Etiket: POP BEAT

Dergi

  • ROUAGE | POP BEAT | 06.98

    YENİ SINGLE: endless loop — 1 Haziran’da yayımlanıyor 

    TV anime serisi LEGEND OF BASARA’nın açılış tema şarkısı. 

    B yüzü: 「ねがい」(Negai). 

    İlk baskıya özel ek: LEGEND OF BASARA illüstrasyon kartı. 

    INDIES REMIX BEST ALBUM: ROUAGE -312604806- — 29 Haziran’da yayımlanıyor 

    100.000 adetle sınırlı baskı. 

    Özgün seri numarası içeren kapak. 

    Katalog numarası: PHCL-5098 

    Fiyat: 3.059 yen (vergi dâhil). 

    6 Haziran Cumartesi — 「街の足跡」 

    Hibiya Açık Hava Konser Alanı 

    Kapı açılışı: 17.30 

    Konser başlangıcı: 18.30 

    Ayrılmış koltuk: 4.200 yen (vergi dâhil) 

    Ayakta giriş: 3.990 yen (vergi dâhil) 

    Bilgi: ODYSSEY — 03-3796-9999 

    Radyo programı 

    「ROUAGE-RAW KAZUSHI TUNE」 adlı düzenli radyo programı yayında. Her salı 22.00–24.00 saatleri arasında JFM-FUJI üzerinden canlı olarak yayımlanıyor. 

    ROUAGE — endless loop 

    Katalog numarası: PHDL-1150 

    Fiyat: 1.020 yen (vergi dâhil). 

    Yayımlayan şirket: Mercury Music Entertainment Co., Ltd. 

    Dağıtım şirketi: PolyGram Co., Ltd. 

    Web sitesi: http://www.polygram.co.jp/ 

    LISEUR MUSIC 

    ROUAGE 

    “Özgür olabilirim” diyebilmenin verdiği özgüven. 

    1 Haziran’da yeni single’ları 「endless loop」 yayımlanıyor. Ardından 6 Haziran’da Hibiya Açık Hava Konser Alanı’nda sahne alacaklar. 

    Yükselişe geçen ROUAGE’un bugünkü durumunu vokalist KAZUSHI ve gitarist RIKA’ya sorduk. 

    Soldan sağa: SHONO (davul), KAZUSHI (vokal), RAYZI (gitar), RIKA (gitar) 

    Anime LEGEND OF BASARA’nın açılış tema şarkısı olan 「endless loop」, 1 Haziran’da yayımlanıyor. Peki, yalnızca şarkı değil, grubun kendisi de sanki bir şekilde yenilenmiş gibi geliyor. Yoksa bu yalnızca benim izlenimim mi? 

    Manga ve Hokkaido’nun karından ilham alarak doğan bir şarkı 

    𒀸 「endless loop」u yaparken şarkının animede kullanılacak olması üzerinizde bir baskı yarattı mı? 

    KAZUSHI (bundan sonra K): Başlangıçta endişeliydim. Bir manga sanatçısı için eserinin animeye uyarlanması çok büyük bir olay sonuçta. Bu yüzden saygısızlık etmemek adına şarkı sözlerini yazmadan önce mangayı baştan sona okudum… ve hüngür hüngür ağladım. (Gülüyor.) Duygusal olan grup üyelerinden bazıları da daha ilk ciltten itibaren gözyaşlarına boğulmuş galiba. (Gülüyor.) 

    Ama bu kez bize hiçbir kısıtlama getirilmemişti; istediğimiz gibi üretmekte özgürdük. Bu yüzden baskı hissetmeme rağmen (gülüyor), şarkının imajına sadık kalarak sözleri yazdım. 

    RIKA (bundan sonra R): 25 Ocak’ta, Hokkaido’daki konser mekânımıza plak şirketinden biri mangayı getirip bıraktı. Konserden sonra kuliste bize hikâyenin ana hatlarını anlattı. 

    Konser sonrası kutlamasında sabah beşe kadar içmiş olmamıza rağmen (gülüyor), otele döndüğümde şarkıyı bestelemeye başladım. MD’ye kaydederken ♪la la la♪ diye mırıldanıyordum. 

    Daha önceden kafamda bulunan şarkı imgesi, Hokkaido’nun soğuğunda gördüğüm bembeyaz kar duvarlarıyla çevrili şehir manzarası ve manganın dünyası… Bu üç unsur bir anda birbirine bağlandı. 

    𒀸 Yani tesadüfen ortaya çıkmış bir şey gibi mi? 

    R: Tesadüf diyecek olursak, evet, bir bakıma öyle. 

    𒀸 Peki ya şarkı sözleri? 

    K: Şarkıyı dinlediğimde aldığım his, aksine, bunaltıcı ve daraltıcı bir şeydi. (Gülüyor.) Ben de bu hissi kelimelere döktüm. 

    Başlığın ifade ettiği şey, ben ölsem bile insanlar var olduğu sürece devam edecek bir “çember”; canlılar var olduğu sürece devam edecek bir “çember” gibi bir şey. 

    𒀸 Ortaya çıkan son hâli, RIKA’nın başlangıçtaki hayaliyle karşılaştırınca nasıl? 

    R: Kafamda canlandırdığımdan farklı bir biçime büründü ama atmosferi ve dünyası gerçekten havalı, diye düşündüm. 

    KAZUSHI’nin sözlerini okuyup kendi açımdan yorumladığımda, düşündüklerime oldukça yakın olduğunu hissediyorum. Gerçi benim düşündüklerimi yazıya dökseydim, yalnızca tek bir satırda bitecek kadar kısa olurdu. (Gülüyor.) 

    𒀸 Şarkı sözlerinde aydan bahsediliyor. Ayı sever misin? 

    K: Evet, ay konusunda biraz takıntılıyım. (Gülüyor.) Özellikle yeni ay civarında, Dünya’dan yansıyan ışık sayesinde Ay’ın karanlık kısmının parladığı o görüntüyü seviyorum. 

    Sözlerde “Ay tarafından teselli edilmek” gibi bir ifade var. Gerçekten de Ay’ın canlıları iyileştirici bir etkisi olduğu söyleniyor. Ben bunu bizzat hissediyorum; örneğin geceleri yürüyüşe çıktığımda. 

    𒀸 Şarkı sözlerini Ay’a bakarken mi yazdın? 

    K: Hayır, yazmam gerekiyordu, ben de eve döndüm. (Gülüyor.) Bu kez pek çok konuda kararsız kaldım. Normalde pek yapmadığım bir şeyi yaparak vokal direktörüne danıştım ve fikir alışverişinde bulunduk. 

    Şimdiye kadar kendim gidip birine danıştığım pek olmazdı. Ama bu kez denedim ve birilerine danışmanın da iyi bir şey olduğunu düşündüm. (Gülüyor.) 

    Saçını kestirmesi ve radyoya başlaması da olumlu bir değişimin göstergesi 

    𒀸 Bu, duygularındaki bir değişimden mi kaynaklanıyor? 

    K: Olumlu anlamda, “Her şey olabilir. Ne yaparsak yapalım, onu kendi tarzımızda özümseyebiliriz,” diyebilecek bir özgüven kazandığımı düşünüyorum. 

