MANA + FULL | Fool’s Mate | 03.98

MANA MALICE MIZER + FULL GUNIW TOOLS

Özel Söyleşi

Cadının Renkleri

Metin: Reiko Ara
Fotoğraflar: Hitoshi Iwakiri

Estetikçilerin Daveti

Kendilerine özgü estetik anlayışları ve dünya görüşleriyle, sıradanlığın çok ötesinde, kendilerine has bir ifade biçimi geliştiren Malice Mizer ve GUNIW TOOLS.

Her iki grup da birbirinden farklı estetik yaklaşımlar sergilese de, son derece titiz ve incelikli biçimde kurulmuş büyüleyici ve fantastik dünyaları, bir yerlerde derin bir düzlemde birbirine bağlıymış gibi hissettiriyor.

Her iki grubun da kilit konsept üreticileri olan Malice Mizer’den Mana ve GUNIW TOOLS’tan Tomo Furukawa (FULL), uzun zamandır birbirlerinin sanatsal çalışmalarına ilgi duyuyor, hatta birbirlerinin konserlerine gidip onları izlemişler.

Mekanik konularda yetenekli olan ve böcekler gibi küçük hayvanlara bayılan FULL; buna karşılık mekanik işlerden hiç anlamayan ve böcekleri görmekten bile hoşlanmayan Mana.

Bu iki kişiyi bir araya getiren sıra dışı bir söyleşi. Peki, bu ikilinin ortak noktası ne olabilir?

Mana: Aslında içten içe utanıyorum ben, kalbimin içinde yani. (gülüyor)

FULL: Ne? (gülüyor) Demek sen de bizdensin!


𒀸 Bu fotoğraf çekiminin özel bir konsepti var mı?

Mana: Özellikle yok.

𒀸 Furukawa-kun’un yüzündeki karıncalar peki?

FULL: Mana’nın böceklerden hoşlanmadığını duymuştum, o aklıma kazınmıştı. (gülüyor) Ama yapay şeylerle bir sorunu olmadığını da biliyordum. Bir ara bunu yapmak istiyordum ama bir türlü fırsat çıkmamıştı… O yüzden bu kez yaptım.

𒀸 Yüzüne karınca yapıştırılması gibi bir şeye nasıl bakıyorsun, Mana-kun?

Mana: Hiç sorun değil. Benim için her şey mümkün. İnsanların bende temiz ve özenli bir imaj olduğunu düşündüğünü biliyorum ama Malice Mizer’den ayrı olarak endüstriyel tarzda bir grupta çaldığım dönemde yüzümü bembeyaz boyayıp karmakarışık bir makyaj yapıyordum.

FULL: Ama Malice Mizer’dakilerin hepsi gerçekten oyuncu gibiler. İnsan kendini bu kadar rolüne kaptırabilen insanların nasıl bir araya geldiğini görünce kıskanıyor.

Mana: Eskiden bu kadar ileri gidemiyorduk gerçi. Önceki vokalistimiz de bu kadar ileri gitmek istemediği için gruptan ayrıldı. Kami ise davul çalmak isteyen biriydi; başlangıçta buna karşı çıkmış gibi görünüyordu ama zamanla bunun içinde kendine bir rol buldu ve “Böyle de olabilir” demeye başladı. Yani en başından beri böyle değildik.

𒀸 O zaman önce birbirinizin grubu hakkında sormak istediğiniz sorular var mı?

Mana: GUNIW TOOLS’un videolarını çekerken kamerayı kendin mi kullanıyorsun?

FULL: Evet, çoğunlukla. Kendimi çekerken genellikle üçayak kullanıyorum; özellikle istediğim görüntüyü elde etmek için kamerayı alçaktan ya da bir yüzeye yakın hareket ettirmem gerektiğinde de Asaki-chan’dan yardım istiyorum.

Mana: Sonra onları bilgisayara kendin mi aktarıyorsun?

FULL: Evet. Hepsini bilgisayara aktarıp yakalıyorum.

Mana: Bu tarafı gerçekten ilgimi çekiyor. Çünkü ben bunu yapamıyorum.

𒀸 Mana-kun’un makinelerle arası hiç yokmuş.

FULL: Ben de aslında izlemek istediğim bir programın kaydını bile ayarlayamayan biriyim.

Mana: Ben de.

