer etti. 

    #Notlar:

    ■ Tokkōfuku (特攻服) 
    1970’lerden itibaren Japonya’daki bōsōzoku 
    (motorcu gençlik grupları) kültürüyle 
    özdeşleşen uzun işlemeli mont ve üniformalar.
    80’ler ve 90’larda Visual Kei ile rock 
    konserlerinde de sıkça görülürdü. 

    ■ Julisen (ジュリセン) 
    Katlanır plastik yelpaze. 1990’ların başında 
    Tokyo’daki Juliana Tokyo gece kulübüyle ün 
    kazandı. Dans ederken ritim tutmak için 
    kullanılırdı ve dönemin pop kültürünün 
    simgelerinden biri hâline geldi. 

    ■ Juliana Tokyo 
    1991–1994 yılları arasında faaliyet gösteren 
    ve Japonya’nın “bubble economy” döneminin 
    en ikonik gece kulüplerinden biri.
    Julisen kültürünün doğduğu yer olarak bilinir. 

    ■ Shuffle Beat 
    Rock ve blues kökenli, düz ritim yerine 
    sallanan (“swing”) bir hissiyat veren davul 
    ritmi. Konserde çalınan “SEXY CAT”,
    BY-SEXUAL’ın bu tarzı kullandığı ilk 
    şarkılardan biri olarak tanıtılıyor. 

    Kaynak: Fool’s Mate
    Yayın Yılı: 09.1993
    Orijinal Dil: Japonca
    Çeviri/Scan: Pluto Blackfish

    İlk Çeviri Yayınlama: 24.09.2025
    Revize Edilmiş Sürüm: 22.07.2026

    Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.

  • Neo Japaneseque Kagrra,

    Neo Japaneseque — Kagrra,’nın Dört Mevsim Yolculuğu

    Modern Japon estetiğini mevsimlerin diliyle anlatan 12 sayfalık özel fotoğraf dosyası.

    Bu çalışma yalnızca bir fotoğraf çekimi değil; Kagrra,’nın müziğini şekillendiren Japon estetiğini, mevsim döngüsünü ve şiirsel anlatımını bir araya getiren konsept bir editoryal çalışmadır. Bu çeviride yalnızca metinleri değil, sayfalarda kullanılan sembolleri ve kültürel göndermeleri de açıklamaya çalıştım.

    “Bir röportaj okumaya başlamıyorsunuz. Bir mevsim yolculuğuna çıkıyorsunuz.”

    ネオ・ジャパネスク

    Neo Japaneseque

    Normalde Japonlar “Japanese” demezdi. Buradaki Japaneseque
    (ジャパネスク), Fransızca kökenli -esque ekinden gelir ve sanat
    dünyasında: “…üslubunda” / “…estetiğinde” anlamına gelir.

    Yani Neo Japaneseque demek, Modern Japon Estetiği /
    Yeni Japon Zarafeti gibi bir kavram.

    Bu aslında Kagrra,’nın bütün kariyerini anlatan iki kelime.

    サウンドにおいても / Müziklerinde de…
    ヴィジュアルにおいても / Görsel dünyalarında da…
    (Kıyafet, makyaj, fotoğraf, sahne… hepsi)
    独特の「和」/ 和 Tek başına “Japon” değildir.
    Bu karakter; uyum, huzur, denge, Japon ruhu, geleneksel
    Japon estetiği… hepsini aynı anda anlatır.

    Bu yüzden Japonya’nın eski adı 大和 (Yamato) bile bu
    karakteri kullanır.

    Yani aslında denen “Kagrra, Japon estetiğinin ruhunu taşıyor.”
    Sonra hemen yanına 「雅」ekliyor, okunuşu miyabi
    (zarafet, incelik, aristokrat güzellik, Heian dönemi estetiği, şiirsellik)
    Yani Wa: Japon ruhu / Miyabi: Japon estetiği
    “Kagrra,’nın sanatı, Japon ruhu ile zarafetin birleşimidir.”

    を追い続ける
    追う kovalamak, devam etmek, aramaya devam etmek
    …aramayı sürdüren / …peşinden gitmeye devam eden

    “Kagrra,, hem müziğinde hem de görsel anlatımında kendine özgü
    bir Japon ruhunu ve zarafet anlayışını aramayı sürdüren bir grup.”
    -sahip demiyor dikkat! peşinden giden diyor, çünkü sanat bitmez,
    sürekli aranır. Bu da çok Japonca bir düşünce.

    Kısacası ilk giriş:
    Hem müziğinde hem de görsel dünyasında Japon ruhunu ve
    zarafetini kendine özgü biçimde yaşatmayı sürdüren Kagrra,. Bu
    özel fotoğraf çalışmasında grubun anlattığı hikâyeler ve şiirlerden
    ilham alınarak, dört mevsim teması üzerinden değişen duyguları ve
    farklı yüzleri okuyucuyla buluşturuluyor.

    İlk şiir notlarımız:
    生命 / Seimei: Yaşam
    Ama biyolojik anlamda değil.
    Daha çok: Can / Yaşam enerjisi

    息吹 / nefes + üflemek: Hayatın nefesi
    “filizlenmek” / “can bulmak” / “doğanın yeniden nefes alması”
    burada ilkbahar ile beraber kullanılmış.

    陽炎 / bunun Türkçede tam karşılığı yok 😦
    Yazın asfaltın üzerinde gördüğün dalgalanan hava vardır ya… işte o.
    ama Japon şiirinde: ulaşılamayan şey, geçicilik, anılar, kaybolan
    görüntüler demek. Yani “Geçip giden zaman” dan bahsediliyor.

    徒然なるままに / Japon edebiyatının en önemli klasiklerinden biri
    olan Tsurezuregusa (徒然草) ile özdeşleşmiş bir ifadedir.
    Bu ifade: “öylesine” değil, daha çok: Zamanın akışına kendini
    bırakarak… / Doğal akış içinde… / Olacağına varır diyerek… gibi bir
    kabulleniş hissi taşır.

    Şiirimize bakalım:

    Yaşamın yeniden nefes aldığı ilkbaharda da,
    Sıcak havanın titreşerek ufku dalgalandırdığı yazda da,
    Zamanın akışına kendimi bırakırken bile,
    Bu duyguları kalbimden silemiyorum.

    #Pluto: İlk şiirde kullanılan mevsimler ilkbahar ve yaz. Bunlar Japon
    kültüründe: doğuş, gençlik, umut, canlanma ile ilişkilendirilir. Ama şiirin sonunda buna rağmen: “Bu duyguları silemiyorum.” deniyor.
    Yani baharın gelişi bile kalpteki özlemi hafifletemiyor.

    始 (Hajimari)
    はじめ (Hajime) / はじまり (Hajimari):
    Başlangıç / Bir şeyin doğuşu / Hikâyenin ilk adımı
    Ama Japoncada bundan biraz daha fazlası var.

    iki parçadan oluşuyor.
    左 (sol taraf) :Kadın.
    Sağ taraf : Eski Çince kökenli bir ses bileşeni.
    Eski sözlüklerde bu karakter; “Bir yaşamın başlaması” / “Doğum” ile
    ilişkilendiriliyor.
    Yani “başlangıç” derken mekanik bir başlangıç değil. Canlı bir şeyin
    dünyaya gelişi. İlk sayfadaki “生命 (yaşam)” ile de güzel bir bağ
    kuruyor.

    儚げに散る秋も
    儚い (hakanai): Geçici / Fanî
    Bir anda yok olacak kadar narin
    Bu kelime Japon edebiyatının en sevdiği kelimelerden biridir.
    Mesela kiraz çiçekleri için de kullanılır.
    Çünkü güzeldir. Ama kısa sürer.

    散る: Dökülmek / Dağılmak / Yaprakların düşmesi

    “Hüzünle yapraklarını döken sonbaharda bile…”

    吐息を奪う冬も
    吐息: Nefes
    奪う: Çalmak / Elinden almak / Kapıp götürmek

    “Nefesi çalan kış bile…”

    Çünkü soğuk hava gerçekten nefesi keser ama aynı zamanda
    üzüntü, özlem, yalnızlık da insanın nefesini keser.

    徒然なるままに
    mevsimler değişiyor ama insanın kalbi değişmişiyor 🙂

    この想いを消せぬまま
    “Bu duyguları içimden silemeden…”

    Şiirimize bakalım:

    Yapraklarını sessizce döken sonbaharda da,
    Nefesimi alıp götüren kışta da,
    Zamanın akışına bıraksam bile kendimi,
    Kalbimde taşıdığım bu duygular silinmiyor.

    #Kısa bilgi:
    Japon tasarım anlayışı “Boşluk”
    yani 間 (ma), Japon estetiğinde en az doluluk kadar önemlidir. “Ma”,
    nesneler arasındaki anlamlı boşluğu ifade eder; sessizlik, bekleyiş
    ve nefes alma alanıdır.

    #Pluto: anlatım ritmi ve bölümleme biçimi sanki eski Japon resim
    tomarlarını (emakimono) hatırlattı.

    春 (Haru) : İlkbahar
    Ama tabii ki sadece bu anlama gelmiyor. Çünkü Japonlar için 春
    sadece bir mevsim değildir.
    yeniden doğuş, ilk aşk, gençlik, umut, yeni başlangıç, okul yılı,
    mezuniyet, vedalar

    Sadece iki satır. Ama inanılmaz yoğun.
    Hadi bakalım.

    淡色 : Açık renk
    Ama şiirde öyle çevrilmez.
    淡 (awai) şu anlamları taşır: belli belirsiz, silik, narin, hafif, pastel

    İlkbahar daha yeni başlamış. Henüz renkler tam canlı değil.
    O yüzden “淡” kullanılıyor.

    蝶旋
    蝶 : Kelebek / 旋 : Dönmek, Spiral çizmek, Daire oluşturmak
    “Kelebeğin kanat izini çizercesine…”
    染まる: Normalde boyanmak, renk almak. Ama şiirde; bir şeye
    karışmak, onun parçası olmak.
    ように : Sanki… Gibi…
    吹かれて : Savrulmak, Esmek, Rüzgâr tarafından taşınmak
    “Rüzgârın rengine karışır gibi usulca savruluyor.”

    #Pluto: Japon şiirinde rüzgârın rengi olur 😀

    #Kısa bilgi: ayame (菖蒲) yani iris
    Japon kültüründe iris; kötülükten korunma, cesaret, arınma ile
    ilişkilendirilir.
    5 Mayıs’taki geleneksel Shōbu no Sekku (bugünkü Çocuklar
    Günü’nün kökenlerinden biri) kutlamalarında iris yaprakları
    kullanılırdı; uzun yapraklarının kılıca benzetilmesi nedeniyle güç
    ve korunmayı simgelerdi. Yani rastgele çiçek seçmemişler.

    #Pluto: bence Isshi burada baharın kendisi.

    音の無い : Sesin olmadığı, Sessiz
    翳った : Gölgelenmiş
    ama bunun içinde; kararmış, hüzün çökmüş, ışığını kaybetmiş
    anlamları da var.
    “Gölgelere bürünmüş”

    月夜 : Ay gecesi.
    Ayın Japon şiirinde ne anlama geldiğini hepimiz biliyoruz diye
    yorumladım ama olsun not bırakalım.
    özlem / yalnızlık / geçmiş / bekleyiş
    “Sesin bile ulaşmadığı gölgeli bir ay gecesinde…”

    #Pluto:çoğu yeri atlıyorum biliyorsunuz diye ama yani gerek yok
    çok ayrıntıya diyerek geçiyorum kızmayın)

    独り心映されて
    Burada ince bir ayrıntı var.
    独り: Yalnız, Tek başına
    ama yalnızlık burada fiziksel değil içsel.
    映されて : Yansıtılmak / Yansımasını görmek
    “Yalnız kalan kalbim kendi yansımasına bakıyor.”

    Sanki suya bakıyor gibi.

    闇の中を手探りで捜す記憶 (çevirmesi zor ama başarabiliriz)
    Ellerinle yoklayarak aramak. Mesela elektrikler kesilir. Duvarı ellerinle
    ararsın. İşte o hareket. Ama burada Anıları arıyor.
    “Karanlığın içinde, ellerimle yoklar gibi anılarımı arıyorum.”

    浮かばせて : Bu fiil “Su yüzüne çıkmak” demek.
    Ama anılar için kullanılmış.
    “Hatıralar yavaşça su yüzüne çıkıyor.”

    #Pluto: cidden oturdum sudaki yansımama bakıyorum.

    頬を撫でる懐かしい声
    頬 : Yanak
    撫でる : Okşamak
    懐かしい : Özlenen / Tanıdık / Eski günleri hatırlatan
    声 : Ses
    “Yanağımı okşayan o tanıdık ses…”

    何処に隠れたの : Nereye saklandın?
    ama…. sitem ediyor, öfke yok. Nereye gittin…?
    Şimdi nereye saklandın…? gibi

    無情に舞い : Acımasızca savruluyor
    舞う: aslında dans etmek. Ama çiçek yaprakları için de kullanılır.
    “yaprak gibi uçuyor”

    春の日は幾度も巡って
    巡る : Japoncada sadece dönmek değildir. Yılların, Mevsimlerin,
    Kaderin tekrar tekrar geri gelmesi.
    İlkbahar yine geliyor. Ama… İnsan aynı insan değil.

    咲いては儚く散り急ぐ
    Çiçek açıyor ve hemen dökülüyor.

    #Kısa bilgi: Bu, Japonların çok sevdiği mono no aware (物の哀れ)
    anlayışını çağrıştırıyor: Güzelliğin tam da geçici olduğu için insanın
    içine işleyen o tatlı hüzün.

    抱き寄せて交わした約束は : Bir zamanlar sarılarak verdiğimiz söz…

    Bir zamanlar birbirimize sarılarak verdiğimiz sözler…
    Acaba hangi baharda yeniden çiçek açacak?

    夏 : Yaz
    canlılık, büyüme, enerji, tutku, hayatın en dolu zamanı

    青 : Mavi ama Japoncada aynı zamanda Yeşil
    “yeni yeşermiş yapraklar”

    #Kısa bilgi: Eski Japon şiirinde 青葉 hep erken yaz demektir.
    Kirazlar geçti. Şimdi ağaçlar tamamen yeşil.