    Artık kendimi eskisi kadar kasmıyorum; kişisel olarak da böyleyim. CHILDREN’S AQUA turnesi sırasında giderek bu hâle gelmeye başladım. 

    Hokkaido’daki konserin bis bölümünden sonra, sahnede kendi saçımı kesiverdim. (Gülüyor.) 

    𒀸 Ne!? 

    K: Ah, ama bunu olumsuz bir ruh hâliyle yapmadım. Grup üyelerine bile söylememiştim, bu yüzden herkes şaşırdı. Şimdi hem ruh hâlim açısından hem de saç bakımı bakımından daha rahatım. (Gülüyor.) 

    R: Uzun kalan kısımlarını otelde ben kesip düzelttim gerçi. 

    𒀸 Pişman olmadın mı? 

    K: Hiç olmadım. Saçımı kestim diye benden hoşlanmamaya başlayacak insanlar varsa, artık hoşlanmasalar da olur, diyecek kadar rahatım. (Gülüyor.) 

    𒀸 Merak etme, sana yakışmış. Bu arada radyoya başladığınızı duydum. 

    K: Evet, kendimizi bir anda radyo programının içinde bulduk. (Gülüyor.) 

    𒀸 Pek konuşmayan biri olduğun izlenimi var ama… 

    K: Hayır, aslında oldukça konuşkanım. (Gülüyor.) Yanımda sürekli not defteri taşıyorum ve elimden geleni yapıyorum. 

    Canlı yayın olduğu için yasaklı bir kelime söylersem programın başımıza iş açması, hatta sona ermesi bile mümkün. Bu yüzden programı yarıda bırakmayacak ve ilgili kişileri zor durumda bırakmayacak şekilde konuşmaya çalışıyorum. (Gülüyor.) 

    Radyo, benim için yeni bir meydan okuma. 

    𒀸 Yeni şeylerden söz etmişken, 6 Haziran’daki Hibiya konseri… Açık havada ilk kez sahne alacaksınız, değil mi? 

    K: Evet. Hava, güneş, Ay… Dışarıdaki her türlü unsurdan yararlanarak eğlenmek istiyorum. (Gülüyor.) 

    R: Yağmur mevsimine denk gelme ihtimali de yüksek. Belki yağmurdan da yararlanırız. (Gülüyor.) 

    𒀸 Konserin adı 「宙の足跡」. Bu isim ne anlama geliyor? 

    K: Biraz büyük bir meseleye değineceğim ama… Biz insanların ayak izleri Ay’da bile var. Uzaya uydular gönderiyoruz. Bence hem Dünya hem de uzay, insanların bıraktığı izlerle dolu. 

    Aynı şekilde, Hibiya’daki açık hava konserinde bir araya gelen herkesle birlikte uzaya da bir iz bırakabileceğimizi düşündüm. 

    𒀸 Açık havada konser vermek de sizin için bir ilk mi? 

    R: Evet. Uzun zamandır açık havada konser vermek istediğimizi söylüyorduk. Şimdi o dileğimiz gerçekleşecek gibi hissediyorum. 

    Haziran, yılın günlerin en uzun olduğu dönemlerinden biri. Hatta işler öyle gelişebilir ki konserin neredeyse yarısında sahne ışıklarını kullanamayabiliriz. 

    Işıkların olmaması bizim için adeta çırılçıplak sahneye çıkmak gibi. En doğal hâlimizle, kendimiz olarak mücadele etmek anlamına geliyor. Bu yüzden kendimizi iyice hazırlamamız gerekecek diye düşünüyorum. 

    𒀸 Konseri dört gözle bekliyoruz! 

    R: Eh, kendimizi gereğinden fazla germeden, doyasıya eğlenmek istiyorum. Ama şunu da söyleyeyim: Biz çıplak hâlimizle bile havalıyız. (Gülüyor.) 

    #pluto:sahnede hiçbir şeyin arkasına saklanamamak, tüm doğallıklarıyla ortaya çıkmak anlamında çıplak diyo 🙂

    Röportaj ve metin: Kimiko Masubuchi (増渕公子) 

    ROUAGE (fotoğrafta soldan sağa) 

    SHONO (davul) — 21 Mart doğumlu. O kan grubu. 

    KAZUSHI (vokal) — 12 Haziran doğumlu. A kan grubu. 

    RAYZI (gitar) — 18 Haziran doğumlu. AB kan grubu. 

    RIKA (gitar) — 16 Ocak doğumlu. B kan grubu. 

    Grup 1993 yılında kuruldu. 1996 yılında 「Queen」 single’ıyla büyük bir plak şirketinden çıkış yaptı. 

    Gelecek planları kapsamında 1 Haziran’da 「endless loop」 single’ı, 29 Haziran’da ise ROUAGE -312604806- adlı indie remix best albümü yayımlanacak. Ayrıca 6 Haziran’da Hibiya Açık Hava Konser Alanı’nda sahne alacaklar. 

    KAZUSHI, FM FUJI’de 「ROUAGE-RAW KAZUSHI TUNE」 adlı radyo programını sunuyor. Program her salı 22.00–24.00 saatleri arasında yayımlanıyor. 

    Kaynak: POP BEAT
    Yayın Yılı: 06.1998
    Orijinal Dil: Japonca
    Çeviri/Scan: Pluto Blackfish

    İlk Çeviri Yayınlama: 01.07.2024
    Revize Edilmiş Sürüm: 07.10.2026

    Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.

  • L’Arc~en~Ciel | POP BEAT | 06.98

    Meydan okuma, coşku ve tehlike. 

    Ülke genelinde 53 konserlik L’Arc~en~Ciel Tour ’98 – Hāto ni Hi o Tsukero! turnesinin ilk durağı! 1 Mayıs’ta Yokosuka Sanat Tiyatrosu’nda gerçekleşen konserden ilk haberler! 

    Tokyo Dome’daki duygusal geri dönüş konserinin (23 Aralık) üzerinden beş ay geçti. Nihayet L’Arc~en~Ciel’in konser turnesi başladı. Bu kez ülkenin dört bir yanını kapsayan uzun bir turneyle yola çıkıyorlar. Tokyo Dome konserinde bilet bulamayan ya da konser mekânının uzaklığı yüzünden gitmekten vazgeçmek zorunda kalanlar, bu kez onlarla buluşabilecek. Üstelik konserlerin çoğu salon tipi mekânlarda gerçekleşeceğinden, grubu canlı olarak yakından hissetmek de mümkün olacak. 

    Turnenin adı ise L’Arc~en~Ciel Tour ’98 – ハートに火をつけろ! (Kalbine Ateş Yak!). Bir anda akıllarına gelerek ortaya çıktığı söylenen bu alışılmadık, eğlenceli başlığa yakışır biçimde grup, turnenin ilk konserinde de yeni bir yüzünü gösterdi. İşte 1 Mayıs’ta Yokosuka Sanat Tiyatrosu’nda gerçekleşen konserin ayrıntıları. 

    Daha dolgun ve daha derin bir hyde vokali 

    1 Mayıs, saat 17.30. Keikyu hattındaki Shioiri İstasyonu’ndan indiğimde gözüme ilk çarpan şey, ellerinde “L’Arc~en~Ciel konser bileti arıyorum, elinde fazladan olan varsa lütfen bana versin” yazılı kâğıtlarla bekleyen kız grupları oldu. 

