Şu sıralar tam anlamıyla yükselişte olan BY-SEXUAL, genç ruhunu sonuna kadar yansıtan (gülüyor) yeni albümü “YOUNG SPIRITS” ile uzun zamandır beklenen yaz turnesi “LIVE SPIRITS”i sonunda başlattı.
Aslına bakılırsa, onların durumunda bu yeni albüm sanki yalnızca bu yaz turnesini gerçekleştirebilmek için yayımlanmış gibiydi.
Tam anlamıyla…
“Yaz geldi, hadi coşalım!” ruhuyla hazırlanmış bir çalışma.
O hâlde, gençlik enerjisiyle dopdolu (gülüyor) geçen turnenin ilk gününe birlikte göz atalım.
23 Haziran 1993 (Çarşamba) Nakano Sunplaza
Yazı: Sachie Tojo Fotoğraflar: Saori Tsuji
Yarım yıllık bir aranın ardından BY- SEXUAL’ın ülke turnesi nihayet başladı.
İlk durak, Nakano Sunplaza.
O sabah gökyüzü, yağmur mevsimine yakışır şekilde kapalı ve yağışlıydı. Ama bu hava, salona gelen kimsenin keyfini kaçırmaya yetmedi.
Daha kapıda grubun üyelerini taklit eden hayranlar göze çarpıyordu. Bu zaten alışıldık bir manzaraydı. Ancak BY-SEXUAL söz konusu olduğunda iş bununla sınırlı kalmıyordu. Tokkōfuku’lar, transparan denizci üniformaları, T-back’ler, dönemin grunge modası… Hepsi aynı salonda buluşmuştu.
Grubun özgür ruhuna yakışır şekilde, hayran kitlesi de “her şey serbest” anlayışını benimsemiş gibiydi. Gerçi bir tek J-League modasına özenen kimseye rastlamadık…
Hayranların kıyafetlerini izlerken konserin başlaması planlanan saat çoktan yirmi dakika geçmişti. Salonda çalan Vince Neil yavaş yavaş kısıldı. Salon ışıkları söndü.
Hangi konsere giderseniz gidin, en heyecan verici an her zaman açılış anıdır.
Kıpkırmızı takip ışıkları sahnenin iki yanından seyircilerin üzerine uzanıyor. Hoparlörlerden acil durum alarmı yükseliyor. Karanlığa alışan gözler, sahnede beliren siluetleri seçmeye başlıyor. Derken bütün tezahüratlar tek bir noktada birleşiyor…
Ve “OH MY!” başlıyor.
Gerçekten nefes kesen bir açılıştı.
Sahne tamamen aydınlandığında, güneş gözlüğünü takmış SHO sarı tonlarının hâkim olduğu kostümüyle dikkat çekiyordu. Diğer üyelerin kostümlerinde ise kırmızı renk ön plandaydı.
RYÖ, yeni gitarını her zamankinden biraz daha yukarıda duracak şekilde kısa askıyla kullanıyordu. DEN’in bembeyaz Steinberger bas gitarı ise ışıkların altında göz kamaştırıyordu. SHO, güneş gözlüğünü seyircilere doğru fırlattıktan sonra grup hiç vakit kaybetmeden “BE FREE”ye geçti.
Konserin daha ilk bölümünden itibaren seyirciyi sürekli coşturan SHO’nun sesi son derece güçlüydü. Synth düzenlemesiyle dikkat çeken “DYNAMITE GIRL” sırasında yaptığı meşhur monkey dance ile birlikte salondaki “Julisen”ler (Juliana Tokyo’da kullanılan katlanır yelpazeler) daha da büyük bir coşkuyla sallanmaya başladı.
Juliana Tokyo’da bu yelpazeler sağa sola sallanırken, burada öne arkaya hareket ediyor olmaları ise işin en eğlenceli ayrıntılarından biriydi.
RYÖ ile düet yaptığı “HAPPY BIRTHDAY FOR ME” sırasında kullanılanışıklandırma ise gecenin en etkileyici görsel anlarından birini yarattı.Salon karanlığa gömülürken yalnızca üyelerin kıyafetlerinin renkleri yavaşça ortaya çıkıyor, sahnede neredeyse tabloyu andıran bir görüntü oluşuyordu.
“Yarım yıllık bir aradan sonra yeniden buluşmuş sevgililer gibiyiz. SHO biraz heyecanlı görünse de…” (Seyirciler kahkahaya boğuluyor.) “Genç ruhumuzla sonuna kadar birlikte eğleneceğiz!”
SHO’nun bu konuşması salondan büyük alkış aldı.
“Genç ruh”tan söz etse de, kısa süre önce doğum gününü kutlayan DEN artık bir yaş daha almıştı. Üstelik grup arkadaşları ona hiçbir hediye almamıştı. Bunun üzerine DEN de kendi kendine bir video kamera satın alıp o günkü konseri kaydetmek üzere yanında getirmişti.
Konserin henüz ilk yarısında SHO’nun bu kadar konuşkan olması ise pek alışıldık bir durum değildi.
Buradan itibaren yeni albümden parçalar peş peşe seslendirildi. BY-SEXUAL’ın ilk shuffle ritmine sahip şarkısı “SEXY CAT”, canlı performansta beklenenden çok daha etkileyici bir izlenim bıraktı. Sahnenin arkasını kaplayan kırmızı ışıklar eşliğinde çalınan “CHASE” ise, RYÖ’nün vokalinin melodiyi daha da belirgin hâle getirdiği anlardan biriydi.
“4D POCKET turnesinde HAPPY BIRTHDAY FOR ME’i dans ederek söylemeyi düşünüyorduk.” (Salondan “Kyaa~!” çığlıkları yükseliyor.) “Ama bugün onu zaten yaptık. O yüzden yeni albümden BEGINNER’S DANCE ile sadece biraz…” (Salonu yeniden büyük tezahüratlar kaplıyor.) “…Böyle bir şey bekliyor muydunuz?” (gülüşmeler)
Elbette bekliyorduk!
SHO’nun, “Bunu tek başıma yapmak biraz utandırıyor. Siz de dans ederseniz çok sevinirim.” sözlerinin ardından sahne ile seyirciler “BEGINNER’S DANCE” eşliğinde tek bir bütün hâline gelerek dans etmeye başladı.
Albüm röportajında söz ettikleri yaz turnesi gerçekten gerçekleşirse, bu şarkının adeta Young Spirits versiyonu bir bon odoriye dönüşmesi hiç de şaşırtıcı olmazdı. Belki biraz fazla ileri gidiyoruz ama… (gülüşmeler).
Bu sıcak ve samimi atmosferin ardından sahne ışıkları aniden değişti ve yerini karanlık atmosferiyle “NERVOUS” aldı.
Arka fonda, grubun ilk dönem logosunu taşıyan büyük bir bayrak belirdi. Bu karanlık havanın üzerine dans ritmiyle düzenlenmiş kısa bir enstrümantal bölüm eklendi ve ardından coşku yeniden yükselerek “WELCOME PARTY” başladı. Daha kontrollü temposu, gerginliği hissettiren davulları ve Rock’n’Roll ağırlıklı düzenlemesiyle bu bölüm, bugünkü BY- SEXUAL’ın ulaştığı müzikal çizgiyi açıkça yansıtıyordu.
“Az önceki dans nasıldı? Artık ortada Checkers diye bir grup kalmadığına göre, onları geçmenin tek yolu dans etmekten geçiyor! Zaten biz kendimizi bir idol grubu olarak görüyoruz!” (gülüşmeler)
SHO’nun bu esprili MC konuşmasıyla salondaki coşku bir kez daha zirveye ulaştı. “WHITE CHERRY” sırasında sahnenin önündeki üç üye, ritme kusursuz bir uyumla aynı anda zıplarken konser de ikinci yarısına iyice hız kazandırdı.
Sahnenin tavanından sarkan ışıklar ağır ağır alçalırken, DEN’in chopper tekniğiyle çaldığı basın zaman zaman diğer enstrümanların önüne geçmesi ses dengesini biraz gölgeliyordu; bu da gecenin küçük eksilerinden biriydi.
Bununla birlikte günün en dikkat çekici anı hiç kuşkusuz “PSYCHIC DANCE” oldu. Davullar elektronik altyapıya geçiş yaptığında, grunge tarzı kıyafetleriyle NAO sahnenin sağ arka köşesinde belirdi. Elindeki tefi ritme eşlik ederek çalarken tüm vücuduyla müziğe kendini bırakıyordu. Uzun zamandır bu performansı izleme fırsatı bulamayan hayranlar ise büyük bir coşkuyla karşılık verdi.
Bu enerji hiç kesilmeden “THANK YOU FOR SMILE”a taşındı. SHO, Checkers’ın “Namida no Request” şarkısındaki dans figürlerini andıran hareketleri seyircilere göstererek salonun ilgisini tamamen üzerine çekti.
Temposu biraz düşürülerek yorumlanan “GET, START, DON’T STOP, GO GO!”ın ardından konser, “PRINCESS S.O.S!!” ile ana bölümünü tamamladı. Rock’n’Roll ağırlıklı bu üçlü kapanış, gecenin enerjisini son ana kadar korumayı başardı.
Enkorda ise “SO BAD BOY” yeniden sahneye taşındı ve gece, “Q2” ile noktalandı.
Işık ile gölge… Sakinlikle hareket… Pop ile siber punk…
BY-SEXUAL eğlenceyi her zaman müziğinin ayrılmaz bir parçası olarak kullanıyor. Ancak bu gecenin asıl dikkat çekici yanı, tüm bu zıtlıkları belirgin kontrastlar hâlinde sahneye taşımasıydı. Sonuç olarak ortaya çıkan konser, yalnızca yeni albümden şarkılar çalan bir tanıtım gecesi değil; albümün akışını, atmosferini ve kimliğini baştan sona sahneye taşıyan bütünlüklü bir performans olarak hafızalarda yer etti.
#Notlar:
■ Tokkōfuku (特攻服) 1970’lerden itibaren Japonya’daki bōsōzoku (motorcu gençlik grupları) kültürüyle özdeşleşen uzun işlemeli mont ve üniformalar. 80’ler ve 90’larda Visual Kei ile rock konserlerinde de sıkça görülürdü.
■ Julisen (ジュリセン) Katlanır plastik yelpaze. 1990’ların başında Tokyo’daki Juliana Tokyo gece kulübüyle ün kazandı. Dans ederken ritim tutmak için kullanılırdı ve dönemin pop kültürünün simgelerinden biri hâline geldi.
■ Juliana Tokyo 1991–1994 yılları arasında faaliyet gösteren ve Japonya’nın “bubble economy” döneminin en ikonik gece kulüplerinden biri. Julisen kültürünün doğduğu yer olarak bilinir.
■ Shuffle Beat Rock ve blues kökenli, düz ritim yerine sallanan (“swing”) bir hissiyat veren davul ritmi. Konserde çalınan “SEXY CAT”, BY-SEXUAL’ın bu tarzı kullandığı ilk şarkılardan biri olarak tanıtılıyor.
Kaynak: Fool’s Mate Yayın Yılı: 09.1993 Orijinal Dil: Japonca Çeviri/Scan: Pluto Blackfish
İlk Çeviri Yayınlama: 24.09.2025 Revize Edilmiş Sürüm: 22.07.2026
Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.
Neo Japaneseque — Kagrra,’nın Dört Mevsim Yolculuğu
Modern Japon estetiğini mevsimlerin diliyle anlatan 12 sayfalık özel fotoğraf dosyası.
Bu çalışma yalnızca bir fotoğraf çekimi değil; Kagrra,’nın müziğini şekillendiren Japon estetiğini, mevsim döngüsünü ve şiirsel anlatımını bir araya getiren konsept bir editoryal çalışmadır. Bu çeviride yalnızca metinleri değil, sayfalarda kullanılan sembolleri ve kültürel göndermeleri de açıklamaya çalıştım.
“Bir röportaj okumaya başlamıyorsunuz. Bir mevsim yolculuğuna çıkıyorsunuz.”
ネオ・ジャパネスク
Neo Japaneseque
Normalde Japonlar “Japanese” demezdi. Buradaki Japaneseque (ジャパネスク), Fransızca kökenli -esque ekinden gelir ve sanat dünyasında: “…üslubunda” / “…estetiğinde” anlamına gelir.
Yani Neo Japaneseque demek, Modern Japon Estetiği / Yeni Japon Zarafeti gibi bir kavram.
Bu aslında Kagrra,’nın bütün kariyerini anlatan iki kelime.
サウンドにおいても / Müziklerinde de… ヴィジュアルにおいても / Görsel dünyalarında da… (Kıyafet, makyaj, fotoğraf, sahne… hepsi) 独特の「和」/ 和 Tek başına “Japon” değildir. Bu karakter; uyum, huzur, denge, Japon ruhu, geleneksel Japon estetiği… hepsini aynı anda anlatır.
Bu yüzden Japonya’nın eski adı 大和 (Yamato) bile bu karakteri kullanır.
Yani aslında denen “Kagrra, Japon estetiğinin ruhunu taşıyor.” Sonra hemen yanına 「雅」ekliyor, okunuşu miyabi (zarafet, incelik, aristokrat güzellik, Heian dönemi estetiği, şiirsellik) Yani Wa: Japon ruhu / Miyabi: Japon estetiği “Kagrra,’nın sanatı, Japon ruhu ile zarafetin birleşimidir.”
を追い続ける 追う kovalamak, devam etmek, aramaya devam etmek …aramayı sürdüren / …peşinden gitmeye devam eden
“Kagrra,, hem müziğinde hem de görsel anlatımında kendine özgü bir Japon ruhunu ve zarafet anlayışını aramayı sürdüren bir grup.” -sahip demiyor dikkat! peşinden giden diyor, çünkü sanat bitmez, sürekli aranır. Bu da çok Japonca bir düşünce.
Kısacası ilk giriş: Hem müziğinde hem de görsel dünyasında Japon ruhunu ve zarafetini kendine özgü biçimde yaşatmayı sürdüren Kagrra,. Bu özel fotoğraf çalışmasında grubun anlattığı hikâyeler ve şiirlerden ilham alınarak, dört mevsim teması üzerinden değişen duyguları ve farklı yüzleri okuyucuyla buluşturuluyor.
