Der Zibet, gelecek baharda yayımlanması planlanan üçüncü albümünün kayıtlarını sürdürüyor. Okano Hajime ve Kizaki Kenji adlı iki prodüktörün ellerinde şekillenen grubun yepyeni dünyasını, kayıt sürecinin ilk bölümünden başlayarak sizlere aktarıyoruz.
Sonunda Der Zibet büyük kozunu oynuyor.
Bu yıl boyunca ülke çapında verdikleri konserlerle büyük övgü toplamaya başlayan grup, sahnede kazandığı güveni ve enerjiyi stüdyoya taşıdı. 1988 yılının Mart ayında yayımlanması planlanan üçüncü albümün kayıtları ise tüm hızıyla devam ediyor.
Bu albümün en dikkat çekici özelliği, iki farklı prodüktörle hazırlanıyor olması.
Bir tarafta PINK grubundan, Chiwaki Mayumi ve THE WILLARD gibi isimlerle yaptığı çalışmalarla tanınan Okano Hajime…
Diğer tarafta ise Ōsawa Yoshiyuki ve Koji Kikkawa gibi sanatçılarla çalışan Kizaki Kenji…
İki başarılı prodüktörün Der Zibet’in dünyasını nasıl farklı biçimlerde yorumlayacağı şimdiden büyük merak uyandırıyor.
Okano ekibi kayıtlarına Kasım ayının başında başladı ve yalnızca bir hafta içinde miks aşamasına kadar ulaştı. Başlangıçta beş parça planlanmışken çalışmalar beklenenden hızlı ilerlediği için altı şarkı tamamlandı.
Bu aşamada vokalist ISSAY ve gitarist HIKARU ile konuştuk.
HIKARU:“Kayıtlar neredeyse canlı performans gibi geçti ve gerçekten çok keyif aldık. Bilgisayar tabanlı düzenlemeleri mümkün olduğunca kullanmadık. Daha organik, daha sade ama buna rağmen oldukça gösterişli bir kayıt ortaya çıktı.”
ISSAY: “Benim için önemli olan küçük ayrıntılar değil, şarkının bütünüydü. Mesela tek tek enstrümanları dinlediğinde ‘Burada biraz eksiklik var galiba.’ diyebileceğin yerler olabilir. Ama hepsi bir araya geldiğinde ortaya çıkan his daha önemliydi. O anın enerjisini korumak istedik. Hepimiz inanılmaz odaklanmıştık. Bu yüzden birçok parça ilk kayıtta kabul edildi.”
HIKARU: “Ufak nota hataları bile kaldı. Sonradan yeniden kaydederiz diye düşünüyorduk ama sonra dinleyince fark ettik ki o enerji her şeyin önüne geçmişti. Biraz ham sayılabilir ama asıl önemli olan da buydu.”
Kayıtları dinleme fırsatı bulduk.
İlk izlenimimiz tek kelimeyle şuydu:
“Olmuş!”
Ortaya son derece canlı, tok ve fiziksel bir ses çıkmış.
Sanki grup birkaç metre önünüzde çalıyormuş gibi güçlü bir hareket hissi var. Güçlü ama kontrollü davullar, keskin ve tane tane duyulan gitar tonları dinleyiciyi doğrudan içine çekiyor.
Özellikle HIKARU’nun gitar performansı albümün en dikkat çekici yönlerinden biri.
Ton çeşitliliği, gitarın farklı renklerini ustalıkla kullanışı ve aniden patlayan solo bölümleri gerçekten etkileyici.
HIKARU: “Klavyeyi neredeyse hiç kullanmadık. Ama albümün tekdüze duyulmasını da istemedik. Bu yüzden gitarlarla birçok farklı şey denedik. Akustik gitarı da oldukça fazla kullandık.”
ISSAY’in vokali ise önceki çalışmalara göre belirgin biçimde güçlenmiş.
Sadece sesi değil, ifade biçimi de çok daha geniş bir alana yayılmış. Söyledikleri dinleyiciye doğrudan ulaşıyor.
ISSAY: “Bu kayıt sürecinde inanılmaz bir odaklanma vardı. Kayıttan önce bütün enerjimi içimde biriktiriyor, vokal kabinine girdiğim anda ise hepsini bir anda dışarı bırakıyordum. Sonuç olarak her şarkının söyleyiş biçimi ve nüansı birbirinden oldukça farklı oldu.”
“Bunun en büyük sebebi tamamen konsantre olabilmemdi. Elbette kayıtlardan önce yaptığımız uzun provaların ve şarkı sözleri üzerinde uzun uzun çalışmamızın da etkisi vardı. Sanırım bu süreç sayesinde kendimi daha net görebilmeye başladım.”
Şimdilik kayıtların ilk bölümü için söylenebilecek tek şey şu:
Der Zibet, olağanüstü bir konsantrasyonla stüdyoya girmiş ve ortaya çıkan sonuçtan fazlasıyla memnun.
Bir sonraki sayıda ise Kizaki Kenji ekibiyle gerçekleştirilen kayıtların ikinci bölümünü aktaracağız.
Beklemede kalın.