    Birkaç gün öncesine kadar yazdan kalma sıcaklıkların yaşandığı havanın aksine, şimdi hava insanın içini ürpertecek kadar soğuktu. İncecik elbiseleriyle duran kızlar, “Elinde fazladan bilet olan yok mu?!” diye var güçleriyle sesleniyorlardı. Bilet bulup bulamayacakları belli değildi; hatta bulamama ihtimalleri daha yüksekti. Buna rağmen ellerinden geleni yapan bu kızları görünce, L’Arc~en~Ciel’in ne kadar sevildiğini bir kez daha anladım. 

    İstasyondan kısa bir yürüyüşle ulaşılan konser mekânının önünde şimdiden uzun bir kuyruk oluşmuştu. Girişte de kalabalık vardı. Neler olduğunu görmek için yaklaştığımda karşıma hyde çıktı… Hayır, hyde’a tıpatıp benzeyen biri! Etrafını saran bir sürü kız, ondan “Birlikte fotoğraf çektirebilir miyiz?” diye rica ediyordu. 

    Etrafa göz gezdirince oldukça fazla erkek hayranın da geldiğini fark ettim. Kızların enerjisi karşısında biraz çekingen duruyor olsalar da yüzlerindeki heyecan aynıydı. 

    Saat altıyı geçince salona girdim. Sahneyi çepeçevre saran, beşinci kata kadar uzanan balkon benzeri bir seyirci düzeni vardı. Pek alışık olmadığım bir mimariydi; âdeta bir opera binasını andırıyordu. Böyle görkemli bir mekânda Enya’nın müziği usulca çalıyor, atmosfer giderek daha da ağırbaşlı bir hâl alıyordu. Buna karşılık seyirciler son derece rahat ve gündelik bir görünümdeydi. Yakınımdaki koltuklarda oturan kızlar, ilk bis sırasında hep birlikte “DIVE TO BLUE” şarkısını söylemek için birbirlerine haber gönderiyorlardı. 

    Saat 18.44’te konser nihayet başladı. O anda bütün salon ayağa kalktı. Tokyo Dome konserinden bu yana beş ay geçmişti; uzun zamandır bu anı bekleyen yaklaşık 2.000 hayranın tezahüratları salonu dolduruyordu. Üyeler sahneye çıktığında çığlıklar daha da yükseldi. Görünüşe bakılırsa coşku daha şimdiden doruk noktasına ulaşmıştı. 

    Loş sahnede tetsu’nun kıyafeti fosforlu turuncusuyla ışıldıyordu. Saçlarını savurarak gitar çalan ken’in ve davullara güçlü darbeler indiren yukihiro’nun siluetleri giderek belirginleşiyordu. 

    Derken hyde’ın sesi duyulmaya başladı. Altı ay aradan sonra hyde’ın sesini ilk kez canlı dinlediğim o anda, sesinin her zamankinden daha dolgun ve daha derin olduğunu hissettim. Daha önce “Bir vokalist olarak tekniğimi geliştirmek istiyorum” demişti. Sanırım o sözlerinin karşılığı tam da buydu. 

    Seyircilerin üzerine doğru, sahnenin en önüne kadar ilerleyerek onlara meydan okurcasına şarkı söylüyordu. 

    İkinci şarkıya geçildiğinde hyde sahnenin en önüne geldi. tetsu ve ken de öne çıkarak çalıyordu. hyde iki kolunu genişçe açtı; sanki herkesi kollarının arasına alıyormuş gibi bir duruş sergiledi. Bu hareket, hayranların enerjisini içine çekiyormuş gibi de onlara kendi enerjisini veriyormuş gibi de görünüyordu. 

    “Yokosuka’daki herkese iyi akşamlar! Biz L’Arc~en~Ciel’iiiz!” 

    Biraz önceki karizmatik ve mesafeli havasından sıyrılan hyde, ilk sözleriyle her zamanki samimi tavrına geri dönmüştü. 

    “Ahh, başladı sonunda, değil mi? Biz de ilk turne programına baktığımızda çok şaşırdık. ‘Biraz kısaltsak mı?’ dedik ve bazı konserleri çıkardık.” (Seyircilerden “Hayııır!” sesleri yükselir.) 

    “Ama Yokosuka’yı çıkarmadık!” (“Yeah!”) 

    “Bugün turnenin ilk günü; mutlu musunuz?” (“Mutluyuz!”) 

    “Yanlışları bulmaya çalışmayın, ha!” (Gülüyor.) 

    Ardından peş peşe pop melodiler ağırlık kazandı. Yaşam enerjisiyle dolu, güzel melodiler kulağa her zamankinden daha ferah geliyordu. Sahnenin arkasından gökkuşağı renklerinde ışıklar süzülmeye başladığında hyde, seyircilere neredeyse dokunacak kadar yaklaştı. Önüne doğru yığılan hayranlara meydan okurcasına şarkı söylüyordu. 

    ken de sahnenin önüne çıktı ve gitarını çalarken neşeyle dönüp duruyordu. tetsu ise her zamanki yerinde, sessizce performansına odaklanmıştı. 

    Gerçekten de bu salonda sahneyle seyirciler arasındaki mesafe çok azdı. En öndeki hayranlar, üyelere ellerini uzatsalar dokunabilecek gibiydi. hyde da o ellere muzipçe dokunacakmış gibi yapıyordu. Bu kendine özgü iletişim biçimi hayranları büyük bir sevince boğuyordu. 

    “Hellooo! Hepiniz L’Arc~en~Ciel’i seviyor musunuz?” 

    Seyirciler hep bir ağızdan “Seviyoruz!!” diye bağırdı. 

    “Gerçekten miii?” 

    “Bu yılın başından beri L’Arc~en~Ciel bir sürü şey yayımladı. Tabii hepiniz hepsini takip ediyorsunuz, değil mi?” 

    “Ediyoruz!!” 

    “Ne güzel ya!” 

    hyde, memnun bir ifadeyle seyircilere göz gezdirirken amfiden aniden bozulmuş, patlak bir ses yükseldi. Bu, gitarının ayarlarıyla uğraşan ken’in çıkardığı sesti. 

    “Çok gürültülü ya!” 

    hyde bunu son derece rahat bir tavırla söyledi. Sanki yoğun tempoda devam eden konserin bu kısa molasının tadını çıkarıyordu. 

    Ardından, Hollywood filmi GODZILLA’nın film müziği albümünde yer alan yeni şarkıları “浸食 lose control” başta olmak üzere, melankolik ve sert parçalar peş peşe geldi. 

    Konserin ortasındaki konuşma bölümünde, tam da onlardan bekleneceği üzere mizah dolu bir kısma yer verildi. O ana kadar dört üyenin de meydan okuduğu 2.000 kişilik seyirci kitlesi, böylece kısa bir mola verme fırsatı buldu. 

