Kategori: Röportajlar

  • DER ZIBET | PATi PATi | 04.88

    DER ZIBET 

    3. Albüm 

    21 Mart’ta Der Zibet’in üçüncü albümü DER ZIBET yayımlanıyor. 
    İki farklı prodüktörle çalışılması, grubun canlı performanslarındaki
    enerjinin albüme eksiksiz yansıtılması ve kayıt sürecinden gelen
    birbirinden ilgi çekici hikâyeler… Belki de albümü dinlediğinizde
    “İşte Der Zibet bu.” diyeceksiniz. Onların nasıl bir grup olduğunu
    merak ediyor olabilirsiniz. Ama şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, 
    DER ZIBET yalnızca bir albüm değil; içine adım atmaya değer
    bambaşka bir dünya. 

    Fotoğraf: George Ide 
    Metin: Kou Imazu 
    Saç & Makyaj: Hiroyuki Shimizu 

    “Boom!” 

    Parlak seslerden oluşan bir dalga üzerinize doğru geliyor ve
    farkında olmadan bedeniniz harekete geçiyor. Gitarist havaya
    sıçrıyor, vokalist zarif ama çarpıcı hareketlerle bedenini büküyor;
    gözlerinizi onlardan alamıyorsunuz. Ardından gelen sade ama
    güçlü sözlerse doğrudan kalbinize dokunuyor. 

    21 Mart’ta yayımlanacak üçüncü albüm DER ZIBET, bir stüdyo
    albümü olmasına rağmen canlı performansların tüm coşkusunu
    olduğu gibi içinde taşıyor. 

    Bu, sanki grubun dört üyesiyle her dinleyişinizde yeniden
    karşılaşıyormuşsunuz hissi veren bir albüm. 

    Albüm boyunca karşımıza çıkan dört müzisyen; bir yandan vahşi
    ve içgüdüsel, diğer yandan zarif ve kırılgan bir yüz gösteriyor.
    Ve bütün güçleriyle kendilerini müziğe bırakıyorlar. 

    ☆ 

    𒀸 Daha önce bu albümün temelinde “canlı performans hissi” ve
    “sözlerin önemi” olduğunu söylemiştiniz. 

    MAYUMI: Canlılık açısından konuşacak olursam, eskiden çalarken
    hâlâ kafamla düşündüğüm bir bölüm vardı; belki yüzde yirmilik bir
    kısmı. Bu kez onu daha da azaltıp mümkün olduğunca bedenimin
    beni yönlendirmesine izin vererek çalmaya çalıştım. 

    𒀸 Aynı ritim ekibinin bir üyesi olarak HAL için nasıldı? 

    HAL: Ben canlı performansın atmosferine hemen kapılabilen
    biriyim. O yüzden benim için oldukça doğal gelişti. Gerçi kendimi
    müziğe fazla kaptırınca sahnede vücudum pek hareket etmiyor.
    (lol) 

    𒀸 Şarkı sözlerine daha fazla önem verilmesinin çalışınızı da
    etkilediğini düşünüyor musunuz? 

    MAYUMI: Kesinlikle. Eskiden sözleri çok düşünmeden davul
    çaldığım olurdu. Ama bu albümde sözlerin ne anlattığını düşünerek
    davula küçük eklemeler yaptım. 

    𒀸 Bu albümde parçaların yarısı sözlerden önce değil, başlıklardan
    yola çıkılarak oluşturuldu değil mi? 

    ISSAY: Aslında önce sözler değil, şarkı isimleri ortaya çıktı. Hepimiz
    fikirler getirdik. Başlangıçta elimizde yüz kadar başlık vardı sanırım. 

    𒀸 Ama bunlar rastgele toplanmış başlıklar değildi. 

    ISSAY: Hayır. Günlük hayatta kendi aramızda yaptığımız sıradan
    konuşmalar onların kaynağı oldu. Mesela Seven-Eleven’ın önünden
    geçerken “Niye bu kadar çok insan burada ayakta dergi
    karıştırıyor?” diye konuşuyoruz. Ya da turnede radyoda birini duyup
    “Bu adam neden bu kadar ilgi görüyor?” diyoruz. Günlük
    sohbetlerdeki bu küçük soru işaretleri zamanla albümün
    konseptine kadar uzanabiliyor. Bence işin en ilginç yanı da bu. (lol) 

    𒀸 Yani günlük konuşmalardaki o “neden?” duygusu… 

    HIKARU: Sadece sorular değil. “Bu doğru.”, “Bu yanlış.” gibi
    yargılar da var. 

    ISSAY: Sanırım “Biz dünyaya böyle bakıyoruz.” diyebilmek gibi
    bir şey. 

    𒀸 Bütün bu duyguların içinde albümün tamamına yayılan ortak
    bir tema var mı? 

    HIKARU: Kulağa biraz klişe gelebilir ama… “Şehirdeki yalnızlık.” 

    𒀸 Peki Der Zibet’in bahsettiği “yalnızlık” tam olarak nasıl bir şey? 

    ISSAY: İnsanlar çoğu zaman “yalnız olmak” ile “yalnız hissetmek”
    arasındaki farkı göremiyor. Ama bana göre bunlar aynı şey değil.
    Ben yalnızlığı son derece olumlu görüyorum. Çünkü yalnızlık
    insanın kendi içine yönelmesidir. Onu sadece üzücü bir duygu gibi
    görmek bana doğru gelmiyor. Albümün merkezindeki
    şarkılardan Isolation Train de tam olarak bunu anlatıyor. 

    ☆ 

    Dünkü benliğinle yüzleş. 
    Yarının benliğiyle konuş. 
    Ve sonunda gerçek “sen”le karşılaş. 

    ☆ 

    𒀸 O hâlde diğer şarkılardan da söz edelim. “Only YOU Only LOVE”
    nasıl bir şarkı? 

    ISSAY: Belki de kendimizi yalnız hissetmemizin sebebi, gerçekten
    ait olduğumuz “o kişi”yi henüz bulamamış olmamızdır. Mesela ben
    yalnız olduğum için HIKARU’yu aramam. HIKARU yanımda olmadığı
    için yalnız hissederim. Yani yalnızlık önce gelen şey değildir. Bu
    şarkıyla anlatmak istediğim de buydu. 

    𒀸 Peki HIKARU’nun yazdığı “虹を見たか 
    (Gökkuşağını Gördün mü?)” 

    HIKARU: Çok eski bir televizyon dizisi vardı; adı
    “君は海を見たか (Denizi Gördün mü?)” 

    𒀸 Harika bir başlık. (lol) 

    HIKARU: Değil mi? Dizinin sonunda denizin altın rengine büründüğü
    bir sahne vardı. O görüntüye duyduğum hayranlıkla bu albümün
    ana teması olan yalnızlık duygusu birleşince bu şarkı ortaya çıktı.
    Biraz fazla kişisel oldu doğrusu. Sözleri okurken hâlâ utanıyorum.
    (lol) 

    ISSAY: Ben okuduğumda gerçekten “Vay canına… HIKARU bunu
    yazdı demek.” diye düşündüm. Çok etkilendim. (lol) 

    𒀸 “ANGELIC” 

    ISSAY: Bu, sevdiğim kız ya da erkek için yazdığım bir aşk şarkısı.
    Ben “ANGELIC” kelimesini insanın doğuştan sahip olduğu saflık
    olarak düşünüyorum. Sonuçta herkes dünyaya böyle geliyor. Ama
    sonra ortaokula geldiğinde “Ben astronot olacağım.” dediğinde
    insanlar “Saçmalama.” diye çıkışıyor. Böyle böyle o saf yanımız
    kırılıyor. Benim sevdiğim insanlar ise o saflığı hâlâ koruyabilen
    insanlar. 