Fotoğraf: Mikio Ariga Yazı: Akira Noguchi
Kaynak: GiGS GB Yayın Yılı: 02.1988 Orijinal Dil: Japonca Çeviri/Scan: Pluto Blackfish
İlk Çeviri Yayınlama: 13.07.2024 Revize Edilmiş Sürüm: 06.07.2026
Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.
Yakışıklı erkeklere bakmak bile insanın kalbini hızlandırmaya yeter. Ama onların yalnızca dış görünüşleriyle değil, özgün teknikleri ve bitmek bilmeyen vahşi ruhlarıyla da öne çıktığını fark ettiğiniz anda, bu heyecan bambaşka bir coşkuya dönüşüyor.
DER ZIBET, tam anlamıyla büyüleyici bir heyecan kaynağı.
Üstelik sahne ışıklarının dışında son derece samimi, içten ve insanı rahat hissettiren dört kişi onlar.
Çıkışlarının üzerinden henüz iki yıl geçmiş olmasına rağmen kendilerini fazlasıyla kanıtladılar. Şimdi ise çok daha etkileyici geçeceğe benzeyen üçüncü yıllarına adım atıyorlar.
“Der Zibet’in konserini mutlaka görmelisin!”
Bunu o kadar çok kişiden duymuştum ki…
Ben de “Öyle mi?” deyip 29 Eylül’de Tokyo Bay Area’daki INK STICK Shibaura FACTORY’ye uğramaya karar verdim.
Peki sonuç?
Resmen çarpıldım.
O zarif görüntüsüyle tanıdığımız ISSAY, başından aşağı bira döküp kendini kusursuz bir dans ritminin içine bırakıyordu.
HIKARU tek gitarla çıktığına inanması güç bir ses duvarı örüyor, HAL’ın bas gitarı ile MAYUMI’nin davulları da o devasa sesi durmadan ileri taşıyordu.
Ertesi gün kendimi plak şirketini ararken buldum.
“Tek kelimeyle muhteşemdi!”
İşte bu telefon konuşmasının sonunda da bu röportaj gerçekleşti.
Karşımıza çıkan isimler vokalist ISSAY ile gitarist HIKARU oldu.
PATi PATi okurları onları yaklaşık iki yıl sonra yeniden ağırlarken, bu iki yıl içinde yaşadıkları değişimi baştan sona anlatmalarını istedik.
𒀸 O zaman başlayalım. Der Zibet’in hikâyesini baştan anlatır mısınız?
HIKARU: Grubu kurduktan yaklaşık bir yıl sonra ilk albümümüzü çıkardık. Hemen ardından da Kudankaikan’da büyük bir salon konseri verdik. Aslında dönüp baktığımda orası bizim için bir dönemin tamamlandığı yer olmuştu. O zamanki, tabiri caizse “karanlık dönemimizin” zirvesiydi. (lol)
ISSAY: Konser bittikten sonra… Sanki biz de bitmişiz gibi hissettik.
𒀸 Daha o zamandan mı?
HIKARU: Evet. “Kendi kendimize bundan sonra nereye gideceğiz?” diye düşünmeye başlamıştık. Ama hiçbirimiz ilk konuşan olmak istemiyorduk. Herkes, diğerinin ağzından çıkacak ilk sözü bekliyordu.
ISSAY: Davulcuyu saymazsak hepimiz AB kan grubuyuz ya… İnsanların karşısında idare etmeyi, her şey yolundaymış gibi davranmayı iyi biliriz. (lol)
𒀸 Ama yine de devam etmeye karar verdiniz.
ISSAY: Evet. Çünkü içimde hep belirsiz de olsa bir his vardı. “Bu heriflerle birlikte olmaya devam etmek istiyorum.” Beni ayakta tutanda buydu.
HIKARU: Sonra 1986 geldi. Her ay Shibuya’daki LIVE INN’de sahneye çıkıyorduk. Ama bir süre sonra yaratıcı olarak tıkanmaya başladık. Bizi değiştiren şey ise aynı yıl mayıs ayında başlayan Radical Dance Tour oldu. Turneye çıkmadan önce kendi kendimize, “Daha vahşi olacağız.” Dedik. Sonra konserler ilerledikçe inanılmaz keyif almaya başladık.
O zaman fark ettik ki… “Aslında rock yapmakta hiçbir sorun yokmuş.” İşte o dönemden sonra birbirimize karşı daha açık konuşmaya başladık. Kimse artık kendini saklamıyordu. Gerçi en çok rol yapan kişi bendim. (lol)
ISSAY: Doğru. O turneye kadar bizim için konser vermek, “Ayda bir kez sahneye çıkıyoruz.” demekten ibaretti. Turneden sonra ise iş, “Üç günde bir konser vermek artık normal.” noktasına geldi. (lol) Sanırım bizi değiştiren de tam olarak buydu.
𒀸 Ve sonra ikinci albüme geldiniz?
ISSAY: Evet. Ama ondan önce… Yapımcıları epey zorlayıp klavye desteği olmadan bir turneye çıkmamıza izin vermelerini istedik.
(O dönem bize destek veren klavyeci, şu anda UP-BEAT’in destek klavyecisi olan Mahito Fujiwara’ydı.)