    撫でる
    Bu sefer “yaprakları okşayan rüzgâr”

    風 : Rüzgâr(en çok geçen kelime)
    Ama Japon şiirinde rüzgâr; zaman, haber, hatıra, ayrılık,
    karşılaşma anlamlarına da gelir.
    “Yeni yeşeren yaprakları okşayan rüzgâr…”

    夢現つつ
    夢現 okunuşu yumemutsutsu : Bu klasik Japon edebiyatının çok
    sevdiği ifadelerden biridir. Anlamı: Rüya ile gerçek arasında kalmak.
    Ne tamamen uyanıksın. Ne tamamen rüyadasın. Tam aradaki hâl.
    心を揺らす : Kalbi sallıyor / Sarsıyor / Dalgalandırıyor

    Yeni yeşeren yaprakları okşayan rüzgâr,
    Rüya ile gerçeğin arasında salınan kalbimi usulca titretiyor.

    #Pluto: Tam Kagrra, oldu bu çeviri 🙂

    #Kısa bilgi: Japonya’da Ejderha: su, nehir, yağmur, bereket, yaşam
    Yazın gelmesiyle yağmur gelir, pirinç büyür, hayat devam eder.
    Yani ejderha yaz.

    #Pluto: sayfa tasarımı aynı Rinpa okulunun altın zeminli paravanları
    birazda Edo dönemi… bayılıyorum Japon estetiğine. Kagrra, Japon
    klasik şiirindeki (waka ve tanka) doğa imgelerini çok sever.
    O yüzden bu kadar çok aynı imgeler var.

    秋 (Aki) : Sonbahar
    Japon kültüründe sonbahar, belki de en şiirsel mevsimdir.
    Özellikle klasik Japon şiirinde sonbahar, çoğu zaman “geçen
    zamanın farkına varılan mevsim” olarak işlenir.

    İlkbaharda iris vardı. Yazda efsanevi yaratıklar. Şimdi ise sadece…
    Akçaağaç yaprakları. Neden? Çünkü sonbaharın en güçlü sembolü
    budur. Ama daha güzeli… Yapraklar yukarıdan aşağı inmiyor. Kıvrılarak ilerliyorlar. Sanki zaman akıyor.

    揺れる : Sallanan, Dalgalanan, Hafifçe hareket eden
    髪 : Saç
    香り: Koku, koku değil aslında… güzel koku, hafif esans
    に捲かれ(巻かれ): Sarılmak, Çevrelenmek, İçine alınmak
    “Rüzgârla salınan saçlarının kokusu beni usulca sarıyor”

    Rüzgâr açıkça söylenmiyor ama hissediliyor.

    時間 : Zaman
    重ね : Üst üste birikmek / Katman katman olmak
    陰 : Gölge
    (ama aynı zamanda; İçe kapanıklık, Sessizlik, Hüznün bıraktığı iz)
    “Üst üste biriken zamanın gölgeleri birbirine karışıyor”

    浅葱色 (asagi-iro)
    Bu herhangi bir mavi değil.

    #Kısa bilgi: Asagi, Japonya’ya özgü çok özel bir renk. Mavi ile yeşil
    arasında. Eski kimonolarda çok kullanılır. Hatta Shinsengumi’nin
    meşhur haori ceketlerinin rengi de bu tona yakındır.

    羽織 / Haori : Yani kimononun üzerine giyilen kısa ceket
    纏い : Üzerine almak, Kuşanmak
    “Soluk mavi-yeşil bir haoriyi omuzlarıma alarak…”

    淡い夢を観た
    淡い : Solgun, Hafif, Belirsiz
    夢 : Rüya
    Normalde “rüya görmek” için 見る de kullanılabilir.
    Ama burada 観る yazılmış. Bu kullanım, yalnızca “görmek”ten biraz
    daha bilinçli bir bakışı çağrıştırır; sanki rüyanın içine dikkatle
    bakmak, onu seyretmek gibi.
    “Solgun bir düş gördüm. / Silik bir rüyaya daldım.”

    Şiirimize bakalım:

    Rüzgârda salınan saçlarının kokusu beni usulca sararken,
    Yılların üst üste bıraktığı gölgeler birbirine karışıyor.
    Soluk mavi-yeşil bir haoriyi omuzlarıma alıyor,
    Ve silik bir düşe dalıyorum.

    朱 (shu) : Bu “kırmızı” değil, “zinnabar kırmızısı”
    Yani; tapınak kapılarının, torii’lerin, eski mürekkebin, lak işçiliğinin
    kırmızısı. Özellikle 赤 dememiş 朱 demiş.
    染められた : Boyanmış, Rengine bürünmüş, Kaplanmış
    “Kızıl renge bürünmüş…”

    枯れ葉 : Kurumuş yapraklar, Sonbahar yaprakları
    に抱かれ
    抱く: Sarılmak, Kucaklamak.
    “Kızıl yaprakların kucağında…”

    埋もれた貴女に
    貴女 : Bu normal あなた değil. Bu, kadına hitap ederken kullanılan
    çok edebi bir yazım. Türkçede “Sen” dersek eksik kalıyor. Biraz
    “Sevgili sen” gibi.
    埋もれた : Gömmek, Kaybolmak, Yaprakların altında kalmak
    “Kızıl yaprakların altında kaybolan sana…”

    吐息を浴びせてみた
    İşte yine… ilk sayfadan beri peşimizi bırakmayan Nefes.
    浴びせる : Üzerine dökmek, Yağdırmak, Sarmak
    “Nefesimi sana ulaştırmaya çalıştım.”

    眩い : Göz kamaştırıcı
    輝く: Parlamak
    恋 : Aşk
    “Bir zamanlar göz kamaştıracak kadar parlak olan aşk…”

    この掌に

    掌 : El değil, “Avuç içi”, bu ayrıntı çok Japonca 🙂
    “Bu avuçlarımın içinde…”

    運命に弄ばれた
    弄ぶ : Oyuncak etmek
    ama şiirde; “Kaderin oyuncağı olmak”
    運命 : Kader
    “Kaderin insafına bırakılmış…”

    微睡む魂の聲
    微睡む : Yarı uykuda olmak
    !夢現 (yumemutsutsu) yine aynı fikir!
    魂 : Ruh
    聲 Eski yazımla Ses. Bugünkü 声 yerine kullanılmış.
    “Yarı uykuda gezinen ruhun sesi…”

    ねぇ・・・
    ねぇ Japoncada “Hey” değildir. Çok yumuşak, birine “Bak…” der gibi.
    愛しい : Canım, Sevgilim, Çok sevdiğim, Kalbimin en değerli kişisi

    Şiirimize bakalım:

    Kızıl renge bürünmüş kurumuş yaprakların kucağında,
    Onların altında kaybolan sana nefesimi ulaştırmaya çalıştım.
    Bir zamanlar göz kamaştıran aşk, şimdi avuçlarımın içinde;
    Kaderin insafına bırakılmış, yarı uykudaki ruhun sesi gibi yankılanıyor.
    “Hey…”
    “…Sevgilim.”

    冬 (Fuyu) : Kış
    Ama Japon şiirinde kış sadece kar değildir.
    sessizlik, arınma, bekleyiş, yalnızlık, yeni başlangıcın hemen
    öncesindeki durgunluk demektir.

    鳴呼 : “Ah…” demek. Ama normal “ああ” değil.
    Daha dramatik. Daha iç çekiş gibi. Sanki biri derin bir nefes alıyor.

    風に浮かぶ “Rüzgârın üzerinde süzülen…”
    夢の破片
    : Rüya 破片 : Parça, Kırık parça
    “Rüyanın kırık parçaları.”

    はらり降りて
    İşte bu Japoncanın büyüsü.
    はらり bir yansıma sözcüğü. Sessizce… Tek tek… Usulca… Bir
    yaprağın ya da kar tanesinin yere düşmesi gibi.

    “Usulca süzülerek yere inerken…”

    時を越えて : “Zamanı aşarak…”
    愛を抱いて : “Sevgiyi bağrıma basarak… /
    Sevgiyi içimde taşıyarak…”

    懐かしいあの頃へ
    懐かしい (natsukashii). Geldik zor çeviriye 😀
    Çünkü sadece “özledim” değildir. “Sıcacık hatırladığım eski günler”
    demektir.
    “O özlemle andığım günlere doğru…”

    白銀の世界
    白銀 : Gümüş beyazı
    Karlı dünya, Karla kaplanmış manzara, Işığı yansıtan beyaz
    Sadece “Beyaz” değil.

    色褪せぬ憶い
    色褪せぬ : Hiç solmayan
    ama bu sefer bi farkla, 想い değil, 憶い yazılmış. İkisi de “omoi”
    okunuyor.
    想い → Kalpte taşınan duygu.
    憶い → Hafızayla, anıyla ilişkili hatırlayış.

    天に翳して : Göğe doğru kaldırıyorum, Havaya kaldırıyorum,
    Hatıralarımı gökyüzüne sunuyorum

    Şiirimize bakalım:

    Ah… Rüzgârda süzülen rüyanın kırık parçaları
    Usulca yere inerken…
    Ah… Sevgiyi kalbime alıp zamanın ötesine geçerek,
    O özlemle andığım günlere dönüyorum…

    Ufka dek uzanan gümüş beyazı dünyanın içinde,
    Hiç solmayan anılarımı şimdi gökyüzüne kaldırıyorum.

    #Pluto: Sanki bir filmin kapanış monoloğu gibi.

    #Kısa bilgi: Japon resim sanatında çam (matsu) dört mevsim yeşil kaldığı için uzun ömrün, dayanıklılığın ve sürekliliğin simgesidir.

    Sonbaharda akçaağaç yaprakları dökülüyordu. Kışta ise yapraklarını dökmeyen çam geliyor.

    “Her şey geçer. Ama bazı şeyler kalır.”

    mürekkep manzarası (suiboku-ga)

    鳴呼…風に揺れる夢の季節はらりはらり
    鳴呼 : “Ah…”
    Sanki şarkının ilk notasından önce alınan nefes 🙂

    風に : Rüzgârda
    揺れる : Sallanmak, Dalgalanmak, Hafifçe titreşmek
    Daha çok; İnce bir dalın rüzgârla salınması, Kimono kolunun hafifçe
    hareket etmesi, Saç telinin kıpırdaması

    夢の季節
    季節 : Mevsim
    Buna direk “rüya mevsimi” diyemeyiz
    Rüyaların mevsimi veya Rüya gibi geçen mevsim

    はらりはらり (evet yine o yerdeyiz :D)
    Bu bir giseigo (yansıma sözcüğü)
    Tek tek düşen şeyleri. Yaprak, Kar, Çiçek yaprağı
    Sessizce, Yavaşça, Süzülerek
    Bir değil… İki kere yazılmış.
    はらりはらり
    Niye? Çünkü düşüş devam ediyor 😀

    Ah… Rüzgârda salınan düş mevsimi,
    Yaprak yaprak usulca dökülüyor…

    ya da

    Ah… Rüya gibi geçen mevsim,
    Sessizce, yaprak yaprak üzerime süzülüyor…

    #Pluto: Ah… bilemedim. Zorlandığım bir yer.

    鳴呼…風に浮かぶ夢の破片はらり降りて
    浮かぶ : Süzülmek, Yüzmek, Havada asılı kalmak
    Önce “Rüyanın mevsimi” şimdi
    夢の破片 “O rüyanın geriye kalan parçaları”

    はらり降りて ama bu sefer sonuna 降りて eklenmiş.
    Yani artık sadece süzülmüyor. Gerçekten yere iniyor.
    Bir süreç tamamlanıyor.

    Ah… Rüzgârın taşıdığı düş kırıntıları,
    Usulca yere süzülüyor…

    ya da

    Ah… Rüzgârda süzülen rüya parçaları,
    Sessizce toprağa düşüyor…

    #Pluto: çeviri seçimlerini size bırakıyorum.
    Nasıl hoşunuza giderse ❤

    結 (Ketsu (on’yomi) Musubu / Musubi / Yui (kun’yomi ve isimlerde))
    En temel anlamı; Bağlamak, İki şeyi birbirine bağlamak,
    Düğüm atmak, Birleştirmek
    Geniş anlamı:Bağ kurmak, Sonuçlandırmak, Tamamlamak, Bir
    hikâyeyi düğümlemek, Bir ilişkiyi kurmak, Bir döngüyü kapatmak

    Biz buna kısacası “Son” diyebiliriz.

    Neden direk 終 /Son demedi diye sorarsak,
    “Her şey birbirine bağlandı.” anlamı daha baskın çıkıyor.

    Japon kültüründe 結 , 結ぶ (musubu) fiili inanılmaz önemlidir.
    Sadece ip bağlamak değildir.
    İnsanlarla kurulan bağ. Kaderlerin birbirine bağlanması. Evlilik bağı.
    Dua ederken bağlanan kâğıtlar (omikuji). Şinto’da görünmeyen
    bağlar. Hepsi aynı kökten gelir.
    Japon estetiğinde bir şey bitmez. Bağlanır. Döngü tamamlanır.


    淡色の吐息は螺旋を描き
    淡色 (awairo)
    淡 : Soluk, Hafif, Yumuşak
    色 : Renk
    Pastel ton, Soluk renk, Belirsiz renk
    Ama şiirde renk demiyor, daha çok iz gibi.

    螺旋 (Rasen) : Spiral, Sarmal, Helezon

    Japon estetiğinde spiral, sürekli dönüşü, devam eden hareketi,
    sonsuzluğu çağrıştırabilir.

    描き (描く) : Çizmek, Tasvir etmek, Şekil oluşturmak

    Soluk renkli nefes, göğe doğru spiral çiziyor…
    Pastel bir nefes sarmallar oluşturarak yükseliyor…

    İkisinden biri, tercih sizin..:)

    風に染まる様に吹かれて
    “Sanki rüzgârın rengine boyanır gibi savruluyor.”

    Şiirimize bakalım:

    Solgun renkli bir nefes, sarmallar çizerek yükseliyor;
    Rüzgârın rengine karışır gibi usulca savruluyor.

    ya da

    Soluk bir nefes, göğe doğru sarmallar çizerken;
    Rüzgârın rengini içine çekercesine uzaklara savruluyor.