İlk şiir notlarımız: 生命 / Seimei: Yaşam Ama biyolojik anlamda değil. Daha çok: Can / Yaşam enerjisi
息吹 / nefes + üflemek: Hayatın nefesi “filizlenmek” / “can bulmak” / “doğanın yeniden nefes alması” burada ilkbahar ile beraber kullanılmış.
陽炎 / bunun Türkçede tam karşılığı yok 😦 Yazın asfaltın üzerinde gördüğün dalgalanan hava vardır ya… işte o. ama Japon şiirinde: ulaşılamayan şey, geçicilik, anılar, kaybolan görüntüler demek. Yani “Geçip giden zaman” dan bahsediliyor.
徒然なるままに / Japon edebiyatının en önemli klasiklerinden biri olan Tsurezuregusa (徒然草) ile özdeşleşmiş bir ifadedir. Bu ifade: “öylesine” değil, daha çok: Zamanın akışına kendini bırakarak… / Doğal akış içinde… / Olacağına varır diyerek… gibi bir kabulleniş hissi taşır.
Şiirimize bakalım:
Yaşamın yeniden nefes aldığı ilkbaharda da, Sıcak havanın titreşerek ufku dalgalandırdığı yazda da, Zamanın akışına kendimi bırakırken bile, Bu duyguları kalbimden silemiyorum.
#Pluto: İlk şiirde kullanılan mevsimler ilkbahar ve yaz. Bunlar Japon kültüründe: doğuş, gençlik, umut, canlanma ile ilişkilendirilir. Ama şiirin sonunda buna rağmen: “Bu duyguları silemiyorum.” deniyor. Yani baharın gelişi bile kalpteki özlemi hafifletemiyor.
始 (Hajimari) はじめ (Hajime) / はじまり (Hajimari): Başlangıç / Bir şeyin doğuşu / Hikâyenin ilk adımı Ama Japoncada bundan biraz daha fazlası var.
始 iki parçadan oluşuyor. 左 (sol taraf) 女 :Kadın. Sağ taraf 台: Eski Çince kökenli bir ses bileşeni. Eski sözlüklerde bu karakter; “Bir yaşamın başlaması” / “Doğum” ile ilişkilendiriliyor. Yani “başlangıç” derken mekanik bir başlangıç değil. Canlı bir şeyin dünyaya gelişi. İlk sayfadaki “生命 (yaşam)” ile de güzel bir bağ kuruyor.
儚げに散る秋も 儚い (hakanai): Geçici / Fanî Bir anda yok olacak kadar narin Bu kelime Japon edebiyatının en sevdiği kelimelerden biridir. Mesela kiraz çiçekleri için de kullanılır. Çünkü güzeldir. Ama kısa sürer.
散る: Dökülmek / Dağılmak / Yaprakların düşmesi
“Hüzünle yapraklarını döken sonbaharda bile…”
吐息を奪う冬も 吐息: Nefes 奪う: Çalmak / Elinden almak / Kapıp götürmek
“Nefesi çalan kış bile…”
Çünkü soğuk hava gerçekten nefesi keser ama aynı zamanda üzüntü, özlem, yalnızlık da insanın nefesini keser.
徒然なるままに mevsimler değişiyor ama insanın kalbi değişmişiyor 🙂
この想いを消せぬまま “Bu duyguları içimden silemeden…”
Şiirimize bakalım:
Yapraklarını sessizce döken sonbaharda da, Nefesimi alıp götüren kışta da, Zamanın akışına bıraksam bile kendimi, Kalbimde taşıdığım bu duygular silinmiyor.
#Kısa bilgi: Japon tasarım anlayışı “Boşluk” yani 間 (ma), Japon estetiğinde en az doluluk kadar önemlidir. “Ma”, nesneler arasındaki anlamlı boşluğu ifade eder; sessizlik, bekleyiş ve nefes alma alanıdır.
#Pluto: anlatım ritmi ve bölümleme biçimi sanki eski Japon resim tomarlarını (emakimono) hatırlattı.
春 (Haru) : İlkbahar Ama tabii ki sadece bu anlama gelmiyor. Çünkü Japonlar için 春 sadece bir mevsim değildir. yeniden doğuş, ilk aşk, gençlik, umut, yeni başlangıç, okul yılı, mezuniyet, vedalar
Sadece iki satır. Ama inanılmaz yoğun. Hadi bakalım.
淡色 : Açık renk Ama şiirde öyle çevrilmez. 淡 (awai) şu anlamları taşır: belli belirsiz, silik, narin, hafif, pastel
İlkbahar daha yeni başlamış. Henüz renkler tam canlı değil. O yüzden “淡” kullanılıyor.
蝶旋 蝶 : Kelebek / 旋 : Dönmek, Spiral çizmek, Daire oluşturmak “Kelebeğin kanat izini çizercesine…” 染まる: Normalde boyanmak, renk almak. Ama şiirde; bir şeye karışmak, onun parçası olmak. ように : Sanki… Gibi… 吹かれて : Savrulmak, Esmek, Rüzgâr tarafından taşınmak “Rüzgârın rengine karışır gibi usulca savruluyor.”
#Pluto: Japon şiirinde rüzgârın rengi olur 😀
#Kısa bilgi: ayame (菖蒲) yani iris Japon kültüründe iris; kötülükten korunma, cesaret, arınma ile ilişkilendirilir. 5 Mayıs’taki geleneksel Shōbu no Sekku (bugünkü Çocuklar Günü’nün kökenlerinden biri) kutlamalarında iris yaprakları kullanılırdı; uzun yapraklarının kılıca benzetilmesi nedeniyle güç ve korunmayı simgelerdi. Yani rastgele çiçek seçmemişler.
#Pluto: bence Isshi burada baharın kendisi.
音の無い : Sesin olmadığı, Sessiz 翳った : Gölgelenmiş ama bunun içinde; kararmış, hüzün çökmüş, ışığını kaybetmiş anlamları da var. “Gölgelere bürünmüş”
月夜 : Ay gecesi. Ayın Japon şiirinde ne anlama geldiğini hepimiz biliyoruz diye yorumladım ama olsun not bırakalım. özlem / yalnızlık / geçmiş / bekleyiş “Sesin bile ulaşmadığı gölgeli bir ay gecesinde…”
#Pluto:çoğu yeri atlıyorum biliyorsunuz diye ama yani gerek yok çok ayrıntıya diyerek geçiyorum kızmayın)
独り心映されて Burada ince bir ayrıntı var. 独り: Yalnız, Tek başına ama yalnızlık burada fiziksel değil içsel. 映されて : Yansıtılmak / Yansımasını görmek “Yalnız kalan kalbim kendi yansımasına bakıyor.”
Sanki suya bakıyor gibi.
闇の中を手探りで捜す記憶 (çevirmesi zor ama başarabiliriz) Ellerinle yoklayarak aramak. Mesela elektrikler kesilir. Duvarı ellerinle ararsın. İşte o hareket. Ama burada Anıları arıyor. “Karanlığın içinde, ellerimle yoklar gibi anılarımı arıyorum.”
浮かばせて : Bu fiil “Su yüzüne çıkmak” demek. Ama anılar için kullanılmış. “Hatıralar yavaşça su yüzüne çıkıyor.”
頬を撫でる懐かしい声 頬 : Yanak 撫でる : Okşamak 懐かしい : Özlenen / Tanıdık / Eski günleri hatırlatan 声 : Ses “Yanağımı okşayan o tanıdık ses…”
何処に隠れたの : Nereye saklandın? ama…. sitem ediyor, öfke yok. Nereye gittin…? Şimdi nereye saklandın…? gibi
無情に舞い : Acımasızca savruluyor 舞う: aslında dans etmek. Ama çiçek yaprakları için de kullanılır. “yaprak gibi uçuyor”
春の日は幾度も巡って 巡る : Japoncada sadece dönmek değildir. Yılların, Mevsimlerin, Kaderin tekrar tekrar geri gelmesi. İlkbahar yine geliyor. Ama… İnsan aynı insan değil.
咲いては儚く散り急ぐ Çiçek açıyor ve hemen dökülüyor.
#Kısa bilgi: Bu, Japonların çok sevdiği mono no aware (物の哀れ) anlayışını çağrıştırıyor: Güzelliğin tam da geçici olduğu için insanın içine işleyen o tatlı hüzün.
抱き寄せて交わした約束は : Bir zamanlar sarılarak verdiğimiz söz…
Bir zamanlar birbirimize sarılarak verdiğimiz sözler… Acaba hangi baharda yeniden çiçek açacak?
夏 : Yaz canlılık, büyüme, enerji, tutku, hayatın en dolu zamanı
青 : Mavi ama Japoncada aynı zamanda Yeşil “yeni yeşermiş yapraklar”
#Kısa bilgi: Eski Japon şiirinde 青葉 hep erken yaz demektir. Kirazlar geçti. Şimdi ağaçlar tamamen yeşil.
撫でる Bu sefer “yaprakları okşayan rüzgâr”
風 : Rüzgâr(en çok geçen kelime) Ama Japon şiirinde rüzgâr; zaman, haber, hatıra, ayrılık, karşılaşma anlamlarına da gelir. “Yeni yeşeren yaprakları okşayan rüzgâr…”
夢現つつ 夢現 okunuşu yumemutsutsu : Bu klasik Japon edebiyatının çok sevdiği ifadelerden biridir. Anlamı: Rüya ile gerçek arasında kalmak. Ne tamamen uyanıksın. Ne tamamen rüyadasın. Tam aradaki hâl. 心を揺らす : Kalbi sallıyor / Sarsıyor / Dalgalandırıyor
Yeni yeşeren yaprakları okşayan rüzgâr, Rüya ile gerçeğin arasında salınan kalbimi usulca titretiyor.
#Pluto: Tam Kagrra, oldu bu çeviri 🙂
#Kısa bilgi: Japonya’da Ejderha: su, nehir, yağmur, bereket, yaşam Yazın gelmesiyle yağmur gelir, pirinç büyür, hayat devam eder. Yani ejderha yaz.
#Pluto: sayfa tasarımı aynı Rinpa okulunun altın zeminli paravanları birazda Edo dönemi… bayılıyorum Japon estetiğine. Kagrra, Japon klasik şiirindeki (waka ve tanka) doğa imgelerini çok sever. O yüzden bu kadar çok aynı imgeler var.
秋 (Aki) : Sonbahar Japon kültüründe sonbahar, belki de en şiirsel mevsimdir. Özellikle klasik Japon şiirinde sonbahar, çoğu zaman “geçen zamanın farkına varılan mevsim” olarak işlenir.
İlkbaharda iris vardı. Yazda efsanevi yaratıklar. Şimdi ise sadece… Akçaağaç yaprakları. Neden? Çünkü sonbaharın en güçlü sembolü budur. Ama daha güzeli… Yapraklar yukarıdan aşağı inmiyor. Kıvrılarak ilerliyorlar. Sanki zaman akıyor.
揺れる : Sallanan, Dalgalanan, Hafifçe hareket eden 髪 : Saç 香り: Koku, koku değil aslında… güzel koku, hafif esans に捲かれ(巻かれ): Sarılmak, Çevrelenmek, İçine alınmak “Rüzgârla salınan saçlarının kokusu beni usulca sarıyor”
Rüzgâr açıkça söylenmiyor ama hissediliyor.
時間 : Zaman 重ね : Üst üste birikmek / Katman katman olmak 陰 : Gölge (ama aynı zamanda; İçe kapanıklık, Sessizlik, Hüznün bıraktığı iz) “Üst üste biriken zamanın gölgeleri birbirine karışıyor”
浅葱色 (asagi-iro) Bu herhangi bir mavi değil.
#Kısa bilgi: Asagi, Japonya’ya özgü çok özel bir renk. Mavi ile yeşil arasında. Eski kimonolarda çok kullanılır. Hatta Shinsengumi’nin meşhur haori ceketlerinin rengi de bu tona yakındır.
羽織 / Haori : Yani kimononun üzerine giyilen kısa ceket 纏い : Üzerine almak, Kuşanmak “Soluk mavi-yeşil bir haoriyi omuzlarıma alarak…”
淡い夢を観た 淡い : Solgun, Hafif, Belirsiz 夢 : Rüya Normalde “rüya görmek” için 見る de kullanılabilir. Ama burada 観る yazılmış. Bu kullanım, yalnızca “görmek”ten biraz daha bilinçli bir bakışı çağrıştırır; sanki rüyanın içine dikkatle bakmak, onu seyretmek gibi. “Solgun bir düş gördüm. / Silik bir rüyaya daldım.”
Şiirimize bakalım:
Rüzgârda salınan saçlarının kokusu beni usulca sararken, Yılların üst üste bıraktığı gölgeler birbirine karışıyor. Soluk mavi-yeşil bir haoriyi omuzlarıma alıyor, Ve silik bir düşe dalıyorum.
朱 (shu) : Bu “kırmızı” değil, “zinnabar kırmızısı” Yani; tapınak kapılarının, torii’lerin, eski mürekkebin, lak işçiliğinin kırmızısı. Özellikle 赤 dememiş 朱 demiş. 染められた : Boyanmış, Rengine bürünmüş, Kaplanmış “Kızıl renge bürünmüş…”
埋もれた貴女に 貴女 : Bu normal あなた değil. Bu, kadına hitap ederken kullanılan çok edebi bir yazım. Türkçede “Sen” dersek eksik kalıyor. Biraz “Sevgili sen” gibi. 埋もれた : Gömmek, Kaybolmak, Yaprakların altında kalmak “Kızıl yaprakların altında kaybolan sana…”
吐息を浴びせてみた İşte yine… ilk sayfadan beri peşimizi bırakmayan Nefes. 浴びせる : Üzerine dökmek, Yağdırmak, Sarmak “Nefesimi sana ulaştırmaya çalıştım.”