    Sonrasında da hit şarkılar arka arkaya gelmeye devam etti. Coşku öyle büyüktü ki küçük salon sanki yıkılacak gibiydi. Seyircilerin bu enerjisi üyelerin yüzlerine de yansıyor, hepsi son derece eğleniyor görünüyordu. 

    hyde, tetsu’nun yanına giderek dirseğini omzuna dayadı ve ikisi aynı mikrofona birlikte şarkı söyledi. Ardından hyde hafifçe başını eğerek uzaklaştı. Bu hareketi ona nedense alışılmadık derecede toy ve sevimli bir hava veriyordu. Sahnedeki böyle anlara da tanık oluyorduk. 

    hyde’ın çaldığı armonikayı seyircilere fırlatmasıyla çığlıkları andıran tezahüratlar yükseldi. 

    Konser sırasında çalınan “DIVE TO BLUE” şarkısında, “定められた運命” (önceden belirlenmiş kader) sözleri geldiğinde salon hep birlikte tempo tutmaya başladı. hyde da sahnenin en ucuna kadar koşarak seyircileri coşturdu. 

    Ardından biraz su içip soluklandı ve birden mikrofon aracılığıyla uzun uzun bağırdı: 

    “AAAAAA!” 

    “Bugün Yokosuka’dayız ya, işte… (salona göz gezdirir) Burası biraz opera binasına benziyor, değil mi? Tavanı da bayağı yüksekmiş.” 

    Kendini şarkılara kaptırmış olmalıydı; sözleri, sanki az önce uykudan uyanmış bir çocuk gibi söyledi. 

    Konserin buraya kadarki kısmı göz açıp kapayıncaya kadar geçmişti ama geriye çalınacak yalnızca birkaç şarkı kalmıştı. 

    Sahneye fantastik görüntüler yansıtıldı ve ağırbaşlı bir giriş müziği duyulmaya başladı. hyde gözlerini kapatarak her bir sözcüğünü özenle, sanki onlara kıyamıyormuş gibi söyledi. Salondaki 2.000 kişinin tamamı nefesini tutmuşçasına şarkıyı dinliyordu. Belki de bu şarkı ilk kez kendilerine ulaştığında hissettikleri mutluluğu sessizce hatırlıyorlardı. 

    “THANK YOU! Çok teşekkür ederim!” 

    Saat tam sekizdi. Üyeler gülümseyerek bu sözlerin ardından sahneden ayrıldılar. 

    Samimi tavırları herkesin içini ısıtıyordu 

    Yirmi dakika kadar beklendi. Üstlerini değiştiren üyeler, bis için yeniden sahneye çıktılar. 

    “YEAH! Haydi Yokosuka, geliyoruz! Haydi! Şimdi sizi ürkütücü, dehşet verici bir parçayla yere sereceğiz!” 

    Ama başlayan şarkı, aksine, son derece tatlı ve yumuşak bir parçaydı. 

    ken, gitarını çalarken ağzında bir sigara tutuyordu. Solo sırasında üzerine spot ışığı düştüğünde biraz utanmış gibi görünüyordu. 

    Bir ara hyde şarkının sözlerini unuttu. Ancak bu durum, aksine, salonda sıcak bir birliktelik duygusu yarattı ve herkesin yüzünü gülümseten sevimli bir aksiliğe dönüştü. 

    “♪ Minato no Yōko, Yokohama, Yokosuka!” 

    hyde, biraz detone ve hiç beklenmedik bir anda şarkı söylemeye başladı. Hayranlar da onu taklit ederek hep bir ağızdan eşlik ettiler. 

    “Hepiniz bu şarkıyı ne iyi biliyorsunuz yaa! Bir sonraki şarkıda size yeni bir parça dinleteyim mi? Evrenin en önce dinleyenleri olduğunuz için ne kadar şanslısınız!” 

    Salonun kulakları sağır edecek kadar yüksek tezahüratları eşliğinde, gerçekten de ilk kez dinleyicilerle buluşan yeni şarkı “HONEY” çalınmaya başladı. 

    hyde’ın gitarıyla açılan parça, hızlı tempolu ve son derece hareketliydi. 

    Ardından gelen şarkıda hyde, hayranlarından aldığı pembe bir çiçeği elinde tutarak şarkı söyledi. Parçanın ortasındaki arada ise bağırdı: 

    “YEAH! Yokosuka, sukajan ceketleriyle ünlü bir şehir, öyle mi? (Bilerek abartılı bir Yokohama ağzıyla) Yukkie de kendine bir sukajan almış galiba!” 

    yukihiro ayağa kalkarak seyircilere eğilip selam verdi. Salon bir anda “Yukkie!” tezahüratlarıyla doldu. 

    Şarkı yeniden başlayacaktı ama zamanlama tutmadı ve giriş başarısız oldu. 

    “Bir daha yapıyoruz! Daha ilk konserimiz, idare edin bizi!” 

    İkinci denemede başarılı oldular. 

    hyde mikrofon standını devirerek sahnenin bir ucundan diğerine büyük bir enerjiyle koşuşturdu. tetsu ve ken de gülümseyerek öne çıktılar; hayranların enstrümanlarına dokunmasına fırsat vermeye çalışıyorlardı. 

    Sahnenin ortasına geri dönen hyde, yere uzanmış hâlde şarkı söylemeye devam etti. 

    “Herkes iyi mi? Enerjiniz yerinde mi? Bir sonraki şarkı son şarkımız.” 

    “Bugün nasıldı? Beğenmediniz mi yoksa?!” 

    “Bundan sonra Japonya’nın dört bir yanını dolaşıp daha da havalı bir hâle gelerek geri döneceğiz. O yüzden bizi bekleyin! Bizi bekle, Yokosuka!” 

    Konserin en son şarkısında hyde’ın güzel falsetto sesi, sıcaklık ve coşkuyla dolup taşan salonda yankılanıyordu. Birkaç dakika boyunca her şey son derece kutsal bir atmosfere bürünmüştü. 

    hyde’ın da farkında olduğu üzere, turnenin ilk günü olması nedeniyle bu performansta bir miktar tutukluk bulunduğunu inkâr etmek mümkün değildi. Buna rağmen küçük bir konser salonuna özgü o canlılık, doğallık ve gösterişten uzak, rahat atmosfer, herkesin içini ısıtmış olmalıydı. 

    Yeni L’Arc~en~Ciel artık kesinlikle doğmuştu. Üstelik yalnızca kalpleri ateşleyecek bir coşku değil, içten içe yanan, hafif bir ışık da yakacaktı. 

    L’Arc~en~Ciel 

    hyde — Vokal. 

    tetsu — Bas gitar. 3 Ekim doğumlu. 

    ken — Gitar. 28 Kasım doğumlu. 

    yukihiro — Davul. 24 Kasım doğumlu. 

    Grup, 1991 yılında tetsu’nun öncülüğünde Osaka’da kuruldu. 1994 yılında 眠りによせて adlı video single ile çıkış yaptı. 

    Grup şu anda L’Arc~en~Ciel Tour ’98 – ハートに火をつけろ! adlı ülke çapındaki turnesini sürdürüyor. 

    Ayrıca, 浸食 lose control parçasının da yer aldığı GODZILLA: THE ALBUM albümü henüz ayın 13’ünde yayımlandı. Temmuz ayında ise yeni bir single yayımlanması planlanıyor. 

    Röportaj ve metin: Sachi Harada (原田早知) 

    L’Arc~en~Ciel de katılıyor! 