    𒀸 Madem söylemek istediğiniz bu kadar çok şey vardı, neden iki
    ayrı prodüktörle çalıştınız? 

    ISSAY: Aslında kendi başımıza da iyi bir albüm yapabileceğimize
    inanıyorduk. Ama biz iyiyle yetinmek istemedik. Daha büyük, daha
    iddialı bir albüm yapmak istedik. 

    𒀸 Peki bu hedefe ulaştığınızı düşünüyor musunuz? 

    HIKARU: Bence her şey doğru yönde ilerledi. Grup sonunda
    gerçekten tek bir bütün hâline geldi. Ama bunu biz kendi içimizden
    göremiyorduk. O kabuğu kırmamızı sağlayan iki prodüktör oldu.
    Kabuğumuz kırılınca da aslında dört kişi olarak ne kadar sağlam bir
    grup olduğumuzu yeniden fark ettik. Ama hâlâ tam anlamıyla
    tatmin olmuş değiliz. Sanırım daha büyük bir grubun özelliği de bu.
    Hâlâ kırılması gereken daha büyük bir kabuğun içinde olduğumuzu
    düşünüyorum. 

    ☆ 

    Üçüncü albümlerinde ilk kez albüme kendi grup adlarını
    veren Der Zibet (adı “misk kedisi” anlamına gelir), bu seçimle
    adeta “İşte bugün biz buyuz.” diyor. 

    Albüm boyunca dinleyiciye sürekli aynı çağrı yapılıyor: 

    Kendi yalnızlığınla yüzleş. Kendi yolunda yürü. Gerekirse toplumun
    dışında kalmaktan korkma. Çünkü ancak o zaman gerçek benliğini,
    doğuştan sahip olduğun o saf yanı yeniden bulabilirsin. 

    DER ZIBET, baştan sona bu düşüncenin etrafında dolaşan, güçlü
    ve tutarlı bir albüm. 

    Ve yine de insanın aklında son bir soru kalıyor… 

    Böylesine yoğun ve güçlü bir albüm yaratan bu dört müzisyen,
    fotoğraf çekimleri sırasında gördüğümüz o şakalaşan, eğlenceli
    ekiple nasıl aynı insanlar olabiliyor? 

    #Pluto: Belki de Der Zibet’in en büyük gizemi tam da bu. 🖤 

    Kaynak: PATi PATi
    Yayın Yılı: 04.1988
    Orijinal Dil: Japonca
    Çeviri/Scan: Pluto Blackfish

    İlk Çeviri Yayınlama: 15.07.2024
    Revize Edilmiş Sürüm: 06.07.2026

    Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.

  • DER ZIBET | GiGS GB | 03.88

    BRAND-NEW EXPRESS 

    KAYIT RAPORU — Bölüm 2 

    Kizaki Ekibi 

    Yılın son günlerinden birinde… 

    Der Zibet üyelerinin, üçüncü albümün ikinci yarısına ait 
    kayıtların miks çalışmaları için toplandığı stüdyoya huzurlu 
    ve güven dolu bir hava hâkimdi. 

    Ortaya çıkardıkları işe duydukları memnuniyet, kendilerine olan 
    güvenleri ve rahatlıkları sessizce stüdyonun atmosferine sinmişti. 
    Ellerindeki bütün potansiyeli albüme aktarabildiklerini hissediyor 
    gibiydiler. 

    Kizaki Kenji’nin prodüktörlüğünü üstlendiği altı parçanın tamamı 
    henüz canlı performanslarda bile çalınmamış yeni şarkılar. 

    Bu çalışmaların en dikkat çekici yönlerinden biri ise şarkıların 
    ilk kez önce sözlerden yola çıkılarak hazırlanmış olması. 

    Üstelik bu kez yalnızca söz yazarı değil, bütün grup en baştan 
    itibaren bir araya gelip fikir alışverişi yaptı
    (Bu yöntem Okano tarafındaki kayıtlar için de geçerliydi.) 

    ISSAY: “Uzun zamandır kendi aramızda ‘Şarkı sözleri gerçekten 
    çok önemli.’ diye konuşuyorduk. Bu dönemde hissettiklerimizi 
    ve grubumuzun duruşunu artık daha açık biçimde ifade etmek 
    istedik. Bu yüzden sözlerin konusu çoğu zaman üyeler 
    arasında yaptığımız günlük sohbetlerden çıktı.” 

    “Genel olarak bugünün şehir yaşamını yansıtan sözler bunlar.
    Öncekilere göre kelimeler daha önde duruyor; dinleyiciye 
    doğrudan sesleniyor. Daha gerçek, daha yaşayan şarkılar 
    olduklarını düşünüyorum.” 

    HIKARU: “Sözler önceden hazır olunca şarkının dünyasını 
    daha en başından görebiliyorduk. Bu yüzden hem beste 
    yapmak hem de parçaları çalmak çok daha kolay oldu.
    Gerçekten çok taze bir deneyimdi.” 

    Miks masasında bu kez sektörün en çok aranan isimlerinden 
    biri olan Michael Zimmerling görev aldı. 

    Temel anlayış yine grubun canlı performans enerjisini korumak 
    üzerine kurulmuş olsa da, bu kayıtlar Okano ekibinin hazırladığı 
    parçalara göre biraz daha ayrıntılı ve işlenmiş bir yapıya sahip 
    olacak gibi görünüyor. 

    HIKARU: “İki prodüktörle çalışmamıza rağmen albümün genel 
    çizgisi hiç bozulmadı. Elbette miksleri yapan kişiler farklı olduğu 
    için ses renklerinde küçük farklılıklar var
    ama bunlar rahatsız edici değil.” 

    “Albümün tekdüze duyulmasını istemiyorduk. Tam tersine, 
    farklı renkleri olan ama bütünlüğünü de koruyan bir çalışma 
    hayal etmiştik. İki ayrı prodüktörle çalışmak başta biraz risk 
    gibi görünüyordu ama sonuç beklediğimizden bile uyumlu oldu.” 

    “Sanırım bu süreç bize grubumuzun artık gerçekten sağlam 
    bir çekirdeğe sahip olduğunu da gösterdi.” 

    Sahnenin önünde bütün dikkatleri üzerine çeken ISSAY ve 
    HIKARU’nun arkasında ise HAL (bas) ile MAYUMI’nin 
    oluşturduğu ritim bölümü duruyor. 

    O kalın, göğsü titreten ritim… 

    İşte gerçek rock hissi tam olarak bu. 

    HAL: “Bize ‘Canlı performansa olabildiğince yakın 
    bir albüm yapın.’ denildi. Biz de ‘Öyleyse ritimleri 
    programlamayalım; her şeyi canlı çalalım.’ dedik.
    Bu kararlılıkla çalıştık ve ortaya beklediğimizden de 
    tatmin edici bir sonuç çıktı.” 

    MAYUMI: “Canlı çalmanın yerini hiçbir şey tutmuyor. (lol)
    Davul çalmak insanı sağlıklı tutuyor.” 

    ISSAY: “Daha prova aşamasındayken kendi kendime ‘Bu ritim 
    arkamızdayken HIKARU’yla ne yaparsak yapalım yürür.’ diye 
    gülüyordum.” 

    Der Zibet, bugünlerde kolay kolay rastlanmayacak 
    kadar gerçek bir grup görüntüsü veriyor. 

    Birbirlerine duydukları güven son derece güçlü. 

    Bu yüzden herkes kendi karakterini özgürce ortaya koymasına 
    rağmen ortaya şaşırtıcı derecede bütünlüklü bir müzik çıkıyor. 