𒀸 Övünmüyorsunuzdur umarım. (gülüyor)

FULL: İş için kullanmam gereken bir şeyse bir şekilde öğrenmeye çalışıyorum ama onun dışındaki şeylere hiç kafa yormuyorum. Ama artık sıradan bir bilgisayarla bile, hepsini bir arada yapıp görüntü yakalayabileceğin sistemler var. [Kaynakta belirtilen görüntü kalitesinde] bir işi bile 500 bin yenin altında bir sistemle yapabiliyorsun. Bir kez başlayınca gerçekten eğlenceli.

Mana: Ben de aslında lisede bilgisayarla uğraşabileceğim bir dönem geçirmiştim. Hatta amplifikatör falan da yapıyordum ama şimdi hepsini tamamen unuttum. (gülüyor)

𒀸 Demek yapabiliyorsun aslında?

Mana: O zamanlar yapabiliyordum. Ama şimdi hiçbir şey bilmiyorum. O zaman da ders olduğu için mecburen yapıyordum zaten. (gülüyor) O zaman ilgilenip biraz daha öğrenmiş olsaydım keşke.

𒀸 Ama en azından bir temelin var, değil mi?

Mana: Hayır, yok.

FULL: Sanırım bunlar daha çok okuldan mezun olduktan sonra öğreniliyor… Okuldaki öğretmenlerin kendileri bile pek bilmiyorlar zaten.

𒀸 Mana-kun, bilgisayarla müzik falan yapmayı hiç denedin mi?

Mana: Aslında çok uzun zamandır bilgisayarla bir şeyler yapmak istiyorum. Çok istiyorum ama bir türlü elimi atamıyorum. Mesela Malice Mizer’e ara versek ve yapacak hiçbir şeyim olmasa, bilgisayarla müzik yapmak isterim.

FULL: Peki şarkıları nasıl yapıyorsun?

Mana: Şarkıya göre değişiyor. Gitarla yaptığım zamanlar da oluyor, klavyeyle yaptığım zamanlar da.

FULL: Bilgisayarla programlama yapmıyor musun?

Mana: Yapıyorum.

FULL: O zaman aslında bayağı kurcalıyorsun.

Mana: Yok, çok basit şeyler kullanıyorum.

FULL: Senin asıl enstrümanın gitar, değil mi?

Mana: “Asıl” demeyelim, hâlâ gitar çalıyorum. (gülüyor)

FULL: Doğru ya. (gülüyor) Ama sahnede elinde çaydanlıkla “tatata” diye yürüdüğünü, yelpazeyle kendini serinlettiğini falan görüyorum; aklımda hep öyle bir imaj oluşuyor.

Mana: Aslında gitar çalmak da eğlenceli ama böyle sahne gösterileri yapmayı da seviyorum.

FULL: Gitar elinde olsa bile hareketlerin hep o tarafa kayıyor zaten.

Mana: Evet. Kendimi tamamen müziğe kaptırıp, mest olmuş bir şekilde gitar çalmak gibi bir şey pek yok bende.

𒀸 Peki Furukawa-kun’un sorusu var mı?

FULL: Ne kadar ileri gitmeyi planlıyorsun?

Mana: Hmm… Çok fazla şey söyleyemem.

FULL: Böyle gösteri unsurları taşıyan bir şey yaptığında sürekli seviyeyi yükseltmek zorundasın, değil mi? Bunu düşününce oldukça zor bir yol seçtiğinizi düşünüyorum. Çünkü daha en başından çok yüksek bir seviyeden başladınız. Daha sade bir şey yapsanız bile bu kez izleyiciye gerilemişsiniz gibi görünebilir.

Mana: Evet, aynen öyle. Sürekli bununla mücadele ediyoruz.

FULL: Kazuo Ohno diye bir adam var, karanlık Butoh dansı dünyasından, doksan yaşında bir performans sanatçısı. İnanılmaz biri. Hiç hareket etmemesi, sadece orada var olması; bunların hepsi onun hayatının, oyunculuğunun ve sahne anlayışının bir parçası. Bir arkadaşım bana videosunu izletmişti. Sahnede sadece bir spot ışığının altında duruyor ama onu izlerken insanın tüyleri diken diken oluyor. Resmen yōkai mertebesine ulaşmış gibi. Bence sonunda sahnede, insanın kendisinden yayılan şeylerle ifade edebilmek gerekiyor. Siz de grup içinde böyle şeyleri konuşuyor musunuz?

