Etiket: 1993

Yıl

  • Ladies Room | Fool’s Mate | 09.93

    after THE LIVE 

    Ladies Room, 
    şu an deşarj modunda mı!? 

    1993 yılının 8 Mayıs’ında gerçekleştirilen, 
    adeta festival coşkusuyla geçen Nippon
    Budokan “THE LIVE” konseri büyük bir 
    başarıyla sona erdi. Heyecanı hâlâ 
    dinmemişken, ülke çapındaki KIDS için 
    21 Ağustos’ta konser videosunun 
    yayımlanacağı da resmen kesinleşti. 

    İşte tam bu dönemde Ladies Room 
    ile bir araya geldik. 

    Bu kez dört üyenin birlikte katıldığı, sohbet 
    havasında geçen bir grup röportajı 
    gerçekleştirdik. Enerjileri yüksek mi, 
    düşük mü belli olmayan; ince ama yerinde 
    esprilerle dolu bu keyifli sohbette,
    hem çıkacak konser videosunu hem de
    son zamanlarda neler yaptıklarını anlattılar. 

    Röportaj & Derleme: Kazumi Kanoh 
    Fotoğraf: Osamu Nagahama 
    Fotoğraf Temini: Ki/oon Sony Records 

    𒀸 Budokan’dan sonra neler yaptınız? 

    JUN: Uzun bir kaçak hayatı yaşıyordum… 

    GEORGE: Demek kaçıyordun ha. Ben de o sırada JUN’un yüzünü hiç görmedim. 

    𒀸 Peki grup olarak neler yapıyordunuz? 

    GEORGE: Açıkçası pek bir şey yapmıyorduk. 
    Hepimiz sanki enerjimizi boşaltıyorduk. 

    HYAKUTARŌ: Enerji boşaltıp ne yapacaksın?
    (gülüyor) 

    NAO: Asıl şarj olmanız gerekmiyor muydu? 
    Tatilde deşarj olmuşsunuz resmen.
    (gülüyor) 

    GEORGE: Herkes bir yerlerde enerjisini 
    boşaltıyordu işte. (gülüyor) 

    𒀸 Budokan konserinin videosu yayımlanacak.
    O günkü sahne geriye dönüp baktığınızda 
    size nasıl görünüyor? 

    HYAKUTARŌ: Geçmişteki biz de, gelecekteki 
    biz de bizim rakibimiz. Benim aklımda olan tek 
    şey onları sürekli geride bırakmak, baby. 

    GEORGE: (gülüyor) İşte Hyakutarō stili… 

    NAO: Buraya “kahkahalar” diye yaz. 

    HYAKUTARŌ: Biz hep bugünü yaşayan 
    insanlarız. O yüzden benim için 
    geçmiş de, gelecek de rakip! 

    NAO: Yanına “gülüyor” yazmayı unutma. 

    JUN: Yok, “Burada gülünecek.” diye yaz. 

    GEORGE: O daha iyiymiş. 

    JUN: Bundan sonra bizim röportajlarda hep
    “Burada gülünecek.” yazın.
    “gülüyor” yazmayın. 

    GEORGE: Aynen öyle. Garip olan zaten 
    biziz. O zaman sadece bir işaret koyup 
    dipnota “Burada gülünecek.” yazın. 

    JUN: Hatta “Burada büyük kahkaha”,
    “Burada hafif gülüş” falan diye 
    çeşitlendirebilirsiniz. 

    NAO: “gülüyor” ifadesini de küçük, 
    orta ve büyük diye ayırın. 

    GEORGE: Ama bugün ben beyzbol oynayıp 
    geldim. Yoruldum, enerjim biraz düşük. 

    HYAKUTARŌ: Yok canım, gayet yükseksin.
    (gülüyor) 

    GEORGE: Ama konser gerçekten harikaydı. 
    Gelemeyenler de videoyu izleyip o 
    atmosferi hissedebilir. 

    HYAKUTARŌ: Ama bu, Budokan konserini 
    olduğu gibi kaydeden sıradan bir konser 
    videosu değil. Elbette sahnedeki 
    performanslar varama kurgu tarafında da 
    epey emek harcandı. İzleyince 
    anlayacaksınız; Budokan’da bulunanlar 
    bile yeniden keyifle izleyebilecek, baby. 

    𒀸 Başta ve sonda yabancı bir kadının 
    yer aldığı, film sahnesini andıran 
    bölümler vardı… 

    GEORGE: O kısmı NAO anlatsın. 

    NAO: Hatta “Asıl çekmek istediğimiz 
    şey buydu.” diye söylentiler bile çıktı.
    (gülüyor) Ama o fikir aslında yönetmene 
    aitti. Eğlenceli olacağını düşündük… 
    Gerçi bu kadar zahmetli olacağını hiç 
    tahmin etmemiştim. 

    HYAKUTARŌ: Böyle sahnelerin yer alması bile 
    bunun sıradan bir konser videosu olmadığını 
    gösteriyor. Ben artık yaptığımız işleri 
    uzun uzun açıklamayı sevmiyorum. 
    Önceki albümde de aynıydı. İzleyin, dinleyin 
    ve nasıl hissediyorsanız öyle kabul edin. 
    Gerisi size kalmış. Bence tek 
    söyleyebileceğim şey, ilginç bir iş olduğu. 

    NAO: Evet, alışılmış konser videolarından 
    biraz farklı bir çalışma oldu. 

    GEORGE: Bir de NAO’nun kendinden 
    geçmiş yüzünü öyle güzel 
    göstermişler ki, herkes sonunda 
    ikna olacaktır. 

    NAO: Sanki sen farklısın!
    Ama şunu da yazın; sakın kare kare 
    ileri sararak izlemeyin. (gülüyor) 

    GEORGE: Aynen. Baştan sona tek seferde 
    izlenmesi gereken bir video.
    Etkisini ancak öyle hissedebilirsiniz. 

    JUN: Duygulandırırken bir yandan da 
    güldüren bir iş olmuş. 

    HYAKUTARŌ: Ben o kadar da 
    duygulandırdığını düşünmüyorum.
    (gülüyor) Şarkıları yeniden kaydetmedik;
    her şey olduğu gibi bırakıldı.
    Ama her şeyi olduğu gibi koyarsan da 
    ortaya sadece bir kayıt çıkar. Biz asıl,
    o gerçekliğin içine nasıl biraz kurgu 
    katabiliriz diye düşündük.
    O yüzden ruh hâli açısından da biraz Twin
    Peaks havasında ince ince işlendi. (gülüyor) 

    𒀸 Şarkı seçimlerini nasıl yaptınız? 

    HYAKUTARŌ: Epey düşündük.
    “HOT LADY” gibi eski şarkıları mutlaka 
    koymak istiyorduk. Budokan’da onları 
    çalmak, bir bakıma 
    “İşte biz buyuz.” demekti. 

    𒀸 Sonunda bu yedi şarkıya karar vermenizin 
    özel bir nedeni var mıydı? 

    HYAKUTARŌ: Yedi şarkı olmasına rağmen, 
    sanki yirmi şarkılık bir konser izlemişsiniz 
    hissini vermek istedik. Bunu uzun uzun 
    konuştuk. Sonunda “Tam gaz gidelim.” dedik.
    Ama yine de ortaya, yirmi şarkılık bir konserin 
    yoğunluğunu taşıyan bir video çıktı diye 
    düşünüyorum. 

    Single parçaları ekleseydik iş biraz ticari 
    görünürdü. Bu yüzden özellikle 
    “GET LOST”u çıkardık. 

    NAO: Onun yerine “GET DOWN” girdi… 
    Gerçi bunun konuyla pek ilgisi yok.
    (gülüyor) 

    GEORGE: (Kahkahalar) Ama ne demek 
    istediğimizi anlamışsınızdır herhalde.
    (gülüyor) 

    𒀸 Videoda seyircileri de sık sık görüyoruz.
    Konser sırasında onların yüzlerini sahneden 
    seçebiliyor muydunuz? 

    GEORGE: Görebiliyordum. 

    NAO: Ben hiç göremiyorum. 

    JUN: Ben görebiliyordum. 

    HYAKUTARŌ: Ben de göremiyorum. 

    NAO: Ben gerçekten hiç göremiyorum. 

    JUN: Yüzlerini seçemiyordum tabii ama… 

    GEORGE: En arkadaki üçüncü balkonun 
    son sıralarına kadar görmek mümkün değil 
    elbette. Ama ben genelde seyirciyi izlerim. 
    Onları gaza getiririm. Karşılığında tepki 
    alamayınca da sinirlenirim. 

    HYAKUTARŌ: Ben hiç göremiyorum.
    Hatta bazen çalarken aklımdan,
    “Ya önümde aslında kimse yoksa?” diye 
    geçiriyorum. Konser salonlarında bazen 
    boş kalan bölümler olur ya… 
    Işıklar yüzünden oraları seçemiyorum.
    Bu yüzden seyirciyi coşturmaya çalışırken,
    “Ya tam o tarafa bakıp sesleniyorsam 
    ve orada kimse yoksa?” diye düşündüğüm 
    oluyor. (gülüyor) 
    Galiba sandığınızdan daha soğukkanlı biriyim. 

    𒀸 NAO, sen özellikle bakmamayı mı tercih 
    ediyorsun? Yoksa gözlerin mi 
    pek iyi değil? 

    NAO: O da var ama… Ben biraz yerimde 
    duramıyorum. Sürekli etrafa bakıyorum. 

    HYAKUTARŌ: Onunki böcek gözü gibi işte. 
    Aynı anda çok fazla şey görüyor. İnsan çok 
    olunca hepsi birbirine karışıyor, sonunda 
    hiçbirini seçemiyor. 

    NAO: Demek gitarı da o yüzden yanlış 
    çalıyorum. (gülüyor) 

    𒀸 Videoya daha fazla şarkı koymayı hiç 
    düşünmediniz mi? 

    HYAKUTARŌ: Budokan’da olabildiğince çok 
    insana ulaşmak gibi bir düşüncemiz vardı 
    ve bence video da aynı fikri sürdürüyor. 

    Şarkı sayısı fazla olursa insanlar bazı bölümleri 
    atlayabilir. Bunu istemedik. Daha kısa 
    olursa herkes sonuna kadar dikkatini 
    kaybetmeden izleyebilir diye düşündük.
    Bu yüzden yaklaşık kırk beş dakikalık 
    bir çalışma oldu. 

    Elbette her şeyi göstermek de mümkündü 
    ama Budokan’daki asıl amacımız mümkün 
    olduğunca çok insanla aynı heyecanı 
    paylaşmaktı. 

    GEORGE: Canlı performans sonuçta canlıdır. 
    Budokan’a gelenlerle birlikte yaşadığımız 
    heyecanı hiçbir video tam olarak 
    veremez. Görüntü ne kadar iyi olursa 
    olsun, aynı duygu oluşmaz. 

    O gece biz de seyirci de birlikte bir şey 
    yarattık. Herkes farklı bir şey hissetti.
    Videoyla bunu birebir yeniden yaşatamazsın. 

    Biz de konseri çok başarılı buluyorduk. 
    Tabii küçük eksikleri vardı ama bütünüyle 
    bakınca gerçekten etkileyici bir konserdi. 

    İşin doğrusu, o anı en başından sonuna 
    kadar tekrar tekrar izlemek istemiyoruz. 
    Çünkü o gece yakaladığımız duygunun 
    olduğu gibi kalmasını tercih ediyoruz. 

    İlk Nakano Kōkaidō konser videosunu 
    çıkardığımızda da aynı şeyi söylemiştim. 

    “İyi bir konseri geriye dönüp 
    izlemek istemiyoruz.” 

    Eğer videoyu sadece “Siz de bizim 
    hissettiğimizi hissedin.” diye yayımlarsak, 
    bu zaten konsere gelen insanların 
    yaşadıklarıyla yarışamaz. 

    Bu yüzden farklı kamera açıları kullandık, 
    görüntüleri değişik biçimlerde kurguladık. 
    Aynı konseri başka bir bakış açısından 
    izletebilmek istedik. 

    Konseri olduğu gibi kaydetseydik, 
    ortaya sadece bir kayıt çıkardı. 