    Her biri tek başına on birim güç ortaya koysa bile… 

    Bir araya geldiklerinde sonuç kırk değil… 

    Altmış… 

    Belki de seksen oluyor. 

    İşte buna gerçekten “grup sihri” denir. 

    Kayıtlar neredeyse hiçbir pişmanlık bırakmadan tamamlandı. 

    Tekrar ediyor gibi olacağız ama… 

    Bu albüm gerçekten de grubun büyük bir özgüvenle hazırladığı 
    bir çalışma. 

    HAL: “Bu albümdeki performansın taşıdığı gerilim gerçekten 
    çok güçlü. Bugün rock’ı sadece meslek olarak yapan pek çok 
    grup var. Ama biz ruhumuzla rock yapan bir grubuz.” 

    Ve son sözü ISSAY söylüyor. 

    “Bir gün bu albümün Japon rockının klasik albümlerinden 
    biri olarak anılmasını istiyoruz.” (lol) 

    Fotoğraf: Mikio Ariga 
    Yazı: Akira Noguchi 

    Kaynak: GiGS GB
    Yayın Yılı: 03.1988
    Orijinal Dil: Japonca
    Çeviri/Scan: Pluto Blackfish

    İlk Çeviri Yayınlama: 13.07.2024
    Revize Edilmiş Sürüm: 06.07.2026

    Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.

  • DER ZIBET | GiGS GB | 02.88

    BRAND-NEW EXPRESS 

    1988’in Umut Vadeden Yeni Sanatçısı 

    KAYIT RAPORU — Bölüm 1 

    Der Zibet, gelecek baharda yayımlanması planlanan 
    üçüncü albümünün kayıtlarını sürdürüyor. Okano Hajime 
    ve Kizaki Kenji adlı iki prodüktörün ellerinde şekillenen grubun 
    yepyeni dünyasını, kayıt sürecinin ilk bölümünden başlayarak 
    sizlere aktarıyoruz. 

    Sonunda Der Zibet büyük kozunu oynuyor. 

    Bu yıl boyunca ülke çapında verdikleri konserlerle büyük övgü 
    toplamaya başlayan grup, sahnede kazandığı güveni ve enerjiyi 
    stüdyoya taşıdı. 1988 yılının Mart ayında yayımlanması planlanan üçüncü albümün 
    kayıtları ise tüm hızıyla devam ediyor. 

    Bu albümün en dikkat çekici özelliği, iki farklı prodüktörle 
    hazırlanıyor olması. 

    Bir tarafta PINK grubundan, Chiwaki Mayumi ve THE WILLARD 
    gibi isimlerle yaptığı çalışmalarla tanınan Okano Hajime… 

    Diğer tarafta ise Ōsawa Yoshiyuki ve Koji Kikkawa 
    gibi sanatçılarla çalışan Kizaki Kenji… 

    İki başarılı prodüktörün Der Zibet’in dünyasını nasıl farklı 
    biçimlerde yorumlayacağı şimdiden büyük merak uyandırıyor. 

    Okano ekibi kayıtlarına Kasım ayının başında başladı ve yalnızca 
    bir hafta içinde miks aşamasına kadar ulaştı. Başlangıçta beş 
    parça planlanmışken çalışmalar beklenenden hızlı ilerlediği için 
    altı şarkı tamamlandı. 

    Bu aşamada vokalist ISSAY ve gitarist HIKARU ile konuştuk. 

    HIKARU:“Kayıtlar neredeyse canlı performans gibi geçti ve 
    gerçekten çok keyif aldık. Bilgisayar tabanlı düzenlemeleri 
    mümkün olduğunca kullanmadık. Daha organik, daha sade 
    ama buna rağmen oldukça gösterişli bir kayıt ortaya çıktı.” 

    ISSAY: “Benim için önemli olan küçük ayrıntılar değil, şarkının 
    bütünüydü. Mesela tek tek enstrümanları dinlediğinde 
    ‘Burada biraz eksiklik var galiba.’ diyebileceğin yerler olabilir.
    Ama hepsi bir araya geldiğinde ortaya çıkan his daha önemliydi.
    O anın enerjisini korumak istedik. Hepimiz inanılmaz odaklanmıştık.
    Bu yüzden birçok parça ilk kayıtta kabul edildi.” 

    HIKARU: “Ufak nota hataları bile kaldı. Sonradan yeniden 
    kaydederiz diye düşünüyorduk ama sonra dinleyince fark 
    ettik ki o enerji  her şeyin önüne geçmişti. Biraz ham sayılabilir 
    ama asıl önemli olan da buydu.” 

    Kayıtları dinleme fırsatı bulduk. 

    İlk izlenimimiz tek kelimeyle şuydu: 

    “Olmuş!” 

    Ortaya son derece canlı, tok ve fiziksel bir ses çıkmış. 

    Sanki grup birkaç metre önünüzde çalıyormuş gibi güçlü bir 
    hareket hissi var. Güçlü ama kontrollü davullar, keskin ve tane 
    tane duyulan gitar tonları dinleyiciyi doğrudan içine çekiyor. 

    Özellikle HIKARU’nun gitar performansı albümün en dikkat çekici 
    yönlerinden biri. 

    Ton çeşitliliği, gitarın farklı renklerini ustalıkla kullanışı ve aniden 
    patlayan solo bölümleri gerçekten etkileyici. 

    HIKARU: “Klavyeyi neredeyse hiç kullanmadık. Ama albümün 
    tekdüze duyulmasını da istemedik. Bu yüzden gitarlarla birçok 
    farklı şey denedik. Akustik gitarı da oldukça fazla kullandık.” 

    ISSAY’in vokali ise önceki çalışmalara göre 
    belirgin biçimde güçlenmiş. 

    Sadece sesi değil, ifade biçimi de çok daha geniş bir 
    alana yayılmış. Söyledikleri dinleyiciye doğrudan ulaşıyor. 

    ISSAY: “Bu kayıt sürecinde inanılmaz bir odaklanma vardı. Kayıttan 
    önce bütün enerjimi içimde biriktiriyor, vokal kabinine girdiğim anda 
    ise hepsini bir anda dışarı bırakıyordum. Sonuç olarak her şarkının 
    söyleyiş biçimi ve nüansı birbirinden oldukça farklı oldu.” 

    “Bunun en büyük sebebi tamamen konsantre olabilmemdi. Elbette 
    kayıtlardan önce yaptığımız uzun provaların ve şarkı sözleri 
    üzerinde uzun uzun çalışmamızın da etkisi vardı. Sanırım bu süreç 
    sayesinde kendimi daha net görebilmeye başladım.” 

    Şimdilik kayıtların ilk bölümü için söylenebilecek tek şey şu: 

    Der Zibet, olağanüstü bir konsantrasyonla stüdyoya 
    girmiş ve ortaya çıkan sonuçtan fazlasıyla memnun. 

    Bir sonraki sayıda ise Kizaki Kenji ekibiyle gerçekleştirilen 
    kayıtların ikinci bölümünü aktaracağız. 

    Beklemede kalın. 

    Fotoğraf: Mikio Ariga 
    Yazı: Akira Noguchi 

    Kaynak: GiGS GB
    Yayın Yılı: 02.1988
    Orijinal Dil: Japonca
    Çeviri/Scan: Pluto Blackfish

    İlk Çeviri Yayınlama: 13.07.2024
    Revize Edilmiş Sürüm: 06.07.2026

    Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.

  • DER ZIBET | PATi PATi | 12.87

    MYSTERY BLAZE 

    Fotoğraf: Naoto Ohkawa 
    Yazı: Kou Imazu 

    Yakışıklı erkeklere bakmak bile insanın kalbini hızlandırmaya 
    yeter. Ama onların yalnızca dış görünüşleriyle değil, 
    özgün teknikleri ve bitmek bilmeyen vahşi ruhlarıyla da 
    öne çıktığını fark ettiğiniz anda, bu heyecan bambaşka 
    bir coşkuya dönüşüyor. 