    愛しきは / Burada yine 愛しい (itoshii) kökünü görüyoruz.
    “Sevdiğim şey… / Benim için en kıymetlisi…”

    貴女への想いを / Yine normal “Sen” değil, edebî, zarif
    想い : Kalbin taşıdığı his
    奏で bu fiil önemli
    奏でる : Müzik çalmak, Bir ezgi icra etmek, Sesiyle dile getirmek
    Normal “söylemek” değil.
    “Sana duyduğum hisleri bir ezgiye dönüştürmek.”

    終わる事を知らず : Bitmeyi bilmeden,
    Sonunun ne olduğunu bilmeden
    “Hiç sona ermeyecekmiş gibi…”

    その音色のせて
    音色 : Ses rengi, Tını, Melodi
    のせて : Üzerine bindirmek, Taşımak
    “O tınıya yükleyerek…”

    歌う事でしょう
    “Şarkı söylemeye devam edeceğim.”

    私の命朽ちるまで
    命 : Hayat, Ömür
    朽ちる: Çürümek, Yok olmak, Toprağa karışmak
    Normal “ölmek” fiili değil. Doğal olarak tükenmek.
    “Ömrüm toprağa karışıncaya dek…”

    Şiirimize bakalım:

    Sana duyduğum sevgiyi ezgilere dönüştüreceğim.
    Onun hiç sona ermeyeceğini bilerek;
    O duygunun tınısını yüklenip şarkı söylemeye devam edeceğim,
    Ömrüm tükenene dek.

    #Pluto: Bu… Kagrra,’nın manifestosu gibi.
    Dört mevsimi baştan sona bakınca;
    “Bu hikâye sona ermedi. Sadece tamamlandı ve yeniden
    başlayacak.”
    Ve okuyucuya;
    “Artık bu yolculuğun anlamını sen tamamla.”
    kalıyor.

    詩片=一志(Kagrra)
    Şiir parçaları: Isshi (Kagrra,)

    撮影=加藤正憲
    Fotoğraflar: Masanori Katō

    Çeviri/Scan: Pluto Blackfish
    Duygular: Sizlere ait

  • Ф(Phl) | Fool’s Mate | 01.00

    Ф(Phl) 

    ISSAY & Hirose Satoshi 

    Vecdin Romantizmi 

    Mart ayında faaliyetlerine ara verdikten sonra, 25 Ağustos’ta 
    Shinjuku Loft’ta verdikleri dönüş konseriyle büyük yankı
    uyandıran Ф(Phl), uzun zamandır beklenen ilk tam uzunluktaki
    albümü NAKED’ı 8 Aralık’ta yayımlıyor. 

    Peki “NAKED” isminin ardında nasıl bir düşünce yatıyor? 

    Grubun vokalisti ISSAY ve gitaristi Hirose Satoshi, yeni albümün
    ortaya çıkış sürecini bizimle paylaştılar. 

    𒀸 Bir önceki mini albümden bu albüme gelene kadar geçen
    süreçte grubun oldukça değiştiğini söyleyebiliriz sanırım. 

    ISSAY: Önceki mini albümle bu albüm arasında iki farklı dönem
    yaşadık aslında. Bir dönem neredeyse sürekli konser veriyorduk.
    Sonra da Hirose’nin geçirdiği talihsiz kazadan dolayı uzun süre
    sahneye çıkamadığımız bir dönem oldu. 

    İlk dönem boyunca aklımız tamamen konserlerdeydi. O yüzden
    önceki mini albüm Ф(Phl) de canlı performanslarımızın doğal bir
    uzantısı gibi ortaya çıktı diyebilirim. Aradan biraz zaman geçtikten
    sonra ise… Bu arkadaş sahneden düştü ve sakatlandı. 

    Hirose: Resmen sahneden aşağı uçtum. Ayağa bile
    kalkamıyordum. Üstelik üzerimde hâlâ sahne kostümüm vardı. 
    Ambulans beni o hâlimle hastaneye götürdü. Muayene sırasında
    bile sahne pantolonumu indiriyorlardı… Hayatımın en sefil
    anlarından biriydi. (lol) 

    ISSAY: Aynen öyle. (lol) Sonra evde dinlenmek zorunda kaldığı
    dönemde, ayağı kırık olmasına rağmen durmadan şarkılar
    yazmaya başladı. 

    Hirose: Ayağım kırık olmasına rağmen yani. (lol) 

    ISSAY: Evet. Aferin sana doğrusu. 

    Hirose: Yapacak başka bir şeyim yoktu ki. Dışarı çıkamıyordum. 
    Gezemiyordum. Evden çıkacak durumda değildim. Ben de… 
    “Tam zamanı. Oturup şarkı yazayım.” dedim. 

    ISSAY: İşin ilginç tarafı, o dönemde yazdığı parçalar gerçekten
    çok iyiydi. Bu albüme giren şarkıların büyük bölümü de işte o
    sırada yazıldı. 

    𒀸 Tam anlamıyla “kötü görünen bir olayın iyi bir sonuca
    dönüşmesi” olmuş diyebiliriz sanırım… Affedersiniz. (lol)
    Peki ne kadar süre yürüyemediniz? 

    Hirose: Yaklaşık iki ay doğru dürüst yürüyemedim. Oldukça
    uzun sürdü. 

    ISSAY: Doktor üç ay süreceğini söylemişti. Biz de gerçekten
    üç ay boyunca hareket edemeyeceğini sanıyorduk. Ama… 
    Hayvan gibi toparladı. (lol) 

    Hirose: Röntgeni çektiklerinde kemiğin kırıldığını söylediler. 
    Hatta iki hafta kadar hastanede yatmam gerektiğini bile söylediler. 
    Ama beş altı gün sonra tekrar baktılar. “Kaynamış.” dediler. (lol) 
    Doktorlar bile şaşırdı. “Böyle bir iyileşme hızı görmedik.” dediler. 
    Gerçekten garipti. 

    ISSAY: Sen gerçekten “İyileşeyim artık.” diye düşündün mü? 

    Hirose: Yoo. 

    ISSAY: (lol) Sadece canının acıması hoşuna gitmiyordu. 

    Hirose: Aynen öyle. 

    ISSAY: Tam da o sıralarda Danger Crue Records’tan teklif geldi. 
    Bunun üzerine, “Önce stüdyoya girip elimizdeki parçaları iyice
    şekillendirelim.” dedik. Bir önceki mini albümde daha çok
    konserlerde çaldığımız parçaları temel almıştık. Canlı performansın
    enerjisini albüme taşımaya çalışıyorduk. Ama bu kez ağırlığı stüdyo
    çalışmalarına verdik. 

    Hirose: Önceki mini albüm tamamen prova stüdyosunda
    doğmuştu. Dört kişi jam yaparken güzel bir riff ya da hoş bir melodi
    çıkarsa onu birlikte geliştiriyorduk. O dönemde amacımız aslında
    mini albüm yapmak değildi. Daha çok konser repertuvarımızı
    genişletmek istiyorduk. Çünkü elimizde yeterince şarkı yoktu. Ama
    bu kez durum farklıydı. Bu defa gerçekten ortaya bir albüm koymayı
    hedefliyorduk. Bu yüzden stüdyoda uzun uzun düşünüp,
    düzenlemeler üzerinde çalışıp, parçaları bilinçli şekilde inşa ettik. 
    İki çalışma arasındaki en büyük fark da buydu. 

    𒀸 İlk tam uzunluktaki albüm olması da sanırım sizi daha ayrıntılı
    çalışmaya yöneltti. 

    Hirose: Kesinlikle. En küçük ayrıntılara kadar kafa yorduk. Mesela
    ISSAY bir söz yazdığında ilk okuduğumda çok hoşuma gidiyordu. 
    Ama bazen, “Bunu şöyle söylesen dinleyiciye daha rahat geçmez
    mi?” dediğim oluyordu. Benim yazdığım melodilerde de ISSAY’in 
    kendine özgü söyleyiş biçimi vardı. Çoğu zaman onun yaptığı
    değişiklikler daha iyi oluyordu. Ama bununla yetinmiyorduk. Her
    şeyi kaydedip eve gidiyor, tekrar dinliyor, düzenlemeleri yeniden
    gözden geçiriyorduk. Küçücük bir değişiklik bile bazen parçanın
    tamamını yeniden düşünmemize neden oluyordu. 

    ISSAY: Bu kez sözleri de oturup tek seferde yazmadım. Önce
    genel yönünü belirledim. Sonra Jimmy’ye ve diğer üyelere
    gösterip konuştuk. Fikir alışverişi yaptık. 

    Hirose: Önceki albümde sürekli konseri düşünüyorduk. Bu kez
    ise açıkçası konseri neredeyse hiç düşünmedik. 

    𒀸 Yani bu kez önceliğiniz canlı performanstan çok, albümün kendi
    başına bir eser olarak tamamlanmasıydı. Albümün genel resmini en
    başından görebiliyor muydunuz? 

    ISSAY: Aslında hedefimiz en başından albümün tamamını görmek
    değildi. Daha çok, Phl’nin sahip olduğu müzikal alanı mümkün
    olduğunca genişletmek istiyorduk. Pop olacaksa gerçekten pop
    olsun. Daha deneysel olacaksa da sonuna kadar gitsin. Her şarkının
    kendi yönünde cesurca ilerlemesini istedik. İlk başta bunun
    sonunda nasıl bir albüm ortaya çıkacağını biz de bilmiyorduk. Ama
    çalıştıkça yavaş yavaş şekillenmeye başladı. 

    Hirose: Ama bir şey kesindi. Albümün mümkün olduğunca geniş bir
    yelpazeye sahip olmasını daha en başından istiyorduk. 

    ISSAY: Evet. Her şarkının kendi karakterine sonuna kadar gitmesine
    izin verdik. Sonuçta bunları çalan yine bu dört kişi. O yüzden ne
    kadar farklı yönlere gidersek gidelim, en sonunda yine Phl olarak
    duyulacağını biliyorduk. 

    Hirose: Ama bu albüm sayesinde kendimle ilgili bir şeyi fark
    ettim. Meğer ne kadar detaycıymışım. 

    ISSAY: (kahkahalar) 

    𒀸 Yoksa mükemmeliyetçi misiniz? 

    Hirose: Aslında kendimi hiçbir zaman öyle biri olarak görmedim. 
    Hatta ayrıntılarla fazla uğraşan insanları biraz itici bulurdum. Ama
    bu albümde… Resmen içimden çıktı. (lol) Bazen kendi kendime, “Bu
    kadar uğraşmaya gerçekten gerek var mı?” diye düşündüğüm bile
    oldu. Sonra aklıma başka bir şey geldi. Belki de bu… Zanaatkâr ruhu
    denen şeydir. Sanki Hakone’de yapılan o ince ahşap işçiliği
    gibi… Milim milim uğraşıyordum. 

    ISSAY: Gerçekten öyleydi. (lol) 

    Hirose: Bir yanım “Boş ver artık.” diyordu. Ama diğer yanım “İyi ki
    uğraşmışım.” diyordu. Sanırım grubun hepimizde böyle bir taraf
    vardı. Gerçi gitaristler zaten biraz detaycı olur. Hâlâ dinlediğimde, 
    “Şurayı bir daha çalsam…” dediğim yerler var. 

    ISSAY: (kahkahalar) Geçen gece seni bunu söylerken rüyamda
    bile gördüm. 

    𒀸 Ama sanatçı açısından bakınca, bu kadar ince ayrıntıya kadar
    inebilmek büyük bir ayrıcalık olmalı. 

    ISSAY: İlginç olan şu… Bu kadar ayrıntıyla uğraşmamıza rağmen
    ortaya çıkan albüm hiç boğucu olmadı. Tam tersine… Oldukça
    nefes alan bir albüm oldu bence. 

    𒀸 Peki albümün bütününe yayılan ortak bir tema var mıydı? 

    ISSAY: Tek bir ana temadan çok, her şarkının kendi dünyasını
    kurması daha önemliydi. Ama baştan beri konuştuğumuz bir şey
    vardı. Hem müzikal olarak… Hem de sözlerde… Mümkün olduğunca
    geniş bir ifade alanı yaratmak istiyorduk. “Biz bugüne kadar bunu
    hiç söylemedik.” dediğimiz cümleleri bile özellikle kullanmaya
    çalıştık. 

    𒀸 Mesela hangi şarkıda? 

    ISSAY: “Anata ni Kizutsukitai” (Senden Yara Almak İstiyorum) 
    bunun en belirgin örneği olabilir. O şarkının sözlerini Jimmy ile
    birlikte yazdık. Ben sözler üzerinde uzun süre düşünüp
    duruyordum. Sonra Jimmy bana, “Peki buna ne dersin?” 
    diyerek bambaşka bir metin getirdi. İlk bakışta benim düşündüğüm
    konseptten tamamen farklıydı. Ama kullandığı kelimeler çok
    ilginçti. Bir süre sonra fark ettim ki…  

    Aslında benim anlatmak istediğim dünyaya da kusursuz şekilde
    uyuyor. Bunun üzerine iki fikri birleştirdik. Sonra tekrar değiştirdik. 
    Tekrar düzelttik. Tekrar yazdık. Ortaya gerçekten ilginç bir şey
    çıktı. Üstelik içinde benim normalde asla kullanmayacağım
    ifadeler de vardı. Ama buna rağmen… Şarkının dünyası hiç
    bozulmadı. Aslında üyelerden sık sık böyle fikirler alırım. Ama
    sanırım en belirgin örnek bu oldu. 

    𒀸 Şarkı sözlerinin bile ortaklaşa yazılması pek alışıldık bir durum
    değil. Demek ki grubun temel yaklaşımı, en iyi sonuca birlikte
    ulaşmak. Peki “NAKED” ismi ne zaman ortaya çıktı? Albümün
    bütününü görmeye başladığınızda mı? 

    ISSAY: Evet. Başlarda böyle bir isim yoktu. En son… Artık albüm
    neredeyse tamamlanmışken geldi. 

    𒀸 “Çıplak”, “maskesiz”, “kendini olduğu gibi ortaya koymak”… Bunlar
    grubun o dönemki ruh hâlini anlatan kelimeler miydi? 

    ISSAY: Evet. Aslında bunu en başta en çok isteyenlerden biri
    Jimmy’ydi. 