    GODZILLA filminin soundtrack albümü 

    Godzilla / GODZILLA: THE ALBUM 

    11 Temmuz’da Japonya genelinde gösterime girecek Hollywood filmi GODZILLA’nın müziklerini içeren Godzilla / GODZILLA: THE ALBUM albümü, 13 Mayıs’ta piyasaya sürüldü. Albümde, Asya’yı temsil eden sanatçılardan biri olarak L’Arc~en~Ciel de yer alıyor. 

    Aslında bu albüm, çok sayıda müzik ödülü kazanmış sanatçıları bir araya getiren, oldukça güçlü bir kadroyla hazırlanmış. Bu nedenle Japonya da dâhil olmak üzere Asya ülkelerinde yayımlanan albüm versiyonlarında L’Arc~en~Ciel’in “浸食 lose control” adlı parçasına da yer verilmiş. 

    Peki, L’Arc~en~Ciel’in parçasına gelelim. Henüz dinlememiş olanlar için kısaca açıklamak gerekirse, Godzilla’dan esinlenerek hazırlandığı söylenen şarkının sözleri hyde’a, bestesi ise ken’e ait. Parça, ağır tempolu ve büyüleyici bir havaya sahip bölümler içerirken bir anda sert bir müzikal yapıya geçiyor. Arada alışılmadık ölçüler de kullanılıyor; müzikal açıdan son derece iddialı bir çalışma. 

    Albümdeki diğer parçalar arasında Grammy ödüllü sanatçı Jamiroquai’nin, Japonya’da Sony’nin MiniDisc reklamlarından tanınan yeni şarkısı “Deeper Underground” da bulunuyor. Ayrıca Led Zeppelin’in 1975 tarihli klasik şarkısı “Kashmir”den esinlenen ortak çalışma “Come with Me” de albümde yer alıyor. 

    Amerika’da çoklu platin plak kazanan Bringing Down the Horse albümünden bu yana yayımlanan ilk yeni çalışması olarak, David Bowie’nin klasik parçasını yorumlayan The Wallflowers’ın “Heroes” adlı cover’ı da albümün dikkat çeken parçalarından biri. 

    Bunların yanı sıra Rage Against the Machine, Green Day, Foo Fighters, Ben Folds Five ve Michael Penn gibi son derece önemli sanatçıların ses getiren çalışmaları da albümde bulunuyor. 

    13 Mayıs’taki çıkış günü, albüm Japonya genelindeki yedi farklı açık hava dev ekranında aynı anda yayımlanarak büyük ilgi topladı. Üstelik albümdeki parça, L’Arc~en~Ciel’in bu konser turnesinde de seslendiriliyor. Sakın kaçırmayın!

    Kaynak: POP BEAT
    Yayın Yılı: 06.1998
    Orijinal Dil: Japonca
    Çeviri/Scan: Pluto Blackfish

    İlk Çeviri Yayınlama: 13.05.2024
    Revize Edilmiş Sürüm: 06.10.2026

    Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.

  • MASCHERA | POP BEAT | 06.98

    “MASCHERA özel yelpazesi” hediye!

    16 Mayıs Cumartesi, 17 Mayıs Pazar, 23 Mayıs Cumartesi ve 24 Mayıs Pazar olmak üzere dört gün boyunca, 「ékou」 single’ının çıkışını kutlamak amacıyla “MASCHERA özel yelpazesi” hediye edilecek (adetle sınırlıdır)!

    İsteyenler Shibuya 109 – 21. kat etkinlik alanına uğrayabilir. 

    RADYO PROGRAMLARI
    bayFM – “Magic Mush ROOM”
    Her pazartesi 23.30–00.00

    CBC – “MASCHERA Hi-Speed Cafe”
    Her salı 23.30–00.00

    RESMÎ FAN KULÜBÜ
    “Spaghetti House” üyelik başvuruları devam ediyor.
    İletişim: 03-5434-0784

    MASCHERA
    3. Single: 「ékou」

    Kansai TV / Fuji TV ağına bağlı “Don’t Worry!” dizisinde kullanılan şarkı

    Her salı 22.00–22.54 

    B yüzü: “NO RETURN”

    İlk baskıya özel [BUL kartı] 

    21 Mayıs 1998’de satışta 

    Yapımcı: NOBUHIKO SATOH 

    TMDN-35 / ¥1.020 (vergi dahil) 

    “Don’t Worry!” dizisinin ending teması 「[ékou]」 ile onların dünyası genişliyor!

    Herkesin kalbine dokunan bir ses. 

    Metin: Sanae Mukoude 

    Kansai TV / Fuji TV ağına bağlı “Don’t Worry!” dizisinde hâlihazırda yayınlanmakta olan MASCHERA’nın yeni şarkısı 「[ékou]」. Bu kez, insanda bir yerlerde geçmişe özlem uyandıran bu şarkı hakkında ve şarkı sözlerinde geçen “anne”den yola çıkarak dört üyenin anneleri hakkında konuştuk.

    “Natsukashii”yi anahtar kelime edinerek, kalplerinin derinliklerindeki kelimeleri ortaya çıkardılar

    𒀸 Öncelikle, nisan ayındaki Tokyo–Nagoya–Osaka turnesi oldukça başarılı geçmiş gibi görünüyor. 

    MICHI: Uzun bir aradan sonra verdiğimiz ilk canlı performanstı, bu yüzden ilk gün Nagoya’da kendimi havaya sokmakta biraz zorlandım. Ama sonrasında güzel bir şekilde adım adım yükseldik. Bu yüzden Tokyo için artık geçer not verebilirim diye düşünüyorum. 

    TAKUYA: Benim için yeni şarkıyı ilk kez canlı çalmak ve şarkının imajını hayranlarla birlikte oluşturabilmek çok güzeldi. Indies dönemimizde bu zaten alışılmış bir şeydi, değil mi? Ama o zamanki hislerden de farklıydı; bu açıdan ilginçti. 

    𒀸 Peki bu yeni şarkıya gelecek olursak, daha önce bahsettiğiniz her şarkıya özel anahtar kelime bu kez de var mı?

    TAKUYA: Son zamanlarda fark ettim ki, dört kişinin zihnindeki imajın örtüştüğü çok oluyor ama normalde bunları kelimelere dökmüyoruz. Bu yüzden böyle röportajlarda hepimizin hissettiklerini yeniden teyit etmiş oluyoruz. Bu arada, bu seferki anahtar kelime “natsukashii”.

    HIRO: TOMO şarkıyı getirdiği anda bile bende böyle bir imaj oluşmuştu. 

    TOMO: Ben şarkıyı yaptığım aşamada aslında bu kadar net bir imaja sahip değildim ama zamanla şekillendi. 

    MICHI: Ben de herkesin kafasındaki bu imajı genişletmekten başka çaremiz yokmuş gibi hissederek, çeşitli şeyleri deneye yanıla şarkıyı şekillendirdim. 

    𒀸 Çocukluk anıları gibi, daha önce rastlamadığımız ifadelerin de yer aldığı bir şarkı sözü, değil mi?

    MICHI: Evet. Kalbimin derinliklerindeki kelimeleri ortaya çıkarmaya çalışarak… Şarkıyı ilk dinlediğimde bana çok taze gelmişti. Ben de o tazeliğin gerisinde kalmamak istedim. 