    DER ZIBET, tam anlamıyla büyüleyici bir heyecan kaynağı. 

    Üstelik sahne ışıklarının dışında son derece samimi, içten ve insanı 
    rahat hissettiren dört kişi onlar. 

    Çıkışlarının üzerinden henüz iki yıl geçmiş olmasına rağmen 
    kendilerini fazlasıyla kanıtladılar. Şimdi ise çok daha etkileyici 
    geçeceğe benzeyen üçüncü yıllarına adım atıyorlar. 

    “Der Zibet’in konserini mutlaka görmelisin!” 

    Bunu o kadar çok kişiden duymuştum ki… 

    Ben de “Öyle mi?” deyip 29 Eylül’de Tokyo Bay Area’daki INK STICK Shibaura FACTORY’ye uğramaya karar verdim. 

    Peki sonuç? 

    Resmen çarpıldım. 

    O zarif görüntüsüyle tanıdığımız ISSAY, başından aşağı bira döküp 
    kendini kusursuz bir dans ritminin içine bırakıyordu. 

    HIKARU tek gitarla çıktığına inanması güç bir ses duvarı örüyor, 
    HAL’ın bas gitarı ile MAYUMI’nin davulları da o devasa sesi durmadan ileri taşıyordu. 

    Ertesi gün kendimi plak şirketini ararken buldum. 

    “Tek kelimeyle muhteşemdi!” 

    İşte bu telefon konuşmasının sonunda da bu röportaj gerçekleşti. 

    Karşımıza çıkan isimler vokalist ISSAY ile gitarist HIKARU oldu. 

    PATi PATi okurları onları yaklaşık iki yıl sonra yeniden ağırlarken, bu 
    iki yıl içinde yaşadıkları değişimi baştan sona anlatmalarını istedik. 

    𒀸 O zaman başlayalım. Der Zibet’in hikâyesini baştan anlatır mısınız? 

    HIKARU: Grubu kurduktan yaklaşık bir yıl sonra ilk albümümüzü 
    çıkardık. Hemen ardından da Kudankaikan’da büyük 
    bir salon konseri verdik. Aslında dönüp baktığımda orası 
    bizim için bir dönemin tamamlandığı yer olmuştu. O zamanki, 
    tabiri caizse “karanlık dönemimizin” zirvesiydi. (lol) 

    ISSAY: Konser bittikten sonra… Sanki biz de bitmişiz gibi hissettik. 

    𒀸 Daha o zamandan mı? 

    HIKARU: Evet. “Kendi kendimize bundan sonra nereye gideceğiz?” 
    diye düşünmeye başlamıştık. Ama hiçbirimiz ilk konuşan olmak 
    istemiyorduk. Herkes, diğerinin ağzından çıkacak ilk sözü 
    bekliyordu. 

    ISSAY: Davulcuyu saymazsak hepimiz AB kan grubuyuz ya… 
    İnsanların karşısında idare etmeyi, her şey yolundaymış gibi davranmayı iyi biliriz. (lol) 

    𒀸 Ama yine de devam etmeye karar verdiniz. 

    ISSAY: Evet. Çünkü içimde hep belirsiz de olsa bir his vardı. 
    “Bu heriflerle birlikte olmaya devam etmek istiyorum.” 
    Beni ayakta tutanda buydu. 

    HIKARU: Sonra 1986 geldi. Her ay Shibuya’daki LIVE INN’de 
    sahneye çıkıyorduk. Ama bir süre sonra yaratıcı olarak 
    tıkanmaya başladık. Bizi değiştiren şey ise aynı yıl mayıs 
    ayında başlayan Radical Dance Tour oldu. 
    Turneye çıkmadan önce kendi kendimize, “Daha vahşi 
    olacağız.” Dedik. Sonra konserler ilerledikçe inanılmaz 
    keyif almaya başladık. 

    O zaman fark ettik ki… “Aslında rock yapmakta hiçbir 
    sorun yokmuş.” İşte o dönemden sonra birbirimize karşı 
    daha açık konuşmaya başladık. Kimse artık kendini 
    saklamıyordu. Gerçi en çok rol yapan kişi bendim. (lol) 

    ISSAY: Doğru. O turneye kadar bizim için konser vermek, 
    “Ayda bir kez sahneye çıkıyoruz.” demekten ibaretti. 
    Turneden sonra ise iş, “Üç günde bir konser vermek artık 
    normal.” noktasına geldi. (lol) Sanırım bizi değiştiren de tam olarak buydu. 

    𒀸 Ve sonra ikinci albüme geldiniz? 

    ISSAY: Evet. Ama ondan önce… Yapımcıları epey zorlayıp klavye 
    desteği olmadan bir turneye çıkmamıza izin vermelerini istedik. 

    (O dönem bize destek veren klavyeci, şu anda UP-BEAT’in destek klavyecisi olan Mahito Fujiwara’ydı.) 

    𒀸 Bir anda dört kişi olarak sahneye çıkmak zor olmadı mı? 

    ISSAY: İlk iki konser biraz tehlikeliydi. Ne yapacağımızı tam 
    kestiremiyorduk. Ama ondan sonra her şey yoluna girdi. 
    Üstelik grup olarak sesimiz de çok daha bütünlüklü hâle geldi. 

    HIKARU: Aslında ilk dönemlerde Der Zibet 
    için klavye vazgeçilmezdi… 

    ISSAY: “İlk dönem” mi? Desene biz artık “son dönem” olduk! (lol) 

    Bu turneye ilk çıktığımızda herkes, “Der Zibet klavyesiz olmaz.” 
    diyordu. (lol) Ama şimdi dönüp baktığımda… Kudankaikan 
    konserinden sonra yaşadığımız o tıkanıklığı aşmamız da… 
    Klavyeyi çıkarma cesaretini göstermemiz de… Bizi bir sonraki 
    aşamaya taşıyan en önemli adımlar olmuş. 

    𒀸 Bunu sana sık sık soruyor olabilirler ama… Senin için stüdyo 
    kayıtlarıyla canlı performans tamamen farklı şeyler mi? 

    ISSAY: Eskiden öyle düşünüyordum. En azından o zamanlar… 
    Kesinlikle öyleydi. 

    HIKARU: Bizim için plak demek, defalarca dinlense bile insanı 
    sıkmayan bir şey üretmek demekti. 

    ISSAY: Ama yine de… Canlı performanstaki o duygunun bir kısmını 
    kayda da taşıyabilmek istiyoruz. 

    HIKARU: İkinci albümü yaptığımız zaman kendimize çok 
    güveniyorduk. Ama şimdi dönüp dinlediğimde… Canlı 
    performanslarımızın çok daha iyi olduğunu hissediyorum. 

    ISSAY: ELECTRIC MOON & MORE CD’sinde iki canlı kayıt var. 
    Toplam yirmi dakika sürüyorlar. (lol) Onları dinlediğim zaman bile içimden, “Yok… Canlı hâli çok daha iyi.” diyorum. 

    𒀸 Biraz önce söylediğin konuya dönecek olursak… O dönemlerde 
    plaklar tekrar tekrar dinlenmek için yapılmış eserlerdi diyorsun. 
    Peki canlı performanslar daha anlık bir şey miydi? 

    ISSAY: Sonuçta canlı performans dediğin şey gerçekten “canlı”. 
    Seyircinin tepkisine göre… Normalde yapmayacağım bir yerde bir 
    anda haykırabiliyorum. Ama işte tam da o anda ortaya çıkan şey gerçek oluyor. O yüzden çok değerli. 