    Hirose: Önceki mini albümdeki Phl… Tamamen siyahlara bürünmüş,
    sert ve mesafeli bir gruptu. Bu kez ise… Sanki bütün zırhlarımızı
    çıkarmış gibiydik. Ama bu, zayıflığımızı göstermek istediğimiz
    anlamına gelmiyor. Daha çok… Gerçekten hoşumuza giden şeyleri
    olduğu gibi paylaşmak istedik. 

    Birlikte vakit geçirirken nasıl hissediyorsak… Bu albüm de biraz öyle
    oldu. İlk kurulduğumuz zamanlarda dinleyiciyle aramızda bilinçli bir
    mesafe vardı. Gerçi… Sanırım bunun sebebi biraz utangaç
    olmamızdı. (lol) 

    ISSAY: Bir de hepimiz uzun yıllardır müzik yapıyoruz. İster istemez
    insanın üzerine pek çok şey yapışıyor. Beklentiler… Alışkanlıklar… 
    Etiketler… Sanırım bu albümde hepsini üzerimizden çıkarıp atmak
    istedik. İşte “NAKED” dediğimiz şey de biraz buydu. 

    𒀸 Albüm kapağı da ismiyle tamamen örtüşüyor. Gerçekten oldukça
    çarpıcı bir görsel olmuş. 

    ISSAY: Aslında o fikir de albüme “NAKED” adını vermeden önce
    ortaya çıkmıştı. 

    Hirose: Tabii iş gerçekten “göstermeye” kalsaydı… Bundan çok
    daha ileri gidebilirdik. Ama öyle bir şeyi görüp de sevinecek kimse
    yok sonuçta. (lol) Eğer gerçekten “hazırlanmış” görünmek
    isteseydik, çekimden önce bir hafta spor salonuna gider, biraz kas
    yapar, fotoğraf çekiminde de üstümüze biraz yağ sürerdik. 

    ISSAY: O zaman bambaşka insanlar olurduk! (lol) 

    𒀸 Albüm boyunca her şarkı bambaşka bir dünyaya açılıyor. Buna
    rağmen albümü baştan sona dinlediğinizde güçlü bir bütünlük hissi
    kalıyor. Üstelik bittiğinde insanda hem hoş bir ağırlık hem de uzun
    süre devam eden bir etki bırakıyor. 

    ISSAY: Sanırım bunun nedeni bu gruptaki dört kişinin de
    karakterinin çok belirgin olması. Bir vokalist olarak şunu
    söyleyebilirim… Hepsi teknik açıdan son derece iyi müzisyenler. 
    İsteseler her tarzı çalabilirler. Ama hiçbiri kendi kokusunu
    kaybetmeyi istemiyor. Bence grubun en ilginç tarafı da bu. 

    Eğer her şeyi kusursuz çalabilen ama kendine ait hiçbir rengi
    olmayan insanlarla karşılaşsaydım, onlarla birlikte müzik
    yapmazdım. Her biri kendi dünyasına sahip. Ama aynı zamanda o
    dünyanın içinde yeni şeyler denemekten korkmuyor. Sanırım bu
    yüzden birbirinden oldukça farklı şarkılar çalsak bile sonunda hepsi
    tek bir albümün parçası gibi duyuluyor. 

    Hirose: Temelde hepimizin ortak olduğu bir şey var. Hiçbirimiz
    istemediğimiz bir şeyi yapmak istemiyoruz. İster tek bir konser
    olsun… İster tek bir albüm… Ortaya koyduğumuz işte kendi
    varlığımızı hissedebilmek istiyoruz. Ve dönüp baktığımızda, “İşte
    buna gerçekten güvenebilirim.” diyebileceğimiz işler yapmak
    istiyoruz. Belki biraz egoistçe… Ama sanırım başka türlü de
    yapamıyoruz. Canlı performanslarda da aynı. Sahneden indikten
    sonra “Keşke…” demek istemiyorum. 

    𒀸 Grubu ilk kurduğunuzda sizi harekete geçiren şey, “Bizim
    gerçekten havalı bulduğumuz müziği yapmak istiyoruz.”
    düşüncesiydi. Aradan geçen zamanda bu değişti mi? 

    ISSAY: Hayır. Bence değişmedi. Temelinde hâlâ aynı şey var. Tabii
    bugün artık, “Bu albümü daha renkli yapalım.” ya da “Müzikal
    sınırlarımızı biraz daha genişletelim.” gibi şeyler konuşuyoruz. Ama
    bunların hepsi ikinci planda. Sonuçta… Bizim kendimizin havalı
    bulmadığı bir şeyi yayımlamamız mümkün değil. 

    Hirose: “Havalı” aslında çok soyut bir kelime. Bazen düşünüyorum
    da… Biz dört kişi sanki amatör sanatçılar gibiyiz. Çevremde pek
    çok rock müzisyeni arkadaşım var. Bazılarına bakıyorum da… 
    İçimden, “Sen rock müzisyeni değil, genç bir iş insanı
    olmuşsun.” demek geliyor. (lol) 

    ISSAY: Gerçekten öyle insanlar var. (lol) 

    Hirose: O yüzden galiba… Biz hâlâ biraz safız. 

    𒀸 Belki de müzisyen olmanın en temel arzusuna sadık
    kalmayı başarıyorsunuz. 

    Hirose: Olabilir. Ve sanırım bununla gurur duyuyorum. 

    𒀸 Bence asıl etkileyici olan da bu saflığı yıllar geçmesine
    rağmen koruyabilmeniz. 

    ISSAY: Çünkü başka hiçbir şey yapamıyoruz. (lol) 

    Hirose: Enerjimizi başka yerlere harcamıyoruz da ondan. (lol) 

    ISSAY: Ama şunu söylemek isterim… Bence bu albüm, Phl’yi daha
    önce hiç dinlememiş biri için bile rahatlıkla keyif alınabilecek bir
    albüm oldu. Eğer biraz ilginizi çektiyse… Lütfen en azından bir kez
    dinleyin. 

    NAKED 
    Danger Crue Records 
    HML-016 

    Röportaj: Yumiko Kakoi 
    Fotoğraf: Yohsuke Komatsu 

    Kaynak: Fool’s Mate
    Yayın Yılı: 01.2000
    Orijinal Dil: Japonca
    Çeviri/Scan: Pluto Blackfish

    İlk Çeviri Yayınlama: 28.07.2025
    Revize Edilmiş Sürüm: 08.07.2026

    Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.

  • DER ZIBET | Fool’s Mate | 04.96

    DER ZIBET 

    ISSAY 

    Hikâyenin Perde Arkası (Behind the Tale) 

    Bu Hikâyenin Sonunu Kimse Bilmiyor 

    Röportaj / Metin: Yuki Sugie 
    Fotoğraf: Yohsuke Komatsu 

    Grubun kariyerindeki on birinci stüdyo albümü ile, ilk dönemlerini 
    kapsayan Sixty Records ve BMG Victor yıllarından seçilen nadir 
    kayıtlar, remiksler ve çeşitli özel parçaların yer aldığı best
    of albüm… Bunlar sırasıyla “Kirigirisu” (Çekirge) ve “Ari” (Karınca) 
    adlarıyla aynı gün yayımlanıyor.
    Peki bu isimlerin ardındaki düşünce neydi? 

    DER ZIBET’in ilk kez denediği yaratım yöntemlerini de kapsayan 
    bu yeni çalışmayı grubun solisti ISSAY ile konuştuk. 

    𒀸 Böyle bir soruyla başlamak biraz tuhaf olacak ama… Grup 
    üyelerini temel alarak hazırlanan bu “Çekirge” kuklası gerçekten 
    inanılmaz olmuş. (lol) 

    ISSAY: Bu sefer bu kukla bayağı başroldeydi. Albüm kapağında da, 
    resmi sanatçı fotoğraflarında da hep onu kullandık. Hele HAL’ın 
    yüzü var ya… Kukla olmasına rağmen inanılmaz 
    benziyor diye bayağı beğenildi. (lol) 

    𒀸 Bu kuklanın röportaj sayfasına kadar gelmesinin sebebi de 
    yaklaşık bir yıllık aradan sonra yayımlanacak yeni albüm Kirigirisu 
    ile geçmiş kayıtları bir araya getiren best of albüm Ari’nin 
    23 Mart’ta aynı anda çıkacak olması. İki albümü yan yana 
    koyunca ortaya doğal olarak “Karınca ile Çekirge” çıkıyor. 
    Hâl böyle olunca da herkesin aklına Ezop’un ünlü masalı geliyor. 

    ISSAY: Evet, büyük ihtimalle öyle oluyordur. 

    𒀸 Peki bu fikir nasıl ortaya çıktı? 

    ISSAY: Bu tema kafamda sanırım geçen yaz şekillenmeye başladı. 
    Aslında ondan önce, ilkbahardaki turne sırasında HIKARU bana, 
    “Bir sonraki albümü önce sözlerden yola çıkarak yapmak istiyorum.
    En az üç şarkılık söz hazırla.” demişti. Ben de o sırada çeşitli şeyler 
    yazıp biriktiriyordum. Ama zaman geçtikçe, “Galiba bu kez tek 
    bir tema etrafında toplamak daha doğru olacak.” diye düşünmeye 
    başladım. Tam o günlerde bir akşam bir arkadaşımla içki içerken 
    laf dönüp dolaşıp bir anda Ezop’un Karınca ile Çekirge masalına 
    geldi. İkimiz de resmen, “Ben bu masaldan nefret ediyorum.” 
    demeye başladık. (lol) Çünkü o hikâyede bütün suç 
    çekirgeye yükleniyor, değil mi? 

    𒀸 “Çalışmayanın sonu kötüdür.” gibi oldukça ahlâkçı bir 
    masal sonuçta. 

    ISSAY: Aynen öyle. Ama ben çekirgenin kötü biri olduğunu 
    hiç düşünmüyorum. Hatta tam tersine… Bu kadar kötü 
    gösterilmesi bana hep haksızlık gibi gelmiştir. 

    𒀸 Katılıyorum. 

    ISSAY: Bence çekirgenin tek hatası varsa, o da gidip karıncadan 
    yardım istemesiydi. Bu albüm aslında tek bir düşünceden doğdu. 
    “Çekirge kötü değildir.” 

    𒀸 Aslında çekirge yaz boyunca istediği gibi yaşayarak hayatını 
    dolu dolu tamamlıyor. Sonunda ölse bile, başkalarının onu nasıl 
    değerlendirdiğinden bağımsız olarak kendi içinde pişmanlık 
    duyacağını sanmıyorum. 

    ISSAY: Aynen öyle. Sonuçta mesele şu: Yaptıklarının bedeli elbette 
    gelir. Ama bedelini ödemek, yaptığının yanlış olduğu anlamına 
    gelmez ki. 

    𒀸 Duyduğuma göre Fransa’da bu masal biraz farklı anlatılıyor. 
    Çekirge yardım istemeye gittiğinde karınca ona, “Yaz boyunca 
    şarkı söyleyip dans ettin. Eğer şimdi uzun kışımızı şarkılarınla 
    güzelleştirirsen sana yardım ederim.” diyormuş. 

    ISSAY: O kesin sonradan ortaya çıkmış bir versiyondur. 

    𒀸 Ama kulağa oldukça Fransızca geliyor. 

    ISSAY: (lol) Aslında bu hikâyenin gerçek sonunu kimse tam 
    olarak bilmiyor. Ben de pek çok kişiye, “Karınca ile Çekirge’nin 
    asıl sonu nasıldı?” diye sordum. Meğer anlatılan sonlar birbirinden 
    farklıymış. Ama değişmeyen tek şey şu… Çekirge önce karınca 
    tarafından güzelce azarlanıyor. (lol) Ondan sonrasıysa üç farklı 
    sona ayrılıyor. Ama Ezop’u düşündüğümde… 
    Bence çekirge sonunda ölüyor. 

    𒀸 Yani siz de öyle düşünüyorsunuz. 

    ISSAY: Sonuçta Ezop o dönemde köle olarak yaşamış bir adamdı. 
    Yazdığı fabllar da insanların dünyada nasıl ayakta kalacağını 
    anlatıyor. Öyle birinin çekirgeyi kurtaracak bir son yazacağını 
    hiç sanmıyorum. Hem Ezop’un masalları zaten epey acımasızdır. 
    Ama bu, karıncanın kötü olduğu anlamına da gelmiyor. Ben 
    sadece… Çekirgenin kötü biri olmadığını söylemek istedim. Bunu 
    albümün teması hâline getirsek ilginç olur diye düşündüm. 
    Zaten… Biz de sonuçta çekirgeyiz. (lol) 

    𒀸 Demek o meşhur çekirge kuklası da bu fikirden doğdu. 

    ISSAY: Aynen öyle. (lol) Ama işin komik tarafı şu… Arkadaşımla 
    saatlerce “Çekirge kötü değildir.” diye konuştuktan sonra bir 
    anda içime kurt düştü. “Acaba sadece biz mi böyle düşünüyoruz?” 
    Diye. Sonra birkaç arkadaşıma daha, “Ben çekirgenin kötü 
    olduğunu düşünmüyorum.” dedim. Hepsi de hiç düşünmeden, 
    “Evet ya, kesinlikle.” diye cevap verdi. İşte o zaman cesaret bulup 
    bu fikri gruba götürdüm. Onlar da hemen benimsedi. Sonra da 
    dedik ki… “Bu kez sıra çekirgenin intikamında!” (lol) 

    𒀸 Yani bu süreç sonunda ortaya çıkan albüm aynı zamanda Der
    Zibet için oldukça farklı bir çalışma yöntemiyle hazırlanmış oldu.
    Şarkı sözlerinin müzikten önce yazılması, grup açısından pek 
    alışıldık bir yöntem sayılmaz, değil mi? 

    ISSAY: Daha önce de bu şekilde yaptığımız birkaç şarkı olmuştu.
    Ama bu kez olduğu gibi albümde sekiz parçanın birden bu 
    yöntemle hazırlanması sanırım ilk kez oldu. 

    𒀸 Oldukça yüksek bir sayı. 

    ISSAY: Evet. Sözleri yazış biçimim de bu kez biraz farklıydı. 
    Önce sözlerin ilk taslağı ortaya çıkıyordu. Sonra “çekirge” fikri 
    belirginleşmeye başladıkça o tema etrafında müzik şekilleniyor 
    ya da sözler yeniden düzenleniyordu. Bu şekilde hazırladığımız 
    ilk albüm oldu diyebilirim. 