𒀸 Bir anda dört kişi olarak sahneye çıkmak zor olmadı mı?
ISSAY: İlk iki konser biraz tehlikeliydi. Ne yapacağımızı tam kestiremiyorduk. Ama ondan sonra her şey yoluna girdi. Üstelik grup olarak sesimiz de çok daha bütünlüklü hâle geldi.
HIKARU: Aslında ilk dönemlerde Der Zibet için klavye vazgeçilmezdi…
ISSAY: “İlk dönem” mi? Desene biz artık “son dönem” olduk! (lol)
Bu turneye ilk çıktığımızda herkes, “Der Zibet klavyesiz olmaz.” diyordu. (lol) Ama şimdi dönüp baktığımda… Kudankaikan konserinden sonra yaşadığımız o tıkanıklığı aşmamız da… Klavyeyi çıkarma cesaretini göstermemiz de… Bizi bir sonraki aşamaya taşıyan en önemli adımlar olmuş.
𒀸 Bunu sana sık sık soruyor olabilirler ama… Senin için stüdyo kayıtlarıyla canlı performans tamamen farklı şeyler mi?
ISSAY: Eskiden öyle düşünüyordum. En azından o zamanlar… Kesinlikle öyleydi.
HIKARU: Bizim için plak demek, defalarca dinlense bile insanı sıkmayan bir şey üretmek demekti.
ISSAY: Ama yine de… Canlı performanstaki o duygunun bir kısmını kayda da taşıyabilmek istiyoruz.
HIKARU: İkinci albümü yaptığımız zaman kendimize çok güveniyorduk. Ama şimdi dönüp dinlediğimde… Canlı performanslarımızın çok daha iyi olduğunu hissediyorum.
ISSAY: ELECTRIC MOON & MORE CD’sinde iki canlı kayıt var. Toplam yirmi dakika sürüyorlar. (lol) Onları dinlediğim zaman bile içimden, “Yok… Canlı hâli çok daha iyi.” diyorum.
𒀸 Biraz önce söylediğin konuya dönecek olursak… O dönemlerde plaklar tekrar tekrar dinlenmek için yapılmış eserlerdi diyorsun. Peki canlı performanslar daha anlık bir şey miydi?
ISSAY: Sonuçta canlı performans dediğin şey gerçekten “canlı”. Seyircinin tepkisine göre… Normalde yapmayacağım bir yerde bir anda haykırabiliyorum. Ama işte tam da o anda ortaya çıkan şey gerçek oluyor. O yüzden çok değerli.
HIKARU: Michael Jackson gibi değil yani. (lol) Hani her hareketin önceden planlandığı… Neredeyse saçını hangi saniyede geriye atacağının bile belli olduğu gösteriler gibi değil. Benim için her şarkının içinde mutlaka tamamen özgür olabildiğim küçük bir bölüm vardır. İşte o anda her şey yerine oturursa… Tarifi zor bir his. Tabii ters giderse de insan yerin dibine girmek istiyor. (lol)
𒀸 Ama zaten gerçekten etkileyici olan şeyler de çoğu zaman tam o belirsizlikten doğuyor. Yine de Der Zibet’i izlerken dikkatimi çeken bir şey var. Doğaçlama gibi görünmesine rağmen, işin temelinde inanılmaz sağlam bir yapı hissediliyor. Bence sizi, “Canlı performans başka, plak başka.” deyip ikisini tamamen birbirinden koparan gruplardan ayıran şey de bu.
ISSAY: Çünkü iskeletimiz sağlam. Her şey onun üzerine kuruluyor.
HIKARU: Kesinlikle. Mesela konserlerde şarkı sıralamasını belirlerken inanılmaz titiz davranıyoruz. (lol) Sahnede rahat hareket edebiliyorsak… Bunun nedeni o temel yapının önceden çoksağlam kurulmuş olması.
𒀸 O zaman biraz da üçüncü albümden bahsedelim.
HIKARU: Şu anda elimizde otuzdan fazla aday parça var. Bir yandan da ekibimizden, sözleri önce yazılmış parçalar üzerinde çalışmamız yönünde bir öneri geldi. Şu sıralar daha çok bunun üzerine yoğunlaşıyoruz.
ISSAY: Aslında tam da üyeler arasında şarkı sözlerinin önemini konuştuğumuz bir döneme denk geldi.
HIKARU: Sözlerde de bugüne kadar yaptığımızın bir adım ötesine geçmek istiyoruz. Daha anlaşılır… Daha doğrudan… İnsanlara daha kolay ulaşabilen sözler yazmak istiyoruz.
𒀸 Peki ISSAY, senin yazdığın sözler de eskisine göre değişmeye başladı mı?
ISSAY: Evet. Aslında ben başından beri duygularımı pat diye söyleyebilen biri olmadım. İnsanlara doğrudan bir şey söylemek bana hep zor gelmiştir. Ama sahnede şunu fark ettim… Bazen tek bir net cümle bile seyircinin tepkisini tamamen değiştirebiliyor.