眩い : Göz kamaştırıcı 輝く: Parlamak 恋 : Aşk “Bir zamanlar göz kamaştıracak kadar parlak olan aşk…”
この掌に
掌 : El değil, “Avuç içi”, bu ayrıntı çok Japonca 🙂 “Bu avuçlarımın içinde…”
運命に弄ばれた 弄ぶ : Oyuncak etmek ama şiirde; “Kaderin oyuncağı olmak” 運命 : Kader “Kaderin insafına bırakılmış…”
微睡む魂の聲 微睡む : Yarı uykuda olmak !夢現 (yumemutsutsu) yine aynı fikir! 魂 : Ruh 聲 Eski yazımla Ses. Bugünkü 声 yerine 聲 kullanılmış. “Yarı uykuda gezinen ruhun sesi…”
ねぇ・・・ ねぇ Japoncada “Hey” değildir. Çok yumuşak, birine “Bak…” der gibi. 愛しい : Canım, Sevgilim, Çok sevdiğim, Kalbimin en değerli kişisi
Şiirimize bakalım:
Kızıl renge bürünmüş kurumuş yaprakların kucağında, Onların altında kaybolan sana nefesimi ulaştırmaya çalıştım. Bir zamanlar göz kamaştıran aşk, şimdi avuçlarımın içinde; Kaderin insafına bırakılmış, yarı uykudaki ruhun sesi gibi yankılanıyor. “Hey…” “…Sevgilim.”
冬 (Fuyu) : Kış Ama Japon şiirinde kış sadece kar değildir. sessizlik, arınma, bekleyiş, yalnızlık, yeni başlangıcın hemen öncesindeki durgunluk demektir.
鳴呼 : “Ah…” demek. Ama normal “ああ” değil. Daha dramatik. Daha iç çekiş gibi. Sanki biri derin bir nefes alıyor.
風に浮かぶ “Rüzgârın üzerinde süzülen…” 夢の破片 夢 : Rüya 破片 : Parça, Kırık parça “Rüyanın kırık parçaları.”
はらり降りて İşte bu Japoncanın büyüsü. はらり bir yansıma sözcüğü. Sessizce… Tek tek… Usulca… Bir yaprağın ya da kar tanesinin yere düşmesi gibi.
懐かしいあの頃へ 懐かしい (natsukashii). Geldik zor çeviriye 😀 Çünkü sadece “özledim” değildir. “Sıcacık hatırladığım eski günler” demektir. “O özlemle andığım günlere doğru…”
白銀の世界 白銀 : Gümüş beyazı Karlı dünya, Karla kaplanmış manzara, Işığı yansıtan beyaz Sadece “Beyaz” değil.
色褪せぬ憶い 色褪せぬ : Hiç solmayan ama bu sefer bi farkla, 想い değil, 憶い yazılmış. İkisi de “omoi” okunuyor. 想い → Kalpte taşınan duygu. 憶い → Hafızayla, anıyla ilişkili hatırlayış.
天に翳して : Göğe doğru kaldırıyorum, Havaya kaldırıyorum, Hatıralarımı gökyüzüne sunuyorum
Şiirimize bakalım:
Ah… Rüzgârda süzülen rüyanın kırık parçaları Usulca yere inerken… Ah… Sevgiyi kalbime alıp zamanın ötesine geçerek, O özlemle andığım günlere dönüyorum…
Ufka dek uzanan gümüş beyazı dünyanın içinde, Hiç solmayan anılarımı şimdi gökyüzüne kaldırıyorum.
#Pluto: Sanki bir filmin kapanış monoloğu gibi.
#Kısa bilgi: Japon resim sanatında çam (matsu) dört mevsim yeşil kaldığı için uzun ömrün, dayanıklılığın ve sürekliliğin simgesidir.
Sonbaharda akçaağaç yaprakları dökülüyordu. Kışta ise yapraklarını dökmeyen çam geliyor.
“Her şey geçer. Ama bazı şeyler kalır.”
mürekkep manzarası (suiboku-ga)
鳴呼…風に揺れる夢の季節はらりはらり 鳴呼 : “Ah…” Sanki şarkının ilk notasından önce alınan nefes 🙂
風に : Rüzgârda 揺れる : Sallanmak, Dalgalanmak, Hafifçe titreşmek Daha çok; İnce bir dalın rüzgârla salınması, Kimono kolunun hafifçe hareket etmesi, Saç telinin kıpırdaması
夢の季節 季節 : Mevsim Buna direk “rüya mevsimi” diyemeyiz Rüyaların mevsimi veya Rüya gibi geçen mevsim
はらりはらり (evet yine o yerdeyiz :D) Bu bir giseigo (yansıma sözcüğü) Tek tek düşen şeyleri. Yaprak, Kar, Çiçek yaprağı Sessizce, Yavaşça, Süzülerek Bir değil… İki kere yazılmış. はらりはらり Niye? Çünkü düşüş devam ediyor 😀
#Pluto: çeviri seçimlerini size bırakıyorum. Nasıl hoşunuza giderse ❤
結 (Ketsu (on’yomi) Musubu / Musubi / Yui (kun’yomi ve isimlerde)) En temel anlamı; Bağlamak, İki şeyi birbirine bağlamak, Düğüm atmak, Birleştirmek Geniş anlamı:Bağ kurmak, Sonuçlandırmak, Tamamlamak, Bir hikâyeyi düğümlemek, Bir ilişkiyi kurmak, Bir döngüyü kapatmak
Biz buna kısacası “Son” diyebiliriz.
Neden direk 終 /Son demedi diye sorarsak, “Her şey birbirine bağlandı.” anlamı daha baskın çıkıyor.
Japon kültüründe 結 , 結ぶ (musubu) fiili inanılmaz önemlidir. Sadece ip bağlamak değildir. İnsanlarla kurulan bağ. Kaderlerin birbirine bağlanması. Evlilik bağı. Dua ederken bağlanan kâğıtlar (omikuji). Şinto’da görünmeyen bağlar. Hepsi aynı kökten gelir. Japon estetiğinde bir şey bitmez. Bağlanır. Döngü tamamlanır.
淡色の吐息は螺旋を描き 淡色 (awairo) 淡 : Soluk, Hafif, Yumuşak 色 : Renk Pastel ton, Soluk renk, Belirsiz renk Ama şiirde renk demiyor, daha çok iz gibi.
螺旋 (Rasen) : Spiral, Sarmal, Helezon
Japon estetiğinde spiral, sürekli dönüşü, devam eden hareketi, sonsuzluğu çağrıştırabilir.
描き (描く) : Çizmek, Tasvir etmek, Şekil oluşturmak
Soluk renkli nefes, göğe doğru spiral çiziyor… Pastel bir nefes sarmallar oluşturarak yükseliyor…
İkisinden biri, tercih sizin..:)
風に染まる様に吹かれて “Sanki rüzgârın rengine boyanır gibi savruluyor.”
Şiirimize bakalım:
Solgun renkli bir nefes, sarmallar çizerek yükseliyor; Rüzgârın rengine karışır gibi usulca savruluyor.
ya da
Soluk bir nefes, göğe doğru sarmallar çizerken; Rüzgârın rengini içine çekercesine uzaklara savruluyor.
愛しきは / Burada yine 愛しい (itoshii) kökünü görüyoruz. “Sevdiğim şey… / Benim için en kıymetlisi…”
貴女への想いを / Yine normal “Sen” değil, edebî, zarif 想い : Kalbin taşıdığı his 奏で bu fiil önemli 奏でる : Müzik çalmak, Bir ezgi icra etmek, Sesiyle dile getirmek Normal “söylemek” değil. “Sana duyduğum hisleri bir ezgiye dönüştürmek.”
終わる事を知らず : Bitmeyi bilmeden, Sonunun ne olduğunu bilmeden “Hiç sona ermeyecekmiş gibi…”
その音色のせて 音色 : Ses rengi, Tını, Melodi のせて : Üzerine bindirmek, Taşımak “O tınıya yükleyerek…”
歌う事でしょう “Şarkı söylemeye devam edeceğim.”
私の命朽ちるまで 命 : Hayat, Ömür 朽ちる: Çürümek, Yok olmak, Toprağa karışmak Normal “ölmek” fiili değil. Doğal olarak tükenmek. “Ömrüm toprağa karışıncaya dek…”
Şiirimize bakalım:
Sana duyduğum sevgiyi ezgilere dönüştüreceğim. Onun hiç sona ermeyeceğini bilerek; O duygunun tınısını yüklenip şarkı söylemeye devam edeceğim, Ömrüm tükenene dek.
#Pluto: Bu… Kagrra,’nın manifestosu gibi. Dört mevsimi baştan sona bakınca; “Bu hikâye sona ermedi. Sadece tamamlandı ve yeniden başlayacak.” Ve okuyucuya; “Artık bu yolculuğun anlamını sen tamamla.” kalıyor.
詩片=一志(Kagrra) Şiir parçaları: Isshi (Kagrra,)
撮影=加藤正憲 Fotoğraflar: Masanori Katō
Çeviri/Scan: Pluto Blackfish Duygular: Sizlere ait
Mart ayında faaliyetlerine ara verdikten sonra, 25 Ağustos’ta Shinjuku Loft’ta verdikleri dönüş konseriyle büyük yankı uyandıran Ф(Phl), uzun zamandır beklenen ilk tam uzunluktaki albümü NAKED’ı 8 Aralık’ta yayımlıyor.
Peki “NAKED” isminin ardında nasıl bir düşünce yatıyor?
Grubun vokalisti ISSAY ve gitaristi Hirose Satoshi, yeni albümün ortaya çıkış sürecini bizimle paylaştılar.
𒀸 Bir önceki mini albümden bu albüme gelene kadar geçen süreçte grubun oldukça değiştiğini söyleyebiliriz sanırım.
ISSAY: Önceki mini albümle bu albüm arasında iki farklı dönem yaşadık aslında. Bir dönem neredeyse sürekli konser veriyorduk. Sonra da Hirose’nin geçirdiği talihsiz kazadan dolayı uzun süre sahneye çıkamadığımız bir dönem oldu.
İlk dönem boyunca aklımız tamamen konserlerdeydi. O yüzden önceki mini albüm Ф(Phl) de canlı performanslarımızın doğal bir uzantısı gibi ortaya çıktı diyebilirim. Aradan biraz zaman geçtikten sonra ise… Bu arkadaş sahneden düştü ve sakatlandı.
Hirose: Resmen sahneden aşağı uçtum. Ayağa bile kalkamıyordum. Üstelik üzerimde hâlâ sahne kostümüm vardı. Ambulans beni o hâlimle hastaneye götürdü. Muayene sırasında bile sahne pantolonumu indiriyorlardı… Hayatımın en sefil anlarından biriydi. (lol)
ISSAY: Aynen öyle. (lol) Sonra evde dinlenmek zorunda kaldığı dönemde, ayağı kırık olmasına rağmen durmadan şarkılar yazmaya başladı.
Hirose: Ayağım kırık olmasına rağmen yani. (lol)
ISSAY: Evet. Aferin sana doğrusu.
Hirose: Yapacak başka bir şeyim yoktu ki. Dışarı çıkamıyordum. Gezemiyordum. Evden çıkacak durumda değildim. Ben de… “Tam zamanı. Oturup şarkı yazayım.” dedim.
ISSAY: İşin ilginç tarafı, o dönemde yazdığı parçalar gerçekten çok iyiydi. Bu albüme giren şarkıların büyük bölümü de işte o sırada yazıldı.
𒀸 Tam anlamıyla “kötü görünen bir olayın iyi bir sonuca dönüşmesi” olmuş diyebiliriz sanırım… Affedersiniz. (lol) Peki ne kadar süre yürüyemediniz?
Hirose: Yaklaşık iki ay doğru dürüst yürüyemedim. Oldukça uzun sürdü.
ISSAY: Doktor üç ay süreceğini söylemişti. Biz de gerçekten üç ay boyunca hareket edemeyeceğini sanıyorduk. Ama… Hayvan gibi toparladı. (lol)
Hirose: Röntgeni çektiklerinde kemiğin kırıldığını söylediler. Hatta iki hafta kadar hastanede yatmam gerektiğini bile söylediler. Ama beş altı gün sonra tekrar baktılar. “Kaynamış.” dediler. (lol) Doktorlar bile şaşırdı. “Böyle bir iyileşme hızı görmedik.” dediler. Gerçekten garipti.
ISSAY: Sen gerçekten “İyileşeyim artık.” diye düşündün mü?
Hirose: Yoo.
ISSAY: (lol) Sadece canının acıması hoşuna gitmiyordu.
Hirose: Aynen öyle.
ISSAY: Tam da o sıralarda Danger Crue Records’tan teklif geldi. Bunun üzerine, “Önce stüdyoya girip elimizdeki parçaları iyice şekillendirelim.” dedik. Bir önceki mini albümde daha çok konserlerde çaldığımız parçaları temel almıştık. Canlı performansın enerjisini albüme taşımaya çalışıyorduk. Ama bu kez ağırlığı stüdyo çalışmalarına verdik.
Hirose: Önceki mini albüm tamamen prova stüdyosunda doğmuştu. Dört kişi jam yaparken güzel bir riff ya da hoş bir melodi çıkarsa onu birlikte geliştiriyorduk. O dönemde amacımız aslında mini albüm yapmak değildi. Daha çok konser repertuvarımızı genişletmek istiyorduk. Çünkü elimizde yeterince şarkı yoktu. Ama bu kez durum farklıydı. Bu defa gerçekten ortaya bir albüm koymayı hedefliyorduk. Bu yüzden stüdyoda uzun uzun düşünüp, düzenlemeler üzerinde çalışıp, parçaları bilinçli şekilde inşa ettik. İki çalışma arasındaki en büyük fark da buydu.
𒀸 İlk tam uzunluktaki albüm olması da sanırım sizi daha ayrıntılı çalışmaya yöneltti.
Hirose: Kesinlikle. En küçük ayrıntılara kadar kafa yorduk. Mesela ISSAY bir söz yazdığında ilk okuduğumda çok hoşuma gidiyordu. Ama bazen, “Bunu şöyle söylesen dinleyiciye daha rahat geçmez mi?” dediğim oluyordu. Benim yazdığım melodilerde de ISSAY’in kendine özgü söyleyiş biçimi vardı. Çoğu zaman onun yaptığı değişiklikler daha iyi oluyordu. Ama bununla yetinmiyorduk. Her şeyi kaydedip eve gidiyor, tekrar dinliyor, düzenlemeleri yeniden gözden geçiriyorduk. Küçücük bir değişiklik bile bazen parçanın tamamını yeniden düşünmemize neden oluyordu.