    𒀸 Peki HIKARU size “Bu kez önce sözleri yazacağız.” dediğinde ilk 
    tepkiniz ne olmuştu? 

    ISSAY: İlk düşündüğüm şey, “Yine başıma iş açtı…” oldu. (lol) Çünkü 
    önce müzik olduğunda kafanda görüntüler oluşturmak çok daha 
    kolay oluyor. Kaç kelime kullanabileceğin de aşağı yukarı belli 
    oluyor. Bazen o tür kısıtlamalar insanın işini kolaylaştırıyor. 
    O yüzden başlangıçta ortada hiçbir şey yokken söz yazmak bana 
    oldukça zahmetli gelmişti. Ama HIKARU, “Tamamlanmış sözler 
    olmasına gerek yok. Bana önce taslağını getir.” 
    deyince öyle başladım. 

    𒀸 Sizce HIKARU neden bu albümde özellikle bu yöntemi 
    denemek istedi? 

    ISSAY: Geçen yılın ilk yarısında Sasano Michiru’nun kayıtlarında 
    çalışmıştı. Orada da aynı yöntem uygulanmış. Çok hoşuna gitmiş 
    olacak ki, “Bu kez biz de deneyelim.” demiş. 

    𒀸 Peki sizin açınızdan, albümün genel şekli ortaya çıkana kadar 
    epey deneme yanılma yaşandı sanırım. 

    ISSAY: Evet. İlk başta gerçekten ne yapacağımı bilmiyordum. 
    Derken Ağustos sonlarına doğru HIKARU aradı. 

    𒀸 “Ödev ne oldu?” diye mi? 

    ISSAY: Aynen öyle. (lol) Aslında o zamana kadar parça parça 
    yazıyordum. Ama hiçbirini toparlamamıştım. Sonra üç gün 
    sonra toplantı yapacağımız söylendi. Ben de üç günde yazdım. (lol) 

    𒀸 Epey uğraşmışsınız. 

    ISSAY: En az üç şarkılık söz istemişti. Ben de nasıl olsa birkaç tanesi 
    elenir diye düşünerek sekiz tane götürdüm. Sonra… Hepsi kabul 
    edildi. (lol) 

    𒀸 Peki bu yeni çalışma yöntemi vokalist olarak sizi nasıl etkiledi? 

    ISSAY: Müzikal açıdan çok daha rahattı. Şimdiye kadar önce melodi 
    olurdu. Ben de sözleri o melodinin içine yerleştirirdim. Böyle olunca 
    gerçekten söylerken zorlayan yerler çıkabiliyordu. Ama bu kez 
    melodiyle sözler neredeyse en başından beri birlikte gelişti. O 
    yüzden söylemesi çok daha kolaydı. Aslında buna “önce söz 
    yazmak” demekten çok, hem müziği hem sözleri aynı anda özgürce 
    değiştirebildiğimiz bir süreç demek daha doğru olur. 

    𒀸 Bu albümde vokaliniz önceki çalışmalara göre daha çok orta 
    ve pes tonlara yaslanıyor gibi. 

    ISSAY: Evet. Bu albümdeki parçaların çoğu Der Zibet standartlarına 
    göre daha düşük tonlarda. 

    𒀸 Bu bilinçli bir tercih miydi? 

    ISSAY: Evet. Özellikle ben istedim. Sebebi sadece pes söylemenin 
    kolay olması değildi. Bu ses aralığında söylediğim zaman şarkıya 
    küçük nüanslar katmak çok daha kolay oluyor. Sesini sürekli 
    zorladığında ister istemez tekdüzeleşiyorsun. 

    𒀸 Özellikle “Çekirgeyi Kim Öldürdü?” oldukça pes bir şarkı. 

    ISSAY: Doğru. Canlıda nasıl olacak bakalım. (lol) Gerçi Hamlet
    Machine’de bundan daha düşük söylediğim parçalar var. O yüzden 
    çok sorun olacağını sanmıyorum. Hem nakarat zaten oldukça 
    yükseliyor. 

    𒀸 Pes ve tiz arasında bu kadar büyük fark olunca insan 
    yorulmaz mı? 

    ISSAY: Ben tam tersine çok keyif aldım. Aslında bu yönelim GREEN 
    albümünde de başlamıştı. Bu kez biraz daha ileri götürdük. Bana 
    göre şarkı söylemenin en güzel hâli… İnsanın kendi kendine 
    mırıldanıyormuş gibi söyleyebilmesidir. 

    𒀸 Genel olarak bakınca Kirigirisu, Der Zibet’in bugüne kadarki 
    karakterini en eksiksiz yansıtan albümlerden biri gibi duruyor. Siz 
    hazırlarken böyle bir hedefiniz var mıydı? 

    ISSAY: Açıkçası özellikle hedeflediğimiz bir şey değildi. Ama dönüp 
    bakınca gerçekten Der Zibet’in özünü taşıyan bir albüm olmuş gibi 
    geliyor. Ben hiçbir zaman “Biraz daha pop yapalım.” ya da “Biraz 
    daha deneysel olalım.” diye düşünmedim. Sadece yapmak 
    istediğimizi yaptık. Gerçi… Belki gruptan başka biri gizlice öyle 
    düşünmüş olabilir. (lol) 

    𒀸 Ben özellikle albümün ikinci yarısındaki “Overture 11.17” ile 
    “Kum Saati” arasındaki akışı çok seviyorum. “11.17” gerçekten 
    kayıt tarihi mi? 

    ISSAY: Evet. O gün tek seferde kaydettik. 

    𒀸 Uzun zamandır böyle tam anlamıyla enstrümantal bir 
    parça yapmamıştınız. 

    ISSAY: Aslında bu kadar uzun olması planlanmamıştı. Kayıtlardan 
    önce iki gün kadar grip olduğum için provaya gelemedim. Ben 
    yokken üçü kendi aralarında doğaçlama yapmış. Parça da öyle 
    ortaya çıkmış. (lol) 

    𒀸 Bu albüm hem konseptiyle hem sözleriyle hem de müziğiyle 
    oldukça anlaşılır ama aynı zamanda çok güçlü bir enerji taşıyor 
    gibi geliyor. 

    ISSAY: Sanırım bunun sebeplerinden biri gereğinden fazla ses 
    üst üste koymamış olmamız. Bir de kayıt süreci inanılmaz 
    hızlı geçti. Provalarda her şey zaten hazırdı. Hatta
    son provada albümü baştan sona hiç durmadan çaldık. (lol) 

    𒀸 Yani resmen albümün genel provası olmuş. 

    ISSAY: Aynen öyle. Kayıtta da parçaları neredeyse aynı sırayla 
    çaldık zaten. 

    𒀸 Bir de aynı gün çıkacak olan best of albüm Ari var. Bu iki albüm 
    en başından beri birlikte mi düşünülmüştü? 

    ISSAY: Hayır. Kayıtlar bitmek üzereyken, Kirigirisunun kapak 
    tasarımı konuşulurken bu fikir geldi. Başlık ne olsun diye 
    düşünürken biri, “Karınca olsun.” dedi. Hepimiz de “Olur.” dedik. 
    Sonuçta hayatımız boyunca gerçekten biriktirdiğimiz tek şey bu 
    kayıtlar olmuş. (kahkahalar) 

    𒀸 Oldukça kara mizah… 

    ISSAY: Evet. (lol) Çünkü onun dışında biriktirdiğimiz hiçbir 
    şey yok. Ama düşün… 23 Mart’ta bir müzik dükkânına 
    gidiyorsun. Rafta Karınca ile Çekirge yan yana duruyor. 
    Ben olsam buna bayağı gülerdim. (lol)

    Kaynak: Fool’s Mate
    Yayın Yılı: 04.1996
    Orijinal Dil: Japonca
    Çeviri/Scan: Pluto Blackfish

    İlk Çeviri Yayınlama: 20.07.2025
    Revize Edilmiş Sürüm: 08.07.2026

    Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.

  • DER ZIBET | ROCKIN’ON JAPAN | 05.95

    Çocuklara Selam Söyleyin 

    Bu kez sıra grubun “ergenlik döneminde” mı? 

    Der Zibet’e özgü o taptaze amatör ruhun geri dönüşü: Green 
     

    Röportaj: Takako Inoue 

    Der Zibet’in yeni albümü Green, insanın canını acıtacak kadar 
    duru ve ferah. 

    İlk kez gündelik kıyafetlerini giyip tek başına sokağa çıktığında 
    hissedilen o heyecan… 

    Omzuna biri hafifçe dokunsa istemsizce koşmaya 
    başlayacakmışsın gibi hissettiren o ince gerginlik… 

    İşte albümün taşıdığı duygu tam olarak bu. 

    O genç, toy kalp… 

    Bir yandan akustik melodilerin zarafetini örerken, bir yandan 
    pop’un coşkusuyla ileri atılıyor; sonra ansızın kendini boğucu 
    bir çıkmazın içinde buluveriyor. 

    “Blizzard” ve “Song Bird” gibi “yalnızlık” üzerine yazılmış görkemli 
    ağıtlar ise dinleyeni gözyaşlarına boğacak kadar güçlü. 

    Albümün miksajı tamamlandıktan hemen sonra ISSAY 
    kahkahalar atarak, 

    “Bu albümü dünyaya tamamen sırtımı dönerek yaptım!” 

    demişti. 

    Ama ilginçtir… 

    ISSAY bunu ne zaman söylese ortaya mutlaka çok iyi bir iş çıkar. 

    Sevdiği her şeyi çekinmeden içine doldurduğu bu renkli albüm… 

    Zihnindeki görüntüleri olduğu gibi aktaran, kendine özgü sözleri… 

    Ve her şeyden önemlisi, sanki büyük bir keyifle, 
    hiçbir kuralı umursamadan hazırlanmış hissi… 

    Bütün bunlar albüme, en güzel anlamıyla bir amatör 
    ruh kazandırıyor. 

    Eğer Shishunki ISSAY’in kişisel tarihindeki “yeşil günleri” 
    anlatıyorsa, Green de Der Zibet’in grup olarak yeniden 
    yaşadığı bir ergenlik dönemi gibi. 

    Kimseye hesap vermeden kendi özüne dönen Der Zibet’in 
    bu etkileyici albümünü önümüzdeki iki ay boyunca 
    ayrıntılarıyla ele alacağız. 

    İlk bölümle başlayalım. 

    ISSAY: Bu albümün tek konsepti “Der Zibet”ti. (lol) “Pop olsun.” 
    “Deneysel olsun.” Bunların hiçbirini düşünmedik. Sadece… 
    “Der Zibet’e yakışanı yapalım.” dedik. Bizi zaten seven insanlar 
    dinlediğinde mutlu olursa bu bize yeterdi. Sözler için de özel bir 
    tema belirlemedim. Aslında başta bir anahtar kelime seçmeyi 
    düşündüm. Ama sonra vazgeçtim. 

    𒀸 Peki o anahtar kelime neydi? 

    ISSAY: Peter Pan’ın Karanlık Tarafı. 

    𒀸 Ama albümde gerçekten o hissediliyor. 

    ISSAY: Evet. Çünkü o sıralar zihnimi en çok meşgul eden şeylerden 
    biriydi. Dolayısıyla farkında olmadan şarkılara da yansıdı. Bir de… 
    Albüm bittikten sonra fark ettim. Sözlerde sürekli “çocuklar” 
    kelimesi geçiyor. Kendi kendime, “Neden durmadan çocuklardan 
    söz etmişim?” diye düşündüm. 

    𒀸 Ama albümün adını düşününce bunun çok doğal geldiğini 
    hissediyorum. 

    ISSAY: Olabilir. Ama aslında bu albümün adı Der Zibet II de 
    olabilirdi. Shishunki III de. Children da. Dolphin da. Ya da Green. (lol) 

    𒀸 Sanırım bütün bu isimleri birbirine bağlayan ortak nokta, senin 
    içindeki çocuk taraf. Yani senin hiç değişmeyen yanın. “Green” 
    dediğin şey de bu, değil mi? 

    ISSAY: Evet. Benim için öyle. 

    𒀸 O zaman “çocuk” senin içinde koruman gereken tarafı 
    temsil ediyor diyebilir miyiz? 

    ISSAY: … Belki içimdeki çocuk. Belki gerçekten bu dünyada yaşayan 
    çocuklar. Belki bir zamanlar çocuk olmuş yetişkinler. Belki de henüz 
    doğmamış çocuklar. Bilmiyorum. Ama sanırım hepsinin ortak 
    noktası şu: İnsanın en canlı olduğu hâl. En doğal olduğu hâl. 
    Bu albümde söz yazma biçimim de ilk zamanlardaki 
    hâline geri döndü.  

    Eskiden olduğu gibi, “Ne anlatmak istiyorum?” diye başlamadım. 
    Önce imgeler geldi. Sonra kelimeler. Sonra o kelimelerin çıkardığı 
    ses. Şarkı sözlerini yine o akışın peşinden giderek yazdım. 
    Gözümün önüne görüntüler durmadan geliyor. Benim yaptığım 
    şey sadece… Onları yakalamaya çalışmak. Ama görüntüler öyle 
    hızlı geliyor ki elim yetişemiyor. Ben de peşlerinden koşup 
    hepsini not alıyorum. Sonra onları tek tek seçip bir araya 
    getiriyorum. Ortaya çıkan şey bazen rüya mı, gerçek mi belli 
    olmuyor. Ama benim için gerçekten var olan şeyler bunlar. 
    Onları yazmak istedim.  

    Herkes tarafından anlaşılmaları gerekmiyordu. Çünkü açıkçası… 
    Ben şu “mesaj şarkısı” denilen şeyi hiçbir zaman tam anlayamadım. 
    Hani birinin omzuna dokunup, “Öyle değil mi?” demek gibi… 
    “Ben de aynıyım.” “Sen de aynısın.” gibi şarkılar. Sanırım onlar 
    herkesin ortak hissini yakalamaya çalışıyor. Ama benim öyle bir 
    ortak paydam yok. Kendimi tam tersine… O ortak paydadan en 
    uzakta duran biri gibi hissediyorum. Bu yüzden bu albümde 
    kullandığım kelimeler de tam olarak oradan çıktı. 