İşte bu yüzden son zamanlarda şarkı yazarken kullandığım kelimeleri çok daha bilinçli seçiyorum. Yeni albümdeki sözlerin ortaknoktası da bu. Birine doğrudan seslenmek. (lol)
İlk albüm daha çok kendime dönüktü. İkinci albüm ise daha çok belli bir kişiye sesleniyordu. Yeni albüm ise… Karşımdaki insana doğrudan konuşuyor. Sanırım değişen tarafım da tam olarak bu. (lol)
𒀸 Bu aynı zamanda kendine dışarıdan bakabilmeye başladığının da göstergesi olabilir.
ISSAY: Olabilir… Ama konserin sonlarına doğru bu mümkün olmuyor. (lol) O noktadan sonra kendimi dışarıdan izlemeye çalışırsam… İçimde büyük bir eksiklik hissi oluşuyor.
𒀸 Ama bence tam da bu yüzden güzel. Bugün birçok grup konser boyunca kendini sürekli kontrol etmeye çalışıyor. Sizde ise o kontrol zamanla kayboluyor. Ve bence sizi güzel yapan şey de bu.
HIKARU: Evet. O “ham” tarafımızı kaybetmek istemiyoruz.
ISSAY: Her şeyi en ince ayrıntısına kadar hesaplayıp kusursuz hâle getirmek istemiyoruz. Yeni albüm de aynı anlayışla hazırlanıyor. Çok güçlü bir albüm olacak. Buna gerçekten inanıyorum.
U MEET THE ROCK PARTY Vol.1
DER ZIBET LIVE
PATi PATi ROCK’N’ROLL Sunar
📍 15 Aralık – Osaka Banana Hall
📍 17 Aralık – Nagoya Heartland
🎉 250 çift (500 kişi) davetli!
PATi PATi ROCK’N’ROLL’un, dikkat çeken grupları müzikseverlerle buluşturduğu “U MEET THE ROCK PARTY” etkinlik serisinin ilk konuğu DER ZIBET oluyor.
Bu özel etkinliğe PATi PATi okurları da davetli!
Osaka Banana Hall konseri için 150 çift (300 kişi),
Nagoya Heartland konseri için ise 100 çift (200 kişi)
çekilişle belirlenecek.
Katılmak isteyenlerin aşağıdaki başvuru kuponunu gidiş-dönüş kartpostalına yapıştırarak; adını, adresini, yaşını, telefon numarasını ve katılmak istediği konseri yazarak aşağıdaki adrese göndermesi gerekiyor.
CBS Sony Publishing – PATi PATi DER ZIBET LIVE
Posta Kutusu No: 25
Chitose Postanesi
Setagaya-ku, Tokyo 156-91
Son başvuru tarihi 5 Aralık (posta damgası geçerlidir).
Kazananlara etkinlikten yaklaşık bir hafta önce iki kişilik davetiye gönderilecek.
Etkinlik günü girişte 500 yen alınacak.
Ancak bu ücret yalnızca giriş ücreti değil.
Karşılığında PATi PATi ile DER ZIBET ekibinin birlikte hazırladığı özel bir broşür verilecek.
Broşürün içinde ise grubun son LP’sindeki bir parçanın farklı versiyonunu içeren esnek plak (flexi-disc / ソノシート) yer alacak.
Oldukça özel bir hatıra!
Başvuru Kuponu PP12 DZ
Kaynak: PATi PATi Yayın Yılı: 12.1987 Orijinal Dil: Japonca Çeviri/Scan: Pluto Blackfish
İlk Çeviri Yayınlama: 11.07.2024 Revize Edilmiş Sürüm: 06.07.2026
Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.
Der Zibet’in vokalisti ISSAY, on dokuz yaşındayken bir gün ansızın bir grup kurmaya karar verdi ve ertesi gün harekete geçti.
Normalde bir grup kurarken insanların örnek aldığı bir grup ya da ulaşmak istediği belirli bir müzikal anlayış olur. Ama ISSAY’in aklında bunların hiçbiri yoktu.
Tek istediği bir grup kurmaktı.
Aslında “istemek” bile doğru kelime değil.
O bunu yapmak zorundaydı.
Der Zibet’in konserlerini izlediğimde en çok hissettiğim şey ISSAY’in içindeki huzursuzluk oluyor.
Performansın iyi ya da kötü olması, seyircinin nasıl tepki verdiği hiç fark etmiyor.
Bana hep, içinde taşan bir şeyi dışarı çıkarmaya çabalıyormuş gibi geliyor.
Buna ister “gō” (insanın sırtında taşıdığı yazgı ve yük), ister “iblis” deyin.
İşte bu yüzden müzik onun için “sevdiği”, “eğlendiği” ya da “işi” olan bir şey değil.
Onun için müzik, yapmak zorunda olduğu bir şey.
İlk LP ile ikinci LP arasındaki dönemde Der Zibet hem kadrosunu değiştirdi hem de müzikal açıdan büyük bir dönüşüm geçirdi.
Bugün özellikle sahne performansı açısından çok iyi bir noktadalar.
Yani ISSAY, içinde taşan o şeyi dışarı vurmanın yolunu yavaş yavaş öğreniyor.
Ama yine de…
Hâlâ huzursuz görünüyor.
Çünkü içinde taşıdığı o taşkınlık, sıradan insanların taşıyabileceğinden çok daha büyük.