Mana: Konuşuyoruz. Aramızda tiyatro ya da başka bir sahne sanatında profesyonel olan kimse yok. O yüzden yaptığımız şeylerin büyük bir kısmını yalnızca kendi duyularımız ve anlayışımızla gerçekleştiriyoruz. “En iyisi ne?” diye düşünüp ona göre yapıyoruz. Her şey tamamen kendi yöntemimizle. Dans da ediyoruz ama hiçbir zaman profesyonel olarak ders almadık. Makyajı da yalnızca kendi hislerimize göre yapıyoruz. Ama kendi konser videolarımızı izlediğimizde, eksik kalan taraflarımızı görebiliyoruz. “Burayı düzeltelim”, “Şöyle yapsak daha iyi olur” diye birbirimize tavsiyelerde bulunuyoruz. Çünkü Malice Mizer için neyin doğru olduğunu gerçekten bilmiyoruz.

FULL: Sahne düzenlemesi konusunda size yol gösteren bir beyin, bir danışman falan yok mu?

Mana: Yok. Indie dönemimizde her şeyi yüzde yüz kendimiz yapıyorduk. Major dünyasıyla çalışmaya başladıktan sonra birçok farklı insanla çalışmaya başladık. Ama onlar bile “Siz bunu kendiniz yapmaya devam etseniz daha iyi” diyorlar. Basit tavsiyeler veriyorlar ama Malice Mizer’in kendi duyarlılığını korumasının daha iyi olduğunu, dışarıdan insanların fazla müdahil olmamasının daha doğru olabileceğini söylüyorlar.

Eskiden Malice Mizer neredeyse benim kendim gibiydi; başka insanların kesinlikle içine girmesini istemezdim. Ama son zamanlarda birçok farklı insanla karşılaşmaya başladım ve artık başkalarının fikirlerini de dinliyorum. Çünkü bazen benim asla düşünemeyeceğim fikirlerle geliyorlar ve ben de “Aa, anladım!” diyorum. O yüzden artık “Mutlaka yalnızca biz yapmalıyız” diye düşünmüyorum.

FULL: Büyük salonlarda, mekânın atmosferini ne kadar uzağa taşıyabileceğin diye bir mesele var, değil mi? Salon büyüdüğünde nereden kısıp nereden güçlendireceğini düşünmen gerekiyor.

Mana: Evet, bunu sürekli düşünüyorum. Sonuçta tiyatro yapmıyoruz; küçük bir şey yaptığında seyirci onu göremeyebiliyor. Eskiden live house’larda çalarken çok daha teatral şeyler yapıyorduk ama aynı şeyi büyük bir salonda yaptığında hiç görünmüyor. Bu yüzden büyük salonla küçük bir mekân arasındaki sahneleme farkı üzerinde gerçekten çok kafa yoruyorum.

FULL: Çünkü ellerinle yaptığın küçük hareketler bile büyük salonda anlamsız hâle gelebiliyor.

Mana: Evet.

FULL: Dolayısıyla sahnelemeye daha önce hiç bakmadığın bir açıdan yaklaşman gerekiyor. Ben de ilk kez Shibuya Kokaido’da sahne aldığımda bu konuda çok kafa yormuştum. (gülüyor)

Mana: Konserden sonra kayıt için çekilen videoyu izlediğimde şunu düşünüyorum: O anda sahnede yaptığım şey bana “çok büyük” gelmişti ama aslında videoda hiç de öyle görünmüyor. Gerçekten abartılı denebilecek kadar büyük hareketler yapmayı denemeye başlamamız da sanırım büyük salonlarda sahne almaya başladıktan sonra oldu.

FULL: Bana göre büyük bir salonda yapılan sahne gösterilerinden biri, sahnenin bir ucundan diğerine “koşmak”. Ama bu aslında hâlâ insanın kendi bedensel ölçeğinin dışına çıkamadığımızı gösteriyor.

Mana: Koşmana bile gerek yok. Sadece orada durduğunda bile bir auran varsa yeter.

FULL: Evet, aynen. Ama o auraya sahip olmak için ne yapmak gerekiyor, onu düşünüyorum. Belki de bir şelalenin altında durmak falan gerekiyordur. (gülüyor)

Mana: Sahnede utanmak kesinlikle olmaz.

FULL: İşte Malice Mizer’de buna hayran kaldım.

Mana: Aslında içten içe utanıyorum. (gülüyor)

FULL: Ne diyorsun! (gülüyor) Demek sen de bizdensin!

Mana: Önemli olan, bunu nasıl belli etmeyeceğini göstermek. Zaten aslında oyuncu falan değiliz.