    Kaynak: ROCKIN’ON JAPAN
    Yayın Yılı: 05.1995
    Orijinal Dil: Japonca
    Çeviri/Scan: Pluto Blackfish

    İlk Çeviri Yayınlama: 17.07.2025
    Revize Edilmiş Sürüm: 08.07.2026

    Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.

  • ISSAY&TAKASHI  | PATi PATi | 11.94

    ISSAY × TAKASHI 

    Zamanın Akışına Bırak 

    21 Eylül’de yayımlanan ISSAY’in ilk solo albümü FLOWERS, farklı
    müzisyenleri bir araya getiren özel bir çalışma. Albümdeki “Toki no Sugiyuku Mama ni” (Zamanın Akışına Bırak)
    adlı parçada DIE IN CRIES basçısı TAKASHI de konuk müzisyen
    olarak yer alıyor. 

    Bu söyleşi de, tıpkı şarkının adı gibi, zamanın akışına kendini
    bırakıyor; bir konudan diğerine geçerken sohbet hiç tükenmiyor… 

    Metin: Yuki Sugie
    Fotoğraf: Seiichi Inoue 
     

    𒀸 İlk ne zaman tanıştınız? 

    TAKASHI: İlk kez bir etkinlikte birlikte sahne almıştık sanırım,
    değil mi? 

    ISSAY: Yok, aslında ondan da önce ben DIE IN CRIES’in konserine
    gitmiştim. Konserden sonraki kutlamaya da uğramıştım ama o
    zaman gruptan yalnızca KYO’yu tanıyordum. 

    TAKASHI: Bizim gerçekten ilk kez oturup konuşmamız ise kayıt
    öncesindeki toplantıda oldu galiba. 

    𒀸 TAKASHI-san bu kez FLOWERS albümündeki “Toki no 
    Sugiyuku Mama ni” parçasında çalıyor. ISSAY-san, bu şarkıda
    özellikle onun basını istemenizin nedeni neydi? 

    ISSAY: TAKASHI’nin basında, New Wave sonrasının etkisini yaşamış
    bir müzisyenin duyarlılığı var bence. Ne kadar sert müzik yaparsa
    yapsın, çaldığında hep ince ve hassas bir taraf hissediliyor. Ben de
    bu parçada özellikle sertlikten çok, Avrupa rock’ının o melankolik
    ruhunu katmasını istedim. Bu yüzden onu aradım. 

    𒀸 Teklifi nasıl yaptınız? 

    ISSAY: Telefonu açıp doğrudan ben aradım. (lol) 

    𒀸 Peki siz ne dediniz, TAKASHI-san? 

    TAKASHI: “Tabii ki, memnuniyetle.” dedim. (lol) 

    𒀸 Şarkıyı ilk dinlediğinizde aklınızdan nasıl bir bas partisi
    geçiyordu? 

    TAKASHI: Açıkçası ilk anda ne yapacağımı pek bilmiyordum. (lol) 
    Önce sadece akor yürüyüşünü ezberledim. Sonra düşündüm ki bu
    parça öyle nota yağdırarak çalınacak bir şey değil. Daha çok 
    fretless bas kullanıp, notaların arasındaki boşlukları hissettiren bir
    yorum yapmak daha doğru olur. İlk kafamdaki fikir aşağı yukarı
    buydu. Tabii sonra hep birlikte çalmaya başlayınca yeni fikirler de
    gelişti. 

    ISSAY: Bu parça gerçekten zordu. Çünkü orijinali zaten çok güçlü
    bir şarkı. Asıl mesele onu bozmak değil, ona yeni bir kimlik
    kazandırmaktı. Davulcu Toyama bile epey kafa yordu. 

    TAKASHI: Evet. Gerçekten çok düşündük. 

    ISSAY: Başta prodüktörümüz Keiichi Suzuki’nin çizdiği genel bir yön
    vardı. Ama albümün temel fikri şuydu: Her davet ettiğimiz
    müzisyen, en çok kendisine benzeyen tarafını getirsin. Dolayısıyla
    herkes stüdyoya girene kadar ortaya nasıl bir şey çıkacağını biz de
    tam olarak bilmiyorduk. 

    TAKASHI: Bu kayıtların en ilginç kısmı ise “referans parçası”ydı. (lol) 

    ISSAY: Aynen. (lol) Hava inanılmaz güzeldi. Keiichi-san son derece
    ciddi bir ifadeyle, “Şimdi ‘Toki no Sugiyuku Mama ni’ toplantısına
    başlıyoruz.” dedi. Normalde böyle resmî konuşmaz. Ben de
    “Hayırdır?” diye düşünmeye başladım. Sonra, “Önce referans
    parçayı dinleyelim. Bugünkü masmavi gökyüzüne çok yakışacak bir
    eser.” dedi. Hepimiz merakla bekliyoruz. Bir anda David Bowie’nin 
    “Warszawa” parçası çalmaya başladı. (lol) Bir anda hepimizin morali
    çöktü. 

    TAKASHI: Üstelik küllüğün içinde tütsü yanıyordu. (lol) 
    Herkes sessizce oturmuş dinliyor… 

    ISSAY: Ortam tam anlamıyla gizemliydi. Parça biter bitmez 
    Toyama’nın söylediği ilk cümle hâlâ aklımdadır. 
    “Şey… ama bunda davul yok.” (lol) 

    TAKASHI: Referans güzel de… Biz bununla tam olarak ne
    yapacağız? (lol) 

    ISSAY: Sonra KEN de, “Galiba gitar da yoktu…” dedi. Çünkü
    gerçekten sadece klavye vardı. Meğer Keiichi-san’ın kastettiği şey
    düzenleme değil, parçanın atmosferiymiş. Yani tamamen duygu ve
    nüans açısından bir referans. (lol) 

    TAKASHI: Ama kabul etmek gerekir ki… En azından ruh hâlimiz
    tamamen Avrupa’ya dönmüştü. (lol) 

    ISSAY: Sonra hep birlikte oturup konuştuk. En sonunda da şu karara
    vardık: “Bu parçayı yapacaksak önce kendimizi Avrupalı gibi
    hissetmeliyiz.” Hatta işi şakaya vurup, “Herkes kandaki Alman
    oranını mümkün olduğunca yükseltsin.” demeye başladık. (lol) 

    𒀸 Kayıtlar başladığında süreç nasıl ilerledi? 

    TAKASHI: Oldukça serbestti. Neredeyse jam session yapar gibi
    ilerledik. 

    ISSAY: Bir kez ortak atmosferi yakalayınca gerisi çok hızlı geldi. 

    TAKASHI: Kendi grubumdan oldukça farklı bir deneyimdi. Sürekli
    birbirimizi dinliyorduk. “Bakalım şimdi ne yapacak?” diye merak
    ederek çalmak çok keyifliydi. 

    ISSAY: Bu kayıtlar sayesinde bir şeyi yeniden fark ettim. 
    TAKASHI’nin bas tonu gerçekten inanılmaz güzel. O gün tesadüfen
    HAL de stüdyodaydı. Sürekli, “Bu nasıl ses ya? Hangi ekipmanı
    kullanıyorsun? Ben de aynısından istiyorum.” deyip duruyordu. (lol) 

    TAKASHI: Ben ise HAL orada olduğu için baştan sona gergindim.
    (lol) 

    ISSAY: Ama sonuçta ortaya gerçekten ilginç bir kayıt çıktı. 
    Parça ağır bir atmosfere sahip olmasına rağmen aynı zamanda
    olağanüstü şeffaf duyuluyor. 

    TAKASHI’nin bası da hayal ettiğimden bile daha iyi oturdu. Üstelik
    albümün akışı içinde de çok önemli bir yerde duruyor. Bence
    albümün gerçek anlamda dinleyiciyi içine çekmeye başladığı bölüm
    tam burası. “Dinleyeni tam kalbinden vuracağız.” diye 
    düşünüyordum. (lol) 

    𒀸 Gerçekten öyle. (lol) Hazır konu açılmışken şunu da sorayım…
    TAKASHI-san, sizce kanınızdaki “Alman oranı” doğal olarak yüksek
    mi? 

    TAKASHI: (lol) Bilmiyorum doğrusu. Ama gençken dinlediğim
    müzisyenler arasında öyle isimler vardı. O yüzden dolaylı da olsa
    onların etkisini almışımdır diye düşünüyorum. 

    ISSAY: Sonuçta New Wave dediğimiz akımın kökleri de Avrupa’ya
    dayanıyor. 

    TAKASHI: Ben aslında New Wave’den çok New Romantic 
    tarafındaydım. İlk dinlediğim grup Duran Duran’dı. Gerçi aynı
    dönemde Iron Maiden’ı da çok seviyordum. (lol) Hatta metal
    gruplarında da çalmışlığım var. 

    𒀸 ISSAY-san’ın metal dinlediğini hayal etmek biraz zor… 

    ISSAY: Hiç dinlemem. (lol) Hard rock da pek dinlediğim
    söylenemez. Gerçi Iggy Pop’u hard rock sayarsan, o
    başka. (lol) Benim New Wave dediğim zaman aklıma gelen
    isimler daha çok Gary Numan ya da Ultravox oluyor. 

    𒀸 Peki TAKASHI-san… Duran Duran dinlediğiniz dönemde
    gerçekten New Romantic tarzında mı giyiniyordunuz? 

    TAKASHI: New Romantic tarzı gömlekler bulabilmek için resmen
    dükkân dükkân dolaşıyordum. (lol) 

    ISSAY: Şimdi dönüp bakınca gerçekten tuhaf geliyor. (lol) O akım
    tam anlamıyla… Zengin görgüsüzlüğüyle aristokrat zevki arasında
    sıkışmış bir estetikti. (lol) 

    𒀸 Makyaj da yapıyor muydunuz? 

    TAKASHI: Lisenin birinci sınıfındayken makyaj yapıp okula
    gidiyordum. Her sabah öğretmen beni durdurup, “Sen ibne
    misin?” diye sorardı. (lol) 

    ISSAY: Benim lise yıllarım daha da eskiye denk geliyor. O zamanlar
    insanlar böyle şeyleri neredeyse psikolojik bir rahatsızlık gibi
    görüyordu. Öğretmenler hiçbir şey söylemezdi. Sanırım
    dokunulmaması gereken bir mesele olduğunu düşünüyorlardı. 
    Kimse karışmıyordu. Sadece… “Tuhaf çocuk.” muamelesi 
    görüyordum. Tam anlamıyla görmezden geliniyordum. (lol) 

    TAKASHI: Ben de saçlarımı uzattığım dönemde epey dalga konusu
    olmuştum. Parmakla gösterip, “Heavy metalci! Heavy metalci!” 
    diye bağırıyorlardı. Bayağı zorbalık gördüm. (lol) 

    𒀸 Peki kayıtlar bittikten sonra birlikte çıkıp içtiğiniz oldu mu? 

    TAKASHI: Henüz olmadı. Ama ISSAY-san hakkında duyduklarım
    var. (lol) 

    ISSAY: Yok canım… Ben o kadar da içen biri değilim. (lol) Öyle bir
    oturup mekândaki bütün içkileri bitirecek biri değilim. Benden çok
    daha sağlamları var. (lol) 

    ISSAY 

    DER ZIBET’in vokalisti. Bu kez kariyerinin ilk solo albümü FLOWERS’ı 
    yayımladı. Albümde yer alan seçkin konuk müzisyenler bile tek
    başına ISSAY’in müzisyenler arasındaki saygınlığını göstermeye
    yetiyor. DER ZIBET bu yıl onuncu kuruluş yılını kutluyor. Ayrıca 21
    Ekim’de grubun yeni video çalışmasının yayımlanması planlanıyor.
    Kendine özgü karakterlere sahip üyelerden oluşan DER ZIBET’in,
    onuncu yılının ardından çok daha büyük bir çıkış yapması
    bekleniyor. 

    TAKASHI 

    DIE IN CRIES’in bas gitaristi. Bu röportajda konuşulan “Toki no 
    Sugiyuku Mama ni” parçasında konuk müzisyen olarak yer alıyor.
    DIE IN CRIES ise ağustos ayında Shinjuku Power Station’da her
    gece farklı bir konseptle hazırlanan haftalık konser serisini
    gerçekleştirdi: “Cover Gecesi”, “Erkekler Gecesi”, “Dinner Gecesi” 
    ve “Sıradan Gece”. Grup kısa bir dinlenme dönemine giriyor
    olsa da, bu aranın ardından çok daha güçlenmiş bir DIE IN CRIES
    olarak geri dönmeleri bekleniyor. 
     

    Kaynak: PATi PATi
    Yayın Yılı: 11.1994
    Orijinal Dil: Japonca
    Çeviri/Scan: Pluto Blackfish

    İlk Çeviri Yayınlama: 15.07.2025
    Revize Edilmiş Sürüm: 08.07.2026

    Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.

  • DER ZIBET | PLUM | 12.89

    DER ZIBET 

    Salon ışıkları söndü. Seyircileri aydınlatan spotlar yavaş yavaş
    salonu taramaya başladı… 

    10 Ekim’de Shibuya Club Quattro’da DER ZIBET sahne aldı. 
    “Mammoth no Yoru” (“Mamutun Gecesi”) ile açılan konser,
    ilk andan itibaren tam gaz ilerledi. 

    “Bu gece hep birlikte eğlenelim!” diye seslendi ISSAY. 

    Yedinci parça “Niji o Mita ka” (“Gökkuşağını Gördün mü?”)
    sırasında destek müzisyen olarak klavyeci Nozawa Daijirō da
    sahneye katıldı. 

    Ardından ISSAY, 

    “Bugün bize katılacak bir konuğumuz daha var.” 

    dedi ve sahneye Chiwaki Mayumi çıktı. 

    Chiwaki daha önce Kochi’deki konserlerine de katılmıştı ve
    ikili yine birbirleriyle kusursuz bir uyum yakaladı. 

    Sohbet bölümünde (MC) Chiwaki bu kez Tosa seyahatlerinden
    söz açtı. 

    “ISSAY aslında Sakamoto Ryōma’nın büyük bir hayranı.” 

    deyince seyirciler sanatçının pek bilinmeyen bir yönünü de
    öğrenmiş oldu. ISSAY ise Ryōma’nın heykelini görememiş
    olmaktan dolayı hayal kırıklığını dile getirdi. 