— Ken Satō
Kaynak: Rockin’On Japan Vol.5 Yayın Yılı: 07.1987 Orijinal Dil: Japonca Çeviri/Scan: Pluto Blackfish
İlk Çeviri Yayınlama: 12.07.2024 Revize Edilmiş Sürüm: 06.07.2026
Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.
“İlk albümümüz çıktığında bile grubumuz değişmeye başlamıştı. Canlı performanslarımızın yönü de farklılaşmaya başlamıştı. Ondan önce, tabiri caizse daha ‘teatral’ bir anlayışımız vardı. (lol) İlk dönem konserlerimizde pandomim gösterilerimi de işin içine katıyor, bir bakıma durgunluk ile hareketi, COOL ile HOT’u kesin çizgilerle ayırıyorduk. Ama zamanla bunu kontrol edemez hâle geldik… Bireysel enerjinin ötesinde, grubun ortak enerjisi ortaya çıkmaya başladı. Bence bunun en iyi yansıması da ELECTRIC MOON oldu.”
Bunlar, ISSAY’in der Zibet hakkında anlattıklarıydı.
Bu sözlerden de anlaşılacağı gibi, grubun yeni yönü sahnede şekillenmişti. Onlarca konser boyunca, daha önce yarı proje grubu görünümündeki topluluk giderek daha sıkı kenetlenmiş gerçek bir gruba dönüştü. Hatta buna, “bir topluluktan tek bir organizmaya dönüşmek” demek bile yanlış olmaz.
İşte bu yeni hâliyle der Zibet’i görmek için 13 Şubat’ta Shibaura’daki depo tipi canlı müzik mekânı INK STICK’e doğru yola çıktım. Şubat olmasına rağmen havada garip bir ılıklık vardı. Deniz kıyısına bırakılmış eski balıkçı teknelerinin yanından geçerek MYSTERY PARK’a ulaştım.
Mekânın önünde şimdiden büyük bir kalabalık toplanmıştı. Aralarından geçip ikinci kata çıktım. Ama doğrusu, salonun dekorunu görünce istemsizce içimden “Ne kadar ucuz durmuş!” demek geçti. (Gerçi daha sonra tam da bu “ucuzluk” hissinin kendine özgü atmosferi yaratacağını o anda tahmin etmem mümkün değildi.)
Tavandan sarkıtılmış tuvalet kâğıtları, salonun dört bir yanına serpiştirilmiş alüminyum folyodan yapılmış “Electric Moon” süsleri… HIKARU bu konser için “Çok fazla düşünmeden, rahat bir hava olsun istedik.” demişti ama ilk bakışta bana daha çok okul festivallerinde kurulan derme çatma korku evlerini hatırlattı.
Konser başlamadan önce grup için görevlendirilen DJ, Cream ve Jimi Hendrix gibi klasik rock sanatçılarının parçalarını ardı ardına çalıyordu. Açıkçası içimden, “Umarım birazdan izleyeceğimiz şey sadece nostaljik bir gösteri değildir.” diye geçirmeden edemedim.
Fakat konser başlar başlamaz bütün bu endişelerim bir anda dağılıp gitti.
Ses olağanüstü derecede derli topluydu.
Bulunduğum ikinci kat normalde sektör mensupları için ayrılan bölümdü ve bu tür yerlerde ses çoğu zaman boğuklaşırdı. Ama der Zibet’in sesi bulunduğum noktaya bile tüm gücüyle ulaşıyordu.
Belli ki bugünkü kimliklerini gerçekten sahnede inşa etmişlerdi.
ISSAY sahnedeki duruşunu büyük bir rahatlıkla ortaya koyuyor; kimi zaman yumuşak, kimi zaman son derece güçlü söylüyordu. HIKARU ise gitarist olarak sahip olduğu tüm birikimi der Zibet’in müziğine en doğru şekilde aktarıyordu.
HAL ile MAYUMI ise yalnızca diğer iki üyenin boşluklarını doldurmuyordu. Grubun müzikal omurgasını kuran asıl güç onlardı. Senkopları, küçük ritmik dokunuşları ve ince ayrıntıları der Zibet’in müziğine bambaşka bir karakter kazandırıyordu. Hatta bazı şarkılarda ritim bölümü adeta müziği önden sürüklüyordu.
Üstelik MAYUMI o gün elinden sakattı; üstüne yüksek ateşli bir grip geçiriyordu. Buna rağmen diğer üyeleri yönlendirirken grubun temelini oluşturan davul performansından hiçbir şey kaybetmemişti.
HAL de aynı derecede etkileyiciydi. Ansızın patlayan bas yürüyüşleri tamamen o ana özgü bir enerji taşıyor, grubun yarattığı “beat”in bir anda canlanmasını sağlıyordu.
HIKARU ise ritim bölümünün hareketlerini dikkatle izliyor ve gitarını buna göre şekillendiriyordu. Ritim gitar ile solo gitar arasına keskin sınırlar koymuyor; ihtiyaç duyduğu anda ikisi arasında doğal biçimde geçiş yapıyordu. Gitar düzenlemelerinin sürekli değişmesi de bunun en güzel göstergesiydi.