    HYAKUTARŌ: Aynen öyle. 
    Konseri olduğu gibi kaydetmek, sanki önemli 
    olanın sadece Budokan’da çalmış olmamız 
    olduğunu düşündürürdü. 
    Ama bizim için önemli olan Budokan değil. 
    Önemli olan, Budokan’a çıkarken taşıdığımız 
    düşünceydi. Video da aslında o 
    düşüncenin devamı. Yani bizim için 
    “Budokan”ın kendisi o kadar 
    önemli değil. 

    GEORGE: Biz hep söylüyoruz. 
    İster Budokan olsun, ister Rokumeikan… 
    Sahneye çıktığımızda biz yine aynı grubuz. 
    Bu videoyla da bunu göstermek istedik. 

    𒀸 Son olarak videoya özel olarak eklenen 
    yeni bir şarkı da var. 

    GEORGE: Çünkü bu sıradan bir konser 
    videosu değil. Yeni bir şarkıyı ilk kez bir 
    konser videosunda tanıtmak çok sık 
    rastlanan bir şey değildir. 

    HYAKUTARŌ: Bu bizim dinleyicilerimize 
    küçük bir hediyemiz. “Rain in my heart”, 
    Budokan’a gelen herkes için hazırlanmış 
    özel bir armağan gibi.
    O görüntülerde yer alanlar da şanslı 
    sayılır. Gazeteye çıkanlar ise pek şanslı 
    değildi. (gülüyor) 

    Şunu da yazın; gazeteyi biz çıkarmadık!
    Bizim yüzümüzden olmadı!
    Hatta o olay yüzünden kırmızı kart
    bile gördük. 

    𒀸 O son şarkı için özel kayıt da yaptınız. 

    GEORGE: Sırf onun için stüdyoya girdik.
    NAO da epey uğraştı. Gitarları neredeyse 
    yirmi beş kat üst üste kaydetti. 

    NAO: İşimiz sabaha karşı altıya kadar sürdü. 

    HYAKUTARŌ: Ben de uzun zamandır ilk kez 
    vokal kaydında bu kadar zorlandım. 

    GEORGE: (kahkahalar) 
    Video çekimleri de oldukça zahmetliydi.
    Bir mekânı bütün günlüğüne kiraladık. 
    Sabahın köründe toplandık. 
    Herkes saçını yaptırdı. Set kuruldu. 
    Gerçekten yorucu bir gündü. 

    𒀸 Klibin fikri kime aitti? 

    HYAKUTARŌ: Bir gün yemek yerken, 
    “Bunu yapalım.” diye ortaya ben attım. 

    JUN: Sonrası zaten kendiliğinden gelişti. 
    Fikir büyüdü… Sonunda bugünkü hâline 
    geldi. 

    HYAKUTARŌ: Bir de şu var… 
    Videoyu alan herkes sözlere de mutlaka 
    baksın. Şarkı sözlerini okumadan geçmeyin. 

    GEORGE: Benim aksiyon sahnelerimi de
    iyi izleyin. Sigarayı fırlatıp attığım çok 
    havalı bir sahnem var. Onu kaçırmayın. 
    Bir de JUNK’un final sahnesi… 
    Gerçekten çok karizmatik oldu. 

    𒀸 Bu şarkı fanların uzun zamandır 
    beklediği bir parçaydı. 

    HYAKUTARŌ: Evet. Eskiden beri bu şarkıyı 
    hemen anlayanlar da vardı… 
    Hiç anlamayanlar da. Sanırım bu sefer 
    anlamayanların sayısı daha fazla olacak.
    (gülüyor) 

    GEORGE: Evet… Gerçekten öyle olabilir. 

    𒀸 Peki başlığını artık açıklayabilir misiniz? 

    HYAKUTARŌ: Tabii. 

    GEORGE: Neydi ya… 
    “Hoplayıp Zıplayalım” falan değildi… 

    HYAKUTARŌ: (gülüyor) 
    “SWAPPING PARTY ’93 — Aşk Kapışması 
    ~ Bu Gece Başına Yıldırım Düşebilir…
    Version” Bu başlığı bulana kadar 
    gerçekten çok uğraştık. 

    𒀸 Peki ya sözleri? 

    HYAKUTARŌ: Onlar daha da zordu. Herkes 
    “Böyle olsun.” “Hayır, şöyle olsun.” 
    diye konuşuyordu. Telefonlar durmadan 
    çalıyordu. Uzun zaman sonra gerçekten 
    uğraşarak yazdığım sözler oldu. 

    (Herkes güler.) 

    Aslında yeni açılan Filipinler’deki stüdyoda 
    kaydetmeyi planlıyorduk. 

    NAO: Hayır hayır… Öyle bir plan yoktu.
    (gülüyor) 

    HYAKUTARŌ: Ama sözler yetişmeyince 
    bütün plan iptal oldu. Artık bir dahaki kaydı 
    Antarktika’da yaparız. 

    (Buraya “Herkes geri çekilir.” diye yazın.) 

    NAO: İşte şimdi gerçekten buz kestim. 

    𒀸 Pek çok kişi Budokan’ı grubunuz için 
    bir dönüm noktası olarak görüyor. 
    Sizin için de öyle miydi? 

    HYAKUTARŌ: Bizim için hiçbir zaman
    “dönüm noktası” diye bir şey olmadı. 

    GEORGE: Daha yolun başındayız. 
    Bundan çok daha fazlasını yapacağız. 
    Benim seviyeme ulaşmaları için daha 
    çok çalışmaları lazım. 

    𒀸 (Kısa bir sessizlik…) 
    Kimse bir şey demeyecek mi? 

    HYAKUTARŌ: Buraya “Herkes donup 
    kaldı.” yazın. (gülüyor) 

    GEORGE: Yok yok… “Burada 
    afallanılacak.” diye yazın. 

    𒀸 Peki NAO ve JUN siz ne 
    düşünüyorsunuz? 

    NAO: Ben de aynı fikirdeyim. 

    JUN: Buraya sadece “Başını sallıyor.” yazın. 

    𒀸 Şu sıralar yeni şarkılar üzerinde 
    çalışıyor musunuz? 

    GEORGE: Hiçbir şey yapmıyoruz. 
    Sadece beyzbol oynuyoruz. 

    𒀸 Sonbaharda yeni bir single çıkacağı 
    konuşuluyor. 

    HYAKUTARŌ: Şu an “yeni şarkı yazıyoruz” 
    diyebileceğimiz bir durum yok. Şimdilik 
    sadece dört kişi bir araya gelip fikir 
    alışverişi yapıyoruz. Hepimizin aklında 
    farklı şeyler var. Bunların hepsini yapmak 
    zorunda değiliz. Önemli olan, sonunda 
    birbirimizle uyum sağlayabilmek. 
    Tıpkı Piccolo ile Gohan gibi. 

    𒀸 Dragon Ball’dan mı bahsediyorsunuz? 

    GEORGE: Hani Piccolo ölürken, 
    “Benimle gerçekten konuşan 
    tek kişi sendin…” deyip gözyaşı döküyor ya… 

    JUN & NAO: Hiçbir şey anlamadık.
    (gülüyor) 

    HYAKUTARŌ: Şarkı yazmaya başlamadan 
    önce her zaman böyle oluyor. Belki de 
    yarın aniden oturup yeni bir şarkı yapmaya 
    başlarız. Biz hiçbir şeyi önceden planlayan 
    bir grup değiliz. 

    GEORGE: Zaten planlasan da işler hiçbir 
    zaman düşündüğün gibi gitmiyor. 

    𒀸 Yani yeni single’ın nasıl olacağı 
    henüz belli değil. 

    GEORGE: Aynen öyle. 

    HYAKUTARŌ: Gerçi yapmaya karar verirsek 
    yarım günde bile bitiririz. 
    Ha… 
    Bu arada… 
    Bir sonraki single’ın adını az önce buldum. 
    “Yume with YOU” — Honjō Misako
    Version. (gülüyor) 

    Kaynak: Fool’s Mate
    Yayın Yılı: 09.1993
    Orijinal Dil: Japonca
    Çeviri/Scan: Pluto Blackfish

    İlk Çeviri Yayınlama: 14.09.2025
    Revize Edilmiş Sürüm: 27.07.2026

    Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.

  • L’Arc~en~Ciel | Fool’s Mate | 09.93

    Gizli Bir Diğer Hikâye 

    Haziran ile temmuz ayları arasında 
    düzenlenen “Close by DUNE” 
    turnesi kapsamında ülke genelinde 
    10 şehirde sahne alan L’Arc~en~Ciel. 

    Bu kez, DUNE albümünün şiirsel dünyasını 
    yansıtmak amacıyla, şarkıya dönüşmeyen 
    anlarda bile sound’un atmosferini 
    renklendiren vokalist Hyde’ın sesine 
    kulak veriyoruz. 

    Röportaj ve metin: Kazumi Kanoh
    Fotoğraflar: Yousuke Komatsu

    𒀸 Grupta vokalist olmayı seçmenizin 
    sebebi neydi? 

    Başlangıçta gitarist olmayı hedefliyordum 
    ama tesadüfen henüz vokalisti olmayan 
    bir grup kurduk. O sırada iyi bir vokalist 
    bulamayınca, “Ben bir deneyeyim,” 
    dedim ve şarkı söylemeye başladım.
    Sonra da kendimi kaptırdım. O an,
    “Sanırım benim yolum buymuş,” 
    diye düşündüm. 

    𒀸 Şiir yazmaya ne zaman başladınız? 

    Şarkı söylemeye başladıktan sonra.
    Yaklaşık dört yıl önce. Ondan önce de 
    bir şeyler üretmeyi seviyordum ama 
    şiire pek ilgi duymuyordum. 

    𒀸 Yazdıklarınız roman ya da kompozisyon 
    gibi şeyler miydi? 

    Evet, öyle şeyler.
    Daha çok hikâyeler yazıyordum. 

    𒀸 Şiir yazmaya başladıktan sonra ilhamınızı 
    nereden almaya başladınız? 

    İlk başlarda, Amerikalıların şiirleri Japoncaya 
    çevrildiğinde bana göre çoğu ifade fazlasıyla 
    süslü geliyordu. Mesela Japonların Amerikan 
    rock’n’roll’u yapıp yazdığı sözlere bakınca,
    “Bunu gerçekten bir Japon düşünmüş 
    olamaz,” diye hissediyordum.

    O sıralar ben de rock’n’roll tarzı müzik 
    yapıyordum. Kafamdaki ilk düşünce, bunu 
    Japoncada nasıl doğal ama yine de havalı 
    bir şekilde ifade edebileceğimdi. 

    Abartıya kaçmadan, ama yine de
    Amerikan havasını taşıyan sözler 
    yazmak istiyordum. 

    Kendime hemen sınırlar koyan bir yapım 
    vardı. “Bu olmaz,” “Şunu sevmiyorum,” 
    diye düşünüp duruyordum. Uzun süre de
    hep böyle çalıştım; sevmediğim şeylerden 
    kaçınıp başka bir yol bulmaya çalışmak 
    zamanla doğal bir alışkanlığım hâline geldi. 

    𒀸 İlk yazdığınız şiirler, şimdiki 
    yazdıklarınızdan tamamen farklı mıydı? 

    Evet, tamamen farklıydı. O zamanlar 
    benim için sadece bir hikâyeydi.Kendi 
    duygularımla hiçbir ilgisi yoktu; tek 
    istediğim ilginç bir hikâye anlatmaktı. 
    İnsanların da “Ne ilginçmiş,” ya da
    “Ne kadar havalı,” hatta “Bakış açısı 
    epey farklıymış,” demesi hoşuma 
    gidiyordu. 

    𒀸 “İlginç” derken tam olarak neyi 
    kastediyorsunuz? 

    Mesela tipik rock sözlerinde insanlar kendi 
    Amerika’daki yaşamlarınıtemel alır ya…
    Ben öyle yapmak istemiyordum. Daha 
    çok Amerikan romanlarında karşına çıkacak 
    türden, bir çocuğun gözünden yazılmış 
    şiirler gibi; içinde güçlü bir hikâye duygusu 
    taşıyan şeyler yazıyordum. 

    𒀸 Yani masal ya da fantaziye yakın 
    şeyler mi? 

    Evet, öyle şeyler de yazıyordum… Ama o 
    zamanlar benim için önemli olan tek şey 
    hikâyenin ilginç olmasıydı. Kendi 
    düşüncelerime uymasa bile, içerik ilgi 
    çekiciyse yeterdi. Ama şimdi durum farklı.
    Aklıma çok ilginç bir fikir gelse bile, kendi 
    hayatıma daha yakın olanı tercih ediyorum. 
    Çok daha sıradan olsa bile, gerçek olanı 
    yazıyorum. 