    Konserin ikinci yarısında Chiwaki ile ISSAY gitarlarını da ellerine
    alınca salonun coşkusu daha da yükseldi. 

    Encore bölümünde ise “Funny Panic” bir kez daha seslendirildi. 

    Toplam 16 şarkının (bunların ikisi encore) yer aldığı konser, baştan
    sona keyifli ve oldukça dolu dolu geçen bir gece olarak hafızalarda
    kaldı.

    Kaynak: Arena37℃
    Yayın Yılı: 12.1989
    Orijinal Dil: Japonca
    Çeviri/Scan: Pluto Blackfish

    İlk Çeviri Yayınlama: 10.07.2025
    Revize Edilmiş Sürüm: 08.07.2026

    Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.

  • Chiwaki Mayumi&DER ZIBET | Arena37℃ | 06.89

    Chiwaki Mayumi & DER ZIBET 

    10 Nisan’da Inkstick Shibaura’da Chiwaki Mayumi ve
    DER ZIBET’ten rüya gibi bir ortak sahne 

    Fotoğraf: Nov Matsuzaki 

    Hikaru’nun Chiwaki Mayumi’nin albümüne katkıda bulunmuş
    olması ve Issay ile Chiwaki’nin uzun yıllara dayanan dostluğu
    (ikisi de tam bir glam tutkunu) sayesinde, DER ZIBET ile Chiwaki 
    arasında zaten özel bir bağ vardı. Belki de bu yüzden, 10 Nisan’da 
    Sophia Üniversitesi’nin düzenlediği etkinlik kapsamında Shibaura 
    Inkstick’te gerçekleşen DER ZIBET konserinde Chiwaki’nin konuk
    sanatçı olarak sahneye çıkması kimseyi şaşırtmadı. 

    Sonuç ise tek kelimeyle harikaydı. O gece izleyicilere, bütün
    sıkıntılarını bir kenara bırakıp yalnızca müziğin içinde
    kaybolabilecekleri unutulmaz bir gece armağan edildi. 

    Konser, planlanan saatten kısa bir süre sonra DER ZIBET’in 
    sahneye çıkmasıyla başladı. Grubu uzun bir aradan sonra yeniden
    gören hayranların heyecanı salonun her köşesine yayılmıştı. Çünkü
    onlar, geçen yıl Shibuya Kōkaidō’daki konserden bu yana ilk kez bu
    şekilde sahneye çıkıyordu. Yaklaşık dört aylık bekleyiş, hayranlar için
    gerçekten uzun gelmişti. 

    İlk olarak “Only “YOU” Only “Love”, ardından “Russia” çalındı. Sanki
    aylardır içlerinde biriken bütün enerjiyi tek seferde dışarı
    bırakıyormuşçasına sert ve vahşi bir performans sergilediler. 

    Issay seyircilere şöyle seslendi: 

    「Sanki sonunda kış uykusundan uyanmış gibiyim. Bundan sonra
    arayı fazla açmadan turneye çıkmayı düşünüyoruz. O yüzden
    bugün hep birlikte baharın gelişini kutlayalım.」

    Son dönemde gerek müzikleri gerek sahne kostümleriyle daha
    karanlık bir atmosfere yönelen DER ZIBET’in, bu gece yeniden eski
    gösterişli havasına kısa da olsa geri dönmüş olması dikkat çekiciydi.
    Uzun süredir göz önünde olmasalar da sahneye çıkan her üyenin
    yüzünde son derece keskin ve dinç bir ifade vardı. Gerçekten de
    uzun bir uykudan yeni uyanmış gibiydiler. 

    Konser tam ortalarına geldiğinde salonu bir anda kadın hayranların
    çığlıkları kapladı ve Chiwaki Mayumi, püsküllü, oldukça iddialı bir
    atletle sahneye çıktı. 

    Onun çekiciliği gösterişli ya da yapmacık değildi; dimdik
    duruşundan gelen doğal bir zarafete sahipti. Bu yüzden
    kadınların bile hayranlık duymaması mümkün değildi. 

    Ardından sırasıyla “Lady Universe”, Hikaru’nun Chiwaki için
    yazdığı “One Shot Two Heart” ve bu gece Issay ile düet
    yaptığı “Angel Fate” seslendirildi. 

    Bu konserin en şaşırtıcı yanlarından biri de Chiwaki Mayumi ile
    DER ZIBET’in müzikal dünyalarının beklenenden çok daha yakın
    olmasıydı. Chiwaki’nin şarkılarını onlar çalmaya başladığında sanki
    yıllardır birlikte çalışan tek bir grup sahnedeymiş hissi oluşuyordu. 

    Gerçek anlamda kusursuz bir uyum yakalamışlardı. 

    Chiwaki’nin sahneye çıkmasıyla konserin coşkusu doruğa ulaştı.
    Seyircilerin enerjisi öyle yükselmişti ki ortam neredeyse bir punk
    konserini andırıyordu. 

    Issay, seyircinin coşkusuna kapılıp durmaksızın haykırıyor; 
    Hikaru ise gitarını adeta durmaksızın konuşturuyordu. 

    Gerçek şu ki, DER ZIBET en çok böyle çılgın, gösterişli ve sınır
    tanımayan performanslarıyla etkileyici görünüyordu. 

    Ve encore… 

    Gecenin en büyük sürprizi henüz gelmemişti. 

    Chiwaki ile Issay birlikte, The Rocky Horror Show’dan bir parça,
    ardından David Bowie ile Mick Jagger’ın söylediği “Dancing in the 
    Street” ve Bay City Rollers’ın “Rock and Roll Love Letter” 
    şarkılarından oluşan bir medley seslendirdiler. 

    Salonun ışıkları yandıktan sonra bile kimse kolay kolay yerinden
    kıpırdayamadı. Herkes, biraz önce yaşananların gerçekten olup
    olmadığını anlamaya çalışıyormuş gibi sahnenin önünde öylece
    kalmıştı. 

    İşte o manzara, geceden geriye kalan en unutulmaz görüntüydü. 

    (Yamamoto Hiroko) 

    Kaynak: Arena37℃
    Yayın Yılı: 06.1989
    Orijinal Dil: Japonca
    Çeviri/Scan: Pluto Blackfish

    İlk Çeviri Yayınlama: 9.07.2025
    Revize Edilmiş Sürüm: 08.07.2026

    Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.

  • ISSAY&Katsuhiko Nakagawa | Arena37℃ | 03.89

    Bahar Rüzgârı Sohbeti 

    Katsuhiko Nakagawa vs ISSAY (DER ZIBET) 

    “Yengeç burcunun rüyaları gerçekten inanılmazdır” bölümü 

    「Bazen öyle rüyalar görüyorum ki… Bir bakıyorum gökkuşağı
    bütün hızıyla üzerime doğru geliyor.」 ISSAY 

    「Yoksa kötü bir şeyler mi karıştırıyorsun sen? (lol)」 Katsuhiko 

    Hazırlayan: Hiroko Yamamoto 
    Fotoğraf: Kousei Yoshida 

    Katsuhiko Nakagawa ile ISSAY’in tanışmasının üzerinden
    neredeyse beş yıl geçmiş. 

    İlk kez, DER ZIBET henüz kurulmadan önce tanışmışlar. O sıralar
    ISSAY, Katsuhiko’nun konserlerinden birine gitmiş ve bu
    karşılaşma ikilinin dostluğunun başlangıcı olmuş. 

    Aradan yıllar geçmiş. Yeniden karşılaşmaları ise 1988 yılının
    sonunda düzenlenen “R&R Band Stand” etkinliğine
    giderken, Shinkansen’de gerçekleşmiş. 

    “Hey! Uzun zaman olmuş!” 

    Sahnedeki gizemli görüntülerinin aksine, ikisi de son derece
    sıcak ve samimi. Yıllar sonra yeniden karşılaştıklarında birbirlerini
    işte böyle selamlamışlar. 

    Ardından 30 Ocak’ta Nakano Sun Plaza’da düzenlenen konserde
    (PANTA, DER ZIBET, Katsuhiko Nakagawa ve diğer sanatçılarla
    birlikte) yeniden aynı sahneyi paylaşmışlar. 

    Belki ikisi de aynı şeyi düşünüyordu, belki de düşünmüyordu ama… 

    “Galiba bu yıl yollarımız sık sık kesişecek.” 

    Madem öyle… 

    Haydi sohbet başlasın! 

    「Hayranlarımdan biri bana ISSAY’in en son haberlerini, hem de
    fotoğraflarıyla birlikte gönderiyor.」 Katsuhiko Nakagawa 

    𒀸 Önce ikinizin nasıl tanıştığından başlayalım. 

    Katsuhiko: İlk çıkışlarımız aşağı yukarı aynı döneme denk geliyor,
    değil mi? 

    ISSAY: Yok, benim çıkışım biraz daha sonraydı. Ben henüz
    profesyonel olmadan, hâlâ live house’larda sahne alırken 
    Katsu-chan’ın konserine gitmiştim. 

    Katsuhiko: Doğru ya. Ben de o sıralar henüz yeni çıkış yapmıştım.
    O dönem günde üç kez sahneye çıktığım oluyordu. Aralarda da
    şarap içiyordum; tam anlamıyla çılgın bir tempoydu. (lol) Bir gün
    yine üç konserin ardından bitkin düşmüş hâlde sahnedeyken sen
    gelmiştin. 

    ISSAY: Bir arkadaşım “Hadi gidip izleyelim.” deyince ben de “Olur.”
    dedim. Bir de hakkında, sahnede pantomim yaptığına dair
    söylentiler dolaşıyordu. Ben de merak edip geldim. 

    Katsuhiko: Ben de ISSAY’in pantomim yaptığını biliyordum aslında.
    Bir hayranım söylemişti. Hatta son iki yıldır bana düzenli olarak 
    ISSAY’in en son haberlerini gönderiyor. Fotoğraflar ekliyor, üstüne
    açıklamalar bile yazıyor. (lol) 

    “ISSAY bu kez Londra’ya gitti.” 

    “Şurada şu konseri verdi.” 

    Yani bir bakıma ISSAY hakkında en çok bilgi sahibi olan kişi bendim. 

    ISSAY: (lol) Bunu gerçekten bilmiyordum. 
     

    「Benim için grup üyeleri eşim gibi… Ama senin için onlar daha çok
    sevgili gibi. O yüzden işin zor.」ISSAY 
     

    𒀸 Birbiriniz hakkındaki ilk izleniminiz nasıldı? 

    Katsuhiko: Her şeyden önce bana, “Çok eğlenceli biri.” 
    demişlerdi. “Hep neşeli, çok komik biridir.” diye o kadar çok
    duymuştum ki, daha tanışmadan ona karşı bir yakınlık
    hissetmeye başlamıştım. 

    ISSAY: Ben de onun çok rahat konuşulabilecek biri olduğunu
    düşünmüştüm. Konserden sonra biraz sohbet ettik ama…
    ondan sonra uzun süre bir daha karşılaşmadık. 

    Katsuhiko: İkimiz de fazlasıyla meşguldük. Aslında benzer yollardan
    geçmişiz. İkimizin de dış görünüşü çok konuşuldu. Sonra da o imajın
    ötesine geçmeye çalıştık. İlk zamanlarda ikimize de
    “bishōnen rock şarkıcısı” deniyordu. 
     
    #Pluto: Bishōnen (美少年): Zarif ve androjen güzelliğiyle öne çıkan
    genç erkek imajı. 1980’ler Japon müzik basınında sık kullanılan bir
    tanımlama. 

    ISSAY, müziğini temelden yeniden kurabilmek için bir gruba
    yöneldi. Ben ise… açıkçası “yakışıklı çocuk” imajından kurtulmaya
    çalışayım diye özel bir çabam olmadı. (lol) Ama ben de farklı
    prodüktörlerle çalıştım, inat ettiğim dönemler oldu. Şimdi dönüp
    bakınca, galiba ikimiz de en iyi dönemimizi yaşıyoruz. 

    ISSAY: Sanırım artık üzerimizdeki gereksiz yüklerden kurtulmaya
    başladık. Bana “yakışıklı” dediklerinde hiçbir zaman fazla
    takılmadım. Bunun avantajı da vardı, dezavantajı da. Sonuçta her
    müzisyen farklı şekillerde değerlendiriliyor. Buna inat edip kendini
    yıpratmanın bir anlamı yok. 

    Katsuhiko: Evet. Sanırım insanın içi eninde sonunda dışına
    yansıyor. O yüzden gerçekten güzel bir insan olmak, kalbinin de
    güzel olması demek. Bence bu hiç de kötü bir şey değil. (lol) 

    「Benim için grup üyeleri artık aile gibi…
    Seninkiler ise biraz sevgili gibi.」

    ISSAY: Madem konu açıldı… Sen solo çalışıyorsun ya… Zor olmuyor
    mu? Sana eşlik eden müzisyenlerin hepsi güçlü karakterler. Böyle
    olunca ister istemez sürtüşmeler de yaşanıyordur. Ben dört yıldır
    aynı üyelerle birlikteyim. Artık birbirimize tamamen alıştık. Bu
    yüzden işim biraz daha kolay. Benim için grup üyeleri artık eşim
    gibi… Daha doğrusu uzun yıllardır birlikte yaşayan bir çift gibiyiz. 

    Katsuhiko: O zaman benimkiler de sevgili mi oluyor? (lol) 

    ISSAY: Evet. Daha çok sevgili gibi. O yüzden senin işin daha zor. 

    Katsuhiko: Olabilir. Ama benim için en önemli şey söylemek
    istediğim şeyi ifade edebilmek. Bu yüzden grup içinde uzun uzun
    tartışmam. “Benim anlatmak istediğim şey bu.” derim. Bunu anlayıp
    bana eşlik edecek insanlarla çalışırım. O yüzden her projede aynı
    üyeler olmak zorunda değil. Anlatmak istediğim şeye göre kadro
    değişebiliyor. Bazen bunun yalnız hissettiren tarafı oluyor. Ama bir
    yandan da bunun benim için en doğru yöntem olduğunu
    düşünüyorum. 