İşte bu yüzden ISSAY’i yalnızca grubun vokalisti olarak görmek doğru olmaz.
O, der Zibet’in sesinin ayrılmaz bir parçası.
Müzik onun etrafında dönmüyor; o da müziğin içinde diğer üyelerle birlikte aynı merkezde duruyor.
Bir röportajında söylediği “Dört kişi aynı hizada durup aynı manzaraya bakıyoruz.” sözü tam da bunu anlatıyor. Gözlerinizi kapattığınızda bile dört kişinin tek bir çizgide birlikte performans sergilediğini hissedebiliyorsunuz.
Turne hâlâ devam ettiği için repertuvardan söz etmeyeceğim. Ama nefeslileri de içine katan o yoğun, duygusal ve son derece sıkı sahne sesini en az bir kez canlı dinlemelisiniz.
Çünkü o anda MYSTERY PARK gerçekten karşınızda beliriyor.
Kaynak: Arena37℃ Yayın Yılı: 04.1987 Orijinal Dil: Japonca Çeviri/Scan: Pluto Blackfish
İlk Çeviri Yayınlama: 10.07.2024 Revize Edilmiş Sürüm: 06.07.2026
Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.
Bizi “entelektüel” bir gruptan çok, vahşi bir canlı performans grubu olarak tanımalarını istiyoruz.
“İşte dijital beat’in ulaştığı son nokta.” Der Zibet’in 12 inçlik single’ı “Girls”, işte böyle bir sloganla tanıtılıyor.
Der Zibet’i uzun zamandır sahnede izleyenler, grubun son dönemlerde daha dans odaklı parçalar çalmaya başladığını fark etmişlerdir. Ancak ilk albümleri “Violette Balle”‘den beri grubu takip etmeyenler için “Girls” azımsanmayacak kadar şaşırtıcı olmuş olmalı.
Programlama ve sampling ağırlıklı dijital beat’ler ile ISSAY’in vahşi vokali… Eğer “Violette Balle” dinleyicinin zekâsına ve duyarlılığına seslenen bir albümse, “Girls” çok daha doğrudan içgüdülere ve bedene hitap ediyor. İçinde hafif tehlikeli bir hava, hatta “acımsı” diyebileceğimiz bir sertlik (aku) hissediliyor.
Daha önce “Bir rock grubu olmak zorunda değiliz.” diyen ISSAY’e, son zamanlardaki düşüncelerini sorduk.
Röportaj: Hiroko Yamamoto Fotoğraf: Mariko Miura
𒀹 “Girls”ü dinleyen birçok hayran şaşıracaktır, değil mi?
𒀺 Bu kez sampling’in kralı benim. (lol) Ama aslında en çok istediğim şey, saf ve doğrudan bir güçtü.
𒀹 Oldukça sert bir parça olmuş.
𒀺 Daha doğrusu, grubumuzun yönünü en iyi yansıtan parça bu oldu. Biz zaten dans müziğine yakın olmak isteyen bir gruptuk. İlk albümümüzde de dans edilebilir bir hava vardı ama ben onu çok daha yoğun şekilde dans ettiren bir müzik yapmak istiyordum. Kendi adıma konuşursam, bu altyapının üzerine söylediğim vokali gerçekten çok seviyorum.
𒀹 Gerçekten çok etkileyici bir vokal.
𒀺 O vokal sanki arkadaki müzikle kavga ediyor, değil mi? (lol) Çünkü stüdyoda üstümü başımı umursamadan dans ede ede söylüyorum. Ses ne kadar dijital işlemlerden geçerse geçsin, söyleyen sonuçta yaşayan bir insan. Çok sert, vahşi ve saldırgan bir his veriyor. Eskiden böyle bir altyapının üzerine nasıl söylemem gerektiğini bilemezdim ama bu kez bunu aşabildim.
𒀹 Sesin de kalınlaşmış gibi.
𒀺 Ben ergenliğe yeni girdim. (Uzun bir sessizlik.) Boyum uzadı, sakallarım çıktı, sesim kalınlaştı… Tam ergenlik yani. (lol) Kaç yaşındayım bilmiyorum ama zor bir dönem. (lol)
𒀹 Eskiden “pop” tarafını özellikle vurguluyordunuz. Ama “Girls”ü dinleyince rock tarafına daha güçlü yöneldiğinizi hissettim.
𒀺 Sanırım öyle. Çünkü bizim gibi bir grubun ayakta kalabilmesi için böyle bir duruş sergilemesi gerekiyor. Yoksa insanlar sadece görüntümüze bakıp “Ne güzel, pop grubu işte.” deyip geçiyorlar. Bundan kurtulmamız gerektiğini hissettim.
𒀹 Bunu neden hissettin?
𒀺 Sanırım dergilerin bizi ele alış biçiminden ve konserlerde aldığım tepkilerden… Mesela röportajlarda sürekli “David Bowie’yi seviyorsun, değil mi?” diye soruyorlar. Der Zibet’i dinleyip insanların aklına neden hemen David Bowie geliyor? Buna gerçekten sinir oluyorum…
𒀹 İnsanların sizi önce dış görünüşünüzle değerlendirmesi kolay oluyor. Oysa Der Zibet’in müzikal açıdan ne kadar geniş bir yelpazesi olduğunu anlayacak daha fazla dinleyiciye ihtiyaç var.