    HIKARU: Michael Jackson gibi değil yani. (lol) Hani her hareketin 
    önceden planlandığı… Neredeyse saçını hangi saniyede geriye 
    atacağının bile belli olduğu gösteriler gibi değil. 
    Benim için her şarkının içinde mutlaka tamamen özgür olabildiğim 
    küçük bir bölüm vardır. İşte o anda her şey yerine oturursa… 
    Tarifi zor bir his. Tabii ters giderse de insan yerin dibine 
    girmek istiyor. (lol) 

    𒀸 Ama zaten gerçekten etkileyici olan şeyler de çoğu zaman tam o belirsizlikten doğuyor. Yine de Der Zibet’i izlerken dikkatimi 
    çeken bir şey var. Doğaçlama gibi görünmesine rağmen, işin 
    temelinde inanılmaz sağlam bir yapı hissediliyor. Bence sizi, “Canlı performans başka, plak başka.” deyip ikisini tamamen 
    birbirinden koparan gruplardan ayıran şey de bu. 

    ISSAY: Çünkü iskeletimiz sağlam. Her şey onun üzerine kuruluyor. 

    HIKARU: Kesinlikle. Mesela konserlerde şarkı sıralamasını 
    belirlerken inanılmaz titiz davranıyoruz. (lol) Sahnede rahat 
    hareket edebiliyorsak… Bunun nedeni o temel yapının önceden 
    çoksağlam kurulmuş olması. 

    𒀸 O zaman biraz da üçüncü albümden bahsedelim. 

    HIKARU: Şu anda elimizde otuzdan fazla aday parça var. 
    Bir yandan da ekibimizden, sözleri önce yazılmış parçalar 
    üzerinde çalışmamız yönünde bir öneri geldi. Şu sıralar daha 
    çok bunun üzerine yoğunlaşıyoruz. 

    ISSAY: Aslında tam da üyeler arasında şarkı sözlerinin 
    önemini konuştuğumuz bir döneme denk geldi. 

    HIKARU: Sözlerde de bugüne kadar yaptığımızın bir adım 
    ötesine geçmek istiyoruz. Daha anlaşılır… Daha doğrudan… 
    İnsanlara daha kolay ulaşabilen sözler yazmak istiyoruz. 

    𒀸 Peki ISSAY, senin yazdığın sözler de eskisine göre 
    değişmeye başladı mı? 

    ISSAY: Evet. Aslında ben başından beri duygularımı pat diye 
    söyleyebilen biri olmadım. İnsanlara doğrudan bir şey söylemek 
    bana hep zor gelmiştir. Ama sahnede şunu fark ettim… Bazen tek 
    bir net cümle bile seyircinin tepkisini tamamen değiştirebiliyor.  

    İşte bu yüzden son zamanlarda şarkı yazarken kullandığım 
    kelimeleri çok daha bilinçli seçiyorum. Yeni albümdeki sözlerin 
    ortaknoktası da bu. Birine doğrudan seslenmek. (lol)  

    İlk albüm daha çok kendime dönüktü. İkinci albüm ise daha çok 
    belli bir kişiye sesleniyordu. Yeni albüm ise… Karşımdaki insana 
    doğrudan konuşuyor. Sanırım değişen tarafım da tam olarak bu. (lol) 

    𒀸 Bu aynı zamanda kendine dışarıdan bakabilmeye 
    başladığının da göstergesi olabilir. 

    ISSAY: Olabilir… Ama konserin sonlarına doğru bu mümkün 
    olmuyor. (lol) O noktadan sonra kendimi dışarıdan izlemeye 
    çalışırsam… İçimde büyük bir eksiklik hissi oluşuyor. 

    𒀸 Ama bence tam da bu yüzden güzel. Bugün birçok grup 
    konser boyunca kendini sürekli kontrol etmeye çalışıyor. 
    Sizde ise o kontrol zamanla kayboluyor. Ve bence sizi güzel 
    yapan şey de bu. 

    HIKARU: Evet. O “ham” tarafımızı kaybetmek istemiyoruz. 

    ISSAY: Her şeyi en ince ayrıntısına kadar hesaplayıp kusursuz hâle 
    getirmek istemiyoruz. Yeni albüm de aynı anlayışla hazırlanıyor. 
    Çok güçlü bir albüm olacak. Buna gerçekten inanıyorum. 

    U MEET THE ROCK PARTY Vol.1 

    DER ZIBET LIVE 

    PATi PATi ROCK’N’ROLL Sunar 

    📍 15 Aralık – Osaka Banana Hall 

    📍 17 Aralık – Nagoya Heartland 

    🎉 250 çift (500 kişi) davetli! 

    PATi PATi ROCK’N’ROLL’un, dikkat çeken grupları müzikseverlerle 
    buluşturduğu “U MEET THE ROCK PARTY” etkinlik 
    serisinin ilk konuğu DER ZIBET oluyor. 

    Bu özel etkinliğe PATi PATi okurları da davetli! 

    Osaka Banana Hall konseri için 150 çift (300 kişi),  

    Nagoya Heartland konseri için ise 100 çift (200 kişi)  

    çekilişle belirlenecek. 

    Katılmak isteyenlerin aşağıdaki başvuru kuponunu gidiş-dönüş kartpostalına yapıştırarak; 
    adını, adresini, yaşını, telefon numarasını  
    ve katılmak istediği konseri  
    yazarak aşağıdaki adrese göndermesi gerekiyor. 

    CBS Sony Publishing – PATi PATi DER ZIBET LIVE 

    Posta Kutusu No: 25 

    Chitose Postanesi 

    Setagaya-ku, Tokyo 156-91 

    Son başvuru tarihi 5 Aralık (posta damgası geçerlidir). 

    Kazananlara etkinlikten yaklaşık bir hafta önce iki kişilik davetiye 
    gönderilecek. 

    Etkinlik günü girişte 500 yen alınacak. 

    Ancak bu ücret yalnızca giriş ücreti değil. 

    Karşılığında PATi PATi ile DER ZIBET ekibinin 
    birlikte hazırladığı özel bir broşür verilecek. 

    Broşürün içinde ise grubun son LP’sindeki bir parçanın farklı versiyonunu içeren esnek plak 
    (flexi-disc / ソノシート) yer alacak. 

    Oldukça özel bir hatıra! 

    Başvuru Kuponu 
    PP12 
    DZ

    Kaynak: PATi PATi
    Yayın Yılı: 12.1987
    Orijinal Dil: Japonca
    Çeviri/Scan: Pluto Blackfish

    İlk Çeviri Yayınlama: 11.07.2024
    Revize Edilmiş Sürüm: 06.07.2026

    Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.

  • DER ZIBET | Rockin’On Japan Vol.5 | 07.87

    Der Zibet 

    (ISSAY) 

    Der Zibet’in vokalisti ISSAY, on dokuz yaşındayken bir gün ansızın bir grup kurmaya 
    karar verdi ve ertesi gün harekete geçti. 

    Normalde bir grup kurarken insanların örnek aldığı bir grup 
    ya da ulaşmak istediği belirli bir müzikal anlayış olur. Ama ISSAY’in aklında bunların hiçbiri yoktu. 

    Tek istediği bir grup kurmaktı. 

    Aslında “istemek” bile doğru kelime değil. 

    O bunu yapmak zorundaydı. 

    Der Zibet’in konserlerini izlediğimde en çok hissettiğim 
    şey ISSAY’in içindeki huzursuzluk oluyor. 

    Performansın iyi ya da kötü olması, seyircinin nasıl tepki 
    verdiği hiç fark etmiyor. 

    Bana hep, içinde taşan bir şeyi dışarı çıkarmaya 
    çabalıyormuş gibi geliyor. 