ISSAY: Bu kez sözleri de oturup tek seferde yazmadım. Önce genel yönünü belirledim. Sonra Jimmy’ye ve diğer üyelere gösterip konuştuk. Fikir alışverişi yaptık.
Hirose: Önceki albümde sürekli konseri düşünüyorduk. Bu kez ise açıkçası konseri neredeyse hiç düşünmedik.
𒀸 Yani bu kez önceliğiniz canlı performanstan çok, albümün kendi başına bir eser olarak tamamlanmasıydı. Albümün genel resmini en başından görebiliyor muydunuz?
ISSAY: Aslında hedefimiz en başından albümün tamamını görmek değildi. Daha çok, Phl’nin sahip olduğu müzikal alanı mümkün olduğunca genişletmek istiyorduk. Pop olacaksa gerçekten pop olsun. Daha deneysel olacaksa da sonuna kadar gitsin. Her şarkının kendi yönünde cesurca ilerlemesini istedik. İlk başta bunun sonunda nasıl bir albüm ortaya çıkacağını biz de bilmiyorduk. Ama çalıştıkça yavaş yavaş şekillenmeye başladı.
Hirose: Ama bir şey kesindi. Albümün mümkün olduğunca geniş bir yelpazeye sahip olmasını daha en başından istiyorduk.
ISSAY: Evet. Her şarkının kendi karakterine sonuna kadar gitmesine izin verdik. Sonuçta bunları çalan yine bu dört kişi. O yüzden ne kadar farklı yönlere gidersek gidelim, en sonunda yine Phl olarak duyulacağını biliyorduk.
Hirose: Ama bu albüm sayesinde kendimle ilgili bir şeyi fark ettim. Meğer ne kadar detaycıymışım.
ISSAY: (kahkahalar)
𒀸 Yoksa mükemmeliyetçi misiniz?
Hirose: Aslında kendimi hiçbir zaman öyle biri olarak görmedim. Hatta ayrıntılarla fazla uğraşan insanları biraz itici bulurdum. Ama bu albümde… Resmen içimden çıktı. (lol) Bazen kendi kendime, “Bu kadar uğraşmaya gerçekten gerek var mı?” diye düşündüğüm bile oldu. Sonra aklıma başka bir şey geldi. Belki de bu… Zanaatkâr ruhu denen şeydir. Sanki Hakone’de yapılan o ince ahşap işçiliği gibi… Milim milim uğraşıyordum.
ISSAY: Gerçekten öyleydi. (lol)
Hirose: Bir yanım “Boş ver artık.” diyordu. Ama diğer yanım “İyi ki uğraşmışım.” diyordu. Sanırım grubun hepimizde böyle bir taraf vardı. Gerçi gitaristler zaten biraz detaycı olur. Hâlâ dinlediğimde, “Şurayı bir daha çalsam…” dediğim yerler var.
ISSAY: (kahkahalar) Geçen gece seni bunu söylerken rüyamda bile gördüm.
𒀸 Ama sanatçı açısından bakınca, bu kadar ince ayrıntıya kadar inebilmek büyük bir ayrıcalık olmalı.
ISSAY: İlginç olan şu… Bu kadar ayrıntıyla uğraşmamıza rağmen ortaya çıkan albüm hiç boğucu olmadı. Tam tersine… Oldukça nefes alan bir albüm oldu bence.
𒀸 Peki albümün bütününe yayılan ortak bir tema var mıydı?
ISSAY: Tek bir ana temadan çok, her şarkının kendi dünyasını kurması daha önemliydi. Ama baştan beri konuştuğumuz bir şey vardı. Hem müzikal olarak… Hem de sözlerde… Mümkün olduğunca geniş bir ifade alanı yaratmak istiyorduk. “Biz bugüne kadar bunu hiç söylemedik.” dediğimiz cümleleri bile özellikle kullanmaya çalıştık.
𒀸 Mesela hangi şarkıda?
ISSAY: “Anata ni Kizutsukitai” (Senden Yara Almak İstiyorum) bunun en belirgin örneği olabilir. O şarkının sözlerini Jimmy ile birlikte yazdık. Ben sözler üzerinde uzun süre düşünüp duruyordum. Sonra Jimmy bana, “Peki buna ne dersin?” diyerek bambaşka bir metin getirdi. İlk bakışta benim düşündüğüm konseptten tamamen farklıydı. Ama kullandığı kelimeler çok ilginçti. Bir süre sonra fark ettim ki…
Aslında benim anlatmak istediğim dünyaya da kusursuz şekilde uyuyor. Bunun üzerine iki fikri birleştirdik. Sonra tekrar değiştirdik. Tekrar düzelttik. Tekrar yazdık. Ortaya gerçekten ilginç bir şey çıktı. Üstelik içinde benim normalde asla kullanmayacağım ifadeler de vardı. Ama buna rağmen… Şarkının dünyası hiç bozulmadı. Aslında üyelerden sık sık böyle fikirler alırım. Ama sanırım en belirgin örnek bu oldu.
𒀸 Şarkı sözlerinin bile ortaklaşa yazılması pek alışıldık bir durum değil. Demek ki grubun temel yaklaşımı, en iyi sonuca birlikte ulaşmak. Peki “NAKED” ismi ne zaman ortaya çıktı? Albümün bütününü görmeye başladığınızda mı?
ISSAY: Evet. Başlarda böyle bir isim yoktu. En son… Artık albüm neredeyse tamamlanmışken geldi.
𒀸 “Çıplak”, “maskesiz”, “kendini olduğu gibi ortaya koymak”… Bunlar grubun o dönemki ruh hâlini anlatan kelimeler miydi?
ISSAY: Evet. Aslında bunu en başta en çok isteyenlerden biri Jimmy’ydi.
Hirose: Önceki mini albümdeki Phl… Tamamen siyahlara bürünmüş, sert ve mesafeli bir gruptu. Bu kez ise… Sanki bütün zırhlarımızı çıkarmış gibiydik. Ama bu, zayıflığımızı göstermek istediğimiz anlamına gelmiyor. Daha çok… Gerçekten hoşumuza giden şeyleri olduğu gibi paylaşmak istedik.
Birlikte vakit geçirirken nasıl hissediyorsak… Bu albüm de biraz öyle oldu. İlk kurulduğumuz zamanlarda dinleyiciyle aramızda bilinçli bir mesafe vardı. Gerçi… Sanırım bunun sebebi biraz utangaç olmamızdı. (lol)
ISSAY: Bir de hepimiz uzun yıllardır müzik yapıyoruz. İster istemez insanın üzerine pek çok şey yapışıyor. Beklentiler… Alışkanlıklar… Etiketler… Sanırım bu albümde hepsini üzerimizden çıkarıp atmak istedik. İşte “NAKED” dediğimiz şey de biraz buydu.
𒀸 Albüm kapağı da ismiyle tamamen örtüşüyor. Gerçekten oldukça çarpıcı bir görsel olmuş.
ISSAY: Aslında o fikir de albüme “NAKED” adını vermeden önce ortaya çıkmıştı.
Hirose: Tabii iş gerçekten “göstermeye” kalsaydı… Bundan çok daha ileri gidebilirdik. Ama öyle bir şeyi görüp de sevinecek kimse yok sonuçta. (lol) Eğer gerçekten “hazırlanmış” görünmek isteseydik, çekimden önce bir hafta spor salonuna gider, biraz kas yapar, fotoğraf çekiminde de üstümüze biraz yağ sürerdik.
ISSAY: O zaman bambaşka insanlar olurduk! (lol)
𒀸 Albüm boyunca her şarkı bambaşka bir dünyaya açılıyor. Buna rağmen albümü baştan sona dinlediğinizde güçlü bir bütünlük hissi kalıyor. Üstelik bittiğinde insanda hem hoş bir ağırlık hem de uzun süre devam eden bir etki bırakıyor.
ISSAY: Sanırım bunun nedeni bu gruptaki dört kişinin de karakterinin çok belirgin olması. Bir vokalist olarak şunu söyleyebilirim… Hepsi teknik açıdan son derece iyi müzisyenler. İsteseler her tarzı çalabilirler. Ama hiçbiri kendi kokusunu kaybetmeyi istemiyor. Bence grubun en ilginç tarafı da bu.
Eğer her şeyi kusursuz çalabilen ama kendine ait hiçbir rengi olmayan insanlarla karşılaşsaydım, onlarla birlikte müzik yapmazdım. Her biri kendi dünyasına sahip. Ama aynı zamanda o dünyanın içinde yeni şeyler denemekten korkmuyor. Sanırım bu yüzden birbirinden oldukça farklı şarkılar çalsak bile sonunda hepsi tek bir albümün parçası gibi duyuluyor.
Hirose: Temelde hepimizin ortak olduğu bir şey var. Hiçbirimiz istemediğimiz bir şeyi yapmak istemiyoruz. İster tek bir konser olsun… İster tek bir albüm… Ortaya koyduğumuz işte kendi varlığımızı hissedebilmek istiyoruz. Ve dönüp baktığımızda, “İşte buna gerçekten güvenebilirim.” diyebileceğimiz işler yapmak istiyoruz. Belki biraz egoistçe… Ama sanırım başka türlü de yapamıyoruz. Canlı performanslarda da aynı. Sahneden indikten sonra “Keşke…” demek istemiyorum.
𒀸 Grubu ilk kurduğunuzda sizi harekete geçiren şey, “Bizim gerçekten havalı bulduğumuz müziği yapmak istiyoruz.” düşüncesiydi. Aradan geçen zamanda bu değişti mi?
ISSAY: Hayır. Bence değişmedi. Temelinde hâlâ aynı şey var. Tabii bugün artık, “Bu albümü daha renkli yapalım.” ya da “Müzikal sınırlarımızı biraz daha genişletelim.” gibi şeyler konuşuyoruz. Ama bunların hepsi ikinci planda. Sonuçta… Bizim kendimizin havalı bulmadığı bir şeyi yayımlamamız mümkün değil.
Hirose: “Havalı” aslında çok soyut bir kelime. Bazen düşünüyorum da… Biz dört kişi sanki amatör sanatçılar gibiyiz. Çevremde pek çok rock müzisyeni arkadaşım var. Bazılarına bakıyorum da… İçimden, “Sen rock müzisyeni değil, genç bir iş insanı olmuşsun.” demek geliyor. (lol)
ISSAY: Gerçekten öyle insanlar var. (lol)
Hirose: O yüzden galiba… Biz hâlâ biraz safız.
𒀸 Belki de müzisyen olmanın en temel arzusuna sadık kalmayı başarıyorsunuz.
Hirose: Olabilir. Ve sanırım bununla gurur duyuyorum.
𒀸 Bence asıl etkileyici olan da bu saflığı yıllar geçmesine rağmen koruyabilmeniz.
ISSAY: Çünkü başka hiçbir şey yapamıyoruz. (lol)
Hirose: Enerjimizi başka yerlere harcamıyoruz da ondan. (lol)
ISSAY: Ama şunu söylemek isterim… Bence bu albüm, Phl’yi daha önce hiç dinlememiş biri için bile rahatlıkla keyif alınabilecek bir albüm oldu. Eğer biraz ilginizi çektiyse… Lütfen en azından bir kez dinleyin.
NAKED Danger Crue Records HML-016
Röportaj: Yumiko Kakoi Fotoğraf: Yohsuke Komatsu
Kaynak: Fool’s Mate Yayın Yılı: 01.2000 Orijinal Dil: Japonca Çeviri/Scan: Pluto Blackfish
İlk Çeviri Yayınlama: 28.07.2025 Revize Edilmiş Sürüm: 08.07.2026
Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.
Grubun kariyerindeki on birinci stüdyo albümü ile, ilk dönemlerini kapsayan Sixty Records ve BMG Victor yıllarından seçilen nadir kayıtlar, remiksler ve çeşitli özel parçaların yer aldığı best of albüm… Bunlar sırasıyla “Kirigirisu” (Çekirge) ve “Ari” (Karınca) adlarıyla aynı gün yayımlanıyor. Peki bu isimlerin ardındaki düşünce neydi?
DER ZIBET’in ilk kez denediği yaratım yöntemlerini de kapsayan bu yeni çalışmayı grubun solisti ISSAY ile konuştuk.
𒀸 Böyle bir soruyla başlamak biraz tuhaf olacak ama… Grup üyelerini temel alarak hazırlanan bu “Çekirge” kuklası gerçekten inanılmaz olmuş. (lol)
ISSAY: Bu sefer bu kukla bayağı başroldeydi. Albüm kapağında da, resmi sanatçı fotoğraflarında da hep onu kullandık. Hele HAL’ın yüzü var ya… Kukla olmasına rağmen inanılmaz benziyor diye bayağı beğenildi. (lol)
𒀸 Bu kuklanın röportaj sayfasına kadar gelmesinin sebebi de yaklaşık bir yıllık aradan sonra yayımlanacak yeni albüm Kirigirisu ile geçmiş kayıtları bir araya getiren best of albüm Ari’nin 23 Mart’ta aynı anda çıkacak olması. İki albümü yan yana koyunca ortaya doğal olarak “Karınca ile Çekirge” çıkıyor. Hâl böyle olunca da herkesin aklına Ezop’un ünlü masalı geliyor.
ISSAY: Evet, büyük ihtimalle öyle oluyordur.
𒀸 Peki bu fikir nasıl ortaya çıktı?
ISSAY: Bu tema kafamda sanırım geçen yaz şekillenmeye başladı. Aslında ondan önce, ilkbahardaki turne sırasında HIKARU bana, “Bir sonraki albümü önce sözlerden yola çıkarak yapmak istiyorum. En az üç şarkılık söz hazırla.” demişti. Ben de o sırada çeşitli şeyler yazıp biriktiriyordum. Ama zaman geçtikçe, “Galiba bu kez tek bir tema etrafında toplamak daha doğru olacak.” diye düşünmeye başladım. Tam o günlerde bir akşam bir arkadaşımla içki içerken laf dönüp dolaşıp bir anda Ezop’un Karınca ile Çekirge masalına geldi. İkimiz de resmen, “Ben bu masaldan nefret ediyorum.” demeye başladık. (lol) Çünkü o hikâyede bütün suç çekirgeye yükleniyor, değil mi?