𒀺 Kesinlikle. Ama bizim yapabileceğimiz tek şey insanların bizi dinlemesini ve sahnede izlemesini sağlamak. Reklam yapmak ya da medyada görünmekten söz etmiyorum. Yapmamız gereken şey, gerçekten güçlü bir canlı performans sergilemek. En azından konser boyunca seyirciyi tamamen içine çekebilmeliyiz. Bunun için mutlak bir güce sahip olmamız gerektiğinin farkındayız ve bunu ancak kendimiz başarabiliriz.
𒀹 Keşke insanlar “Der Zibet yakışıklı bir grup.” demekten çok, “Canlı performansları inanılmaz.” deseler.
𒀺 Aynen öyle. Bence doğru yol da bu. Daha fazla insanın bizi dinleyebilmesi için farklı gruplarla ortak konserler vermeye de devam etmek istiyoruz.
𒀹 Umarım kendi temposunda ilerleyen bir grup olmak yerine, kısa sürede çok büyük bir grup olursunuz.
𒀺 (lol) Bu güzelmiş. “Becerikli şahin pençelerini gizler.” derler ya… Şaka bir yana. (lol) Elbette daha da büyüyeceğiz. Şu anda tek istediğimiz şey daha vahşi olmak. İnsanlar bizim grubumuz hakkında sürekli “entelektüel” falan diyorlar ama aslında hiç de öyle değiliz. İçimizde vahşi bir taraf var ve insanların bunu da görmesini istiyorum. Hatta “Bunlar dâhi sanıyorduk, meğer tam anlamıyla delilermiş!” desinler. (lol) İşte ulaşmak istediğim nokta bu.
Gerçekten de Der Zibet, dış görünüşü öne çıktıkça yanlış anlaşılmaya daha açık hâle gelen bir grup. Bu yüzden herkesi susacak kadar etkileyici bir sahne performansı sergilemeleri büyük önem taşıyor. Nitekim konserlerde seslendirdikleri yeni parçaların kalitesi gerçekten göz kamaştırıcı. Geriye kalan tek şey, dinleyiciyi tamamen kendilerine çekebilmeleri…
ISSAY’le yaptığımız bu söyleşi de gösteriyor ki, o bunun fazlasıyla farkında.
Der Zibet şu sıralar ülke çapındaki turnesine devam ediyor. Çok yakında ikinci albümlerinin kayıtlarına da başlayacaklar. Dünden daha vahşi, dünden daha çarpıcı olmalarını yine sabırsızlıkla bekliyoruz!
Kaynak: Arena37℃ Yayın Yılı: 07.1986 Orijinal Dil: Japonca Çeviri/Scan: Pluto Blackfish
İlk Çeviri Yayınlama: 09.07.2024 Revize Edilmiş Sürüm: 06.07.2026
Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.
Bu kez der Zibet dosyamızın ikinci bölümünde; kadınlar, aşk, erkeklik anlayışı ve daha birçok konu başta olmak üzere beş ana tema üzerine konuştuk. Merak edilen der Zibet’i daha yakından tanımak için harika bir fırsat!
Röportaj: Yuko Umehara Fotoğraf: Motoko Sashi
𒀸 Kadınların farkına ne zaman varmaya başladınız?
HIKARU: Tam olarak ne zaman kadınların farkına vardığımı bilmiyorum ama anaokulu öğretmenime âşıktım. Onu inanılmaz güzel biri olarak hatırlıyordum ama yıllar sonra fotoğrafını görünce aslında o kadar da güzel olmadığını fark ettim. (lol)
ISSAY: İki yıl önce. Gerçekten. Çünkü çocukken hem erkek arkadaşlarımı hem de kız arkadaşlarımı severdim; o zamanlar kız ya da erkek diye ayırmazdım. Sanırım iki yıl önce ilk kez, “Aa, bu bir kızmış… Olmaz!” diye düşündüm. Kızlar belli bir yaşa gelince değişiyor ya… Önce “Bir tuhaflık var.” diye düşünüyordum, sonra “Demek ki kızmış.” diye fark ettim.
MAYUMI: Ben ise ilk öpücüğümü aldıktan sonra… (lol) Şaka bir yana, anaokulundayken Yoko-chan vardı!
HAL: ISSAY’in bahsettiği anlamda düşünürsek ben de oldukça geç fark ettim. Çünkü hep on kızın arasında tek erkek olarak oynayan çocuktum. Kadınları gerçekten bilinçli şekilde fark etmeye başlamam sanırım lisenin sonlarına denk geliyor. Ama ilk aşk anlamında söyleyecek olursam, ilkokuldayken Takako Yamada adında bir kızdan hoşlanıyordum. Bana Sign wa V’nin bir fotoğraf kartını vermişti, çok mutlu olmuştum.
𒀸 Kadınların hayatınızdaki yeri
MAYUMI: Vazgeçilmezler. Lise ikinci sınıftayken ilk kez bir kızla çıkmaya başladığımda, insanın en az bir kez böyle bir ilişki yaşaması gerektiğini düşündüm. O deneyim sayesinde bakış açım genişledi.