    𒀸 “DUNE”un sözleri oldukça hikâye odaklı 
    görünüyor. Şiirden çok, sanki bir dramın 
    içinden alınmış sahneler gibi… 

    Aslında “DUNE”daki sözler, L’Arc~en~Ciel’in 
    oldukça erken döneminde yazılmış şeylerdi. 
    Orada yaptığım, gerçek hayatta hissettiğim 
    dünyayı metaforlar aracılığıyla daha güzel 
    bir biçimde anlatmaktı. 

    𒀸 Yani bunun arkasında daha sert bir 
    gerçeklik yatıyor. 

    Evet. Aslında bana çok yakın şeyler bunlar.
    Şimdi dönüp baktığımda, keşke o hissi biraz 
    daha iyi yansıtabilseymişim diye 
    düşünüyorum. Sonuçta tamamen kurmaca 
    bir hikâye değildi. 

    𒀸 Peki bu içsel gerçeklik zihninizde 
    ne zaman şekilleniyor? 

    Şarkıyı dinlediğim anda. Grubun üyelerinden 
    biri şarkının temelini getiriyor, sonra hep 
    birlikte doğaçlama çalmaya başlıyoruz.
    O anda aklıma bir fikir gelmese bile ben
    de üzerine doğaçlama melodiler ekliyorum. 
    Şarkının atmosferi yavaş yavaş oluşmaya 
    başlayınca düzenlemeler de genişliyor. 

    Mesela “Dune”da müzik bana uçsuz 
    bucaksız bir çöl hissi veriyordu. Şarkıyı 
    dinlediğimde zihnimde görüntüler oluşuyor.
    Sonra o görüntüleri, kendi geçmişim ve 
    geleceğimle ilişkilendirdiğim bir hikâyeyle 
    birleştiriyorum. 

    𒀸 Peki, “gerçeklik” dediğiniz şey 
    tam olarak ne? 

    Geçenlerde kendi kendime,”Gerçeklik 
    dediğimiz şey aslında nedir?”diye 
    düşündüm. Sonra aklıma şu geldi:
    Belki de benim şiirlerim geçmişi, bugünü 
    ve geleceği anlatıyor. Ama yazıya 
    döküldüğü anda hepsi geçmişe 
    dönüşüyor. O an için gerçek olsa bile, 
    yazıldıktan sonra artık geçmiş 
    oluyor… Gerçi bunları öyle derin derin 
    düşündüğüm de yok. 

    𒀸 Peki ya geleceğe bakışınız? 

    Daha çok hayal kurmak gibi…
    “Eğer burada böyle olursa, 
    sonrasında ne olur?” diye düşünmek 
    benim geleceğe bakışım aslında. 

    Şiir yazarken de aynı şekilde düşünüyorum. 
    Mesela bas gitaristimiz Tetsu bazen,
    “Ben bu şarkıyı böyle hayal ediyorum,” diyor.
    Ama benim geçmişimde buna benzer bir 
    deneyim yoksa, bu kez onu geleceğe 
    taşıyorum.
    “Ya ileride böyle bir şey yaşarsam?” 
    diye hayal ediyorum. 

    İşte o zaman hem durumlar hem de 
    kurduğum dünya genişlemeye başlıyor 
    ve şiir yazmak çok daha kolay geliyor. 
    Sonunda bütün bunları kendimle 
    ilişkilendiriyorum. 

    𒀸 İlginç… Ben şiirlerinizi daha çok 
    üçüncü bir kişinin gözünden yazdığınızı 
    düşünüyordum. 

    Belki de gelecek söz konusu olduğunda 
    gerçekten üçüncü bir kişi oluyorumdur. 
    Kafamda canlandırdığım kişi benmişim gibi 
    geliyor ama belki de aslında Tetsu’dur. 
    Yine de önce kendime uyarlayarak 
    düşünmeye çalışıyorum. Çünkü böyle 
    olunca içinde bulunduğu durumu anlamak 
    daha kolay oluyor. 
    Sonra da gözlerimi kapatıp 
    gelecekteki kendimi hayal ediyorum. 

    𒀸 Kelimeleri seçerken özellikle dikkat 
    ettiğiniz şeyler var mı? 

    Diyelim ki iki kelime arasında seçim yapmam 
    gerekiyor; o zaman elimden geldiğince 
    zihnimdeki görüntüye en uygun olanı 
    seçmeye çalışıyorum.  Ama eskisi kadar 
    takıldığım söylenemez. 

    𒀸 Eskiden neye takılırdınız? 

    İnsanların günlük hayatta kullandığı 
    kelimelerden mümkün olduğunca uzak 
    durmaya çalışırdım. Mesela “aşk”, “sevgi” 
    ya da “şehir” gibi…  Ama DUNE’da ilk kez 
    bu kelimeleri kullandım. 
    Çünkü bu kez gerçekten içimden öyle geldi. 

    𒀸 Başkalarının kullandığı kelimelerden 
    kaçınmanızın sebebi özgün olmak mıydı? 

    Hayır. İçim öyle istemiyordu. Mesela “aşk”… 
    Hayatım boyunca pek kimseye âşık olmadım. 
    Bu yüzden hep, “İnsanlar gerçekten 
    durmadan aşktan, sevgiden bahsediyor 
    olabilir mi?” diye düşünürdüm. 

    Böyle olunca da o kelimeleri doğal olarak 
    daha az kullanıyordum. Üstelik bana hiç 
    havalı da gelmiyorlardı; o yüzden 
    kendiliğinden uzak duruyordum. 

    𒀸 Şiirlerinizin bir mesaj taşımasını 
    önemsiyor musunuz? 

    İnsanların en azından o manzarayı,
    o atmosferi hissedebilmesini 
    istiyorum ama… 

    𒀸 Eğer karşınızdaki kişinin sizinle aynı 
    duyguyu paylaşmasını istiyorsanız, 
    bu da bir çeşit mesaj vermek istediğiniz 
    anlamına geliyor, değil mi? 

    Evet. Son zamanlarda gerçekten insanların 
    benimle aynı duyguyu paylaşmasını 
    istiyorum.  DUNE’daki sözlerin bazıları eski, 
    bazıları ise daha yeni. Yeni yazdıklarımda 
    insanların bana ortak olmasını istiyorum. 
    Sanırım doğal olmaya çalışmaya 
    başladığımdan beri, kendiliğinden bunu 
    istemeye başladım. 

    “As if in a dream” ile 
    “Ushinawareta Nagame” da bu 
    dönemde yazdığım sözler. 

    𒀸 Peki sizi değiştiren ne oldu? 

    Sanırım daha gerçekçi biri oldum. Eskiden 
    hikâyelerimde “Ben anlıyorsam yeter, 
    başkasının anlamasına gerek yok,” diye 
    özellikle düşünürdüm. 

    Ama zamanla bunun tamamen kendimi 
    tatmin etmekten ibaret olduğunu fark 
    ettim. Sonra da bunun aslında hiç havalı 
    olmadığını düşünmeye başladım. 

    𒀸 Bunu fark etmenizi sağlayan neydi? 

    Eskiden melodileri de uzun uzun düşünüp 
    oluşturuyordum. Gitar akorlarının pek çok 
    farklı seçeneği olduğu için melodileri de en 
    ince ayrıntısına kadar kuruyordum. Ama bir 
    noktada bunun bana hiç iyi hissettirmediğini 
    fark ettim. Sonra yeniden doğaçlama 
    melodiler söylemeye başladım. Ve işte o 
    melodiler bana gerçekten iyi hissettirdi. 

    Sanırım söz yazımında da değişim tam o 
    dönemde başladı. Kendiliğinden kulağa 
    hoş gelen kelimeleri aramaya başladım. 
    Giderek daha doğal yazıyordum. Kendi 
    başımdan geçmemiş olsa bile 
    anlayabileceğim duyguların peşine düştüm. 

    İnsanların da bunları hissedebilmesini 
    istedim. Artık sadece kendimi tatmin 
    etmek istemiyordum. 

    𒀸 Bugünkü söyleyiş tarzınız ne
    zaman oluştu? 

    Sanırım değiştiğimi ilk kez DUNE albümünü 
    hazırlarken hissettim. O albümde her şarkıyı 
    birbirinden tamamen ayrı düşünerek 
    çalıştım. Sanırım bu sayede kendi içimde 
    daha önce ortaya çıkmamış yönlerimi 
    keşfettim ve ifade biçimim de gelişti. Ondan 
    önce şarkı söylerken bu kadar sakin 
    değildim. Daha çok önüme ne çıkarsa öyle
    söylüyordum. Eskiden her şarkının söyleyiş 
    biçimini ayrıca düşünmezdim. 

    Ama artık kelimelerin taşıdığı duyguya göre 
    sesimin tonunu değiştirebiliyorum. Sadece 
    “üzgün şarkıysa üzgün söyle” ya da
    “sert şarkıysa sert söyle” değil… 
    Aynı cümlenin içindeki tek bir kelime bile 
    söyleyişimi değiştirebiliyor. 

    Artık sadece sesimi kullanarak bile duyguyu 
    aktarabileceğimi hissediyorum. Eskiden 
    “Sözlerin anlamı anlaşılırsa yeter,” diye 
    düşünürdüm. Şimdi ise sözler anlaşılmasa 
    bile sesimin taşıdığı duygu sayesinde 
    insanların bunu hissedebilmesini istiyorum. 

    Yabancı müzik dinlediğinizde de böyledir ya… 
    Bazen sözleri anlamazsınız ama şarkıcının 
    duygusu size geçer. 
    İşte ben de artık bunu hedefliyorum. 

    𒀸 Şu anda henüz yayımlanmamış 
    şiirleriniz var mı? 

    Yok. 

    𒀸 Demek ki yazdıklarınızı biriktiren biri değilsiniz. 

    Hayır. Sadece zihnimde doğal bir çekmece 
    oluştururum. Şarkıyı dinlediğimde o 
    çekmecenin kendiliğinden açılması yeterlidir. 

    𒀸 Bundan sonra özellikle yazmayı istediğiniz 
    bir konu var mı? 

    İdeallerime biraz daha yaklaşmak istiyorum. 
    Artık bana daha yakın şeyler yazmak 
    istiyorum. 

    𒀸 Yani şimdiye kadarki hikâye ağırlıklı 
    anlatımınızı geride bırakmayı mı 
    düşünüyorsunuz? 

    Evet. Hem dinlemesi kolay olacak… 
    Hem de kurduğum imgeyle uyumlu. 
    Ama aynı zamanda daha gerçek olacak. 

    𒀸 Şimdiye kadar yazdığınız şiirlere 
    baktığınızda, hepsini birleştiren ortak 
    bir tema görüyor musunuz? 

    Ne söylersem söyleyeyim… Dönüp dolaşıp 
    yine “sevgi” hakkında yazdığımı 
    düşünüyorum. Sanırım sonunda vardığım 
    yer hep orası oluyor. 

    𒀸 Son zamanlarda müzik dışında ilginizi 
    çeken başka bir şey var mı? 

    İnsanlara kendimi nasıl gösterebileceğimi 
    çok düşünüyorum. Dergi fotoğraflarında 
    bile L’Arc~en~Ciel’in dünyasını daha iyi 
    nasıl aktarabiliriz diye kafa yoruyorum. 
    Bir yandan da sahnede ulaşmak istediğim 
    ideal görüntüyü düşünüyorum. 

    𒀸 Ağustos ayında Power Station’da 
    vereceğiniz tek kişilik konser kesinleşti.
    Bu konser için hedefiniz ya da beklentiniz 
    nedir? 

    Ağustos’taki Power Station konserinde 
    insanların, o zamana kadar 
    ulaşabildiğimiz en olgun hâlimizi 
    görmesini istiyorum. 

    İfade biçimimizin de L’Arc~en~Ciel’e özgü 
    bir noktaya ulaşacağını düşünüyorum. 
    Umarım insanlar bunu hem görür 
    hem de hisseder. 

    𒀸 Şu anda turnedesiniz, değil mi? 