𒀸 O zaman biraz gruptan uzaklaşıp hobilerinize geçelim. Mana-kun, odanda minyatür bir şelale yaptığını duydum?

Mana: Evet. Etrafını da bayağı süsledim. Şelalenin en üstüne bir şato yaptım, şelalenin altına da Özgürlük Heykeli’ni koydum.

FULL: Kaplumbağa falan yok mu?

Mana: Yok. Kendi zevkime göre dekore ettim.

FULL: Ben eskiden masanın içine kum koyup üzerini camla kapatır, içinde karınca aslanı beslerdim. Arada karınca yakalayıp yem olarak verirdim.

Mana: Ben de çocukken böyle şeyler yapardım. Tapınağın avlusunun altındaki yerlerde falan.

𒀸 Ne? Çocukken böceklerden korkmuyor muydun?

Mana: Bir dereceye kadar sorun değildi.

𒀸 Ne zaman nefret etmeye başladın?

Mana: Çocukken… İlkokul çağlarında falan. Ama o sınırın ne zaman oluştuğunu hatırlamıyorum.


Mana: Christopher Lee’nin Kyojin Dracula diye bir filmi vardı, sende yok muydu?

FULL: Uzun zamandır peşinden koşup bir türlü cevabını bulamadığım şey, Kaijū Būsuka’nın düşmanının adı. Bilmiyor musun?


𒀸 Ama böcekleri bu kadar seven biriyle…

FULL: Ben aslında o kadar da seviyorum denemez.

𒀸 Ne?

FULL: İnsanlardan biraz daha fazla seviyorum sadece.

𒀸 (gülüyor) Kimse inanmaz buna.

FULL: Hayır, şekillerini seviyorum.

Mana: Şekillerini mi?

FULL: Evet. Ne kadar sıra dışılar, değil mi? Altı bacakları oluyor, üst kanatları kahverengi ama tersini çevirdiğinde altında güzel desenler çıkıyor falan.

Mana: Onlar güzel ama mesela ağustos böceğinin alt tarafı…

FULL: O Art Deco’dur.

Mana: Olmaz! (gülüyor) Dişi gergedan böceklerinin üzerinde tüyler oluyor ya? İşte ona hiç dayanamıyorum.

FULL: Gergedan böceğinin canlıyken kokusunu bir dene, tatlı ve güzel kokar. (gülüyor)

Mana: Çocukken gergedan böceği beslemiştim ama…

FULL: Ben bu yıl larvadan yetiştirmeyi başardım.

Mana: Çocukken böyle şeyleri beslesen bile genellikle hemen ölüyorlar.

𒀸 Ölmeleri mi hoşuna gitmiyor?

Mana: Hmm… Asıl şekilleri, özellikle alt tarafları falan hoşuma gitmiyor. Bakmak sorun değil ama böcek dışında balık da sevmiyorum, kedi ve köpek de.

FULL: Kedilerin alt tarafını da mı sevmiyorsun? Geçen gün bir arkadaşımın evinde kısırlaştırılmış bir kedi vardı, karnındaki tüyleri tıraş etmişlerdi. “Kedinin çıplak teni!” diye diye dokunup durdum, çok hoşuma gitti. (gülüyor) Halbuki ne kadar tatlı.

Mana: Tatlı olduklarını biliyorum ama… Neden olduğunu ben de bilmiyorum, hoşlanamıyorum. Çocukken gergedan böceği falan toplamaya giderdim ama farkına varmadan onlara dokunamaz hâle gelmişim.

𒀸 Hayvanları bir kenara bırakırsak, birçok insanın yetişkin olduğunda böceklerden korkmaya başladığını düşünüyorum. Sizce bunun nedeni ne?

FULL: Bence anne babalar. “Dokunma!” diye bağıran ya da “Aaa!” diye korkan bir anne varsa çocuk da bunun korkulacak bir şey olduğunu düşünüyor. Ama ben de tırtıllardan hoşlanmıyorum. Bir kere soktu çünkü. Balık tutmak için yem ararken soktu ve inanılmaz acıdı. Ondan sonra korkmaya başladım.

Mana: Ben de tırtıllardan hoşlanmıyorum. Eskiden onları infaz ederdim çünkü.

FULL: İnfaz mı? (gülüyor)

Mana: Evet. (gülüyor) Çocukken acımasız oluyorsun. Mesela tırtılları yakardım.

FULL: Ben de yaptım, ben de yaptım.