ISSAY: Beni korkutan şey, kadın olduğunun farkında olmayan kadınlar. Kadınlardan nasıl etkilendiğime gelince… Terk edildiğim zaman şarkı yazabiliyorum. (lol)
MAYUMI: Bence erkeklerin harekete geçebilmesi için mutlaka bir hedefe ihtiyacı var. Kadınlar ise belirgin bir hedefleri olmasa bile ilerleyebiliyorlar. Hangisinin daha iyi olduğu meselesi değil bu ama doğrusu bu yönlerini kıskanıyorum. Bu yüzden onlara büyük saygı duyuyorum, ama aynı zamanda onları anlamanın zor olduğunu da düşünüyorum.
Bir de nedense kadınlar sürekli bana gelip dertlerini anlatıyorlar. Böyle olunca çevremdekiler bana şakayla karışık “Sengoku Jesus” gözüyle bakıyorlar. (lol) Ama bundan şikâyetçi değilim; hatta hoşuma gidiyor.
HAL: Hayatın akışı içinde bazen hiçbir şey düşünmeden sevdiğin kadınla baş başa vakit geçirebilmek çok önemli. Böyle zamanlarım olmazsa kendimi iyi hissedemiyorum.
𒀸 Aşk size neler kazandırdı?
HIKARU: Belki hayat görüşüm değişmiştir ama bu biraz fazla genel kalıyor. Daha çok düşünce tarzım değişti diyebilirim. Kadınların erkeklerden gerçekten farklı olduğunu öğrendim.
ISSAY: Sanırım dünyam genişledi. Sevdiğim kişi benim için yeni bir pencere oldu; onun sayesinde daha önce bilmediğim şeyleri görmeye başladım.
MAYUMI: Artık konuşmasına gerek kalmadan, sadece gözlerine bakarak ne düşündüğünü anlayabiliyorum.
HAL: Eskiden insanların neden kadın-erkek ilişkilerine bu kadar önem verdiğini anlayamazdım. Ama biriyle çıkmaya başladıktan sonra bunun nedenini biraz olsun kavradığımı hissettim.
ISSAY: Şunu öğrendim… Birini ne kadar çok seversen, sonunda yine yalnızca kendin olabileceğini de o kadar iyi anlıyorsun.
𒀸 Sizce bir erkek nasıl olmalı?
HIKARU: Buna hemen cevap veremememin nedeni, kafamda kesin bir ideal olmaması olabilir. Ama ben kendi ayakları üzerinde duran biri olmak isterim. Günün birinde evlenecek olursam, önce sağlam bir temelim olmasını isterim. Biraz eski kafalı sayılabilecek bir erkek anlayışına sahibim. Erkek egemenliği fikrinden hoşlanmam ama “Kadın şöyle olur, erkek böyle olur.” gibi kalıpları da sevmiyorum.
ISSAY: Erkeklik taslamayın. İnsanları dış görünüşlerine bakarak “erkek” diye değerlendirmeyin. Sonuçta hepimiz hâlâ biraz çocuk kalabiliyoruz. Kendinizi olduğunuzdan büyük göstermeye çalışacağınıza, olduğunuz gibi olun.
MAYUMI: Dışarıdan gelen her şeyi içine alıp, kendi içinde süzüp yeniden dışarı verebilen biri olmalı. Ayrıca ruhen de her koşula uyum sağlayabilecek kadar esnek olması gerektiğini düşünüyorum.
HAL: Ben sadece hayallerini kaybetmeyen biri olmak isterim. Bence en önemlisi de bu.
𒀸 Moda
MAYUMI: Kıyafet konusunda çok takıntılı biri değilim. Dağınık giyinmeyi de severim; o günkü ruh hâlime göre giyinirim. Mesela bugün kendimi biraz havalı hissediyorum. (lol)
ISSAY: Şık olmak zorundayım! Hepsi bu.
MAYUMI: Ortaokuldayken ilk takım elbisemi aldım. Giydiğimde kendime çok yakıştırmıştım. Rahat kıyafetler giyince fazla hareketleniyorum; bu yüzden bana pek uygun olmadığını düşündüm. Aynaya baktığımda takım elbisenin bana yakıştığını gördüm, çevremden de olumlu tepkiler aldım. O günden beri hep takım elbise giyiyorum.
HAL: Eskiden kıyafetlere pek ilgim yoktu. Yeşil tonlarını sevdiğim için çoğu zaman sadece rengine bakarak kıyafet alırdım. Ama zamanla farklı insanlardan etkilenerek çok şey öğrendim. Hâlâ öğrenme aşamasındayım ama gözle görülür biçimde geliştiğimi düşünüyorum.
Kaynak: Arena37℃ Yayın Yılı: 01.1986 Orijinal Dil: Japonca Çeviri/Scan: Pluto Blackfish
İlk Çeviri Yayınlama: 08.07.2024 Revize Edilmiş Sürüm: 06.07.2026
Not: Bu çeviri Pluto Blackfish Archive için hazırlanmıştır. Kaynak gösterilmeden kopyalanmaması rica olunur.