𒀸 “Çalışmayanın sonu kötüdür.” gibi oldukça ahlâkçı bir masal sonuçta.
ISSAY: Aynen öyle. Ama ben çekirgenin kötü biri olduğunu hiç düşünmüyorum. Hatta tam tersine… Bu kadar kötü gösterilmesi bana hep haksızlık gibi gelmiştir.
𒀸 Katılıyorum.
ISSAY: Bence çekirgenin tek hatası varsa, o da gidip karıncadan yardım istemesiydi. Bu albüm aslında tek bir düşünceden doğdu. “Çekirge kötü değildir.”
𒀸 Aslında çekirge yaz boyunca istediği gibi yaşayarak hayatını dolu dolu tamamlıyor. Sonunda ölse bile, başkalarının onu nasıl değerlendirdiğinden bağımsız olarak kendi içinde pişmanlık duyacağını sanmıyorum.
ISSAY: Aynen öyle. Sonuçta mesele şu: Yaptıklarının bedeli elbette gelir. Ama bedelini ödemek, yaptığının yanlış olduğu anlamına gelmez ki.
𒀸 Duyduğuma göre Fransa’da bu masal biraz farklı anlatılıyor. Çekirge yardım istemeye gittiğinde karınca ona, “Yaz boyunca şarkı söyleyip dans ettin. Eğer şimdi uzun kışımızı şarkılarınla güzelleştirirsen sana yardım ederim.” diyormuş.
ISSAY: O kesin sonradan ortaya çıkmış bir versiyondur.
𒀸 Ama kulağa oldukça Fransızca geliyor.
ISSAY: (lol) Aslında bu hikâyenin gerçek sonunu kimse tam olarak bilmiyor. Ben de pek çok kişiye, “Karınca ile Çekirge’nin asıl sonu nasıldı?” diye sordum. Meğer anlatılan sonlar birbirinden farklıymış. Ama değişmeyen tek şey şu… Çekirge önce karınca tarafından güzelce azarlanıyor. (lol) Ondan sonrasıysa üç farklı sona ayrılıyor. Ama Ezop’u düşündüğümde… Bence çekirge sonunda ölüyor.
𒀸 Yani siz de öyle düşünüyorsunuz.
ISSAY: Sonuçta Ezop o dönemde köle olarak yaşamış bir adamdı. Yazdığı fabllar da insanların dünyada nasıl ayakta kalacağını anlatıyor. Öyle birinin çekirgeyi kurtaracak bir son yazacağını hiç sanmıyorum. Hem Ezop’un masalları zaten epey acımasızdır. Ama bu, karıncanın kötü olduğu anlamına da gelmiyor. Ben sadece… Çekirgenin kötü biri olmadığını söylemek istedim. Bunu albümün teması hâline getirsek ilginç olur diye düşündüm. Zaten… Biz de sonuçta çekirgeyiz. (lol)
𒀸 Demek o meşhur çekirge kuklası da bu fikirden doğdu.
ISSAY: Aynen öyle. (lol) Ama işin komik tarafı şu… Arkadaşımla saatlerce “Çekirge kötü değildir.” diye konuştuktan sonra bir anda içime kurt düştü. “Acaba sadece biz mi böyle düşünüyoruz?” Diye. Sonra birkaç arkadaşıma daha, “Ben çekirgenin kötü olduğunu düşünmüyorum.” dedim. Hepsi de hiç düşünmeden, “Evet ya, kesinlikle.” diye cevap verdi. İşte o zaman cesaret bulup bu fikri gruba götürdüm. Onlar da hemen benimsedi. Sonra da dedik ki… “Bu kez sıra çekirgenin intikamında!” (lol)
𒀸 Yani bu süreç sonunda ortaya çıkan albüm aynı zamanda Der Zibet için oldukça farklı bir çalışma yöntemiyle hazırlanmış oldu. Şarkı sözlerinin müzikten önce yazılması, grup açısından pek alışıldık bir yöntem sayılmaz, değil mi?
ISSAY: Daha önce de bu şekilde yaptığımız birkaç şarkı olmuştu. Ama bu kez olduğu gibi albümde sekiz parçanın birden bu yöntemle hazırlanması sanırım ilk kez oldu.
𒀸 Oldukça yüksek bir sayı.
ISSAY: Evet. Sözleri yazış biçimim de bu kez biraz farklıydı. Önce sözlerin ilk taslağı ortaya çıkıyordu. Sonra “çekirge” fikri belirginleşmeye başladıkça o tema etrafında müzik şekilleniyor ya da sözler yeniden düzenleniyordu. Bu şekilde hazırladığımız ilk albüm oldu diyebilirim.
𒀸 Peki HIKARU size “Bu kez önce sözleri yazacağız.” dediğinde ilk tepkiniz ne olmuştu?
ISSAY: İlk düşündüğüm şey, “Yine başıma iş açtı…” oldu. (lol) Çünkü önce müzik olduğunda kafanda görüntüler oluşturmak çok daha kolay oluyor. Kaç kelime kullanabileceğin de aşağı yukarı belli oluyor. Bazen o tür kısıtlamalar insanın işini kolaylaştırıyor. O yüzden başlangıçta ortada hiçbir şey yokken söz yazmak bana oldukça zahmetli gelmişti. Ama HIKARU, “Tamamlanmış sözler olmasına gerek yok. Bana önce taslağını getir.” deyince öyle başladım.
𒀸 Sizce HIKARU neden bu albümde özellikle bu yöntemi denemek istedi?
ISSAY: Geçen yılın ilk yarısında Sasano Michiru’nun kayıtlarında çalışmıştı. Orada da aynı yöntem uygulanmış. Çok hoşuna gitmiş olacak ki, “Bu kez biz de deneyelim.” demiş.
𒀸 Peki sizin açınızdan, albümün genel şekli ortaya çıkana kadar epey deneme yanılma yaşandı sanırım.
ISSAY: Evet. İlk başta gerçekten ne yapacağımı bilmiyordum. Derken Ağustos sonlarına doğru HIKARU aradı.
𒀸 “Ödev ne oldu?” diye mi?
ISSAY: Aynen öyle. (lol) Aslında o zamana kadar parça parça yazıyordum. Ama hiçbirini toparlamamıştım. Sonra üç gün sonra toplantı yapacağımız söylendi. Ben de üç günde yazdım. (lol)
𒀸 Epey uğraşmışsınız.
ISSAY: En az üç şarkılık söz istemişti. Ben de nasıl olsa birkaç tanesi elenir diye düşünerek sekiz tane götürdüm. Sonra… Hepsi kabul edildi. (lol)
𒀸 Peki bu yeni çalışma yöntemi vokalist olarak sizi nasıl etkiledi?
ISSAY: Müzikal açıdan çok daha rahattı. Şimdiye kadar önce melodi olurdu. Ben de sözleri o melodinin içine yerleştirirdim. Böyle olunca gerçekten söylerken zorlayan yerler çıkabiliyordu. Ama bu kez melodiyle sözler neredeyse en başından beri birlikte gelişti. O yüzden söylemesi çok daha kolaydı. Aslında buna “önce söz yazmak” demekten çok, hem müziği hem sözleri aynı anda özgürce değiştirebildiğimiz bir süreç demek daha doğru olur.
𒀸 Bu albümde vokaliniz önceki çalışmalara göre daha çok orta ve pes tonlara yaslanıyor gibi.
ISSAY: Evet. Bu albümdeki parçaların çoğu Der Zibet standartlarına göre daha düşük tonlarda.
𒀸 Bu bilinçli bir tercih miydi?
ISSAY: Evet. Özellikle ben istedim. Sebebi sadece pes söylemenin kolay olması değildi. Bu ses aralığında söylediğim zaman şarkıya küçük nüanslar katmak çok daha kolay oluyor. Sesini sürekli zorladığında ister istemez tekdüzeleşiyorsun.
𒀸 Özellikle “Çekirgeyi Kim Öldürdü?” oldukça pes bir şarkı.
ISSAY: Doğru. Canlıda nasıl olacak bakalım. (lol) Gerçi Hamlet Machine’de bundan daha düşük söylediğim parçalar var. O yüzden çok sorun olacağını sanmıyorum. Hem nakarat zaten oldukça yükseliyor.
𒀸 Pes ve tiz arasında bu kadar büyük fark olunca insan yorulmaz mı?
ISSAY: Ben tam tersine çok keyif aldım. Aslında bu yönelim GREEN albümünde de başlamıştı. Bu kez biraz daha ileri götürdük. Bana göre şarkı söylemenin en güzel hâli… İnsanın kendi kendine mırıldanıyormuş gibi söyleyebilmesidir.
𒀸 Genel olarak bakınca Kirigirisu, Der Zibet’in bugüne kadarki karakterini en eksiksiz yansıtan albümlerden biri gibi duruyor. Siz hazırlarken böyle bir hedefiniz var mıydı?
ISSAY: Açıkçası özellikle hedeflediğimiz bir şey değildi. Ama dönüp bakınca gerçekten Der Zibet’in özünü taşıyan bir albüm olmuş gibi geliyor. Ben hiçbir zaman “Biraz daha pop yapalım.” ya da “Biraz daha deneysel olalım.” diye düşünmedim. Sadece yapmak istediğimizi yaptık. Gerçi… Belki gruptan başka biri gizlice öyle düşünmüş olabilir. (lol)
𒀸 Ben özellikle albümün ikinci yarısındaki “Overture 11.17” ile “Kum Saati” arasındaki akışı çok seviyorum. “11.17” gerçekten kayıt tarihi mi?
ISSAY: Evet. O gün tek seferde kaydettik.
𒀸 Uzun zamandır böyle tam anlamıyla enstrümantal bir parça yapmamıştınız.
ISSAY: Aslında bu kadar uzun olması planlanmamıştı. Kayıtlardan önce iki gün kadar grip olduğum için provaya gelemedim. Ben yokken üçü kendi aralarında doğaçlama yapmış. Parça da öyle ortaya çıkmış. (lol)
𒀸 Bu albüm hem konseptiyle hem sözleriyle hem de müziğiyle oldukça anlaşılır ama aynı zamanda çok güçlü bir enerji taşıyor gibi geliyor.
ISSAY: Sanırım bunun sebeplerinden biri gereğinden fazla ses üst üste koymamış olmamız. Bir de kayıt süreci inanılmaz hızlı geçti. Provalarda her şey zaten hazırdı. Hatta son provada albümü baştan sona hiç durmadan çaldık. (lol)
𒀸 Yani resmen albümün genel provası olmuş.
ISSAY: Aynen öyle. Kayıtta da parçaları neredeyse aynı sırayla çaldık zaten.
𒀸 Bir de aynı gün çıkacak olan best of albüm Ari var. Bu iki albüm en başından beri birlikte mi düşünülmüştü?
ISSAY: Hayır. Kayıtlar bitmek üzereyken, Kirigirisunun kapak tasarımı konuşulurken bu fikir geldi. Başlık ne olsun diye düşünürken biri, “Karınca olsun.” dedi. Hepimiz de “Olur.” dedik. Sonuçta hayatımız boyunca gerçekten biriktirdiğimiz tek şey bu kayıtlar olmuş. (kahkahalar)
𒀸 Oldukça kara mizah…
ISSAY: Evet. (lol) Çünkü onun dışında biriktirdiğimiz hiçbir şey yok. Ama düşün… 23 Mart’ta bir müzik dükkânına gidiyorsun. Rafta Karınca ile Çekirge yan yana duruyor. Ben olsam buna bayağı gülerdim. (lol)
Kaynak: Fool’s Mate Yayın Yılı: 04.1996 Orijinal Dil: Japonca Çeviri/Scan: Pluto Blackfish
İlk Çeviri Yayınlama: 20.07.2025 Revize Edilmiş Sürüm: 08.07.2026
Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.
Der Zibet’e özgü o taptaze amatör ruhun geri dönüşü: Green
Röportaj: Takako Inoue
Der Zibet’in yeni albümü Green, insanın canını acıtacak kadar duru ve ferah.
İlk kez gündelik kıyafetlerini giyip tek başına sokağa çıktığında hissedilen o heyecan…
Omzuna biri hafifçe dokunsa istemsizce koşmaya başlayacakmışsın gibi hissettiren o ince gerginlik…
İşte albümün taşıdığı duygu tam olarak bu.
O genç, toy kalp…
Bir yandan akustik melodilerin zarafetini örerken, bir yandan pop’un coşkusuyla ileri atılıyor; sonra ansızın kendini boğucu bir çıkmazın içinde buluveriyor.
“Blizzard” ve “Song Bird” gibi “yalnızlık” üzerine yazılmış görkemli ağıtlar ise dinleyeni gözyaşlarına boğacak kadar güçlü.
Albümün miksajı tamamlandıktan hemen sonra ISSAY kahkahalar atarak,
“Bu albümü dünyaya tamamen sırtımı dönerek yaptım!”
demişti.
Ama ilginçtir…
ISSAY bunu ne zaman söylese ortaya mutlaka çok iyi bir iş çıkar.
Sevdiği her şeyi çekinmeden içine doldurduğu bu renkli albüm…
Zihnindeki görüntüleri olduğu gibi aktaran, kendine özgü sözleri…
Ve her şeyden önemlisi, sanki büyük bir keyifle, hiçbir kuralı umursamadan hazırlanmış hissi…
Bütün bunlar albüme, en güzel anlamıyla bir amatör ruh kazandırıyor.
Eğer Shishunki ISSAY’in kişisel tarihindeki “yeşil günleri” anlatıyorsa, Green de Der Zibet’in grup olarak yeniden yaşadığı bir ergenlik dönemi gibi.
Kimseye hesap vermeden kendi özüne dönen Der Zibet’in bu etkileyici albümünü önümüzdeki iki ay boyunca ayrıntılarıyla ele alacağız.
İlk bölümle başlayalım.