    Buna ister “gō” (insanın sırtında taşıdığı yazgı ve yük), 
    ister “iblis” deyin. 

    İşte bu yüzden müzik onun için “sevdiği”, “eğlendiği” 
    ya da “işi” olan bir şey değil. 

    Onun için müzik,  yapmak zorunda olduğu bir şey. 

    İlk LP ile ikinci LP arasındaki dönemde Der Zibet hem kadrosunu değiştirdi hem de 
    müzikal açıdan büyük bir dönüşüm geçirdi. 

    Bugün özellikle sahne performansı açısından çok iyi 
    bir noktadalar. 

    Yani ISSAY, içinde taşan o şeyi dışarı vurmanın 
    yolunu yavaş yavaş öğreniyor. 

    Ama yine de… 

    Hâlâ huzursuz görünüyor. 

    Çünkü içinde taşıdığı o taşkınlık, sıradan insanların 
    taşıyabileceğinden çok daha büyük. 

    — Ken Satō 

    Kaynak: Rockin’On Japan Vol.5
    Yayın Yılı: 07.1987
    Orijinal Dil: Japonca
    Çeviri/Scan: Pluto Blackfish

    İlk Çeviri Yayınlama: 12.07.2024
    Revize Edilmiş Sürüm: 06.07.2026

    Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.

  • DER ZIBET | Arena37℃ | 04.87

    LIVE REPORT 

    der Zibet 

    MYSTERY PARK’a Hoş Geldiniz!! 

    Rapor: Akira Saeki 
    Fotoğraf: Mariko Miura 

    “İlk albümümüz çıktığında bile grubumuz değişmeye başlamıştı. Canlı performanslarımızın yönü de farklılaşmaya başlamıştı. Ondan önce, tabiri caizse daha ‘teatral’ bir anlayışımız vardı. (lol) İlk dönem konserlerimizde pandomim gösterilerimi de işin içine katıyor, bir bakıma durgunluk ile hareketi, COOL ile HOT’u kesin çizgilerle ayırıyorduk. Ama zamanla bunu kontrol edemez hâle geldik… Bireysel enerjinin ötesinde, grubun ortak enerjisi ortaya çıkmaya başladı. Bence bunun en iyi yansıması da ELECTRIC MOON oldu.” 

    Bunlar, ISSAY’in der Zibet hakkında anlattıklarıydı. 

    Bu sözlerden de anlaşılacağı gibi, grubun yeni yönü sahnede şekillenmişti. Onlarca konser boyunca, daha önce yarı proje grubu görünümündeki topluluk giderek daha sıkı kenetlenmiş gerçek bir gruba dönüştü. Hatta buna, “bir topluluktan tek bir organizmaya dönüşmek” demek bile yanlış olmaz. 

    İşte bu yeni hâliyle der Zibet’i görmek için 13 Şubat’ta Shibaura’daki depo tipi canlı müzik mekânı INK STICK’e doğru yola çıktım. Şubat olmasına rağmen havada garip bir ılıklık vardı. Deniz kıyısına bırakılmış eski balıkçı teknelerinin yanından geçerek MYSTERY PARK’a ulaştım. 

    Mekânın önünde şimdiden büyük bir kalabalık toplanmıştı. Aralarından geçip ikinci kata çıktım. Ama doğrusu, salonun dekorunu görünce istemsizce içimden “Ne kadar ucuz durmuş!” demek geçti. (Gerçi daha sonra tam da bu “ucuzluk” hissinin kendine özgü atmosferi yaratacağını o anda tahmin etmem mümkün değildi.) 

    Tavandan sarkıtılmış tuvalet kâğıtları, salonun dört bir yanına serpiştirilmiş alüminyum folyodan yapılmış “Electric Moon” süsleri… HIKARU bu konser için “Çok fazla düşünmeden, rahat bir hava olsun istedik.” demişti ama ilk bakışta bana daha çok okul festivallerinde kurulan derme çatma korku evlerini hatırlattı. 

    Konser başlamadan önce grup için görevlendirilen DJ, Cream ve Jimi Hendrix gibi klasik rock sanatçılarının parçalarını ardı ardına çalıyordu. Açıkçası içimden, “Umarım birazdan izleyeceğimiz şey sadece nostaljik bir gösteri değildir.” diye geçirmeden edemedim. 

    Fakat konser başlar başlamaz bütün bu endişelerim bir anda dağılıp gitti. 

    Ses olağanüstü derecede derli topluydu. 

    Bulunduğum ikinci kat normalde sektör mensupları için ayrılan bölümdü ve bu tür yerlerde ses çoğu zaman boğuklaşırdı. Ama der Zibet’in sesi bulunduğum noktaya bile tüm gücüyle ulaşıyordu. 

    Belli ki bugünkü kimliklerini gerçekten sahnede inşa etmişlerdi. 

    ISSAY sahnedeki duruşunu büyük bir rahatlıkla ortaya koyuyor; kimi zaman yumuşak, kimi zaman son derece güçlü söylüyordu. HIKARU ise gitarist olarak sahip olduğu tüm birikimi der Zibet’in müziğine en doğru şekilde aktarıyordu. 

    HAL ile MAYUMI ise yalnızca diğer iki üyenin boşluklarını doldurmuyordu. Grubun müzikal omurgasını kuran asıl güç onlardı. Senkopları, küçük ritmik dokunuşları ve ince ayrıntıları der Zibet’in müziğine bambaşka bir karakter kazandırıyordu. Hatta bazı şarkılarda ritim bölümü adeta müziği önden sürüklüyordu. 

    Üstelik MAYUMI o gün elinden sakattı; üstüne yüksek ateşli bir grip geçiriyordu. Buna rağmen diğer üyeleri yönlendirirken grubun temelini oluşturan davul performansından hiçbir şey kaybetmemişti. 

    HAL de aynı derecede etkileyiciydi. Ansızın patlayan bas yürüyüşleri tamamen o ana özgü bir enerji taşıyor, grubun yarattığı “beat”in bir anda canlanmasını sağlıyordu. 

    HIKARU ise ritim bölümünün hareketlerini dikkatle izliyor ve gitarını buna göre şekillendiriyordu. Ritim gitar ile solo gitar arasına keskin sınırlar koymuyor; ihtiyaç duyduğu anda ikisi arasında doğal biçimde geçiş yapıyordu. Gitar düzenlemelerinin sürekli değişmesi de bunun en güzel göstergesiydi. 

    İşte bu yüzden ISSAY’i yalnızca grubun vokalisti olarak görmek doğru olmaz. 

    O, der Zibet’in sesinin ayrılmaz bir parçası. 

    Müzik onun etrafında dönmüyor; o da müziğin içinde diğer üyelerle birlikte aynı merkezde duruyor. 

    Bir röportajında söylediği “Dört kişi aynı hizada durup aynı manzaraya bakıyoruz.” sözü tam da bunu anlatıyor. Gözlerinizi kapattığınızda bile dört kişinin tek bir çizgide birlikte performans sergilediğini hissedebiliyorsunuz. 

    Turne hâlâ devam ettiği için repertuvardan söz etmeyeceğim. Ama nefeslileri de içine katan o yoğun, duygusal ve son derece sıkı sahne sesini en az bir kez canlı dinlemelisiniz. 

    Çünkü o anda MYSTERY PARK gerçekten karşınızda beliriyor. 

    Kaynak: Arena37℃
    Yayın Yılı: 04.1987
    Orijinal Dil: Japonca
    Çeviri/Scan: Pluto Blackfish

    İlk Çeviri Yayınlama: 10.07.2024
    Revize Edilmiş Sürüm: 06.07.2026

    Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.