    Bu turnede, yapmak istediğim şeyin ilk 
    adımını atmayı planlıyorum. 
    Asıl istediğim, yapmak istediğim şeyi 
    gerçekleştirebilmemi sağlayacak o
    “anahtarı” bulmak. Kafamda nasıl 
    olması gerektiğine dair bir imaj var ama 
    bunu sahnede gerçekten hayata 
    geçirip geçiremeyeceğimi görmek 
    istiyorum. Belki başarısız olacağım,
    ama ideallerime yaklaşabilmek için bunu 
    denemem gerektiğini düşünüyorum. 

    𒀸 Bu, L’Arc~en~Ciel için… ya da senin için 
    oldukça köklü bir değişim sayılır mı? 

    Hyde olarak. 

    𒀸 Yani bugüne kadarki imajınızı yıkacak 
    kadar büyük bir değişim mi? 

    Ama dışarıdan bakanlar bunu fark 
    etmeyebilir. 

    𒀸 Bu daha çok kendi içinde yaşadığın bir 
    dönüşüm mü? 

    Evet. Turne boyunca bunu tamamen 
    başarabilsem bile, belki çevremdekiler 
    bunun farkına varmayacak.
    Ama sonrasında her şeyin bambaşka 
    bir hâl alacağına inanıyorum. 

    𒀸 Ağustos ayında Power Station’da 
    vereceğiniz tek kişilik konser de kesinleşti. 
    Bu konser için nasıl bir sahne ortaya 
    koymayı hedefliyorsunuz? 

    Turne boyunca, en azından idealime biraz 
    daha yaklaşabilmeyi… hatta mümkünse ona 
    ulaşabilmeyi istiyorum. 

    İnsanların da o zamana kadar ortaya çıkacak 
    hâlimizi görmesini isterim. İfade biçimimizin 
    de L’Arc~en~Ciel’e özgü bir noktaya 
    ulaşacağını düşünüyorum. 

    Bunu hem görmelerini hem de 
    hissetmelerini isterim. 

    Kaynak: Fool’s Mate
    Yayın Yılı: 09.1993
    Orijinal Dil: Japonca
    Çeviri/Scan: Pluto Blackfish

    İlk Çeviri Yayınlama: 01.10.2025
    Revize Edilmiş Sürüm: 27.07.2026

    Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.

  • Gargoyle | Fool’s Mate | 09.93

    THE OTHERSIDE OF GARGOYLE 

    Gargoyle’un Öteki Yüzü 

    “Gyanfurā” TOSHI’nin İçerden Raporu 
    ~Osaka Bölümü~ 

    Sonunda hayranların uzun zamandır 
    beklediği o “kural tanımaz hamle” 
    sahneye çıktı! 

    Şu sıralar GARGOYLE, Kakusei Meidō 
    turnesinin adeta bis gösterimi 
    sayılabilecek iki günlük konser 
    serisiyle sahnede. 

    Sadece konseri anlatmak sıkıcı olacağı için 
    bu kez yaklaşımı tamamen değiştirdik.
    Üstelik bu kez sahne arkasına bizzat grubun 
    bir üyesi giriyor ve içeriden özel bir rapor 
    hazırlıyor. 

    GARGOYLE’un bilinmeyen perde arkasını, 
    grubun dandy basçısı TOSHI mı ortaya 
    çıkaracak?! 

    Turne günlüğünün ardından gelen bu 
    kuralları hiçe sayan özel proje acaba ikinci 
    bölüme de kavuşacak mı? (gülüş) 

    1993.7.3–4 
    Osaka Shinsaibashi MUSE HALL 
    Fotoğraflar: Yoshio Fujita, Toshiyuki Sueyoshi 

    Son günlerde her gün nemli ve bunaltıcı 
    havalar devam ediyor. Bakalım sizler bu 
    günleri nasıl geçiriyorsunuz?
    Böyle dönemlerde insanın sağlığı kolayca 
    bozulabiliyor; lütfen kendinize dikkat edin. 

    Biraz uzun bir giriş oldu galiba. 
    Merhaba, ben GARGOYLE’un basçısı TOSHI. 
    Bizim son durumumuza gelince… 

    1 Mayıs’ta yayımlanan Tenron albümümüzle 
    birlikte çıktığımız Kakusei Meidō Turnesi 
    kapsamında ülkenin dört bir yanını dolaştık.
    (Gidemediğimiz bölgelerdeki 
    hayranlarımızdan özür dileriz!!) 

    Ve sonunda GARGOYLE’un o harika “beşinci 
    üyesi” ile yeniden buluşarak geri döndük. 

    Bu kez Fool’s Mate editörlerinin desteğiyle,
    3 ve 4 Temmuz tarihlerinde Osaka MUSE 
    HALL’de gerçekleşen konserimizin perde 
    arkasını ben, TOSHI, sizlere “Inside
    Report” başlığı altında aktaracağım. 

    Kısacası bildiğiniz sahne arkası 
    yazılarından biri… (gülüş) 

    Ama bu kez küçük bir fark var. 

    Bu raporu yazan kişi grubun bizzat bir üyesi 
    olduğu için, normalde görme şansınız 
    olmayan GARGOYLE’un perde arkasını sizlere 
    biraz daha farklı bir açıdan gösterebilirsem 
    ne mutlu bana. 

    Ee, lafı daha fazla uzatmadan başlayalım. 

    3 Temmuz 
    13:30 
    Osaka’daki bir otelin lobisinde KIBA,
    SHEJA ve ekip toplandı. (KATSUJI’nin ailesi 
    Osaka’da yaşadığı için o doğrudan MUSE 
    HALL’e gelecek.) 

    Osaka’ya her gelişimde aynı şeyi 
    düşünüyorum… 
    Bir zamanlar yaşadığım bu şehirde artık 
    otelde kalıyor olmak biraz hüzün 
    veriyor. (gülüş) 

    KIBA ile SHEJA’nın ikisi de hâlâ uykudan tam 
    ayılamamış, boş boş etrafa bakıyorlar. Gerçi 
    dürüst olmak gerekirse ben de onlardan 
    farklı değilim. 

    Çünkü otelin balo salonunda sabahın erken 
    saatlerinden beri süren bir eğlence vardı ve 
    karaoke sesleri odamıza kadar geliyordu. 

    Yeter artık ama!!! (sinir) 
    Neyse… 
    Moralimizi toplayıp MUSE HALL’e doğru 
    yola çıktık. 

    14:00 
    MUSE HALL’e vardığımızda kapının önünde 
    şimdiden çok sayıda hayran bekliyordu. 
    Herkes sevdiği üyeye bir mektup verebilmek 
    ya da birkaç kelime konuşabilmek için sabırla 
    bekliyordu. 

    Her zamanki gibi… 
    Gerçekten çok teşekkür ederiz. 
    Birazdan yine birlikte harika vakit geçireceğiz. 

    14:20 
    KATSUJI de sonunda geldi. 
    Ve tabii ki elinde yine abur cuburlar vardı.
    (Tam ona yakışır.) (gülüş) 

    Bu sırada ekipmanlar da salona taşınmaya 
    başladı. Burası teknik ekibin en yoğun 
    olduğu saatler. Peki biz ne yapıyoruz? 
    Normalde hayran mektuplarını okuyor ya da 
    kendi hâlimizde vakit geçiriyoruz. 
    Ama bugün ayrıca satış standında satılacak 
    ürünler için epey imza atmamız gerekiyor. 
    Sonrasında bugünkü set listesine son hâlini 
    veriyoruz ve artık tek beklediğimiz şey prova. 

    16:00 
    Prova başladı. Aslında prova konserin en 
    önemli bölümlerinden biri.Hatta konserin 
    nasıl geçeceğini belirlediğini söylesem 
    abartmış olmam. İstediğimiz tonu 
    yakalayamazsak ayarlarla uğraşıyoruz… 
    Gitarları değiştiriyoruz… 
    Zaman akıp gidiyor… Stres artıyor… 

    Bütün bunlar da doğrudan konsere yansıyor. 
    Neyse ki bugün hiçbir sorun yaşanmadı.
    (gülüş) Her şey sorunsuz ilerledi ve prova 
    başarıyla sona erdi. KATSUJI: “Bugün de 
    elimizden geleni yapacağız!!” 

    17:00 
    Prova da bitti. Artık konser saatini bekliyoruz. 
    Bu da KATSUJI’nin dört gözle beklediği yemek 
    vakti demek. Bugünkü menü tonkatsu 
    bentoymuş. “Tonkatsu” lafını duyar duymaz 
    bir üyemizin yüzü bir anda düştü.
    (gülüş) Ama başka seçenekler de olduğunu 
    öğrenince rahatladı. 

    KATSUJI ise, “Evde yemek yiyip geldim zaten… 
    Hafif olsun diye tavuk katsu bento 
    alırım.” deyince… KIBA hemen yapıştırdı: 
    “Neresi hafif onun be!” (gülüş) 

    Kulistekilerin hepsi aynı anda başını salladı. 
    Tam o sırada görevli içeri girip, 
    “Kapılar açılıyor!” diye seslendi. 

    Biz de hemen makyajımıza yöneldik. 
    Gerçi SHEJA o sırada hâlâ imza atıyordu.
    (gülüş) SHEJA’nın kaderi ne olacak acaba? 
    Acele et SHEJA!! 

    18:55 
    Makyajımız neredeyse tamamlandı; artık 
    geriye sadece konserin başlamasını 
    beklemek kaldı. Kuliste olmamıza rağmen 
    salondan yükselen tezahüratlar rahatlıkla 
    duyuluyordu. İçeride alışılmadık derecede 
    büyük bir heyecan vardı. 

    Uzun bir aradan sonra ilk kez memleketimiz 
    Osaka’da (evet, buraya özellikle 
    “memleketimiz” demek istiyorum) tek kişilik 
    bir konser vereceğimiz için, hayranlarımız da 
    en az bizim kadar heyecanlı görünüyordu. 

    Biz grup üyeleri mi? 
    Biz de en az onlar kadar gaza gelmiş 
    durumdaydık. 

    19:10 
    Program biraz gecikmeli başladı ve sonunda 
    konser başladı. Bugünkü set listesinde, 
    Kakusei Meidō Turnesi boyunca pek 
    çalmadığımız eski parçalara da yer vermiştik. 

    Bu yüzden hayranlar ilk anda biraz şaşırmış 
    görünüyordu. Ama sonuçta onlar 
    GARGOYLE hayranlarıydı. Beklediğimiz gibi,
    o şaşkınlığı inanılmaz bir enerjiye 
    dönüştürmeyi başardılar. 

    Seyircilerin coşkusu öylesine yoğundu ki 
    sahnede sanki oksijen kalmamış gibiydi. 
    Nefes almak bile güçleşmişti. İnsan,
    her an sahnede yığılıp kalacakmış gibi 
    hissediyordu. Sanırım konser boyunca 
    hissedilen o yoğun gerilim de tam olarak 
    buradan geliyordu. 

    20:50 
    “Encore!” sesleri bir türlü dinmeyince yeniden 
    sahneye çıkmaya karar verdik. 
    Tam o sırada biri,  “Hadi bu kez hepimiz 
    tokkōfuku giyelim!” deyiverdi. 

    (Bu noktada muhtemelen “Kuliste neden 
    tokkōfuku var?” diye düşünüyorsunuzdur. 
    Aslında GARGOYLE olarak bir beyzbol 
    takımı kurmaya karar vermiştik. 
    Bu kıyafetleri de takım forması olarak KIBA 
    ile birlikte personelden Bay ○ ve Bay T 
    hazırlamıştı. Üstelik düşündüğünüzden de 
    havalı olmuşlardı. 
    Yakında hepimize birer tane yaptırıp 
    gerçekten bir beyzbol maçı yapmayı 
    planlıyoruz. Şimdiden hazırlıklı olun! (gülüş)) 

    Seyirciler bizi o kıyafetlerle görünce doğal 
    olarak şaşkına döndü. Ama sonuçta burası 
    Osaka… Biz de bu fırsatı sonuna kadar 
    eğlenerek değerlendirdik. 

    21:10 
    Konser tamamen sona erdi. 
    Kulise döndüğümüzde bizi tanıdık yüzler 
    karşıladı. Uzun zamandır görüşemediğimiz 
    dostlarımızla hasret giderdik ve ardından hep 
    birlikte Osaka gecesine karıştık. 

    Ertesi gün de konser olduğu için aslında, 
    “Bu akşam fazla kaçırmayalım.” 
    diye konuşmuştuk… 

    Ama sonrasında neler olduğunu artık sizin 
    hayal gücünüze bırakıyorum. (gülüş) 

    Fotoğraf açıklamaları:

    ▲ KATSUJI’nin elinde her zamanki gibi 
    yine abur cubur vardı. 