Mana: Çok kötü kokuyordu. Ondan sonra tırtıllardan nefret etmeye başladım. Gerçi “ondan sonra” demek de doğru değil; genel olarak böceklerden hoşlanmıyorum. (gülüyor)

Bir de yenmek için kurbağa yakalamaya gitmiştim. Yenilebilir kurbağa yakalamak için nedense Japonya’daki bir tür kurbağayı yere vuruyorduk. Bana öyle yapmam gerektiğini söylemişlerdi, ben de öyle yapıyordum. Kurbağayı yere vurup öldürüyor, derisini yüzüyor, ayaklarına ip bağlıyor ve onunla yenilebilir kurbağa yakalıyordum. Ama neden onu öldürüp derisini yüzdüğümü bilmiyordum. Birinden öğrenmişim ve öyle yapmışım, hatırladığım kadarıyla.

FULL: Ben hiç yapmadım. Ama bence çocukken böyle canlı öldürme deneyimleri yaşamak önemli. Böylece ölümün ne olduğunu anlarsın. Bunu anlamadığın için gerçekten yapıyorsun zaten. Bir noktada “Bu korkunç bir şey” diye düşünmeye başlayacağın zaman geliyor.

𒀸 Öldürmüş olmak konusunda mu?

FULL: Evet. “Aynı şey bana yapılsa ne hissederdim?” diye düşünmeye başlıyorsun. Yaparken bir yandan “Aaa, korkunç!” diyorsun.

𒀸 Evet, belki de öyledir. Bu arada ikinizin de figür koleksiyonu yaptığınızı duydum.

FULL: O kadar da yapmıyorum.

Mana: Ben de koleksiyon denecek kadar çok toplamıyorum. Sadece istediğim şeyleri alıyorum.

FULL: Koleksiyon yapmak için hayatımı adamış değilim. Sadece detaylarında bir şekilde hoşuma giden, içimde bir yerlere dokunan şeyleri alıyorum. Bazen biraz canımı sıkan bir şey olduğunda da gidip bir şey satın alıyorum. (gülüyor)

𒀸 Mesela Magma Taishō gibi şeyler. (gülüyor) Mana-kun, sen neler topluyorsun?

Mana: Çok fazla değil ama çoğunlukla Dracula tarzı şeyler.

𒀸 Toplama konusunda bir ortak noktanız var gibi, değil mi?

FULL: Bende toplama merakı çok fazla. İnsan neden bir şeyler toplar acaba?

Mana: Hmm… Ben daha çok popüler olan şeyleri pek istemiyorum.

𒀸 Mana-kun’un video meraklısı olduğunu da duyduk.

Mana: “Meraklı” denecek kadar değil, daha yolun çok başındayım. Son zamanlarda toplama işini pek yapmadığım için koleksiyonum hiç artmadı.

FULL: Eskiden Christopher Lee’nin vampir filmlerini topluyordum. Ama birine ödünç verince kayboldular.

Mana: Onun ikinci filmi olan Kyojin Dracula sende yok muydu?

FULL: Hatırlamıyorum.

Mana: İşte onu istiyorum. Neden Dracula filmlerini istediğimi sorarsan… Küçükken bir Dracula filmi izlemiştim ve uçurumdan düşülen bir sahne aklıma kazınmıştı. O filmi bulmak istiyorum.

FULL: Dracula değildir belki.

Mana: Hayır, bir at arabası vardı, geceydi… Bir de haça saplanıyordu. Uçurumdan düşüp haça saplandığı birkaç film var ama görüntü farklı. O yüzden Dracula filmlerini topluyorum.

FULL: Farklı bir film olmalı. Ama Christopher Lee filmi olmadığı kesin.

Mana: Hmm… Christopher Lee’nin filmleri arasında da henüz sahip olmadıklarım var. Kyojin Dracula’yı merak ediyorum.

𒀸 Hâlâ peşinde misin?

Mana: Evet. Ama yalnızca onu aramıyorum tabii.

FULL: Benim yıllardır peşinden koşup bir türlü cevabını bulamadığım şey, Kaijū Būsuka’nın düşmanının adı. Hatırlayamıyorum. Hatta bebeği bile vardı bende… Herkes Būsuka’yı biliyor ama… Siz izlediniz mi?

Mana: Hayır.

𒀸 Būsuka’nın bir düşmanı mı var?

FULL: Kötü biri var. Mana’nın böyle konulara meraklı olduğunu duyduğum için, belki birçok şeyi biliyordur diye düşündüm.

Mana: Būsuka’yı bilmiyorum. Pek canavar meraklısı değilim. Canavar figürleri de toplamıyorum.