    ISSAY: Ben aslında hangisi olursa olsun fark etmez diye
    bakıyorum. Çünkü senin söylediklerinin çoğu benim de içimde
    olan şeyler. Ben sadece… o insanlarla karşılaşacak kadar
    şanslıydım. Bizim gruptakiler de, yapmak istediklerini
    tamamladıkları gün grubu bırakabilecek insanlar. Ben de
    öyleyim. Ama şu anda her şey öylesine yolunda gidiyor ki… 
    Grubun dağılabileceğini hayal bile edemiyorum. 

    Katsuhiko: Aslında bir grubun tam anlamıyla oturması en çok
    vokaliste bağlı. İşin garibi de şu… Vokalist gruba tam alıştığı anda
    gruplar dağılmaya başlıyor gibi geliyor bana. 

    ISSAY: (lol) İnsanın tüylerini diken diken edecek bir şey söyledin. 

    Katsuhiko: Ama dört yılı geride bıraktıysanız artık korkacak bir şey
    yoktur herhalde. 

    ISSAY: Olur mu… Asıl beşinci yıl tehlikelidir. Her grubun bir döngüsü
    vardır. (lol) 

    Katsuhiko: Öyle mi? Ben zaten üç yıldan uzun yaşayan bir grubun
    içinde hiç bulunmadım. O yüzden bunu bilmiyorum. 
     

    「Olduğum gibi kendimi şarkılara dökmek istiyorum.」ISSAY 

    「Şarkı söyleyen insan, kendini bütünüyle ortaya koyabilmeli.」
    Katsuhiko 

    𒀸 ISSAY, şarkı sözlerini de sen mi yazıyorsun? 

    Katsuhiko: Şarkı sözlerini de kendin mi yazıyorsun? 

    ISSAY: Evet. 

    Katsuhiko: Bence bir şarkıcının neyi anlatmak istediğini bulması
    çok önemli. Aslında bugün seninle özellikle bunu konuşmak
    istiyordum. “Bu yıl hangi duyguları, hangi temaları şarkılarımıza
    taşıyacağız?” 

    ISSAY: Ben artık… küçük şeyleri anlatmak istiyorum. Sonuçta ben
    de sadece bu kadarım. Şimdiye kadar hep çevremdeki daha büyük
    şeyleri anlatmaya çalıştım. Ama artık… kendimi anlatmak istiyorum. 

    Katsuhiko:Yani olduğun hâlinle? 

    ISSAY: Sanırım öyle. Olduğum gibi… Zaten ben öyle çok da düzenli
    biri sayılmam. (lol) Gerçekten çocukluğumdan beri tam bir
    tembeldim. Annem bana hep, “Bu kadar uyuyorsun da gözlerin hiç
    çürümüyor mu senin?” diye kızardı. Ben de utanıp, “Ben Üç Yıl
    Uyuyan Tarō’yum!” derdim. (lol) 

    #Pluto: 「三年寝太郎」”Üç Yıl Uyuyan Tarō” Bu, Japon halk
    hikâyelerindeki tembel ama sonunda büyük işler başaran 
    Sannen Netarō karakterine gönderme. 

    Katsuhiko: Sanırım bütün müzisyenler biraz böyledir. Ama bana
    göre bir şarkıcı… kendini tamamen açabilmeli. Kendisini olduğu gibi
    ortaya koyabilmeli. Ben gerçekten inanmadığım hiçbir şeyi
    söyleyemem. Şarkılarımda da öyle. Bu arada… Sen de sık sık
    hikâyesi olan rüyalar görürsün, değil mi? 

    ISSAY: Evet. Çok görürüm. 

    Katsuhiko: Rüyalar güzel şey. 

    ISSAY: Bazen öyle rüyalar görüyorum ki… Deniz kıyısında
    yürüyorum. Etrafta fabrika bacaları yükseliyor. Bir bakıyorum… 
    Gökyüzünde bir gökkuşağı var. “Aa, gökkuşağı…” der demez… 
    O gökkuşağı inanılmaz bir hızla doğruca üzerime geliyor. 

    Katsuhiko: Yoksa gerçekten kötü bir şeyler mi karıştırıyorsun
    sen? (lol) 

    ISSAY: Yok canım. Ama böyle tuhaf rüyaları çok görürüm. Mesela… 
    Bataklıktaki suyun sarı, kırmızı ve mavi olduğu rüyalar… 

    Katsuhiko: Ben de geçenlerde çok acayip bir rüya gördüm. 
    Rüyamda, “Hadi Hasunuma’daki festivale gidelim!” diyorlar. 
    Bir gidiyorum… Festival dağın içine kadar uzanıyor. Ama gördüğüm
    şey tam anlamıyla cehennem tasvirleri gibi. O kadar ürkütücüydü
    ki… Sonra kendi kendime düşündüm. “Acaba gerçek hayatta
    insanları kandırarak yaşayanlar öldükten sonra böyle bir yerde mi
    kalıyor?” Ertesi gün, “Umarım bu rüyanın devamını görmem.” dedim. 
    Ama bu kez tam tersine… Rüya kaldığı yerden devam etti. 
    Resmen tefrika gibiydi. (lol) 

    ISSAY: Demek ki içinde seni rahatsız eden bir şeyler var. (lol) 
     

    「Sanat aslında o kadar da zor bir şey değil.」 ISSAY 
     

    Katsuhiko: Ama biliyor musun… İnsan büyüdükçe bazı duygularını
    kaybediyor. İlk kez lunaparkta hız trenine bindiğinde ne kadar
    korktuğunu hatırla. Şimdi ise… Artık eskisi kadar korkutmuyor. 

    ISSAY: Ben hâlâ korkuyorum ama. (lol) Yüksekten gerçekten
    korkarım. Uçağa binmek bile hâlâ beni tedirgin ediyor… 

    Katsuhiko: Mesela festivaller de öyle. Benim büyüdüğüm semt eski
    Tokyo mahallelerinden biri olduğu için festivaller çok olurdu. 
    Çocukken en heyecanlı kısmı festivalin kendisi değildi. Bir gün
    önceden dağıtılan happi ceketleri… Mikoshi’yi omuzlamadan
    hemen önceki o an… İşte bütün heyecan aslında oradaydı. Ama
    şimdi festivali düzenleyen tarafta olunca… Hazırlık telaşıyla
    uğraşmaktan başka bir şey düşünemiyorsun. Tek istediğin, “Yeter ki
    festival sorunsuz bitsin.” (lol) Sanırım büyüdükçe çocukluğumuzun
    peşinden koşmaya başlıyoruz. Çocuklar da büyümenin peşinden
    koşuyor. Biz ise tam ikisinin arasında… Kendimizi ifade
    edebileceğimiz şeyi arıyoruz. 

    ISSAY: Evet… Ben de dış dünyayla temas ettikçe sürekli bir şeyler
    hissediyorum. “Bundan hoşlanmıyorum.” “Bunu seviyorum.” 
    Şarkılarımın çıkış noktası da genellikle bu hisler oluyor. Açıkçası… 
    Ben sanatın öyle çok karmaşık bir şey olduğunu düşünmüyorum. 
    Bir tabloya bakıp “Ne kadar güzel…” diyebilmek… Bir çiçeğe bakıp
    aynı şeyi hissedebilmek… Bence bunların hepsi sanat. İnsanın
    yaptığı pek çok şey zaten başlı başına bir sanat. Benim farkım… 
    Bütün bunları müzik aracılığıyla ifade ediyor olmam. 

    𒀸 Son olarak, bu yıl en çok yapmak istediğiniz şeyi söyler misiniz? 

    Katsuhiko: Ben… Işığın ve sesin kusursuz bir şekilde birleştiği
    konserler yapmak istiyorum. Müziğinden sahne düzenine kadar
    her ayrıntısının, anlatmak istediğim şeyi eksiksiz yansıttığı
    konserler… Bu yıl en büyük hedefim bu. 

    ISSAY: Benimki o kadar büyük bir hedef değil. Son zamanlarda
    yeterince konser vermiyoruz. O yüzden… Tek istediğim şey
    yeniden sahneye çıkmak. Hatta arkadaşlarımın konserine bile
    haber vermeden çıkıp, bir anda şarkı söylemek isterdim. (lol) 

    Kaynak: Arena37℃
    Yayın Yılı: 03.1989
    Orijinal Dil: Japonca
    Çeviri/Scan: Pluto Blackfish

    İlk Çeviri Yayınlama: 8.07.2025
    Revize Edilmiş Sürüm: 08.07.2026

    Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.

     
    #Pluto: “Yengeç burcunun rüyaları inanılmaz güçlüdür.” Ama
    aslında röportajın özü astroloji değil. İki sanatçı oturmuş; 
    ünlerini, çocukluklarını, arkadaşlıklarını, grup olmayı, yalnız
    çalışmayı, şarkı yazmayı, korkularını, rüyalarını, sanat anlayışlarını 
    konuşuyor. 1989 tarihli olmasına rağmen bugün okurken bile
    eskimemesinin sebebi de bu. son olarak… ISSAY’in şu cümlesi
    bence bu röportajın özeti: 

    “Sanatın öyle çok zor bir şey olduğunu düşünmüyorum. Bir resme
    bakıp güzel olduğunu hissetmek de, bir çiçeğe bakıp güzel
    olduğunu düşünmek de sanattır. Ben sadece bunu müzikle ifade
    ediyorum.” 

  • Ф(Phl) | Fool’s Mate | 30.12.??

    Milenyum Eşiğine Yakışan Bir Tutku 

    30 Aralık – Shibuya Club Quattro 

    1998’i uğurlayan bu konser, şimdiye kadar verdikleri performanslar
    arasında belki de en görkemlisiydi. 

    Elbette önceki konserlerinde de her zaman etkileyici bir ses gücü
    ve göz alıcı sahne performanslarıyla izleyenleri büyülemişlerdi.
    Sağlam ama saldırgan ritim bölümü, zarafetle gücü buluşturan vokaller ve gitarlar, bunlara parlak bir renk katan Fujiwara 
    Mahito’nun destek klavyesi… Bunların her biri, grubun ilk
    dönemlerinden beri hayranlık uyandıracak kadar etkileyici bir
    varlık sergiliyordu. Şarkıların sıralaması zaman zaman değişmiş
    olsa da, müzikal içerik ya da konser anlayışı bakımından bugüne
    kadar belirgin bir farklılık yaşanmamıştı. 

    Ama bu gece sanki önceki konserlerde olmayan fazladan
    bir şey vardı. 

    İşin ilginç yanı, bunun sonradan eklenmiş yeni bir unsur
    olduğunu da düşünmüyorum. Aksine, bu onların her birinin
    zaten içinde taşıdığı doğal cazibeydi. Daha önce eksik olduğu
    söylenemezdi; ancak bu gece sahneden yayılan aura, o çekiciliği
    yeniden ve çok daha güçlü bir biçimde fark ettiriyordu. 

    Özellikle de ISSAY’in insanın içine işleyen o baş döndürücü
    büyüleyiciliği… 

    Şimdi dönüp baktığımda, 1998’in ilk yarısındaki konserlerde
    performansçı kimliğinin bu yönünden çok, sahnede olmanın
    verdiği saf keyif daha ön plandaymış gibi geliyor. Oysa bu
    gece ISSAY’e özgü erotizm ile eksantrikliğin birleşimi bütün
    yoğunluğuyla hissediliyordu. Sadece şarkı söylerken değil,
    az konuştuğu MC bölümlerinde bile zaman zaman gösterdiği
    büyüleyici ifadelerle salonun tansiyonunu giderek yükseltti ve
    konserin ikinci yarısında kendini tamamen müziğe bıraktı. 

    Leopar desenli kostümünün yarattığı imajla uyum içinde
    sergilediği zarif ama keskin hareketleri ve gitar performansıyla 
    Hirose “JIMMY” Satoshi de o gece son derece formdaydı. 

    Her zamanki gibi konserin orta bölümünde dinleyiciyi soluklandıran
    sakin ve dingin bir kesit de yer alıyordu. Ardından bunun tam karşıtı
    olan hareketli bölüme geçilirken coşkunun adım adım yükselişi
    oldukça etkileyiciydi. 

    Artık grubun konserlerinin vazgeçilmez akışlarından biri hâline
    gelen bu bölümde, enstrüman ekibi gerilim yüklü enstrümantal
    parça “Sisters of Mine” ile ezici bir groove yarattı. Tam bu sırada
    ISSAY yeniden sahneye dönerek “Akazu no Fumikiri” (Açılmayan
    Hemzemin Geçit) ile adeta fitili ateşledi. 

    Hemen ardından gelen MC bölümünde ISSAY, yüzünde büyük
    bir gülümsemeyle seyircilere, 

    “JIMMY kendini harika hissediyormuş!” diye seslendi. 

    Bunu söylerken onun da en az JIMMY kadar iyi hissettiği belliydi. 

    Konser artık son düzlüğüne girmişti. ISSAY sahnenin bir ucundan
    diğer ucuna dolaşırken mikrofon kullanmadan, 

    “Hadi, daha çok eğlenelim!!!” 

    diye seyirciyi kışkırttı ve salonu tek hamlede zirveye taşıdı. 

    Ana bölüm, “Mayonaka no Adam” (Gece Yarısının Âdem’i) ile
    görkemli bir şekilde sona erdi. 

    Encore bölümünde ise artık klasikleşen David Bowie ve
    T. Rex cover’larıyla birlikte grup tam iki kez yeniden
    sahneye döndü. 

    Böylece izleyicilere unutulmaz bir kapanış armağan ederken,
    milenyuma girerken yaşanan o büyük heyecan dalgasını da
    geride bırakarak sahneden ayrıldılar. 

    Bu gecenin bıraktığı yankının, 1 Mart’ta Shibuya On Air East’te
    gerçekleşecek konserle çok daha büyük bir doruğa ulaşacağına
    şüphe yoktu. 

    Yazan: Mari Itō 
    Fotoğraf: Yoshitaka Kashiwada 

    Kaynak: Fool’s Mate
    Yayın Yılı: 30.12.????
    Orijinal Dil: Japonca
    Çeviri/Scan: Pluto Blackfish

    İlk Çeviri Yayınlama: 26.07.2025
    Revize Edilmiş Sürüm: 08.07.2026

    Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.

    #Pluto: 1998/99 yılına ait olduğunu düşünüyorum ama
    tam kesin tarih yok. Tarihi kesin olarak belirlediğimde
    değiştireceğim ❤