    ▲ Efsanevi “Osaka Yankees” sonunda 
    ortaya çıktı?! 

    ▲ 3 Temmuz, konser başlamadan 
    hemen önce. 

    4 Temmuz 
    12:30 
    Osaka’daki bir otelin lobisinde bu kez 
    personelden Bay ○, Tokyo’dan bizi 
    izlemeye gelen Bay S ve ben toplandık. 

    Konser salonuna giriş saatimiz 15.00 
    olmasına rağmen neden bu kadar erken 
    buluştuğumuzu merak ediyorsunuzdur. 
    Sebebi basit. Üçümüz de birlikte 
    “erkeklerin romantizminin” peşine düştük. 
    (gülüş) Muhtemelen ne demek istediğimi 
    hiç anlamadınız… 
    Şimdilik sadece şunu söyleyeyim: 
    “Kyoto 7. Koşu… 8.600 yen.” (gülüş) 

    #Pluto: at yarışı arkadaşlar shhshs

    14:30 
    Tekrar otelin lobisindeyiz. Bu kez SHEJA da 
    konser salonuna gitmek üzere aşağı indi. 
    KIBA’nın da gelmesi gerekiyordu ama… 
    Yok. (gülüş) 

    Personelden biri odasına bakmaya gittiğinde 
    öğrendik ki KIBA, bembeyaz yastığıyla 
    birlikteruhlar âlemi üzerine biraz daha 
    sohbet etmeye karar vermiş. 
    Anlaşılan yolculuğu henüz bitmemişti. (gülüş) 
    Biz de onu daha fazla beklemeden yola çıktık. 

    15:00 
    SHEJA ile birlikte salona girdik. 
    Daha içeri adımını atar atmaz gitarını eline aldı 
    ve parmaklarını ısıtmaya başladı. 
    “Dünkü konserden kafasına takılan bir şey mi 
    kaldı acaba?” diye düşünürken… 
    Hiç de öyle değilmiş. 

    Bir anda “Taiyō ni Hoero!” temasını çalmaya 
    başladı. (gülüş) 
    MUSE HALL çalışanları kahkahalara 
    boğuldu. SHEJA’nın keyfi de yerine 
    gelmiş görünüyordu. 

    15:20 
    Biraz gecikmeli de olsa KATSUJI geldi. 
    Ve tahmin edeceğiniz üzere… 
    Elinde yine bir kutu dolusu abur cubur vardı. 
    “Sen gerçekten iflah olmaz bir adamsın!” 

    O sırada SHEJA ise hayranlardan gelen 
    hediyeleri büyük bir keyifle inceliyordu. 
    Derken gözüm KATSUJI’ye takıldı. 

    Az önce gelmişti… 
    Şimdiyse çoktan uyuyakalmıştı. 
    Hey… 
    Şimdi uyumanın sırası mı? 

    Hem bol bol yiyip hem de bol bol uyuyan 
    KATSUJI bakalım daha ne kadar büyüyecek? 

    (Bu arada gruba katıldığından beri hâlâ 
    büyümeye devam ettiğini de söylemeden 
    geçmeyelim!!) 

    15:50 
    KIBA sonunda salona ulaştı. Yüzünde tarifsiz 
    derecede huzurlu bir ifade vardı. Anlaşılan 
    ruhlar âlemine yaptığı yolculuk mutlu sonla 
    noktalanmıştı. Ne güzel, ne güzel. (gülüş) 

    16:00 
    Prova başladı. Dünkü konser sırasında 
    herkesin kafasına takılan ayrıntılar tek tek 
    gözden geçirildi. Bugün her şey kusursuz 
    olmalıydı. SHEJA’nın tek cümlesi ise şuydu: 
    “Bugün işin özüne ineceğiz!!” 

    17:00 
    Prova da sorunsuz tamamlandı. Artık konser 
    saatini beklerken son hazırlıkları yapıyoruz. 
    Bu arada KATSUJI’nin bugünkü menüsünü de 
    açıklamadan geçemeyeceğim. 
    Big Mac  
    Filet-O-Fish  
    Teriyaki Burger  
    Cheeseburger  
    Elmalı Turta  
    … 

    Gerçekten inanılmaz. Adeta çelikten yapılmış 
    bir mide… Dipsiz bir kuyu… 
    İşte GARGOYLE’un meşhur “yemek komutanı.” 
    (gülüş) 

    O sırada KIBA ise kulisin bir köşesinde 
    sessizce gözlerini kapatmış, zihnini 
    konsere hazırlıyordu. 
    Şu ikisinin arasındaki fark… 
    Gerçekten tarif edilemezdi. 

    18:40 
    Konserin başlamasına artık çok az kalmıştı. 
    SHEJA, kostümlerinin önünde durmuş, 
    “Bugün hangisini giysem acaba?” 
    diye kendi kendine düşünüyordu. 

    KIBA son kez makyajını kontrol ediyor… 
    Personel oradan oraya koşturuyor… 
    Kulisteki hava giderek hızlanıyordu. 

    Biz de hep birlikte bugünkü set listesini 
    son kez gözden geçirdik. Artık geriye tek 
    bir şey kalmıştı. Sahneye çıkıp elimizden 
    gelenin en iyisini yapmak. 

    19:00 
    Konser başladı. Dün nasılsa… Bugün de 
    en az onun kadar ateşliydi. Salondaki 
    GARGOYLE hayranları, dünkünden bile 
    daha güçlü bir enerji yayıyordu. 

    Sanki herkes, o tek bir ana bütün 
    duygularını sığdırmaya çalışıyordu. 
    O anda hissettikleri her şeyi paylaşmak… 
    Ve içinde biriktirdiği her şeyi o anın içine 
    bırakmak ister gibiydiler. 

    Belki de bu yüzden o salon, 
    insanı yalnızca birkaç saatliğine içine alan 
    geçici bir dünyaya dönüşmüştü. 

    Bu, bedenlerin değil… 
    Ruhların birbirine dokunduğu bir konserdi. 
    Encore’ın ardından… 

    Son encore da sona erip sahneden indiğimiz an… 
    Hepimiz olduğumuz yere çöktük. Ne konuşacak 
    hâlimiz kalmıştı… Ne de kıpırdayacak. 
    Hem zihnimiz hem bedenimiz tamamen tükenmişti. 
    KIBA’nın tek söylediği ise şuydu: 
    “Artık söyleyecek de bir şey yok… Yapacak da.”

    21:05 
    Böylece Osaka MUSE HALL’deki iki günlük konser 
    serimiz de sona ermiş oldu. 
    Peki üyeler neler hissediyordu? 

    SHEJA “Her şeyden önce şu tokkōfuku 
    olayı harikaydı. O kıyafetlerle sahneye 
    çıkabilmiş olmak beni inanılmaz mutlu etti. 
    İçimdeki Yokohama Ginbae ruhu resmen 
    yeniden uyandı. Bir gün yine mutlaka o 
    kıyafetlerle sahneye çıkmak istiyorum. 
    Şimdiden bana söz verin!” (gülüş) 

    KATSUJI “Ne hissettiğimi mi soruyorsunuz? 
    Tek kelimeyle harikaydı.Uzun zaman sonra 
    yeniden sahneye çıkacağımız için acaba 
    nefesim yeter mi diye düşünmüştüm ama 
    hiç öyle olmadı. Aksine inanılmaz keyif aldım. 
    Özellikle ikinci gün… 
    Kendimi öyle iyi hissediyordum ki… 
    ‘Bugün elimden her şey gelir!’ diye düşündüm. 
    Her zamanki gibi bana bir kez daha, 
    ‘LIVE gerçekten bambaşka bir şeymiş.’ 
    dedirten iki gündü. Bir de konser bittikten 
    sonra yediğimiz yemeğin tadı var ya… 
    İşte onu anlatmaya kelimeler yetmez! Hahaha!” 

    KIBA “… Hissettim. GARGOYLE’un; biz dört 
    üyeden ve aynı hücreleri paylaştığımız 
    beşinci üyemizden oluştuğunu… 
    Her birinizle bunu karşılıklı hissettik. 
    Birbirimize aktardık. 
    Ve anladım ki… 
    GARGOYLE var olduğu sürece ışık 
    olmaya devam edecek.” 

    TOSHI “Konser sona erdikten sonra üzerimize 
    çöken o tatlı yorgunluğu hissederken… 
    Bir yandan da içimde tarifsiz bir boşluk vardı. 
    Çünkü… O en güzel an artık geride kalmıştı.”

    22:00 
    Osaka MUSE HALL’den ayrılıp şehrin sokaklarına 
    adım attığımız anda… Sanki bizi bekliyormuş 
    gibi yağmur yağmaya başladı. 

    Adeta… 

    Bu iki gün boyunca birlikte olduğumuz 
    GARGOYLE hayranlarıyla vedalaşmamıza 
    gökyüzü de eşlik ediyordu. 
    … 

    Ne kadar romantik bir geceydi. (gülüş) 

    İşte böyle… 

    Osaka MUSE HALL’de geçen iki günün 
    “TOSHI’nin Inside Report”unu 
    sizlere aktarmaya çalıştım. 

    Umarım keyifle okumuşsunuzdur. 

    Konser denen şeyin gerçek duygusunun 
    ancak sahnenin içinde yaşanabileceğine 
    inandığım için, konserin kendisini uzun uzun 
    anlatmamayı özellikle tercih ettim. 

    Ama onun dışında kalan her şeyi sizlere 
    mümkün olduğunca aktarabildiğimi 
    düşünüyorum. Belki bir gün fırsatını bulursak… 
    Bu yazının ikinci bölümünü de hazırlamak isterim. 
    Ama şunu en baştan söyleyeyim. 
    Bu yazıyla ilgili gelecek şikâyetleri dinlemeye 
    hiç niyetim yok. (gülüş) 

    “Bir gün… Bir yerde… Seninle yine aynı güzel 
    anı paylaşabilmek dileğiyle.”
    — TOSHI 

    ▲ 4 Temmuz. Konser başlamadan 
    hemen önce. 

    ▲ SHEJA, hayranlardan gelen hediye 
    paketlerini büyük bir keyifle inceliyor. 

    ▲ Erkeklerin romantizmi/tutkusu: 
    At yarışı gazetesi. (gülüş) 

    ▲ GARGOYLE’un “yemek sorumlusu”, 
    bugün de avını bulmuş. 

    ▲ Salona gelir gelmez uykuya teslim 
    olan KATSUJI. 

    ▲ Bugün de sahnede tokkōfuku’larıyla 
    boy gösteren sert görünümlü 
    GARGOYLE üyeleri. 

    ▲ SHEJA, bugünkü kostümünü seçiyor. 

    ▲ Konserin ardından KIBA. 

    Kaynak: Fool’s Mate
    Yayın Yılı: 09.1993
    Orijinal Dil: Japonca
    Çeviri/Scan: Pluto Blackfish

    İlk Çeviri Yayınlama: 21.09.2025
    Revize Edilmiş Sürüm: 27.07.2026

    Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.

  • Gilles de Rais | Fool’s Mate | 09.93

    I WILL, YOU WILL… WE WILL 

    “Umut” Adı Verilen Işığın Sardığı Gece 

    Henüz 18 Haziran’da major çıkış albümleri 
    “Gilles de Rais”i yayımlayan 
    Gilles de Rais… 

    Canlı performanslarıyla bunu sahnede 
    kanıtlayacakları an da çok 
    geçmeden geldi. 

    Osaka ve Nagoya’nın ardından, Tokyo’daki 
    ilk tek kişilik (one-man) konserlerini 
    Shibuya Kōkaidō’da verdiler. 

    Göz kamaştırıcı ışıkların sahneye yağdığı, 
    salonu bütünüyle sardığı bu gecede;
    yeni bir başlangıcın heyecanını yaşayan 
    dört müzisyenin yüz ifadelerini sizlere 
    aktarıyoruz. 

    4 Temmuz 1993 (Pazar) 
    Shibuya Kōkaidō 

    Yazı: Reiko Arakawa 
    Fotoğraflar: Saori Tsuji 

    Major çıkışlarını kutlamak amacıyla 
    düzenlenen Tokyo–Nagoya–
    Osaka turnesinin son durağı… 
    4 Temmuz’daki Shibuya Kōkaidō 
    konseriydi. 