ISSAY: Bu albümün tek konsepti “Der Zibet”ti. (lol) “Pop olsun.” “Deneysel olsun.” Bunların hiçbirini düşünmedik. Sadece… “Der Zibet’e yakışanı yapalım.” dedik. Bizi zaten seven insanlar dinlediğinde mutlu olursa bu bize yeterdi. Sözler için de özel bir tema belirlemedim. Aslında başta bir anahtar kelime seçmeyi düşündüm. Ama sonra vazgeçtim.
𒀸 Peki o anahtar kelime neydi?
ISSAY: Peter Pan’ın Karanlık Tarafı.
𒀸 Ama albümde gerçekten o hissediliyor.
ISSAY: Evet. Çünkü o sıralar zihnimi en çok meşgul eden şeylerden biriydi. Dolayısıyla farkında olmadan şarkılara da yansıdı. Bir de… Albüm bittikten sonra fark ettim. Sözlerde sürekli “çocuklar” kelimesi geçiyor. Kendi kendime, “Neden durmadan çocuklardan söz etmişim?” diye düşündüm.
𒀸 Ama albümün adını düşününce bunun çok doğal geldiğini hissediyorum.
ISSAY: Olabilir. Ama aslında bu albümün adı Der Zibet II de olabilirdi. Shishunki III de. Children da. Dolphin da. Ya da Green. (lol)
𒀸 Sanırım bütün bu isimleri birbirine bağlayan ortak nokta, senin içindeki çocuk taraf. Yani senin hiç değişmeyen yanın. “Green” dediğin şey de bu, değil mi?
ISSAY: Evet. Benim için öyle.
𒀸 O zaman “çocuk” senin içinde koruman gereken tarafı temsil ediyor diyebilir miyiz?
ISSAY: … Belki içimdeki çocuk. Belki gerçekten bu dünyada yaşayan çocuklar. Belki bir zamanlar çocuk olmuş yetişkinler. Belki de henüz doğmamış çocuklar. Bilmiyorum. Ama sanırım hepsinin ortak noktası şu: İnsanın en canlı olduğu hâl. En doğal olduğu hâl. Bu albümde söz yazma biçimim de ilk zamanlardaki hâline geri döndü.
Eskiden olduğu gibi, “Ne anlatmak istiyorum?” diye başlamadım. Önce imgeler geldi. Sonra kelimeler. Sonra o kelimelerin çıkardığı ses. Şarkı sözlerini yine o akışın peşinden giderek yazdım. Gözümün önüne görüntüler durmadan geliyor. Benim yaptığım şey sadece… Onları yakalamaya çalışmak. Ama görüntüler öyle hızlı geliyor ki elim yetişemiyor. Ben de peşlerinden koşup hepsini not alıyorum. Sonra onları tek tek seçip bir araya getiriyorum. Ortaya çıkan şey bazen rüya mı, gerçek mi belli olmuyor. Ama benim için gerçekten var olan şeyler bunlar. Onları yazmak istedim.
Herkes tarafından anlaşılmaları gerekmiyordu. Çünkü açıkçası… Ben şu “mesaj şarkısı” denilen şeyi hiçbir zaman tam anlayamadım. Hani birinin omzuna dokunup, “Öyle değil mi?” demek gibi… “Ben de aynıyım.” “Sen de aynısın.” gibi şarkılar. Sanırım onlar herkesin ortak hissini yakalamaya çalışıyor. Ama benim öyle bir ortak paydam yok. Kendimi tam tersine… O ortak paydadan en uzakta duran biri gibi hissediyorum. Bu yüzden bu albümde kullandığım kelimeler de tam olarak oradan çıktı.
Kaynak: ROCKIN’ON JAPAN Yayın Yılı: 05.1995 Orijinal Dil: Japonca Çeviri/Scan: Pluto Blackfish
İlk Çeviri Yayınlama: 17.07.2025 Revize Edilmiş Sürüm: 08.07.2026
Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.
21 Eylül’de yayımlanan ISSAY’in ilk solo albümü FLOWERS, farklı müzisyenleri bir araya getiren özel bir çalışma. Albümdeki “Toki no Sugiyuku Mama ni” (Zamanın Akışına Bırak) adlı parçada DIE IN CRIES basçısı TAKASHI de konuk müzisyen olarak yer alıyor.
Bu söyleşi de, tıpkı şarkının adı gibi, zamanın akışına kendini bırakıyor; bir konudan diğerine geçerken sohbet hiç tükenmiyor…
Metin: Yuki Sugie Fotoğraf: Seiichi Inoue
𒀸 İlk ne zaman tanıştınız?
TAKASHI: İlk kez bir etkinlikte birlikte sahne almıştık sanırım, değil mi?
ISSAY: Yok, aslında ondan da önce ben DIE IN CRIES’in konserine gitmiştim. Konserden sonraki kutlamaya da uğramıştım ama o zaman gruptan yalnızca KYO’yu tanıyordum.
TAKASHI: Bizim gerçekten ilk kez oturup konuşmamız ise kayıt öncesindeki toplantıda oldu galiba.
𒀸 TAKASHI-san bu kez FLOWERS albümündeki “Toki no Sugiyuku Mama ni” parçasında çalıyor. ISSAY-san, bu şarkıda özellikle onun basını istemenizin nedeni neydi?
ISSAY: TAKASHI’nin basında, New Wave sonrasının etkisini yaşamış bir müzisyenin duyarlılığı var bence. Ne kadar sert müzik yaparsa yapsın, çaldığında hep ince ve hassas bir taraf hissediliyor. Ben de bu parçada özellikle sertlikten çok, Avrupa rock’ının o melankolik ruhunu katmasını istedim. Bu yüzden onu aradım.
𒀸 Teklifi nasıl yaptınız?
ISSAY: Telefonu açıp doğrudan ben aradım. (lol)
𒀸 Peki siz ne dediniz, TAKASHI-san?
TAKASHI: “Tabii ki, memnuniyetle.” dedim. (lol)
𒀸 Şarkıyı ilk dinlediğinizde aklınızdan nasıl bir bas partisi geçiyordu?
TAKASHI: Açıkçası ilk anda ne yapacağımı pek bilmiyordum. (lol) Önce sadece akor yürüyüşünü ezberledim. Sonra düşündüm ki bu parça öyle nota yağdırarak çalınacak bir şey değil. Daha çok fretless bas kullanıp, notaların arasındaki boşlukları hissettiren bir yorum yapmak daha doğru olur. İlk kafamdaki fikir aşağı yukarı buydu. Tabii sonra hep birlikte çalmaya başlayınca yeni fikirler de gelişti.
ISSAY: Bu parça gerçekten zordu. Çünkü orijinali zaten çok güçlü bir şarkı. Asıl mesele onu bozmak değil, ona yeni bir kimlik kazandırmaktı. Davulcu Toyama bile epey kafa yordu.
TAKASHI: Evet. Gerçekten çok düşündük.
ISSAY: Başta prodüktörümüz Keiichi Suzuki’nin çizdiği genel bir yön vardı. Ama albümün temel fikri şuydu: Her davet ettiğimiz müzisyen, en çok kendisine benzeyen tarafını getirsin. Dolayısıyla herkes stüdyoya girene kadar ortaya nasıl bir şey çıkacağını biz de tam olarak bilmiyorduk.
TAKASHI: Bu kayıtların en ilginç kısmı ise “referans parçası”ydı. (lol)
ISSAY: Aynen. (lol) Hava inanılmaz güzeldi. Keiichi-san son derece ciddi bir ifadeyle, “Şimdi ‘Toki no Sugiyuku Mama ni’ toplantısına başlıyoruz.” dedi. Normalde böyle resmî konuşmaz. Ben de “Hayırdır?” diye düşünmeye başladım. Sonra, “Önce referans parçayı dinleyelim. Bugünkü masmavi gökyüzüne çok yakışacak bir eser.” dedi. Hepimiz merakla bekliyoruz. Bir anda David Bowie’nin “Warszawa” parçası çalmaya başladı. (lol) Bir anda hepimizin morali çöktü.
TAKASHI: Üstelik küllüğün içinde tütsü yanıyordu. (lol) Herkes sessizce oturmuş dinliyor…
ISSAY: Ortam tam anlamıyla gizemliydi. Parça biter bitmez Toyama’nın söylediği ilk cümle hâlâ aklımdadır. “Şey… ama bunda davul yok.” (lol)
TAKASHI: Referans güzel de… Biz bununla tam olarak ne yapacağız? (lol)
ISSAY: Sonra KEN de, “Galiba gitar da yoktu…” dedi. Çünkü gerçekten sadece klavye vardı. Meğer Keiichi-san’ın kastettiği şey düzenleme değil, parçanın atmosferiymiş. Yani tamamen duygu ve nüans açısından bir referans. (lol)
TAKASHI: Ama kabul etmek gerekir ki… En azından ruh hâlimiz tamamen Avrupa’ya dönmüştü. (lol)
ISSAY: Sonra hep birlikte oturup konuştuk. En sonunda da şu karara vardık: “Bu parçayı yapacaksak önce kendimizi Avrupalı gibi hissetmeliyiz.” Hatta işi şakaya vurup, “Herkes kandaki Alman oranını mümkün olduğunca yükseltsin.” demeye başladık. (lol)
𒀸 Kayıtlar başladığında süreç nasıl ilerledi?
TAKASHI: Oldukça serbestti. Neredeyse jam session yapar gibi ilerledik.
ISSAY: Bir kez ortak atmosferi yakalayınca gerisi çok hızlı geldi.
TAKASHI: Kendi grubumdan oldukça farklı bir deneyimdi. Sürekli birbirimizi dinliyorduk. “Bakalım şimdi ne yapacak?” diye merak ederek çalmak çok keyifliydi.
ISSAY: Bu kayıtlar sayesinde bir şeyi yeniden fark ettim. TAKASHI’nin bas tonu gerçekten inanılmaz güzel. O gün tesadüfen HAL de stüdyodaydı. Sürekli, “Bu nasıl ses ya? Hangi ekipmanı kullanıyorsun? Ben de aynısından istiyorum.” deyip duruyordu. (lol)
TAKASHI: Ben ise HAL orada olduğu için baştan sona gergindim. (lol)
ISSAY: Ama sonuçta ortaya gerçekten ilginç bir kayıt çıktı. Parça ağır bir atmosfere sahip olmasına rağmen aynı zamanda olağanüstü şeffaf duyuluyor.
TAKASHI’nin bası da hayal ettiğimden bile daha iyi oturdu. Üstelik albümün akışı içinde de çok önemli bir yerde duruyor. Bence albümün gerçek anlamda dinleyiciyi içine çekmeye başladığı bölüm tam burası. “Dinleyeni tam kalbinden vuracağız.” diye düşünüyordum. (lol)
𒀸 Gerçekten öyle. (lol) Hazır konu açılmışken şunu da sorayım… TAKASHI-san, sizce kanınızdaki “Alman oranı” doğal olarak yüksek mi?
TAKASHI: (lol) Bilmiyorum doğrusu. Ama gençken dinlediğim müzisyenler arasında öyle isimler vardı. O yüzden dolaylı da olsa onların etkisini almışımdır diye düşünüyorum.
ISSAY: Sonuçta New Wave dediğimiz akımın kökleri de Avrupa’ya dayanıyor.
TAKASHI: Ben aslında New Wave’den çok New Romantic tarafındaydım. İlk dinlediğim grup Duran Duran’dı. Gerçi aynı dönemde Iron Maiden’ı da çok seviyordum. (lol) Hatta metal gruplarında da çalmışlığım var.
𒀸 ISSAY-san’ın metal dinlediğini hayal etmek biraz zor…
ISSAY: Hiç dinlemem. (lol) Hard rock da pek dinlediğim söylenemez. Gerçi Iggy Pop’u hard rock sayarsan, o başka. (lol) Benim New Wave dediğim zaman aklıma gelen isimler daha çok Gary Numan ya da Ultravox oluyor.
𒀸 Peki TAKASHI-san… Duran Duran dinlediğiniz dönemde gerçekten New Romantic tarzında mı giyiniyordunuz?
TAKASHI: New Romantic tarzı gömlekler bulabilmek için resmen dükkân dükkân dolaşıyordum. (lol)
ISSAY: Şimdi dönüp bakınca gerçekten tuhaf geliyor. (lol) O akım tam anlamıyla… Zengin görgüsüzlüğüyle aristokrat zevki arasında sıkışmış bir estetikti. (lol)
𒀸 Makyaj da yapıyor muydunuz?
TAKASHI: Lisenin birinci sınıfındayken makyaj yapıp okula gidiyordum. Her sabah öğretmen beni durdurup, “Sen ibne misin?” diye sorardı. (lol)
ISSAY: Benim lise yıllarım daha da eskiye denk geliyor. O zamanlar insanlar böyle şeyleri neredeyse psikolojik bir rahatsızlık gibi görüyordu. Öğretmenler hiçbir şey söylemezdi. Sanırım dokunulmaması gereken bir mesele olduğunu düşünüyorlardı. Kimse karışmıyordu. Sadece… “Tuhaf çocuk.” muamelesi görüyordum. Tam anlamıyla görmezden geliniyordum. (lol)
TAKASHI: Ben de saçlarımı uzattığım dönemde epey dalga konusu olmuştum. Parmakla gösterip, “Heavy metalci! Heavy metalci!” diye bağırıyorlardı. Bayağı zorbalık gördüm. (lol)
𒀸 Peki kayıtlar bittikten sonra birlikte çıkıp içtiğiniz oldu mu?
TAKASHI: Henüz olmadı. Ama ISSAY-san hakkında duyduklarım var. (lol)
ISSAY: Yok canım… Ben o kadar da içen biri değilim. (lol) Öyle bir oturup mekândaki bütün içkileri bitirecek biri değilim. Benden çok daha sağlamları var. (lol)
ISSAY
DER ZIBET’in vokalisti. Bu kez kariyerinin ilk solo albümü FLOWERS’ı yayımladı. Albümde yer alan seçkin konuk müzisyenler bile tek başına ISSAY’in müzisyenler arasındaki saygınlığını göstermeye yetiyor. DER ZIBET bu yıl onuncu kuruluş yılını kutluyor. Ayrıca 21 Ekim’de grubun yeni video çalışmasının yayımlanması planlanıyor. Kendine özgü karakterlere sahip üyelerden oluşan DER ZIBET’in, onuncu yılının ardından çok daha büyük bir çıkış yapması bekleniyor.