FULL: O zaman Rika-chan falan mı?

Mana: Öyle şeylerim yok. (gülüyor)

FULL: Son zamanlarda Barbie’nin yeni modellerinden Madame de Barbie diye birini biliyor musun? İnanılmaz kıyafetleri var.

Mana: Vücudu aşırı yetişkin kadın tarzında olan mı?

FULL: Hayır, o değil. Çok gösterişli bir elbisesi olan bir model. Sen görsen hoşuna gider diye düşünüyorum.

Mana: Öyle bir şey de var demek. Ama istesem bile insanların ne düşüneceğini düşünüyorum biraz. (gülüyor)

FULL: Ben artık hiç umursamıyorum.

Mana: Grup arkadaşlarım bir şeyler söylüyor çünkü. Böyle şeyler satın alınca.

FULL: Bana da söylüyorlar. Mesela kurgu üzerinde çalışırken çok yorulduğum bir gün, gidip birdenbire ceset fotoğraflarından oluşan bir kitap satın almıştım. Sonra Asaki-chan’a “Bu iyiymiş, bir baksana” diye gösterdim. Ofistekiler de “FULL iyice tuhaflaşmış!” diye dalga geçtiler. (gülüyor)

Mana: Ben de cesetlerle ilgili şeyleri seviyorum.

FULL: Cesedin üzerinde mantarların yetiştiği bir kitap var.

Mana: Öyle mi?

FULL: Suyun kenarında ölmüş bir ceset. Böyle şeyler insana monoton günlük hayatına bir tokat atılmış gibi geliyor. (gülüyor)

Mana: Anladım.

FULL: Sürekli evde video yapıyordum, biraz uyarıcı bir şeylere ihtiyacım var diye düşündüm.

𒀸 Güzel görünen cesetler hoşuna gitmiyor mu?

FULL: Güzel görünenler bana sadece uyuyan insanların fotoğrafları gibi geliyor. Gerçekten öldüklerini ve toprağa geri döneceklerini hissettirmiyor. Parçalanma hâllerini… Çocukken sokaklarda çok fazla başıboş köpek vardı. Yol kenarında ölmüş olurlardı. Her gün okula gidip gelirken köprünün altında ölmüş köpeklere bakardım. Üzerlerinde kurtçuklar oluşuyor, yavaş yavaş parçalanıyor ve sonunda yok oluyorlardı. “Demek böyle ayrışıp yok oluyorlar” diye düşünmüştüm.

Mana: Ben de aşağı yukarı böyle şeylerden hoşlanıyorum. Biraz grotesk şeyleri seviyorum.

𒀸 Böyle fotoğraf kitapları satın alıyor musunuz?

Mana: Bende birkaç tane var. Eskiden video kiralama dükkânında çalışıyordum, Death File falan…

FULL: Aa, o olmaz. Hareketli görüntüler olmasın. Kandan nefret ederim.

Mana: Gerçek kan olmadığı sürece…

FULL: Kanı hiç sevmiyorum. Ölümün kendisi olsa bile siyah-beyaz fotoğraflar sorun değil ama renkli ceset fotoğraflarına bakamıyorum.

Mana: Gerçekten biraz rahatsız edici ama… yine de görmek istiyorum.

FULL: Hmm… Böcekler daha güzel. (gülüyor)

𒀸 (gülüyor) Konu gerçekten çok farklı bir yere geldi. Son olarak, birbirinizden ne bekliyorsunuz?

FULL: Hmm… “Bekliyorum” demek daha doğru olur. Bizim için de geçerli ama bence Malice Mizer deneysel unsurların bir araya gelmesinden oluşan bir grup. Bir an önce bir tür tamamlanmış hâlini görmek istiyorum.

Mana: Görüntülerini bile kendileri yapan bir grup hâlâ pek yok, değil mi? Bence bunun onlara çok güçlü ve özgün bir renk kattığını düşünüyorum. Nereye gideceği belli olmayan, izlerken “Acaba bundan sonra ne olacak?” diye merak ettiren bir grup. Bence bu taraflarını daha da ileri götürmeye devam etsinler.

Kaynak: Fool’s Mate
Yayın Yılı: 03.1998
Orijinal Dil: Japonca
Çeviri/Scan: Pluto Blackfish

İlk Çeviri Yayınlama: 29.06.2025
Revize Edilmiş Sürüm: 26.08.2026

Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.

Yorumlar

Yorum bırakın