    14 Mart’ta yine aynı salonda düzenlenen 
    “Karei naru Mashō” etkinliğinden bu 
    yana ilk kez sahneye çıkıyorlardı. 

    Üstelik bu, grubun Shibuya Kōkaidō’daki
    ilk tek kişilik konseriydi. Dolayısıyla 
    yalnızca hayranlar değil, grup üyeleri de 
    bu geceyi büyük bir heyecanla bekliyordu. 

    “Nasıl bir konser izleyeceğiz?” 

    diye sabırsızlanan hayranlar arasında, 
    “BECAUSE” albüm kapağındaki gibi yüzünü 
    bandajlarla sarmış olanlar bile vardı. 

    Saat altıyı yaklaşık on dakika geçerken… 
    Salonu ağırbaşlı bir açılış müziği kapladı. 

    İnce yarı saydam perdenin arkasından güçlü 
    ışıklar seyircilerin üzerine doğru vuruyor,
    o ışığın içinde sahne dekoru ve grup 
    üyelerinin siluetleri yavaş yavaş beliriyordu. 

    Coşkulu tezahüratlar eşliğinde açılış şarkısı 
    olarak yeni albümün ilk parçası “De-Light” 
    başladı. Sanki… 
    “İşte verdiğimiz kararın cevabı bu!” 
    dercesine güçlü bir başlangıçtı. 

    Özel efektlerin desteğiyle tempo hiç 
    düşmeden “BLACK LIST”e geçildi. 

    Sahnenin tam ortasında spot ışıklarının 
    altında duran JOE… Baştan ayağa beyaz 
    kostümü, üzerine düşen renkli ışıkları 
    yansıtarak adeta sahnenin merkezine 
    dönüşüyordu. 

    Üçüncü şarkı “Omae no Hebi ni Naru” idi. 
    Bu parçada DEE’nin zıplarcasına ilerleyen 
    slap bas yürüyüşü, şarkının atmosferini 
    daha da güçlendiriyordu. JOE mikrofona 
    gelir gelmez ilk sözünü söyledi. 

    “Özlemişim sizi beee!!” 

    Ardından salona seslendi. 

    “Bugün bu Shibuya Kōkaidō artık 
    Gilles de Rais’in!” 

    Daha ilk konuşmasından bile ne kadar 
    heyecanlı olduğu belli oluyordu. 

    Konser yeni şarkılarla peş peşe ilerlediği için… 
    Hem grup… Hem de seyirciler… 
    Biraz gergin gibiydi. Ama dördüncü şarkı 
    “BECAUSE” başlar başlamaz bütün o 
    çekingenlik kayboldu. Seyircilerin tepkisi
    adeta 

    “İşte bunu bekliyorduk!” der gibiydi. 

    Nakaratta grup ile seyircinin sesleri 
    kusursuz biçimde birleşiyordu. 

    Birbirlerinin duygularını doğrularcasına… 

    Ardından gelen “MOONLIGHT LOVERS”da
    da aynı uyumu sürdürdüler. 

    Konserin ortalarında JOE bir anısını anlattı. 

    “Gençliğimden beri hep gruplarda çaldım.
    O zamanlar sevdiğim biri vardı… Sonra 
    yollarımız ayrıldı. Los Angeles’a gittim. 
    İşte birazdan çalacağımız şarkı,
    o günlerde hissettiklerimi en dürüst 
    biçimde anlatıyor.” 

    Ve ardından… 

    “Ayamachi wa Rokugatsu no Ame.” 
    (“Yanılgı Haziran Yağmuru”) 

    Sahne yağmur yağıyormuş hissi veren bir 
    dekorla kaplandı. 

    JOE eline akustik gitarını aldı. Onu izlerken 
    insanın aklına tek bir düşünce geliyordu. 
    Sanki artık var olmayan geçmişteki 
    kendisine… Ve artık yanında olmayan o 
    genç kadına… Şarkı söylüyordu. 

    Bu hüzün bütün salonu sessizce sardı. 
    Her enstrüman parçaya biraz daha drama 
    katıyordu. Ama özellikle JACK’in klavyeyle 
    iç içe geçen yumuşacık gitar solosu…  

    Hiç kuşkusuz herkesin kalbine dokundu. 

    Konser artık son bölüme giriyordu. 

    JOE’nun “Hadi! İkinci yarıyı ateşleyelim!” 
    sözünün ardından salon yeniden 
    hareketlenmeye başladı. 

    Grubun klasikleşmiş parçaları peş peşe 
    geldi. Kendilerine özgü keskinlikleri ve 
    enerjileriyle seyirciyi tamamen 
    konserin içine çektiler. 

    “Kuzureochiru Mae ni” sırasında JOE’nun 
    sesi ile seyircinin hep bir ağızdan söylediği 
    nakarat birbirine karışıyor… Bu coşku
    durmadan büyüyerek “FOLLOW ME”ye 
    ulaşıyordu. SINN’in ileri doğru koşuyormuş 
    hissi veren ritmi… DEE ile JACK’in sert ama 
    berrak tınıları… Hepsi tek bir noktaya
    doğru birlikte koşuyormuş
    hissi yaratıyordu. 

    “İster live house olsun ister Shibuya Kōkaidō…
    Bizim için fark etmez!” 

    JOE’nun bu sözlerinden sonra gelen 
    son iki şarkı… 

    “COSMO” ve “Satsui” oldu. 

    Tam bir yıl önce ilk kez sahnede 
    seslendirilen “COSMO”… 

    Bugün artık Gilles de Rais’in geleceğini 
    gösteren çok daha büyük bir parçaya 
    dönüşmüştü. Ardından JOE’nun 
    “Öldürüüüün!!” çığlığıyla başlayan 
    “Satsui”… 

    İşte konserin zirve noktası buydu. 
    Sanki önündeki bent yıkılmış
    dev bir nehir gibi… 

    Grubun ve seyircinin duyguları tek bir akış 
    hâline geldi. Salon sarsılıyor gibiydi. 
    Bu muazzam birlik duygusu… Kelimenin 
    tam anlamıyla unutulmazdı. 

    Encore başladığında salon bir kez daha 
    tezahüratlarla doldu. DEE mikrofonu 
    eline alıp bağırınca alkışlar daha da 
    yükseldi. Ardından JOE son kez seslendi. 

    “4 Temmuz… Gilles de Rais için 
    harika bir başlangıç oldu!” 

    Ve geniş sahnenin bir ucundan diğer 
    ucuna koşarak söyledikleri şarkı… 

    “WILL.” 

    İkinci encore’da önce grup üyeleri tanıtıldı. 
    Sonra ise seyircinin “Daha bitmedi!” diyen 
    beklentisine cevap verircesine 
    “SUICIDE” başladı. 

    Salon defalarca “SUICIDE!” diye haykırırken 
    konser de sona erdi. 

    Grup kısa süreliğine sahneden ayrıldı. 
    Fakat dinmek bilmeyen alkışlar onları 
    yeniden geri getirdi. Tekrar sahneye çıktılar. 
    Seyircilere tek tek teşekkür ettiler. 
    Birbirlerine sarıldılar. Ve bu gecenin 
    başarısını birlikte kutladılar. 

    4 Temmuz… 

    Gilles de Rais için gerçekten yeni bir 
    başlangıcın günüydü.  

    Sahneden ayrılırken DEE ile SINN’in… 

    Salondan ayrılmaya kıyamıyormuş gibi 
    seyircilere son kez bakıp söyledikleri 
    tek kelime kaldı geriye. 

    “Arigatō!” 

    (Teşekkür ederiz!) 

    Kaynak: Fool’s Mate
    Yayın Yılı: 09.1993
    Orijinal Dil: Japonca
    Çeviri/Scan: Pluto Blackfish

    İlk Çeviri Yayınlama: 16.09.2025
    Revize Edilmiş Sürüm: 22.07.2026

    Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.

  • AION | Fool’s Mate | 09.93

    Sınırları Parçalayan! Öfke Dolu D.BOUND 

    “Z [zetto]” TOUR FINAL 

    30 Haziran 1993 (Çarşamba) 
    Shibuya Kōkaidō 

    2 Haziran’da yeni albümleri “Z [zetto]”yu 
    yayımlayan, yeni kadrosuyla yeniden 
    doğan AION… 

    Eski VIRUS davulcusu Shuu’yu kadrosuna 
    katan grup, Osaka ve Nagoya konserlerini 
    başarıyla tamamladıktan sonra sonunda 
    tam kadro ve tam güçle Tokyo’ya çıktı. 

    “Z” ile “ZERO” döneminin ruhuna dönüşü 
    başarıyla gerçekleştiren AION’un bu yoğun 
    enerjisi, sahneye nasıl yansıyacaktı? 

    Dört kişinin tek bir bütün hâline geldiği o 
    olağanüstü gücü, şimdi doğrudan konser 
    alanından aktaralım. 

    Yazı: Masato Tojo 
    Fotoğraflar: Yohsuke Komatsu 

    Son günlerde yeniden doğan AION’un 
    albümü “Z [zetto]” neredeyse sürekli 
    çaldı kulaklarımda. 
    Geçen sayıda yayımlanan uzun röportajın 
    sonunda IZUMI şakayla karışık, 
    “Aslında artık sıkıldım ama.” (gülüyor) demişti. 

    Ama dürüst olmam gerekirse… Ben hâlâ 
    sıkılmadım. İlk dinleyişte yarattığı etki zaten 
    çok güçlüydü. Fakat albümü tekrar tekrar 
    dinledikçe insan, onun ne kadar derin bir 
    çekim gücüne sahip olduğunu daha iyi
    fark ediyor. 

    İşte tam da bu yüzden Z Touru büyük bir 
    heyecanla bekliyordum. Programım 
    nedeniyle Osaka ve Nagoya konserlerine 
    gidememiştim. Ama sonunda… 

    Hayır… 

    Nihayet sıra Tokyo çıkarmasına gelmişti. 
    30 Haziran. Shibuya Kōkaidō. Ve Z Tour’un 
    final gecesi. 

    Saat 18.48. 
    Salon bir anda karanlığa gömüldü. 

    Albümdeki açılışla aynı ürkütücü SE “Z”, 
    kapkaranlık salonun içinde gururla 
    yankılanıyordu. Sahnenin önüne gerilmiş 
    ince yarı saydam perdeye lazerlerle dev 
    bir “Z” yansıtıldı. Renkler durmadan 
    değişiyordu. 

    Dikkatle bakınca IZUMI’nin gitarına 
    yerleştirilmiş flaşın da ritimle birlikte yanıp 
    söndüğü fark ediliyordu. 

    Derken… 

    Dört siluet dimdik sahnede belirdi. İnsanın 
    tüylerini diken diken eden bir açılıştı. Hiç 
    vakit kaybetmeden ağır ve ezici “TRUTH” 
    başladı. Şarkının ağırlığına uygun biçimde 
    grup üyeleri gereksiz hiçbir harekete 
    başvurmuyordu. Sadece dimdik duruyorlar… 

    Ve o duruş bile başlı başına büyük bir 
    güç hissettiriyordu. İşte bu sağlamlık, 
    AION’un artık ulaştığı olgunluğu gözler 
    önüne seriyordu. Ardından melodik ama
    son derece hızlı “IRA IRA” geldi. 
    “Muhteşem!” Başka söze gerek 
    bırakmayan kusursuz bir akıştı. 

    Üstelik her kısa duraklamada bambaşka 
    renklere bürünen ışık tasarımı gerçekten 
    olağanüstüydü. 
    Konser daha ilk dakikalarından itibaren 
    unutulmayacak görüntüler sunmaya 
    başlamıştı. Bu ihtişamlı ışıklar AION’u 
    olduğundan da görkemli gösteriyordu. 

    Belki de mesele ışıklar değildi… 

    Belki de grubun sahne karizması artık 
    eskisinden çok daha güçlü hissediliyordu.  

    Yeni albüm parçalarının canlı performansı 
    zaten kusursuza yakındı. Buna ek olarak 
    “HUMAN GRIEFMAN” ile “愛音” ve 
    “BE AFRAID” arasında kurulan medley 
    düzenlemesi… Eski şarkılardaki o keskin 
    ve tertemiz performans… 
    Hepsi özellikle övgüyü hak ediyordu. 

    Ve tabii ki… 

    Yeni davulcu Shuu. AION’un içine böylesine 
    doğal oturan bir davulcu görmek gerçekten 
    büyük keyifti. Konser ilerledikçe insanın 
    içinde tek bir düşünce oluşuyordu. 