  • DER ZIBET | Arena37℃ | 07.86

    Der Zibet, “Girls” ile yeni bir döneme giriyor!! 

    Bizi “entelektüel” bir gruptan çok, vahşi bir canlı performans
    grubu olarak tanımalarını istiyoruz. 

    “İşte dijital beat’in ulaştığı son nokta.” Der Zibet’in 12 inçlik 
    single’ı “Girls”, işte böyle bir sloganla tanıtılıyor. 

    Der Zibet’i uzun zamandır sahnede izleyenler, grubun son
    dönemlerde daha dans odaklı parçalar çalmaya başladığını
    fark etmişlerdir. Ancak ilk albümleri “Violette Balle”‘den beri
    grubu takip etmeyenler için “Girls” azımsanmayacak kadar
    şaşırtıcı olmuş olmalı. 

    Programlama ve sampling ağırlıklı dijital beat’ler ile ISSAY’in 
    vahşi vokali… Eğer “Violette Balle” dinleyicinin zekâsına ve duyarlılığına 
    seslenen bir albümse, “Girls” çok daha doğrudan içgüdülere 
    ve bedene hitap ediyor. İçinde hafif tehlikeli bir hava, hatta
    “acımsı” diyebileceğimiz bir sertlik (aku) hissediliyor. 

    Daha önce “Bir rock grubu olmak zorunda değiliz.” diyen 
    ISSAY’e, son zamanlardaki düşüncelerini sorduk. 

    Röportaj: Hiroko Yamamoto 
    Fotoğraf: Mariko Miura 

    𒀹 “Girls”ü dinleyen birçok hayran şaşıracaktır, değil mi? 

    𒀺 Bu kez sampling’in kralı benim. (lol) Ama aslında en çok
    istediğim şey, saf ve doğrudan bir güçtü. 

    𒀹 Oldukça sert bir parça olmuş. 

    𒀺 Daha doğrusu, grubumuzun yönünü en iyi yansıtan parça bu
    oldu. Biz zaten dans müziğine yakın olmak isteyen bir gruptuk.
    İlk albümümüzde de dans edilebilir bir hava vardı ama ben onu
    çok daha yoğun şekilde dans ettiren bir müzik yapmak istiyordum.
    Kendi adıma konuşursam, bu altyapının üzerine söylediğim vokali
    gerçekten çok seviyorum. 

    𒀹 Gerçekten çok etkileyici bir vokal. 

    𒀺 O vokal sanki arkadaki müzikle kavga ediyor, değil mi? (lol) Çünkü
    stüdyoda üstümü başımı umursamadan dans ede ede söylüyorum.
    Ses ne kadar dijital işlemlerden geçerse geçsin, söyleyen sonuçta
    yaşayan bir insan. Çok sert, vahşi ve saldırgan bir his veriyor.
    Eskiden böyle bir altyapının üzerine nasıl söylemem gerektiğini
    bilemezdim ama bu kez bunu aşabildim. 

    𒀹 Sesin de kalınlaşmış gibi. 

    𒀺 Ben ergenliğe yeni girdim. (Uzun bir sessizlik.) Boyum uzadı,
    sakallarım çıktı, sesim kalınlaştı… Tam ergenlik yani. (lol) Kaç
    yaşındayım bilmiyorum ama zor bir dönem. (lol) 

    𒀹 Eskiden “pop” tarafını özellikle vurguluyordunuz. Ama “Girls”ü 
    dinleyince rock tarafına daha güçlü yöneldiğinizi hissettim. 

    𒀺 Sanırım öyle. Çünkü bizim gibi bir grubun ayakta kalabilmesi için
    böyle bir duruş sergilemesi gerekiyor. Yoksa insanlar sadece
    görüntümüze bakıp “Ne güzel, pop grubu işte.” deyip geçiyorlar.
    Bundan kurtulmamız gerektiğini hissettim. 

    𒀹 Bunu neden hissettin? 

    𒀺 Sanırım dergilerin bizi ele alış biçiminden ve konserlerde aldığım
    tepkilerden… Mesela röportajlarda sürekli “David Bowie’yi 
    seviyorsun, değil mi?” diye soruyorlar. Der Zibet’i dinleyip insanların
    aklına neden hemen David Bowie geliyor? Buna gerçekten sinir
    oluyorum… 

    𒀹 İnsanların sizi önce dış görünüşünüzle değerlendirmesi kolay
    oluyor. Oysa Der Zibet’in müzikal açıdan ne kadar geniş bir
    yelpazesi olduğunu anlayacak daha fazla dinleyiciye ihtiyaç var. 

    𒀺 Kesinlikle. Ama bizim yapabileceğimiz tek şey insanların bizi
    dinlemesini ve sahnede izlemesini sağlamak. Reklam yapmak ya da
    medyada görünmekten söz etmiyorum. Yapmamız gereken şey,
    gerçekten güçlü bir canlı performans sergilemek. En azından
    konser boyunca seyirciyi tamamen içine çekebilmeliyiz. Bunun için
    mutlak bir güce sahip olmamız gerektiğinin farkındayız ve bunu
    ancak kendimiz başarabiliriz. 

    𒀹 Keşke insanlar “Der Zibet yakışıklı bir grup.” demekten çok,
    “Canlı performansları inanılmaz.” deseler. 

    𒀺 Aynen öyle. Bence doğru yol da bu. Daha fazla insanın bizi
    dinleyebilmesi için farklı gruplarla ortak konserler vermeye de
    devam etmek istiyoruz. 

    𒀹 Umarım kendi temposunda ilerleyen bir grup olmak yerine,
    kısa sürede çok büyük bir grup olursunuz. 

    𒀺 (lol) Bu güzelmiş. “Becerikli şahin pençelerini gizler.” derler ya…
    Şaka bir yana. (lol) Elbette daha da büyüyeceğiz. Şu anda tek
    istediğimiz şey daha vahşi olmak. İnsanlar bizim grubumuz
    hakkında sürekli “entelektüel” falan diyorlar ama aslında hiç de öyle
    değiliz. İçimizde vahşi bir taraf var ve insanların bunu da görmesini
    istiyorum. Hatta “Bunlar dâhi sanıyorduk, meğer tam anlamıyla
    delilermiş!” desinler. (lol) İşte ulaşmak istediğim nokta bu. 

    Gerçekten de Der Zibet, dış görünüşü öne çıktıkça yanlış
    anlaşılmaya daha açık hâle gelen bir grup. Bu yüzden herkesi
    susacak kadar etkileyici bir sahne performansı sergilemeleri büyük
    önem taşıyor. Nitekim konserlerde seslendirdikleri yeni parçaların
    kalitesi gerçekten göz kamaştırıcı. Geriye kalan tek şey, dinleyiciyi
    tamamen kendilerine çekebilmeleri… 

    ISSAY’le yaptığımız bu söyleşi de gösteriyor ki, o bunun
    fazlasıyla farkında. 

    Der Zibet şu sıralar ülke çapındaki turnesine devam ediyor. Çok
    yakında ikinci albümlerinin kayıtlarına da başlayacaklar. Dünden
    daha vahşi, dünden daha çarpıcı olmalarını yine sabırsızlıkla
    bekliyoruz! 

    Kaynak: Arena37℃
    Yayın Yılı: 07.1986
    Orijinal Dil: Japonca
    Çeviri/Scan: Pluto Blackfish

    İlk Çeviri Yayınlama: 09.07.2024
    Revize Edilmiş Sürüm: 06.07.2026

    Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.

  • DER ZIBET | Arena37℃ | 01.86

    Büyüleyici Silüet – Bölüm 2 

    Kadınlar Hakkında Konuşuyorlar 

    Bu kez der Zibet dosyamızın ikinci bölümünde; 
    kadınlar, aşk, erkeklik anlayışı ve daha birçok konu 
    başta olmak üzere beş ana tema üzerine konuştuk. Merak edilen der Zibet’i daha yakından tanımak için 
    harika bir fırsat!