    𒀸 Peki başlığın yazımına gelecek olursak? 

    MICHI: “Ekō” kelimesine sözlükten baktığımda iki farklı anlam/girdi olduğunu gördüm ama ikisinin de telaffuz gösterimi aynı. Aslında adı, kalpte yankılanan bir ses gibi bir imajdan yola çıkarak koymuştum ama onu tek bir anlama indirgemek de istemedim. Biraz daha soyut kalsa bile daha geniş bir anlam taşımasını istediğim için, özellikle telaffuz sembolleriyle yazmayı tercih ettim.

    Annelerine benzeyen dört üyenin anlattığı anneleri nasıl insanlar? 

    𒀸 Şarkı sözlerinde geçen “anne” sözü dikkatimi çekti. Bu yüzden biraz da annelerinizden bahsetmenizi istiyorum. 

    MICHI: Sonuçta annemiz babamızdan farklı cinsiyetten biri ama bazı konularda anneye danışmak daha kolay oluyor, değil mi? Hoşlandığım insanların da bir şekilde ona benzediğini düşünüyorum. Ama dörtümüz de istisnasız annelerimize benziyoruz. (gülüyor) 

    HIRO: Hepsini karıştırıp “çizgilerle eşleştirin” deseler, herkes doğru eşleştirir. (gülüyor)

    TAKUYA: HIRO’nun annesi adeta arkadaşı gibidir. Büyük deprem sırasında bile… 

    HIRO: Dolaplar falan devrilmişti ve odadan çıkamaz hâle gelmişti. Sonra içerinin arka tarafından “Hiiirooo!” diye seslendiğini duydum. “İyi misin?” diye seslenip etraftaki eşyaları kenara çekerek kapıyı açtığımda, böyle bir durumda bile yüzünde kocaman bir gülümsemeyle “Güüünaydın!” dedi. (gülüyor) “Günaydın demek de ne demek şimdi!” (gülüyor)

    𒀸 Ne tatlı bir anneymiş. (gülüyor) Peki MICHI’nin annesi nasıl biridir? 

    MICHI: Benim annemin enerjisi çok yüksektir. Tıpkı benim sahnedeki hâlim gibi. 

    TOMO: Biz onlarda kaldığımızda, daha sabahtan hazırladığı yemeklerin sayısı inanılmaz oluyor. (gülüyor) 

    TAKUYA: Zamanımız olmasa bile mutlaka “Bir şeyler yiyip öyle git!” der. Ben de aceleyle yiyince, “Demek açmışsın!” deyip tabağıma bir porsiyon daha koyardı. (gülüyor)

    MICHI: Sanırım misafir ağırlamayı çok seviyor. 

    HIRO: Bu arada, son zamanlarda fark ettim de TAKUYA babasına da benzemeye başladı. 

    𒀸 O zaman anne baban da birbirleriyle iyi anlaşıyorlar?

    TAKUYA: Çok iyi anlaşıyorlar. Hatta bazen birlikte randevuya çıkar gibi buluşmaya falan giderler. (gülüyor) 

    Üçü bir ağızdan: Ne güzel ama, değil mi? 

    MICHI: Herhâlde aramızda en “anne” gibi olan kişi o. 

    𒀸 Peki ya TOMO’nun annesi? 

    MICHI: Gerçekten birbirlerine çok benziyorlar. 

    HIRO: Özellikle sigara içme şekli. (gülüyor) Ama Tokyo’ya taşınırken kendi başımıza taşınmıştık. O sırada TOMO’nun annesi çok ağladı. Bu bizi gerçekten mutlu etmişti.

    TOMO: O zamana kadar bana sürekli “Hadi, kalk artık” deyip duruyordu ama. (gülüyor)

    MICHI: Ama bunları konuşurken düşündüm de, bu single’ın bir de dizi bağlantısı var; dolayısıyla annelerimizin de şarkıyı dinleme fırsatı oluyor. Belki biz de bunun biraz farkında olarak kendimizi ifade etmeye çalıştık. Çünkü normalde annelerimize “teşekkür ederim” demek bile kolay olmuyor.

    MASCHERA 

    (Fotoğrafta yukarıdan aşağıya) 

    MICHI — Vokal / 18 Ağustos / A grubu 

    TAKUYA — Gitar / 11 Nisan / B grubu 

    HIRO — Bas / 5 Nisan / O grubu 

    TOMO — Davul / 8 Şubat / AB grubu  

    Eylül 1992’de Hyōgo Prefektörlüğü’nün Himeji şehrinde kuruldu. Indies döneminde bir single ve üç albüm yayımladı. Nisan 1997’de Tokyo’ya taşınan grup, Aralık ayında “Yurari” single’ıyla major çıkışını gerçekleştirdi. 3. single 「[ékou]」, başrolünde Masahiko Kondo’nun yer aldığı “Don’t Worry!” dizisinin insert şarkısı olarak kullanılıyor. 

    Kaynak: POP BEAT
    Yayın Yılı: 06.1998
    Orijinal Dil: Japonca
    Çeviri/Scan: Pluto Blackfish

    İlk Çeviri Yayınlama: 20.05.2024
    Revize Edilmiş Sürüm: 06.10.2026

    Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.

  • MALICE MIZER | POP BEAT | 06.98

    MALICE MIZER 

    Yasak İtiraf 

    “merveilles” albümünden, çarpıcı bir single olarak 
    yayımlanan “ILLUMINATI”. 

    Yeniden doğmuş hâliyle bu parça ve coupling 
    şarkısı “N・p・s N・g・s” içinde saklı dünyaya 
    göz atıyoruz… 

    Tatlı ama tehlikeli bir koku, S&M havası… 
    Dinleyenlerde şehvetli duygular uyandıran 
    “ILLUMINATI”, 20 Mayıs’ta single olarak 
    piyasaya çıkıyor. Canlı performansları ve 
    kostümlerdeki o gizemli havanın yanı sıra, 
    bu parça için yeni çekilen PV’nin de bir 
    hayli “uçuk” olduğu söyleniyor.

    Bu yüzden bu sefer MANA, KÖZI ve 
    YU~KI’nin kalplerinin derinliklerindeki 
    “yasaklı kapıyı” aralamak üzere bu 
    röportajı gerçekleştirdik. 

    Albümle ilk çıkışta 2. sıraya yerleştiler!! 

    Peki bu haberi duyunca MANA-sama’nın yaptığı ilk şey ne oldu? 

    𒀸 Öncelikle son gelişmelerle başlayalım. 
    Albümle ilk çıkışta 2. sıraya yerleşmeniz hayırlı olsun! Ama böyle deyince kızıyorsunuz, değil mi?
    Çünkü birinci olmadınız. 

    MANA (bundan sonra M): Evet… 

    KÖZI (bundan sonra K): Hey! (gülüyor) 

    𒀸 Açıkçası, 2. sıra hakkında ne düşünüyorsunuz? 

    YU~KI (bundan sonra Y): Ben memnunum. Sıralamalara çok takılmam ama 2. olmak, o kadar çok insanın bizi dinlediği anlamına geliyor sonuçta. 