    “Galiba şu ana kadar izlediğim en iyi
    AION konserini izliyorum.” 

    Orta bölüm adeta Z albümünün geçit 
    törenine dönüştü. NOV’un vokali, 
    albümdekinden bile daha dramatik duyulan 
    “SEA OF YOUR EYES” ile zirveye 
    ulaşıyordu. Arka fonda Los Angeles’ı 
    andıran masmavi gökyüzü beliriyordu. 
    Yaklaşık on dakika süren uzun bir parça 
    olmasına rağmen tek bir an bile uzun 
    hissettirmiyordu. 

    Dramatik yapısı dinleyiciyi sürekli içinde 
    tutuyordu. Ardından gelen enstrümantal 
    “PETER VI” ve her üyeye ayrılan solo 
    bölümleri hakkında ise… 

    Bu kez özellikle yorum yapmayacağım. 

    Güneş gözlüğünü takarak sahneye çıkan 
    DEAN, gösterişli kostüm değişimiyle birlikte 
    “SO MANY”yi seslendirdi. Şarkının 
    yarattığı ferahlık hissiyle aynı anda bütün 
    salon ışığa boğuldu. 

    Ve sonra… 

    Gecenin en büyük anı geldi. İlk kez canlı 
    seslendirilen… “D. BOUND.” … İnanılmazdı. 

    Hayır… 

    Kelimeler yetmiyor. 

    Böylesine karmaşık, böylesine teknik, 
    böylesine nefes kesici bir parçayı bile 
    kusursuz çalıyorlardı. Ardından gelen 
    “JACK” son darbeyi vurdu. Yükselen 
    alevler… Biraz daha hızlandırılmış 
    “CONFESSION”… Ve buna rağmen en 
    ufak bir dağınıklık bile yoktu. 

    Gerçekten… İnanılmazdı. 

    Encore bölümü doğrudan “PLANET” ile 
    başladı. Salondaki AION ailesi her sözü 
    büyük bir coşkuyla söylüyordu. Ardından 
    “THINK EVER AFTER.” Burada özellikle bir 
    isimden bahsetmek gerekiyor. 

    Shuu. 

    Son dönemde izlediğim konserler 
    arasında beni en fazla etkileyen davul 
    performanslarından birini sergiledi. 
    Çalımında hem dolgun bir ağırlık vardı… 
    Hem de jilet gibi keskin bir netlik. (gülüyor) 
    Böyle bir dengeyi yakalamak gerçekten 
    kolay değil. 

    “Sonbaharda yeniden görüşeceğiz.” 

    Bu sözlerin ardından grup “VIOLENT
    BLAZE” ile sahneden ayrıldı. Salonda ise 
    “PETER VI” çalmaya devam ediyordu. 
    Konser boyunca sevinçten sahnede 
    yuvarlanacak kadar coşkulu olan NOV’un 
    söylediği tek cümle hâlâ kulaklarımda. 

    “Bizim doğru bulduğumuz AION işte bu.” 

    Ben de aynı fikirdeyim. 

    Evet… 

    Ben de AION’u tam da böyle seviyorum. 

    Ah… 

    Keşke daha fazla konserlerini izleyebilsem. 

    Gerçekten… 

    İnsan bağımlısı oluyor. 

    Kaynak: Fool’s Mate
    Yayın Yılı: 09.1993
    Orijinal Dil: Japonca
    Çeviri/Scan: Pluto Blackfish

    İlk Çeviri Yayınlama: 15.09.2025
    Revize Edilmiş Sürüm: 22.07.2026

    Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.

  • YMO | Fool’s Mate | 09.93

    YMO / TOKYO DOME 
    1993 – YMO Yeniden Doğuyor 

    “Dağılma”nın ardından geçen yıllardan sonra, 
    1993 – YMO 
    Yeniden Doğuyor projesi, 26 Mayıs’ta 
    yayımlanan TECHNODON albümünü de 
    arkasına alarak yalnızca bu kez 
    gerçekleşeceği söylenen sahneye çıktı. 

    10 ve 11 Haziran’da Tokyo Dome’un dev 
    kubbesi altında gerçekleştirilen bu görkemli 
    buluşmanın son gecesi olan 11 Haziran 
    konserine birlikte göz atalım. 

    11 Haziran 1993 

    Yazı: Eiichi Yoshimura 
    Fotoğraflar: Saori Tsuji 

    1980’lerde toplumsal bir fenomene 
    dönüşmüş bir grup olan YMO söz 
    konusu olunca, yeni albümün ardından 
    gerçekleştirilecek bu iki günlük Tokyo
    Dome konserinin nasıl bir içerikle 
    karşımıza çıkacağı doğal olarak büyük 
    merak konusuydu. 

    Elbette bazı dinleyiciler “Rydeen” ya da 
    “Technopolis” gibi klasiklerin yeniden 
    sahneye taşınmasını umuyordu. Ancak 
    sonuç, herkesin bildiği gibi bambaşka 
    oldu. Ortada ne gösteriş uğruna yapılmış 
    yapay sürprizler vardı… Ne de geçmişe 
    yaslanan zorlama bir nostalji. 

    Sahnede sunulan şey, 90’ların doğal 
    akışı içinde gelişen çağdaş tekno 
    anlayışıydı. 

    Tokyo Dome’daki dev ekranlar ve kubbeye 
    yansıtılan çarpıcı görüntüler görsel 
    açıdan gerçekten etkileyiciydi. Ancak iş 
    müziğe geldiğinde grup son derece 
    sade bir yol izledi. 

    TECHNODON albümündeki parçalar 
    neredeyse albüm sırasına sadık kalınarak 
    seslendirildi. Aralara ve encore bölümüne 
    ise geçmişten birkaç hit şarkı serpiştirildi. 

    Hepsi bu. 

    Ben bunun doğru bir tercih olduğunu 
    düşünüyorum. Çünkü sahnede 
    gördüğümüz şey… 

    Hayranların beklentilerine hoş görünmeye 
    çalışan bir YMO değildi. Geçmişe dönüp 
    nostaljiye sığınan bir YMO da değildi. 
    Karşımızda duran şey, olduğu gibi 
    1993’ün YMO’suydu. 

    Bunun en açık göstergelerinden biri de 
    açılış grubunun The Orb olmasıydı. 
    Bu seçim başlı başına bir mesaj 
    niteliği taşıyordu. 

    The Orb’un kurucularından Dr. Alex
    Paterson, 90’ların elektronik müzik 
    anlayışını temsil eden en önemli 
    isimlerden biriydi. 

    Çünkü 90’ların tekno müziği artık eski 
    anlamdaki tekno-pop değildi. House 
    müziğini temel alan, kulüp kültürüyle 
    iç içe gelişen yeni bir elektronik 
    müzik anlayışıydı. 

    Bu açıdan bakıldığında, güncel tekno üreten
    YMO’nun kulüp atmosferinden adeta on
    bin ışık yılı uzak bir mekân olan Tokyo 
    Dome’da konser vermesi ilk bakışta 
    oldukça zorlayıcı görünüyordu. 

    Buna rağmen ses sistemi öylesine başarılı 
    hazırlanmıştı ki, insan zaman zaman 
    kendisini Tokyo Dome’da değil de çok daha 
    uygun akustiğe sahip bir salondaymış gibi 
    hissediyordu. 

    Elbette böylesine büyük bir mekân 
    seçilmesinin nedeni yalnızca müzik değildi. 
    YMO’yu görmek isteyen on binlerce insanı 
    ağırlayabilecek tek yer de burasıydı. İlk gün 
    ikinci katın en üst sıralarında birkaç boş 
    koltuk göze çarpsa da… 
    Bu son gece tamamen kapalı gişeydi. 

    Set List 

    Birinci Bölüm 
    Be a Superman  
    Nanga DEF?  
    Floating Away  
    Dolphinity  
    I Tre Merli  
    High-Tech Hippies  

    Burada ilk bölüm sona eriyor. Ardından kısa 
    bir ara niteliğinde hazırlanan nostalji 
    bölümüne geçiliyor. Beklendiği gibi 
    salonun coşkusu da bir anda yükseliyor. 

    Nostalji Bölümü 
    Castalia  
    Behind the Mask  
    Chinese Woman  

    İlginçtir ki dağıtılan konser kitapçığında bu 
    bölümde “UT” adlı parçanın da yer alacağı 
    belirtilmişti. Ancak ne ilk gece ne de 
    ikinci gece bu şarkı çalındı. Ardından konser 
    yeniden TECHNODON albümünün 
    ikinci yarısına dönüyor. 

    İkinci Bölüm 
    Nostalgia 
    Silence of Time  
    Waterford  
    O.K  
    Chance  

    Final parçası “Chance”, geçmiş YMO 
    parçalarından alınan sayısız göndermeyi 
    içinde barındıran adeta bir YMO
    mega-mix’i gibiydi. 
    Bu yüzden konseri kapatmak için bundan 
    daha uygun bir seçim düşünülemezdi. 
    Kısa bir aranın ardından sıra encore 
    bölümüne geliyor. 

    Encore 
    Pocket Full Rainbows 

    Bu bölüm aslında klasik anlamda canlı bir 
    performans değildi. Arka planda kayıt 
    çalarken üyeler, neredeyse idol gruplarını 
    andıran eğlenceli bir koreografi sergiliyordu. 

    YMO’nun oyunbaz tarafını göstermesi 
    açısından hoştu. Yine de olmasa da eksikliği 
    hissedilmeyecek bir bölümdü. Ardından 
    grubun ilk albümünden gelen iki klasik 
    geceyi noktaladı. 

    Tong Poo  
    Firecracker 

    Konserin orta bölümündeki eski parçalar 
    günümüz anlayışına göre yeniden 
    düzenlenmişti. Ancak yalnızca bu iki eser, 
    geçmişteki düzenlemelerine sadık 
    kalınarak seslendirildi. İşte bu yüzden 
    etkileri daha da güçlüydü. 

    Ne kaba… 

    Ne de seyirciyi memnun etmek adına 
    gereğinden fazla çaba gösteren 
    bir konserdi. 

    Grubun yapmak istediği şey son derece 
    açıktı. Ve bunu başarıyla 
    gerçekleştirdiler. 

    Özellikle ikinci gece, ilk gün hissedilen 
    gerginlik neredeyse tamamen 
    kaybolmuştu. 

    Performans çok daha rahattı. 

    “Chinese Woman” sırasında doğaçlama 
    biçimde “Cosmic Surfin’” melodisinin 
    duyulması… 

    Bir zamanlar yorumladıkları Beatles klasiği 
    “All You Need Is Love”dan kısa bir pasajın 
    araya serpiştirilmesi… 

    Encore sona erdikten sonra ise 80’lerin 
    başındaki konserleri hatırlatan vocoder’lı 
    anonsun salonda yankılanması… 

    Bütün bunlar ne geçmişe körü körüne 
    bağlıydı… Ne de eski hayranlara yapılmış 
    ucuz bir jestti. Tam kararında bırakılmış 
    küçük selamlar gibiydi. Bu yüzden ister 
    eski YMO’yu sevenlerden olun… 
    İster yeni YMO’yu benimseyenlerden… 
    Bu konserden keyif almamanız 
    neredeyse mümkün değildi. 

    Her ne kadar bunun YMO’nun son yeniden 
    birleşmesi olacağı konuşulsa da… 
    Doğrusunu söylemek gerekirse… 
    Bunun burada sona ermesi gerçekten 
    büyük bir kayıp olurdu. 

    Kaynak: Fool’s Mate
    Yayın Yılı: 09.1993
    Orijinal Dil: Japonca
    Çeviri/Scan: Pluto Blackfish

    İlk Çeviri Yayınlama: 23.09.2025
    Revize Edilmiş Sürüm: 22.07.2026

    Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.

  • By-Sexual | Fool’s Mate | 09.93

    “YOUNG SPIRITS” LIVE REPORT 

    Şu sıralar tam anlamıyla yükselişte olan BY-SEXUAL, genç ruhunu sonuna kadar 
    yansıtan (gülüyor) yeni albümü “YOUNG
    SPIRITS” ile uzun zamandır beklenen yaz 
    turnesi “LIVE SPIRITS”i sonunda başlattı. 

    Aslına bakılırsa, onların durumunda bu yeni 
    albüm sanki yalnızca bu yaz turnesini 
    gerçekleştirebilmek için yayımlanmış gibiydi. 