TAKASHI
DIE IN CRIES’in bas gitaristi. Bu röportajda konuşulan “Toki no Sugiyuku Mama ni” parçasında konuk müzisyen olarak yer alıyor. DIE IN CRIES ise ağustos ayında Shinjuku Power Station’da her gece farklı bir konseptle hazırlanan haftalık konser serisini gerçekleştirdi: “Cover Gecesi”, “Erkekler Gecesi”, “Dinner Gecesi” ve “Sıradan Gece”. Grup kısa bir dinlenme dönemine giriyor olsa da, bu aranın ardından çok daha güçlenmiş bir DIE IN CRIES olarak geri dönmeleri bekleniyor.
Kaynak: PATi PATi Yayın Yılı: 11.1994 Orijinal Dil: Japonca Çeviri/Scan: Pluto Blackfish
İlk Çeviri Yayınlama: 15.07.2025 Revize Edilmiş Sürüm: 08.07.2026
Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.
Salon ışıkları söndü. Seyircileri aydınlatan spotlar yavaş yavaş salonu taramaya başladı…
10 Ekim’de Shibuya Club Quattro’da DER ZIBET sahne aldı. “Mammoth no Yoru” (“Mamutun Gecesi”) ile açılan konser, ilk andan itibaren tam gaz ilerledi.
“Bu gece hep birlikte eğlenelim!” diye seslendi ISSAY.
Yedinci parça “Niji o Mita ka” (“Gökkuşağını Gördün mü?”) sırasında destek müzisyen olarak klavyeci Nozawa Daijirō da sahneye katıldı.
Ardından ISSAY,
“Bugün bize katılacak bir konuğumuz daha var.”
dedi ve sahneye Chiwaki Mayumi çıktı.
Chiwaki daha önce Kochi’deki konserlerine de katılmıştı ve ikili yine birbirleriyle kusursuz bir uyum yakaladı.
Sohbet bölümünde (MC) Chiwaki bu kez Tosa seyahatlerinden söz açtı.
“ISSAY aslında Sakamoto Ryōma’nın büyük bir hayranı.”
deyince seyirciler sanatçının pek bilinmeyen bir yönünü de öğrenmiş oldu. ISSAY ise Ryōma’nın heykelini görememiş olmaktan dolayı hayal kırıklığını dile getirdi.
Konserin ikinci yarısında Chiwaki ile ISSAY gitarlarını da ellerine alınca salonun coşkusu daha da yükseldi.
Encore bölümünde ise “Funny Panic” bir kez daha seslendirildi.
Toplam 16 şarkının (bunların ikisi encore) yer aldığı konser, baştan sona keyifli ve oldukça dolu dolu geçen bir gece olarak hafızalarda kaldı.
Kaynak: Arena37℃ Yayın Yılı: 12.1989 Orijinal Dil: Japonca Çeviri/Scan: Pluto Blackfish
İlk Çeviri Yayınlama: 10.07.2025 Revize Edilmiş Sürüm: 08.07.2026
Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.
10 Nisan’da Inkstick Shibaura’da Chiwaki Mayumi ve DER ZIBET’ten rüya gibi bir ortak sahne
Fotoğraf: Nov Matsuzaki
Hikaru’nun Chiwaki Mayumi’nin albümüne katkıda bulunmuş olması ve Issay ile Chiwaki’nin uzun yıllara dayanan dostluğu (ikisi de tam bir glam tutkunu) sayesinde, DER ZIBET ile Chiwaki arasında zaten özel bir bağ vardı. Belki de bu yüzden, 10 Nisan’da Sophia Üniversitesi’nin düzenlediği etkinlik kapsamında Shibaura Inkstick’te gerçekleşen DER ZIBET konserinde Chiwaki’nin konuk sanatçı olarak sahneye çıkması kimseyi şaşırtmadı.
Sonuç ise tek kelimeyle harikaydı. O gece izleyicilere, bütün sıkıntılarını bir kenara bırakıp yalnızca müziğin içinde kaybolabilecekleri unutulmaz bir gece armağan edildi.
Konser, planlanan saatten kısa bir süre sonra DER ZIBET’in sahneye çıkmasıyla başladı. Grubu uzun bir aradan sonra yeniden gören hayranların heyecanı salonun her köşesine yayılmıştı. Çünkü onlar, geçen yıl Shibuya Kōkaidō’daki konserden bu yana ilk kez bu şekilde sahneye çıkıyordu. Yaklaşık dört aylık bekleyiş, hayranlar için gerçekten uzun gelmişti.
İlk olarak “Only “YOU” Only “Love”, ardından “Russia” çalındı. Sanki aylardır içlerinde biriken bütün enerjiyi tek seferde dışarı bırakıyormuşçasına sert ve vahşi bir performans sergilediler.
Issay seyircilere şöyle seslendi:
「Sanki sonunda kış uykusundan uyanmış gibiyim. Bundan sonra arayı fazla açmadan turneye çıkmayı düşünüyoruz. O yüzden bugün hep birlikte baharın gelişini kutlayalım.」
Son dönemde gerek müzikleri gerek sahne kostümleriyle daha karanlık bir atmosfere yönelen DER ZIBET’in, bu gece yeniden eski gösterişli havasına kısa da olsa geri dönmüş olması dikkat çekiciydi. Uzun süredir göz önünde olmasalar da sahneye çıkan her üyenin yüzünde son derece keskin ve dinç bir ifade vardı. Gerçekten de uzun bir uykudan yeni uyanmış gibiydiler.
Konser tam ortalarına geldiğinde salonu bir anda kadın hayranların çığlıkları kapladı ve Chiwaki Mayumi, püsküllü, oldukça iddialı bir atletle sahneye çıktı.
Onun çekiciliği gösterişli ya da yapmacık değildi; dimdik duruşundan gelen doğal bir zarafete sahipti. Bu yüzden kadınların bile hayranlık duymaması mümkün değildi.
Ardından sırasıyla “Lady Universe”, Hikaru’nun Chiwaki için yazdığı “One Shot Two Heart” ve bu gece Issay ile düet yaptığı “Angel Fate” seslendirildi.
Bu konserin en şaşırtıcı yanlarından biri de Chiwaki Mayumi ile DER ZIBET’in müzikal dünyalarının beklenenden çok daha yakın olmasıydı. Chiwaki’nin şarkılarını onlar çalmaya başladığında sanki yıllardır birlikte çalışan tek bir grup sahnedeymiş hissi oluşuyordu.
Gerçek anlamda kusursuz bir uyum yakalamışlardı.
Chiwaki’nin sahneye çıkmasıyla konserin coşkusu doruğa ulaştı. Seyircilerin enerjisi öyle yükselmişti ki ortam neredeyse bir punk konserini andırıyordu.
Gerçek şu ki, DER ZIBET en çok böyle çılgın, gösterişli ve sınır tanımayan performanslarıyla etkileyici görünüyordu.
Ve encore…
Gecenin en büyük sürprizi henüz gelmemişti.
Chiwaki ile Issay birlikte, The Rocky Horror Show’dan bir parça, ardından David Bowie ile Mick Jagger’ın söylediği “Dancing in the Street” ve Bay City Rollers’ın “Rock and Roll Love Letter” şarkılarından oluşan bir medley seslendirdiler.
Salonun ışıkları yandıktan sonra bile kimse kolay kolay yerinden kıpırdayamadı. Herkes, biraz önce yaşananların gerçekten olup olmadığını anlamaya çalışıyormuş gibi sahnenin önünde öylece kalmıştı.
İşte o manzara, geceden geriye kalan en unutulmaz görüntüydü.
(Yamamoto Hiroko)
Kaynak: Arena37℃ Yayın Yılı: 06.1989 Orijinal Dil: Japonca Çeviri/Scan: Pluto Blackfish
İlk Çeviri Yayınlama: 9.07.2025 Revize Edilmiş Sürüm: 08.07.2026
Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.
“Yengeç burcunun rüyaları gerçekten inanılmazdır” bölümü
「Bazen öyle rüyalar görüyorum ki… Bir bakıyorum gökkuşağı bütün hızıyla üzerime doğru geliyor.」 ISSAY
「Yoksa kötü bir şeyler mi karıştırıyorsun sen? (lol)」 Katsuhiko
Hazırlayan: Hiroko Yamamoto Fotoğraf: Kousei Yoshida
Katsuhiko Nakagawa ile ISSAY’in tanışmasının üzerinden neredeyse beş yıl geçmiş.
İlk kez, DER ZIBET henüz kurulmadan önce tanışmışlar. O sıralar ISSAY, Katsuhiko’nun konserlerinden birine gitmiş ve bu karşılaşma ikilinin dostluğunun başlangıcı olmuş.
Aradan yıllar geçmiş. Yeniden karşılaşmaları ise 1988 yılının sonunda düzenlenen “R&R Band Stand” etkinliğine giderken, Shinkansen’de gerçekleşmiş.
“Hey! Uzun zaman olmuş!”
Sahnedeki gizemli görüntülerinin aksine, ikisi de son derece sıcak ve samimi. Yıllar sonra yeniden karşılaştıklarında birbirlerini işte böyle selamlamışlar.
Ardından 30 Ocak’ta Nakano Sun Plaza’da düzenlenen konserde (PANTA, DER ZIBET, Katsuhiko Nakagawa ve diğer sanatçılarla birlikte) yeniden aynı sahneyi paylaşmışlar.
Belki ikisi de aynı şeyi düşünüyordu, belki de düşünmüyordu ama…
“Galiba bu yıl yollarımız sık sık kesişecek.”
Madem öyle…
Haydi sohbet başlasın!
「Hayranlarımdan biri bana ISSAY’in en son haberlerini, hem de fotoğraflarıyla birlikte gönderiyor.」 Katsuhiko Nakagawa
𒀸 Önce ikinizin nasıl tanıştığından başlayalım.
Katsuhiko: İlk çıkışlarımız aşağı yukarı aynı döneme denk geliyor, değil mi?
ISSAY: Yok, benim çıkışım biraz daha sonraydı. Ben henüz profesyonel olmadan, hâlâ live house’larda sahne alırken Katsu-chan’ın konserine gitmiştim.
Katsuhiko: Doğru ya. Ben de o sıralar henüz yeni çıkış yapmıştım. O dönem günde üç kez sahneye çıktığım oluyordu. Aralarda da şarap içiyordum; tam anlamıyla çılgın bir tempoydu. (lol) Bir gün yine üç konserin ardından bitkin düşmüş hâlde sahnedeyken sen gelmiştin.
ISSAY: Bir arkadaşım “Hadi gidip izleyelim.” deyince ben de “Olur.” dedim. Bir de hakkında, sahnede pantomim yaptığına dair söylentiler dolaşıyordu. Ben de merak edip geldim.
Katsuhiko: Ben de ISSAY’in pantomim yaptığını biliyordum aslında. Bir hayranım söylemişti. Hatta son iki yıldır bana düzenli olarak ISSAY’in en son haberlerini gönderiyor. Fotoğraflar ekliyor, üstüne açıklamalar bile yazıyor. (lol)
“ISSAY bu kez Londra’ya gitti.”
“Şurada şu konseri verdi.”
Yani bir bakıma ISSAY hakkında en çok bilgi sahibi olan kişi bendim.
ISSAY: (lol) Bunu gerçekten bilmiyordum.
「Benim için grup üyeleri eşim gibi… Ama senin için onlar daha çok sevgili gibi. O yüzden işin zor.」ISSAY
𒀸 Birbiriniz hakkındaki ilk izleniminiz nasıldı?
Katsuhiko: Her şeyden önce bana, “Çok eğlenceli biri.” demişlerdi. “Hep neşeli, çok komik biridir.” diye o kadar çok duymuştum ki, daha tanışmadan ona karşı bir yakınlık hissetmeye başlamıştım.
ISSAY: Ben de onun çok rahat konuşulabilecek biri olduğunu düşünmüştüm. Konserden sonra biraz sohbet ettik ama… ondan sonra uzun süre bir daha karşılaşmadık.
Katsuhiko: İkimiz de fazlasıyla meşguldük. Aslında benzer yollardan geçmişiz. İkimizin de dış görünüşü çok konuşuldu. Sonra da o imajın ötesine geçmeye çalıştık. İlk zamanlarda ikimize de “bishōnen rock şarkıcısı” deniyordu.
#Pluto: Bishōnen (美少年): Zarif ve androjen güzelliğiyle öne çıkan genç erkek imajı. 1980’ler Japon müzik basınında sık kullanılan bir tanımlama.
ISSAY, müziğini temelden yeniden kurabilmek için bir gruba yöneldi. Ben ise… açıkçası “yakışıklı çocuk” imajından kurtulmaya çalışayım diye özel bir çabam olmadı. (lol) Ama ben de farklı prodüktörlerle çalıştım, inat ettiğim dönemler oldu. Şimdi dönüp bakınca, galiba ikimiz de en iyi dönemimizi yaşıyoruz.
ISSAY: Sanırım artık üzerimizdeki gereksiz yüklerden kurtulmaya başladık. Bana “yakışıklı” dediklerinde hiçbir zaman fazla takılmadım. Bunun avantajı da vardı, dezavantajı da. Sonuçta her müzisyen farklı şekillerde değerlendiriliyor. Buna inat edip kendini yıpratmanın bir anlamı yok.
Katsuhiko: Evet. Sanırım insanın içi eninde sonunda dışına yansıyor. O yüzden gerçekten güzel bir insan olmak, kalbinin de güzel olması demek. Bence bu hiç de kötü bir şey değil. (lol)
「Benim için grup üyeleri artık aile gibi… Seninkiler ise biraz sevgili gibi.」
ISSAY: Madem konu açıldı… Sen solo çalışıyorsun ya… Zor olmuyor mu? Sana eşlik eden müzisyenlerin hepsi güçlü karakterler. Böyle olunca ister istemez sürtüşmeler de yaşanıyordur. Ben dört yıldır aynı üyelerle birlikteyim. Artık birbirimize tamamen alıştık. Bu yüzden işim biraz daha kolay. Benim için grup üyeleri artık eşim gibi… Daha doğrusu uzun yıllardır birlikte yaşayan bir çift gibiyiz.