    M: Biraz rehavete kapılmışım. 2. olduğumuzu duyduğum 
    an her şeyden soğudum. Hiçbir şey yapmak istemedim. 

    K: MANA-chan, seyahate çıkmak için hazırlık 
    yapıyordu zaten. (gülüyor) 

    𒀸 Fransa’daki memleketine dönmek için hazırlık 
    yapıyordu, değil mi? (gülüyor) 

    M: Aynen öyle. 

    𒀸 Peki, 1 Nisan’daki ilk Budokan konseriyle ilgili 
    izlenimlerinizi alabilir miyiz? Sahneye çıkmadan 
    önce Budokan’a özel bir bağınız olmadığını söylemiştiniz. 

    M: Şimdilik tek söyleyebileceğim şey, yağmur yağıyor 
    olması çok canımı sıktı. Sadece bu. 

    K: “Kirli, cilveli bir hava” vardı diyelim. (öfkeyle homurdanıyor) 

    𒀸 ?? Neresinden baktınız da öyle hissettiniz? 

    K: Ben öyle hissettim. 

    𒀸 …Ah! O yazdığım konser raporuydu! Özür dilerim… 
    Ortada bir noktada sırtına bir bebek taşıyınca 
    biraz cilveli geldi belki dedim… 

    K: O bebek değildi. Benim diğer benimdi. 

    𒀸 (Donup kalır.) Peki ya YU~KI-san? 

    Y: Her şey benim için çok öğretici oldu. 
    İnsanı motive eden, ileriye dönük bir konserdi. 

    𒀸 Sahnedeyken sendeleyip düşmediniz mi? 

    Y: Asla! Düşmek mi? Sol taraftaki podyumda olan 
    her şey zaten senaryoda yazılıydı. 
    Gerçek gibiydi, değil mi? 

    𒀸 Evet, fazlasıyla gerçekçiydi. 

    Y: Kan bile aktı sonuçta. (gülüyor) 

    𒀸 (gülüyor) Gelelim “ILLUMINATI”nin single 
    olarak yayımlanmasına… Bu nasıl gelişti? 

    M: Bir sebebi varmış galiba ama tam olarak bilmiyorum. Perdenin arkasında biri var… Gölgelerde bir kuklacı. 
    Fazla konuşmak tehlikeli olabilir, o yüzden detaylara giremeyeceğim. 

    𒀸 Anladım… Peki, “P-type” olarak belirtilmiş.
    Bunun anlamı ne? 

    K: Müzikal olarak bir şeyler değişti. Dinleyince 
    “P-type” olduğunu anlarsınız zaten. 

    𒀸 “P” bir şeyin kısaltması mı? 

    K: Onu söylemek çok tehlikeli. 

    𒀸 Konu şarkılara gelince hemen susuyorsunuz, ne yapacağımı şaşırıyorum. (ağlamaklı) 
    Coupling parça olan “N・p・s N・g・s”‘in indie döneminizde bir kaydı vardı ama bu versiyonun 
    yeniden kaydedildiği söyleniyor.
    İçindeki çocuk sesi de değişti mi? 

    M: Çocuk olup olmadığını söyleyemem ama 
    seslendiren kişi farklı. 

    𒀸 Gerçi yetişkin biri de helyum gazı çekse 
    sesi ince çıkar tabii. 

    K: Ya da YU~KI-chan’ın gerçek sesi de olabilir.
    Solo bölümde bile “arayoo~” diye, Shimura Ken’in 
    yaşlı kadın tiplemesi gibi bir sesle konuşuyordu zaten. (gülüyor) 

    Y: E-evet, öyle… İnce sesler çıkarabiliyorum, 
    doğal hâliyle yani. (gülüyor) 

    M: Aranjman da indie dönemine kıyasla gelişti. 
    Şimdi “N-type” oldu. 

    𒀸 “Normal Type”ın kısaltması mı? 

    M: Öyle düşünülebilir, yani… sorun değil. 

    K: Sözlükten bakarsınız artık. “N” harfiyle başlayan bir sürü şey vardır. Hatta belki sözlükte bile yoktur. (gülüyor) 

    𒀸 Çok zalimsiniz!!! 

    Pikachu Gücünde! “ILLUMINATI”nin Tehlikeli PV Dünyası 

    𒀸 “ILLUMINATI”nin PV’si şu sıralar “Downtown DX”
    programının kapanışında kısmen yayınlanıyor, değil mi? 

    M: Evet, aynen öyle. Ama aslında o gösterilen 
    versiyondan çok daha hızlı kare geçişleri var. 
    Yavaşlatıp izlersen, görmemen gereken 
    şeyleri görebilirsin. (gülüyor) 

    K: Ekrana yaklaşık 2 metre kadar yaklaşırsan 
    mesela. (gülüyor) Sonra da baktıktan sonra 
    miden bulanabilir, kusacak gibi olabilirsin. (gülüyor) 

    𒀸 Tehlikeli açıklamalar bunlar. (gülüyor) Yayınlanmayan bölümlerdeki solo sahnelerden 
    birinde YU~KI-san’ın kan dolu bir küvette 
    yıkandığı söyleniyor. 

    Y: Evet, öyle… Ama sonuçta üzerimde kıyafet vardı yani. 

    K: Ben de o küvete girdim. Kendi sahnemi çektikten 
    sonra vücudumu yıkamam gerekiyordu da. (gülüyor) 

    M: Benim sahnemde kan yoktu. Basitçe söylemek gerekirse… “kadınla kadın arasındaki güzellik” gibi bir şeydi. 

    𒀸 Yani… lezbiyen sahnesi mi? 

    M: Genel hatlarıyla, evet. 

    𒀸 Gackt-san’ın ise bir yatak sahnesi çektiği söyleniyor. 

    K: Evet, yaptı. KAMI de benzer bir şeyler yaptı.
    Ben de onları izledim. Ama izlemek daha utandırıcıydı! (gülüyor) Aşırı gergindiler, sanki 
    “Na-nasıl yapacağım şimdi?” gibiydiler. (gülüyor) 

    𒀸 İşin tekniği açığa çıkacak diye korkuyorum. (gülüyor) Kostümler nasıldı peki? 

    M: Ben sekreterim. 

    K: Ben bir savaşçıydım. 

    Y: Ben yakalanmış bir pandaydım. 

    𒀸 Panda deyince… Ana besini şeker kamışıydı, değil mi? 

    Y: Evet, ben tatlı şeyleri severim çünkü. (gülüyor) 

    𒀸 Beyaz önlük giydiğiniz sahneler de var mı? 

    K: Herkes değil ama öyle sahneler de oldu. 

    M: Çekim yeri, gerçek bir laboratuvardı bu arada. 

    𒀸 Ortaya çıkan şey, kanlı ve korku filmi havasında bir şey mi oldu? 

    M: Hayır, korku değil. Bu sadece “ILLUMINATI”nin dünyası. 

    𒀸 Peki tarif edecek olsan, nasıl bir dünya bu? 

    M: Erotik bir dünya. 

    K: Erotik, grotesk ve şiddet dolu bir şey diyebiliriz. 

    𒀸 Bu kadar sert içerik yüzünden televizyonda 
    yayınlanamayacağına dair bir endişeniz olmadı mı? 