    Tam anlamıyla… 

    “Yaz geldi, hadi coşalım!” ruhuyla 
    hazırlanmış bir çalışma. 

    O hâlde, gençlik enerjisiyle dopdolu (gülüyor) 
    geçen turnenin ilk gününe birlikte 
    göz atalım. 

    23 Haziran 1993 (Çarşamba) 
    Nakano Sunplaza 

    Yazı: Sachie Tojo 
    Fotoğraflar: Saori Tsuji 

    Yarım yıllık bir aranın ardından BY-
    SEXUAL’ın ülke turnesi nihayet 
    başladı. 

    İlk durak, Nakano Sunplaza. 

    O sabah gökyüzü, yağmur mevsimine yakışır 
    şekilde kapalı ve yağışlıydı. Ama bu hava, 
    salona gelen kimsenin keyfini kaçırmaya 
    yetmedi. 

    Daha kapıda grubun üyelerini taklit eden 
    hayranlar göze çarpıyordu. Bu zaten alışıldık 
    bir manzaraydı. Ancak BY-SEXUAL söz 
    konusu olduğunda iş bununla sınırlı 
    kalmıyordu. Tokkōfuku’lar, transparan 
    denizci üniformaları, T-back’ler, dönemin 
    grunge  modası… Hepsi aynı salonda 
    buluşmuştu. 

    Grubun özgür ruhuna yakışır şekilde, hayran 
    kitlesi de “her şey serbest” anlayışını 
    benimsemiş gibiydi. Gerçi bir tek 
    J-League modasına özenen kimseye 
    rastlamadık… 

    Hayranların kıyafetlerini izlerken konserin 
    başlaması planlanan saat çoktan yirmi 
    dakika geçmişti. Salonda çalan Vince Neil 
    yavaş yavaş kısıldı. Salon ışıkları söndü. 

    Hangi konsere giderseniz gidin, en heyecan 
    verici an her zaman açılış anıdır. 

    Kıpkırmızı takip ışıkları sahnenin iki yanından 
    seyircilerin üzerine uzanıyor. Hoparlörlerden 
    acil durum alarmı yükseliyor. Karanlığa alışan 
    gözler, sahnede beliren siluetleri seçmeye 
    başlıyor. Derken bütün tezahüratlar tek bir 
    noktada birleşiyor… 

    Ve “OH MY!” başlıyor. 

    Gerçekten nefes kesen bir açılıştı. 

    Sahne tamamen aydınlandığında, güneş 
    gözlüğünü takmış SHO sarı tonlarının hâkim 
    olduğu kostümüyle dikkat çekiyordu. Diğer 
    üyelerin kostümlerinde ise kırmızı renk 
    ön plandaydı. 

    RYÖ, yeni gitarını her zamankinden biraz 
    daha yukarıda duracak şekilde kısa askıyla 
    kullanıyordu. DEN’in bembeyaz Steinberger
    bas gitarı ise ışıkların altında göz 
    kamaştırıyordu. SHO, güneş gözlüğünü 
    seyircilere doğru fırlattıktan sonra grup hiç 
    vakit kaybetmeden “BE FREE”ye geçti. 

    Konserin daha ilk bölümünden itibaren 
    seyirciyi sürekli coşturan SHO’nun sesi son 
    derece güçlüydü. Synth düzenlemesiyle 
    dikkat çeken “DYNAMITE GIRL” sırasında 
    yaptığı meşhur monkey dance ile birlikte 
    salondaki “Julisen”ler (Juliana Tokyo’da 
    kullanılan katlanır yelpazeler) daha da büyük 
    bir coşkuyla sallanmaya başladı. 

    Juliana Tokyo’da bu yelpazeler sağa sola 
    sallanırken, burada öne arkaya hareket ediyor 
    olmaları ise işin en eğlenceli ayrıntılarından 
    biriydi. 

    RYÖ ile düet yaptığı “HAPPY BIRTHDAY
    FOR ME” sırasında kullanılanışıklandırma 
    ise gecenin en etkileyici görsel anlarından 
    birini yarattı.Salon karanlığa gömülürken 
    yalnızca üyelerin kıyafetlerinin renkleri 
    yavaşça ortaya çıkıyor, sahnede neredeyse 
    tabloyu andıran bir görüntü oluşuyordu. 

    “Yarım yıllık bir aradan sonra yeniden 
    buluşmuş sevgililer gibiyiz. SHO biraz 
    heyecanlı görünse de…” 
    (Seyirciler kahkahaya boğuluyor.) 
    “Genç ruhumuzla sonuna kadar 
    birlikte eğleneceğiz!” 

    SHO’nun bu konuşması salondan 
    büyük alkış aldı. 

    “Genç ruh”tan söz etse de, kısa süre 
    önce doğum gününü kutlayan DEN artık 
    bir yaş daha almıştı. Üstelik grup arkadaşları 
    ona hiçbir hediye almamıştı. Bunun üzerine 
    DEN de kendi kendine bir video kamera 
    satın alıp o günkü konseri kaydetmek 
    üzere yanında getirmişti. 

    Konserin henüz ilk yarısında SHO’nun bu 
    kadar konuşkan olması ise pek alışıldık bir 
    durum değildi. 

    Buradan itibaren yeni albümden parçalar 
    peş peşe seslendirildi. BY-SEXUAL’ın ilk
    shuffle ritmine sahip şarkısı “SEXY CAT”, 
    canlı performansta beklenenden çok daha 
    etkileyici bir izlenim bıraktı. 
    Sahnenin arkasını kaplayan kırmızı ışıklar 
    eşliğinde çalınan “CHASE” ise, RYÖ’nün 
    vokalinin melodiyi daha da belirgin hâle 
    getirdiği anlardan biriydi. 

    “4D POCKET turnesinde HAPPY
    BIRTHDAY FOR ME’i dans 
    ederek söylemeyi düşünüyorduk.” 
    (Salondan “Kyaa~!” çığlıkları yükseliyor.) 
    “Ama bugün onu zaten yaptık. O yüzden 
    yeni albümden BEGINNER’S DANCE ile 
    sadece biraz…” 
    (Salonu yeniden büyük tezahüratlar kaplıyor.) 
    “…Böyle bir şey bekliyor muydunuz?”
    (gülüşmeler) 

    Elbette bekliyorduk! 

    SHO’nun, “Bunu tek başıma yapmak biraz 
    utandırıyor. Siz de dans ederseniz çok 
    sevinirim.” sözlerinin ardından sahne ile 
    seyirciler “BEGINNER’S DANCE” 
    eşliğinde tek bir bütün hâline gelerek 
    dans etmeye başladı.

    Albüm röportajında söz ettikleri yaz turnesi 
    gerçekten gerçekleşirse, bu şarkının adeta 
    Young Spirits versiyonu bir bon odoriye 
    dönüşmesi hiç de şaşırtıcı olmazdı.
    Belki biraz fazla ileri gidiyoruz ama… 
    (gülüşmeler). 

    Bu sıcak ve samimi atmosferin ardından 
    sahne ışıkları aniden değişti ve yerini 
    karanlık atmosferiyle “NERVOUS” aldı.

    Arka fonda, grubun ilk dönem logosunu 
    taşıyan büyük bir bayrak belirdi. Bu 
    karanlık havanın üzerine dans ritmiyle 
    düzenlenmiş kısa bir enstrümantal bölüm 
    eklendi ve ardından coşku yeniden 
    yükselerek “WELCOME PARTY” başladı.
    Daha kontrollü temposu, gerginliği 
    hissettiren davulları ve Rock’n’Roll ağırlıklı 
    düzenlemesiyle bu bölüm, bugünkü BY-
    SEXUAL’ın ulaştığı müzikal çizgiyi 
    açıkça yansıtıyordu. 

    “Az önceki dans nasıldı? Artık ortada 
    Checkers diye bir grup kalmadığına göre, 
    onları geçmenin tek yolu dans etmekten 
    geçiyor!
    Zaten biz kendimizi bir idol grubu 
    olarak görüyoruz!” (gülüşmeler) 

    SHO’nun bu esprili MC konuşmasıyla 
    salondaki coşku bir kez daha 
    zirveye ulaştı. “WHITE CHERRY” 
    sırasında sahnenin önündeki üç üye, 
    ritme kusursuz bir uyumla aynı anda 
    zıplarken konser de ikinci yarısına 
    iyice hız kazandırdı. 

    Sahnenin tavanından sarkan ışıklar ağır ağır 
    alçalırken, DEN’in chopper tekniğiyle çaldığı 
    basın zaman zaman diğer enstrümanların 
    önüne geçmesi ses dengesini biraz 
    gölgeliyordu; bu da gecenin küçük 
    eksilerinden biriydi. 

    Bununla birlikte günün en dikkat çekici anı 
    hiç kuşkusuz “PSYCHIC DANCE” oldu. 
    Davullar elektronik altyapıya geçiş 
    yaptığında, grunge tarzı kıyafetleriyle 
    NAO sahnenin sağ arka köşesinde belirdi. 
    Elindeki tefi ritme eşlik ederek çalarken 
    tüm vücuduyla müziğe kendini bırakıyordu.
    Uzun zamandır bu performansı izleme 
    fırsatı bulamayan hayranlar ise büyük bir 
    coşkuyla karşılık verdi. 

    Bu enerji hiç kesilmeden “THANK YOU
    FOR SMILE”a taşındı. SHO, Checkers’ın 
    “Namida no Request” şarkısındaki dans 
    figürlerini andıran hareketleri seyircilere 
    göstererek salonun ilgisini tamamen 
    üzerine çekti. 

    Temposu biraz düşürülerek yorumlanan 
    “GET, START, DON’T STOP, GO GO!”ın 
    ardından konser, “PRINCESS S.O.S!!” ile 
    ana bölümünü tamamladı. Rock’n’Roll 
    ağırlıklı bu üçlü kapanış, gecenin enerjisini 
    son ana kadar korumayı başardı. 

    Enkorda ise “SO BAD BOY” yeniden 
    sahneye taşındı ve gece, “Q2” ile noktalandı. 

    Işık ile gölge… Sakinlikle hareket…
    Pop ile siber punk… 

    BY-SEXUAL eğlenceyi her zaman müziğinin 
    ayrılmaz bir parçası olarak kullanıyor. Ancak 
    bu gecenin asıl dikkat çekici yanı, tüm bu 
    zıtlıkları belirgin kontrastlar hâlinde sahneye 
    taşımasıydı. Sonuç olarak ortaya çıkan 
    konser, yalnızca yeni albümden şarkılar 
    çalan bir tanıtım gecesi değil; albümün 
    akışını, atmosferini ve kimliğini baştan sona 
    sahneye taşıyan bütünlüklü bir performans 
    olarak hafızalarda yer etti. 

    #Notlar:

    ■ Tokkōfuku (特攻服) 
    1970’lerden itibaren Japonya’daki bōsōzoku 
    (motorcu gençlik grupları) kültürüyle 
    özdeşleşen uzun işlemeli mont ve üniformalar.
    80’ler ve 90’larda Visual Kei ile rock 
    konserlerinde de sıkça görülürdü. 

    ■ Julisen (ジュリセン) 
    Katlanır plastik yelpaze. 1990’ların başında 
    Tokyo’daki Juliana Tokyo gece kulübüyle ün 
    kazandı. Dans ederken ritim tutmak için 
    kullanılırdı ve dönemin pop kültürünün 
    simgelerinden biri hâline geldi. 

    ■ Juliana Tokyo 
    1991–1994 yılları arasında faaliyet gösteren 
    ve Japonya’nın “bubble economy” döneminin 
    en ikonik gece kulüplerinden biri.
    Julisen kültürünün doğduğu yer olarak bilinir. 

    ■ Shuffle Beat 
    Rock ve blues kökenli, düz ritim yerine 
    sallanan (“swing”) bir hissiyat veren davul 
    ritmi. Konserde çalınan “SEXY CAT”,
    BY-SEXUAL’ın bu tarzı kullandığı ilk 
    şarkılardan biri olarak tanıtılıyor. 

    Kaynak: Fool’s Mate
    Yayın Yılı: 09.1993
    Orijinal Dil: Japonca
    Çeviri/Scan: Pluto Blackfish

    İlk Çeviri Yayınlama: 24.09.2025
    Revize Edilmiş Sürüm: 22.07.2026

    Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.