Katsuhiko: O zaman benimkiler de sevgili mi oluyor? (lol)
ISSAY: Evet. Daha çok sevgili gibi. O yüzden senin işin daha zor.
Katsuhiko: Olabilir. Ama benim için en önemli şey söylemek istediğim şeyi ifade edebilmek. Bu yüzden grup içinde uzun uzun tartışmam. “Benim anlatmak istediğim şey bu.” derim. Bunu anlayıp bana eşlik edecek insanlarla çalışırım. O yüzden her projede aynı üyeler olmak zorunda değil. Anlatmak istediğim şeye göre kadro değişebiliyor. Bazen bunun yalnız hissettiren tarafı oluyor. Ama bir yandan da bunun benim için en doğru yöntem olduğunu düşünüyorum.
ISSAY: Ben aslında hangisi olursa olsun fark etmez diye bakıyorum. Çünkü senin söylediklerinin çoğu benim de içimde olan şeyler. Ben sadece… o insanlarla karşılaşacak kadar şanslıydım. Bizim gruptakiler de, yapmak istediklerini tamamladıkları gün grubu bırakabilecek insanlar. Ben de öyleyim. Ama şu anda her şey öylesine yolunda gidiyor ki… Grubun dağılabileceğini hayal bile edemiyorum.
Katsuhiko: Aslında bir grubun tam anlamıyla oturması en çok vokaliste bağlı. İşin garibi de şu… Vokalist gruba tam alıştığı anda gruplar dağılmaya başlıyor gibi geliyor bana.
ISSAY: (lol) İnsanın tüylerini diken diken edecek bir şey söyledin.
Katsuhiko: Ama dört yılı geride bıraktıysanız artık korkacak bir şey yoktur herhalde.
ISSAY: Olur mu… Asıl beşinci yıl tehlikelidir. Her grubun bir döngüsü vardır. (lol)
Katsuhiko: Öyle mi? Ben zaten üç yıldan uzun yaşayan bir grubun içinde hiç bulunmadım. O yüzden bunu bilmiyorum.
「Olduğum gibi kendimi şarkılara dökmek istiyorum.」ISSAY
「Şarkı söyleyen insan, kendini bütünüyle ortaya koyabilmeli.」 Katsuhiko
𒀸 ISSAY, şarkı sözlerini de sen mi yazıyorsun?
Katsuhiko: Şarkı sözlerini de kendin mi yazıyorsun?
ISSAY: Evet.
Katsuhiko: Bence bir şarkıcının neyi anlatmak istediğini bulması çok önemli. Aslında bugün seninle özellikle bunu konuşmak istiyordum. “Bu yıl hangi duyguları, hangi temaları şarkılarımıza taşıyacağız?”
ISSAY: Ben artık… küçük şeyleri anlatmak istiyorum. Sonuçta ben de sadece bu kadarım. Şimdiye kadar hep çevremdeki daha büyük şeyleri anlatmaya çalıştım. Ama artık… kendimi anlatmak istiyorum.
Katsuhiko:Yani olduğun hâlinle?
ISSAY: Sanırım öyle. Olduğum gibi… Zaten ben öyle çok da düzenli biri sayılmam. (lol) Gerçekten çocukluğumdan beri tam bir tembeldim. Annem bana hep, “Bu kadar uyuyorsun da gözlerin hiç çürümüyor mu senin?” diye kızardı. Ben de utanıp, “Ben Üç Yıl Uyuyan Tarō’yum!” derdim. (lol)
#Pluto: 「三年寝太郎」”Üç Yıl Uyuyan Tarō” Bu, Japon halk hikâyelerindeki tembel ama sonunda büyük işler başaran Sannen Netarō karakterine gönderme.
Katsuhiko: Sanırım bütün müzisyenler biraz böyledir. Ama bana göre bir şarkıcı… kendini tamamen açabilmeli. Kendisini olduğu gibi ortaya koyabilmeli. Ben gerçekten inanmadığım hiçbir şeyi söyleyemem. Şarkılarımda da öyle. Bu arada… Sen de sık sık hikâyesi olan rüyalar görürsün, değil mi?
ISSAY: Evet. Çok görürüm.
Katsuhiko: Rüyalar güzel şey.
ISSAY: Bazen öyle rüyalar görüyorum ki… Deniz kıyısında yürüyorum. Etrafta fabrika bacaları yükseliyor. Bir bakıyorum… Gökyüzünde bir gökkuşağı var. “Aa, gökkuşağı…” der demez… O gökkuşağı inanılmaz bir hızla doğruca üzerime geliyor.
Katsuhiko: Yoksa gerçekten kötü bir şeyler mi karıştırıyorsun sen? (lol)
ISSAY: Yok canım. Ama böyle tuhaf rüyaları çok görürüm. Mesela… Bataklıktaki suyun sarı, kırmızı ve mavi olduğu rüyalar…
Katsuhiko: Ben de geçenlerde çok acayip bir rüya gördüm. Rüyamda, “Hadi Hasunuma’daki festivale gidelim!” diyorlar. Bir gidiyorum… Festival dağın içine kadar uzanıyor. Ama gördüğüm şey tam anlamıyla cehennem tasvirleri gibi. O kadar ürkütücüydü ki… Sonra kendi kendime düşündüm. “Acaba gerçek hayatta insanları kandırarak yaşayanlar öldükten sonra böyle bir yerde mi kalıyor?” Ertesi gün, “Umarım bu rüyanın devamını görmem.” dedim. Ama bu kez tam tersine… Rüya kaldığı yerden devam etti. Resmen tefrika gibiydi. (lol)
ISSAY: Demek ki içinde seni rahatsız eden bir şeyler var. (lol)
「Sanat aslında o kadar da zor bir şey değil.」 ISSAY
Katsuhiko: Ama biliyor musun… İnsan büyüdükçe bazı duygularını kaybediyor. İlk kez lunaparkta hız trenine bindiğinde ne kadar korktuğunu hatırla. Şimdi ise… Artık eskisi kadar korkutmuyor.
ISSAY: Ben hâlâ korkuyorum ama. (lol) Yüksekten gerçekten korkarım. Uçağa binmek bile hâlâ beni tedirgin ediyor…
Katsuhiko: Mesela festivaller de öyle. Benim büyüdüğüm semt eski Tokyo mahallelerinden biri olduğu için festivaller çok olurdu. Çocukken en heyecanlı kısmı festivalin kendisi değildi. Bir gün önceden dağıtılan happi ceketleri… Mikoshi’yi omuzlamadan hemen önceki o an… İşte bütün heyecan aslında oradaydı. Ama şimdi festivali düzenleyen tarafta olunca… Hazırlık telaşıyla uğraşmaktan başka bir şey düşünemiyorsun. Tek istediğin, “Yeter ki festival sorunsuz bitsin.” (lol) Sanırım büyüdükçe çocukluğumuzun peşinden koşmaya başlıyoruz. Çocuklar da büyümenin peşinden koşuyor. Biz ise tam ikisinin arasında… Kendimizi ifade edebileceğimiz şeyi arıyoruz.
ISSAY: Evet… Ben de dış dünyayla temas ettikçe sürekli bir şeyler hissediyorum. “Bundan hoşlanmıyorum.” “Bunu seviyorum.” Şarkılarımın çıkış noktası da genellikle bu hisler oluyor. Açıkçası… Ben sanatın öyle çok karmaşık bir şey olduğunu düşünmüyorum. Bir tabloya bakıp “Ne kadar güzel…” diyebilmek… Bir çiçeğe bakıp aynı şeyi hissedebilmek… Bence bunların hepsi sanat. İnsanın yaptığı pek çok şey zaten başlı başına bir sanat. Benim farkım… Bütün bunları müzik aracılığıyla ifade ediyor olmam.
𒀸 Son olarak, bu yıl en çok yapmak istediğiniz şeyi söyler misiniz?
Katsuhiko: Ben… Işığın ve sesin kusursuz bir şekilde birleştiği konserler yapmak istiyorum. Müziğinden sahne düzenine kadar her ayrıntısının, anlatmak istediğim şeyi eksiksiz yansıttığı konserler… Bu yıl en büyük hedefim bu.
ISSAY: Benimki o kadar büyük bir hedef değil. Son zamanlarda yeterince konser vermiyoruz. O yüzden… Tek istediğim şey yeniden sahneye çıkmak. Hatta arkadaşlarımın konserine bile haber vermeden çıkıp, bir anda şarkı söylemek isterdim. (lol)
Kaynak: Arena37℃ Yayın Yılı: 03.1989 Orijinal Dil: Japonca Çeviri/Scan: Pluto Blackfish
İlk Çeviri Yayınlama: 8.07.2025 Revize Edilmiş Sürüm: 08.07.2026
Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.
#Pluto: “Yengeç burcunun rüyaları inanılmaz güçlüdür.” Ama aslında röportajın özü astroloji değil. İki sanatçı oturmuş; ünlerini, çocukluklarını, arkadaşlıklarını, grup olmayı, yalnız çalışmayı, şarkı yazmayı, korkularını, rüyalarını, sanat anlayışlarını konuşuyor. 1989 tarihli olmasına rağmen bugün okurken bile eskimemesinin sebebi de bu. son olarak… ISSAY’in şu cümlesi bence bu röportajın özeti:
“Sanatın öyle çok zor bir şey olduğunu düşünmüyorum. Bir resme bakıp güzel olduğunu hissetmek de, bir çiçeğe bakıp güzel olduğunu düşünmek de sanattır. Ben sadece bunu müzikle ifade ediyorum.”
1998’i uğurlayan bu konser, şimdiye kadar verdikleri performanslar arasında belki de en görkemlisiydi.
Elbette önceki konserlerinde de her zaman etkileyici bir ses gücü ve göz alıcı sahne performanslarıyla izleyenleri büyülemişlerdi. Sağlam ama saldırgan ritim bölümü, zarafetle gücü buluşturan vokaller ve gitarlar, bunlara parlak bir renk katan Fujiwara Mahito’nun destek klavyesi… Bunların her biri, grubun ilk dönemlerinden beri hayranlık uyandıracak kadar etkileyici bir varlık sergiliyordu. Şarkıların sıralaması zaman zaman değişmiş olsa da, müzikal içerik ya da konser anlayışı bakımından bugüne kadar belirgin bir farklılık yaşanmamıştı.
Ama bu gece sanki önceki konserlerde olmayan fazladan bir şey vardı.
İşin ilginç yanı, bunun sonradan eklenmiş yeni bir unsur olduğunu da düşünmüyorum. Aksine, bu onların her birinin zaten içinde taşıdığı doğal cazibeydi. Daha önce eksik olduğu söylenemezdi; ancak bu gece sahneden yayılan aura, o çekiciliği yeniden ve çok daha güçlü bir biçimde fark ettiriyordu.
Özellikle de ISSAY’in insanın içine işleyen o baş döndürücü büyüleyiciliği…
Şimdi dönüp baktığımda, 1998’in ilk yarısındaki konserlerde performansçı kimliğinin bu yönünden çok, sahnede olmanın verdiği saf keyif daha ön plandaymış gibi geliyor. Oysa bu gece ISSAY’e özgü erotizm ile eksantrikliğin birleşimi bütün yoğunluğuyla hissediliyordu. Sadece şarkı söylerken değil, az konuştuğu MC bölümlerinde bile zaman zaman gösterdiği büyüleyici ifadelerle salonun tansiyonunu giderek yükseltti ve konserin ikinci yarısında kendini tamamen müziğe bıraktı.
Leopar desenli kostümünün yarattığı imajla uyum içinde sergilediği zarif ama keskin hareketleri ve gitar performansıyla Hirose “JIMMY” Satoshi de o gece son derece formdaydı.
Her zamanki gibi konserin orta bölümünde dinleyiciyi soluklandıran sakin ve dingin bir kesit de yer alıyordu. Ardından bunun tam karşıtı olan hareketli bölüme geçilirken coşkunun adım adım yükselişi oldukça etkileyiciydi.
Artık grubun konserlerinin vazgeçilmez akışlarından biri hâline gelen bu bölümde, enstrüman ekibi gerilim yüklü enstrümantal parça “Sisters of Mine” ile ezici bir groove yarattı. Tam bu sırada ISSAY yeniden sahneye dönerek “Akazu no Fumikiri” (Açılmayan Hemzemin Geçit) ile adeta fitili ateşledi.
Hemen ardından gelen MC bölümünde ISSAY, yüzünde büyük bir gülümsemeyle seyircilere,
“JIMMY kendini harika hissediyormuş!” diye seslendi.
Bunu söylerken onun da en az JIMMY kadar iyi hissettiği belliydi.
Konser artık son düzlüğüne girmişti. ISSAY sahnenin bir ucundan diğer ucuna dolaşırken mikrofon kullanmadan,
“Hadi, daha çok eğlenelim!!!”
diye seyirciyi kışkırttı ve salonu tek hamlede zirveye taşıdı.
Ana bölüm, “Mayonaka no Adam” (Gece Yarısının Âdem’i) ile görkemli bir şekilde sona erdi.
Encore bölümünde ise artık klasikleşen David Bowie ve T. Rex cover’larıyla birlikte grup tam iki kez yeniden sahneye döndü.
Böylece izleyicilere unutulmaz bir kapanış armağan ederken, milenyuma girerken yaşanan o büyük heyecan dalgasını da geride bırakarak sahneden ayrıldılar.
Bu gecenin bıraktığı yankının, 1 Mart’ta Shibuya On Air East’te gerçekleşecek konserle çok daha büyük bir doruğa ulaşacağına şüphe yoktu.
Yazan: Mari Itō Fotoğraf: Yoshitaka Kashiwada
Kaynak: Fool’s Mate Yayın Yılı: 30.12.???? Orijinal Dil: Japonca Çeviri/Scan: Pluto Blackfish
İlk Çeviri Yayınlama: 26.07.2025 Revize Edilmiş Sürüm: 08.07.2026
Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.
#Pluto: 1998/99 yılına ait olduğunu düşünüyorum ama tam kesin tarih yok. Tarihi kesin olarak belirlediğimde değiştireceğim ❤