    Röportaj: Yuko Umehara 
    Fotoğraf: Motoko Sashi 

    𒀸 Kadınların farkına ne zaman varmaya başladınız? 

    HIKARU: Tam olarak ne zaman kadınların farkına vardığımı bilmiyorum ama anaokulu 
    öğretmenime âşıktım. Onu inanılmaz güzel biri olarak 
    hatırlıyordum ama yıllar sonra fotoğrafını görünce aslında 
    o kadar da güzel olmadığını fark ettim. (lol) 

    ISSAY: İki yıl önce. Gerçekten. Çünkü çocukken hem erkek 
    arkadaşlarımı hem de kız arkadaşlarımı severdim; o zamanlar 
    kız ya da erkek diye ayırmazdım. Sanırım iki yıl önce ilk kez, “Aa, bu bir kızmış… Olmaz!” diye düşündüm. Kızlar belli bir 
    yaşa gelince değişiyor ya… Önce “Bir tuhaflık var.” diye 
    düşünüyordum, sonra “Demek ki kızmış.” diye fark ettim. 

    MAYUMI: Ben ise ilk öpücüğümü aldıktan sonra… (lol) 
    Şaka bir yana, anaokulundayken Yoko-chan vardı! 

    HAL: ISSAY’in bahsettiği anlamda düşünürsek ben de 
    oldukça geç fark ettim. Çünkü hep on kızın arasında tek 
    erkek olarak oynayan çocuktum. Kadınları gerçekten bilinçli 
    şekilde fark etmeye başlamam sanırım lisenin sonlarına denk 
    geliyor. Ama ilk aşk anlamında söyleyecek olursam, 
    ilkokuldayken Takako Yamada adında bir kızdan 
    hoşlanıyordum. Bana Sign wa V’nin bir fotoğraf kartını 
    vermişti, çok mutlu olmuştum.

    𒀸 Kadınların hayatınızdaki yeri 

    MAYUMI: Vazgeçilmezler. Lise ikinci sınıftayken ilk kez bir kızla 
    çıkmaya başladığımda, insanın en az bir kez böyle bir ilişki 
    yaşaması gerektiğini düşündüm. O deneyim sayesinde 
    bakış açım genişledi. 

    ISSAY: Beni korkutan şey, kadın olduğunun farkında 
    olmayan kadınlar. Kadınlardan nasıl etkilendiğime gelince…
    Terk edildiğim zaman şarkı yazabiliyorum. (lol) 

    MAYUMI: Bence erkeklerin harekete geçebilmesi için mutlaka 
    bir hedefe ihtiyacı var. Kadınlar ise belirgin bir hedefleri olmasa 
    bile ilerleyebiliyorlar. Hangisinin daha iyi olduğu meselesi değil 
    bu ama doğrusu bu yönlerini kıskanıyorum. Bu yüzden onlara 
    büyük saygı duyuyorum, ama aynı zamanda onları anlamanın zor 
    olduğunu da düşünüyorum. 

    Bir de nedense kadınlar sürekli bana gelip dertlerini anlatıyorlar. 
    Böyle olunca çevremdekiler bana şakayla karışık “Sengoku Jesus” gözüyle bakıyorlar. (lol) Ama bundan şikâyetçi değilim; 
    hatta hoşuma gidiyor. 

    HAL: Hayatın akışı içinde bazen hiçbir şey düşünmeden sevdiğin 
    kadınla baş başa vakit geçirebilmek çok önemli. Böyle zamanlarım 
    olmazsa kendimi iyi hissedemiyorum. 

    𒀸 Aşk size neler kazandırdı? 

    HIKARU: Belki hayat görüşüm değişmiştir ama bu biraz fazla genel 
    kalıyor. Daha çok düşünce tarzım değişti diyebilirim. 
    Kadınların erkeklerden gerçekten farklı olduğunu öğrendim. 

    ISSAY: Sanırım dünyam genişledi. Sevdiğim kişi benim için yeni bir 
    pencere oldu; onun sayesinde daha önce bilmediğim şeyleri 
    görmeye başladım. 

    MAYUMI: Artık konuşmasına gerek kalmadan, sadece gözlerine 
    bakarak ne düşündüğünü anlayabiliyorum. 

    HAL: Eskiden insanların neden kadın-erkek ilişkilerine bu kadar 
    önem verdiğini anlayamazdım. Ama biriyle çıkmaya başladıktan 
    sonra bunun nedenini biraz olsun kavradığımı hissettim. 

    ISSAY: Şunu öğrendim… Birini ne kadar çok seversen, sonunda 
    yine yalnızca kendin olabileceğini de o kadar iyi anlıyorsun. 

    𒀸 Sizce bir erkek nasıl olmalı? 

    HIKARU: Buna hemen cevap veremememin nedeni, kafamda 
    kesin bir ideal olmaması olabilir. Ama ben kendi ayakları 
    üzerinde duran biri olmak isterim. Günün birinde evlenecek 
    olursam, önce sağlam bir temelim olmasını isterim. Biraz eski 
    kafalı sayılabilecek bir erkek anlayışına sahibim. Erkek egemenliği 
    fikrinden hoşlanmam ama “Kadın şöyle olur, erkek böyle olur.” 
    gibi kalıpları da sevmiyorum. 

    ISSAY: Erkeklik taslamayın. İnsanları dış görünüşlerine bakarak 
    “erkek” diye değerlendirmeyin. Sonuçta hepimiz hâlâ biraz çocuk 
    kalabiliyoruz. Kendinizi olduğunuzdan büyük göstermeye 
    çalışacağınıza, olduğunuz gibi olun. 

    MAYUMI: Dışarıdan gelen her şeyi içine alıp, kendi içinde süzüp 
    yeniden dışarı verebilen biri olmalı. Ayrıca ruhen de her koşula 
    uyum sağlayabilecek kadar esnek olması gerektiğini düşünüyorum.

    HAL: Ben sadece hayallerini kaybetmeyen biri olmak isterim. Bence en önemlisi de bu. 

    𒀸 Moda 

    MAYUMI: Kıyafet konusunda çok takıntılı biri değilim. Dağınık 
    giyinmeyi de severim; o günkü ruh hâlime göre giyinirim. 
    Mesela bugün kendimi biraz havalı hissediyorum. (lol) 

    ISSAY: Şık olmak zorundayım! Hepsi bu. 

    MAYUMI: Ortaokuldayken ilk takım elbisemi aldım. Giydiğimde 
    kendime çok yakıştırmıştım. Rahat kıyafetler giyince fazla 
    hareketleniyorum; bu yüzden bana pek uygun olmadığını 
    düşündüm. Aynaya baktığımda takım elbisenin bana yakıştığını 
    gördüm, çevremden de olumlu tepkiler aldım. O günden beri 
    hep takım elbise giyiyorum. 

    HAL: Eskiden kıyafetlere pek ilgim yoktu. Yeşil tonlarını sevdiğim 
    için çoğu zaman sadece rengine bakarak kıyafet alırdım. Ama 
    zamanla farklı insanlardan etkilenerek çok şey öğrendim. Hâlâ 
    öğrenme aşamasındayım ama gözle görülür biçimde geliştiğimi 
    düşünüyorum. 

    Kaynak: Arena37℃
    Yayın Yılı: 01.1986
    Orijinal Dil: Japonca
    Çeviri/Scan: Pluto Blackfish

    İlk Çeviri Yayınlama: 08.07.2024
    Revize Edilmiş Sürüm: 06.07.2026

    Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.