    M: Bu işe kalkıştıysak, sonuna kadar gitmek isteriz. Her şeyin dibine kadar inmek istiyoruz. “Japon siyaseti de neymiş!” havasındayız. 

    K: Asıl mesele hükümet, yani “government”. (gülüyor) Bu parçayı klip hâline getirme kararı çıktığı anda nasıl 
    bir şey olacağı belliydi zaten. Yarı yolda bırakmak bir anlam 
    ifade etmiyor. Bu hâli bile aslında epey bastırılmış versiyon. 

    M: Evet. 

    𒀸 Yani hâlâ içimizde kalan şeyler var, diyorsunuz? 

    M: Daha da çok yapmak isterdim! 

    K: Daha da darmadağın etmek isterdim. (gülüyor) 

    M: Bu klip televizyonda yayınlanamıyorsa, 
    Japonya artık bitmiş demektir. 

    K: Elveda o zaman. Biz yarın sabah saat 
    tam 8’de Azusa 2 numaralı trene biniyoruz. 

    𒀸 O tren Shinshū yönüne gidiyor ama. (gülüyor) 

    Y: Bu single gerçekten tehlikeli. 

    K: Ama sevgili okuyucular, yine de “ILLUMINATI”yi 
    alın tamam mı? ♡ (gülüyor) 

    M: Kendinizi bırakın, bol bol yapın. 

    𒀸 Neyii? 

    M: Onu söylersem “bip” olur. (gülüyor) 

    𒀸 Normal bir insan da yapabilir mi? Kaç kişiyle olursa olsun? 

    M: Elbette! Tek başına da, kaç kişiyle olursa olsun da olur. (gülümseyerek) 

    𒀸 Haah… Peki özne nereye kayboldu şimdi… Neyse, kendimize gelelim. “ILLUMINATI” ve 
    “N・p・s…” şarkılarının sahne performansları 
    ve kostümleri bana SM dünyasını çağrıştırıyor açıkçası. 

    M: Öyle düşünmen aslında güzel olabilir. 

    K: Keyfine göre düşün yani. (gülüyor) 

    𒀸 Bugünkü Malice çok soğuk… 

    K: Amacımız doğrudan SM dünyasını yansıtmak değil 
    ama bu iki parçada öyle unsurlar da var, evet. 

    S mi, M mi?  YU~KI’nin kendisinin bile bilmediği gerçek doğası ne? 

    𒀸 Peki sado ya da mazo gibi yönlerinizin olduğunu 
    düşünüyor musunuz? 

    K: Acıyı severim açıkçası. Başkalarına acı vermeyi de severim. 
    Sonuçta acı çekmek de bir tür çile değil mi? Mesela hâlâ elimin içinde bir kurşun kalem ucu var. İçeride kaldı. 

    𒀸 O bir kaza değil miydi? 

    K: Girmesi kazaydı, evet. (gülüyor) İlkokul ikinci sınıftayken saplandı ve bir türlü çıkaramadık. 
    Eskiden benek gibi görünüyordu ama artık görünmüyor.
    Demek ki içeri doğru ilerliyor. Gittikçe elimin 
    ortasından uzaklaşıyor yani… 

    𒀸 S mi? Yoksa M mi? YU~KI’nin kendisinin 
    bile bilmediği gerçek doğası ne? 

    Y: Ben acıya gelemem açıkçası. 

    𒀸 Başkalarına acı vermek de mi hoşuna gitmez? 

    Y: Tekme atmayı severim. Sinirliyken tekme 
    atınca insan rahatlıyor ya. 

    𒀸 İnsanlara mı tekme atıyorsun? 

    Y: (gülerek) Yok artık, insanlara tekme atmak doğru değil tabii. 
    Acı vermek başka bir şey ama… Mesela kendimi yormak, 
    uykusuz kalmak, göz kırpmamak gibi şeylere karşı pek 
    antipatim yok. Ama “S misin M misin?” diye sorulursa, 
    seçmesi zor. Çünkü iradem güçlü. Muhtemelen 
    farkında olmadan kendimi bastırıyorum. 

    𒀸 Siz ikiniz, hiç patlamış bir YU~KI gördünüz mü? 

    K: Sık sık görüyoruz aslında. (gülüyor) 

    Hepsi: (kahkahalar) 

    Y: Hiç de iradem güçlü değilmiş yani. (gülüyor) 

    K: Sadece kendi farkında değil. 

    M: Bir keresinde büyük bir saksıyı kaldırıyordu,
    hem de sokakta. (gülüyor) 

    K: O sırada bağırıyordu da: “UAAAHHH!!” diye. (gülüyor) 

    𒀸 O sessiz YU~KI’den beklenmeyecek hareketler…
    Peki ya MANA-san? 

    M: Ben de, şey… tırnak aralarını kazımayı severim aslında. Hobi gibi bir şey oldu artık. 

    𒀸 Tırnakları dibinden kesmeyi mi seviyorsun yani? 

    M: Hayır, tırnağı değil. Parmakla tırnak arasına bir şey sokup 
    orayı kazımayı seviyorum. Elimde kitap varsa, sayfalarını 
    tırnağın altına sokup kazırdım. O yüzden öğrenciyken 
    ders kitaplarım hep harap hâldeydi. 

    𒀸 Aman Tanrım, acımıyor mu o? 

    M: Çok acıyor. (gülüyor) Aslında sadece sağ el başparmağım 
    aşınıyor. Çocukluğumdan beri yapıyorum; artık bunu 
    yapmadan duramaz hâle geldim… 

    𒀸 Yani M tipi misin? 

    M: Ama her şeyi darmadağın etmeyi seviyorum. (gülümseyerek) 

    𒀸 Neyi? 

    M: Bunu söyleyemem. (gülüyor) 

    𒀸 Ben şimdi sizin konuşmadığınız özneyi aramak 
    üzere yola çıkıyorum! (ağlayarak) 

    K: İyi yolculuklar!

    Malice Mizer 

    Gackt.C (ガクト): Vokal & piyano, 4 Temmuz doğumlu, A kan grubu. 
    MANA (マナ): Gitar & synth, 19 Mart doğumlu, O kan grubu. 
    KÖZI (コージ): Gitar & synth, 29 Mayıs doğumlu, A kan grubu. 
    YU~KI (ユーキ): Bas, 8 Ağustos doğumlu, A kan grubu. 
    KAMI (カミ): Davul, 1 Şubat doğumlu, A kan grubu. 

    300.000’den fazla satışa ulaşan ilk albümleri 『merveilles』 
    hâlen hit olmayı sürdürüyor. Dördüncü single “ILLUMINATI”, 20 Mayıs’ta yayımlanacak. 

    Hayran mektupları için: 
    〒142-8691 
    Tokyo, Shinagawa-ku, Ebara Posta Ofisi 
    Posta Kutusu No. 11 
    Midi: Nette (üye adı)様 adresine gönderilebilir. 

    Kaynak: POP BEAT
    Yayın Yılı: 06.1998
    Orijinal Dil: Japonca
    Çeviri/Scan: Pluto Blackfish

    İlk Çeviri Yayınlama: 30.06.2025
    Revize Edilmiş Sürüm: 07.09.2026

    Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.